bonprix ekose pantolon flare

Ona orta büyüklükte bir yıldız diyorlar, bazen sarı cüce diyorlar, 220 milyar yıldızdan sadece bi tanesi diyorlar, ısı ve ışık kaynağı diyorlar. Kim mi? Bilim adamları! Ben ise mutluluk kaynağı diyorum, sarı dev diyorum, o 1 tanedir diyorum. Bir bakınca yüzümüze bak nasıl da keyfimiz gıcır oluyor, yüzümüzde güller açıyor. Sıcağını, soğuğunu geçtim de gökyüzüne, denize, çiçeklere, yüzümüze bile rengini veriyor şöyle bir gülümseyince. O çok karlı günlerin ardından açıveren, içimizi dışımızı ısıtan bir günden geliyor bu post. Üstümdeki bu çok sevdiğim pantolon ve polar sweatshirt bonprix koleksiyonundan, sizce de tam bir sk8ter girl olmamış mıyım:) [ #küçüldecebimegir ]

devamini oku

boyner gömlek mimya pantolon moda

Fotoğrafta Jamaika ya da Şeysellerde kumsala konuşlanmış bir barda hindistan cevizimi renkli bi pipetle hüpletirken #sorrynotsorry ibarelenecek bir instagram yapacakmış gibi bir poz vermiş olabilirim:) Ama işte yağmurlu, bol kornalı, karanlık mı karanlık bir Pazartesi’den günaydın!

Konuyu Jamaika’dan açınca aklıma 90larda izlediğim Jamaika’da geçen bir tıp fakültesi hakkında absürd komiklikte bir dizi ve bana nasıl umut verdiği geldi (edit: adı Going to Extremes’miş) . O zamanlar ben de üniversite sınavına hazırlanıyorum ve önümde babam sağolsun tek seçenek var: tıp fakültesi! Hatta annem dışında tüm sülale, okulum, okulda sözümona psikolojimden sorumlu rehberlikçim ve zaten puan peşindeki dersanembenim tıp okumam konusunda çok net:)  Şimdiki çocuklar gibi bir durumum da yok hani, babamı karşıma alıp hayır baba ben tıp okumak istemiyorum çünkü ık bık bık diye esaslı ve kesin sebepler sunabilecek kadar ağzımı açmam da söz konusu değil, tıp okuyacağıma öleyim daha iyi diye arabeske bağlamam da söz konusu değil :) 3.5 yaşındaki oğlum örneğin baya neyi neden niçin istemedğini ya da yapmayacağını 16 yaşındaki Burçin Akgün’den daha iyi ve net söylüyor. Neyse ben de çaresiz okuyacağım ya kendi kendime bu diziye bakıp (dizi sonuçta Jamaikada geçiyor tıp eğitimi de olsa son derece lakayt ve keyifli, e deniz güneş kum da cabası:))  diyorum ki ilk sene araştırır bulurum böyle bir okula “dikey geçiş” yaparım, çaresizliğin dikey versiyonu:p  Neden tıp okumadığım ise anca kazanınca bana gelen “isyeaaannn” sonucundaydı, o bambaşka ve upuzun bir hikaye.

Neyse konuyu kendi gençliğime teessüf edip yine eğitim sistemine söverek kapatırken, hadi diyorum önce fotoğraflara sonra eşim desem çok resmi, kocam desem çok höthöt, kociş desem çok instagramda bi takım giyinip poz veren çiftimsi olacak Burak Ünaldı’nın “Neden Hepimiz Blokflüt çaldık” TED konuşmasını dinleyin derim:)

devamini oku

çizgili kazak mango çanta manu atelier

Bir pötikare sevdalısı, bir puantiye aşığı olsam da aklım bana hep çizgili gördün mü at sepete der:) Çizgili hep zamansız, hep istediğin stile gönlünce uyarlayabileceğin kurtarıcı demek. Bloga yeni sezon indirim raporru hazırlamak üzere mağazaları dolaşırken yeni sezonda gördüğüm bu kazak pırıltılı kolları ile beni sarmalayınca ben de ona “evet” dedim:) İşte bizim hikayemiz, hiç romantik değil tamam ama “long term relationship” olacağı garanti:p

Yaz bitti biteli gitmediğim Moda’ya bu güzel fotoğrafları çeken Melis’cimle hadi hava bugün güzel diyip itinayla lodosla şarhoş olduğumuz, kendimize Munchies’den sıcak bir köşe ve bol kalori ısmarladığımız bir günden devam edelim o zaman. 

devamini oku

çocuğun 100 dili reggio emilia

Malumunuz beni uzun süredir takip edenler oğlumla ilgili az sayıda paylaşım yaptığımı bilir. Bunu tercih etme sebebim, her çocuğun ve her annenin ayrı olduğu,  kafası karışmaya çok müsait biz annelere işin uzmanı olmayan kişilerden okuyuverdiğimiz şeylerin yanıltıcı ya da psikolojik olarak baskılayıcı olabileceği gerçeğini hep aklımda tutuyor olmam. Yoksa yediği granalodan, yıkandığı şampuana, danıştığımız psikologdan, çocuk doktorumuza hepsi her aile gibi bizde de mevcut ve çoğu benim karakter özelliğimden olsa gerek hep enine boyuna belki bazen gereğinden fazla düşünülüp taşınılan şeyler:)

Bir eğitimci olarak “okul kabusu” ise daha çocuğum bile olmadan önce beni esir aldığından onu da tam anlamıyla içime sindiğinde, taşlar yerine oturduğunda, en önce de kendi içimdeki sorularımın cevaplarını bulduğumda ve başlangıçta  okul kararıma karşı olan ailemin istisnasız tüm bireylerinin objektif yorumlarını aldığımda paylaşmıştım. New School Ataşehir okulumuzu seçtiğimiz zaman yazdığım şu yazının ve şu güncellemenin üzerinden çok zaman geçti, yani Ali Efe büyüdü, büyümek beraberinde farklı arayışlar, farklı zevkler, farklı doyumlar getirdi. Öte yandan okulumuz yine aynı kaldı. Neden hala New School‘dayız, memnunuz, oğlum değişip evrildikçe aynı okul farklı ihtiyaçlara nasıl hala bizi tatmin edebilen cevaplar verebildi. Bunu en önce ÇOCUĞUN 100 DİLİ ve Reggio felsefesi ile açıklamaya çalışacağım. Ama bu yazıyı esas yazma amacım uzunca zamandır sizlerden gelen sorulara cevap olmak, daha da önemlisi umudun elimizden yağlı bir ip gibi kayıp gitmeye yüz tuttuğu, yok yok hatta su buharı gibi puf diye ortadan yok olmaya yüz tuttuğu şu dönemde “Bütün ümidim çocuktadır” revizesi ile o umudu biraz olsun geri getirmek. Şanslıyız ki biz oğlumun 100 dilini okuyabilen, anlayabilen bir kurumun içindeyiz. Herkes bu şanslara sahip olamayacağını- maddiyat, ulaşım, olanaklar vs vs- düşünecektir, işte bu da o 100 dili anlamak için biraz da bireysel çaba göstermeye çalışalım diye belki aklınıza bir yol getirir. Bu yazı çok uzun olacak benden uyarması:)

devamini oku

indirimde ne almalı mudo 01

“DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.” -

Daha yeni yıla girerken kendimizi yitik ve değersiz hissettiğimiz, ışığımız söndüğünü düşündüğümüz için Carl Sagan’ın Kozmos kitabından bu satırları hatırlayalım istedim:) Hemen sonrasında da çocukluğumu hatırladım, daha dün Barış Manço’nun doğumgünüydü, çocukluk aşklarımdan biri o kadar yaşlı olmasına ve itiraf edelim pek de yakışıklı olmamasına rağmen hayranlıktan öldüğüm Kaptan Cousteau’ydu, ah Carl Sagan ve Kozmos’un yeri ayrıydı, o kadar heyecanla beklerdim ki. Sonra Adile Naşit, hep ve daima gülen bir yüzle, tatlı bir sesle yatağa uğurlardı bizi; şimdi sadece kızgın suratlar ve suretler var TVlerde. Ne mutlu dedim kendi kendime, orta yaşlılığımın bu ümitsizlik çukurunda debelenip duracağını bilemeden bu insanlar sayesinde hayaller kurabildiğim, çalışmanın, keşfetmenin, peşinden gitmenin, “oku”manın, dünyanın çooook büyük olduğunun ve insanın mütevaziden daha fazlası olmaması gerektiğinin bilincinde nefis bir çocukluk geçirmişim. İyi ki varlarmış, iyi ki çocukluğuma dokunabilmişler.

devamini oku

mimya populist bomontiada istanbulda nereye gidilir

 

“İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir” diyordu Amelie filminde. Ne kadar da doğru. Ait olma hissi, ya da iç güdüsü diyelim ne acayip, bazen seni mahkumiyete sürüklüyor, istemediğin bir kişiye, istemediğin bir hayata, istemediğin bir şehre. Bu ara zaman nasıl da hızla akıp gidiyor diyorum hep, 2016 ne zaman başladı ne zaman bitti ve yaşanan tüm korkunçlular, çocukluğumuzdan kalan son kahramanlar ne zaman yitip gitti anlamadım bile, demek ki bu yıl zamanı durdurmayı hiç istememişim, demek ki kendimi hiç ait hissetmemişim. Yok hissetmiyorum, ne bu zamana, ne bu şehre, ne bu yaşananlara, ne bu insanlığa ait de değilim, parçası da.  O yüzden yine zaman makinama atladım diyelim.

Demiştim ya Mimya  çekimlerini hep zamanda yolculuk yapar gibi yaptık. Mehtap Yılmaz bu paltoyu çizerken ne düşündü bilmem ama bu defasında ben süremediğim ruj yerine renk versin diye üzerimde kırmızı uzun bir palto, saçlarımda berem, yağmurlu bir güne, az önce Hemingway’in hızla bir şeyler içip çıktığı bir mekana, kulağıma çalınan Parizyen bir şarkıya, yaklaşan trenden inecek bir yolcuya aidim. 

devamini oku

FN_kırmızı look 04

Neden bilmem; ışıktan mı, renkten mi, Melis’in beni böyle güzel çekmesinden mi, bu fotoğrafta, bu kostümle kendimi bir Tamara de Lempicka tablosu gibi hissettim.  Bir zamanlar ODTÜ’deki ofisimde duvarımı süsleyen bir reprodüksiyonu vardı, bütün kolilerimi açtım ama nereye kaldırdıysam bulamadım. Bazı anıları, hatıraları hep bizimle kalsınlar diye kutulara, çekmecelere kaldırıp, bir bakıma yine de baya baya veda ediyoruz. Eskiden sık sık açardım ben bu kutularımı, bazen çok keyiflenirdim, bazen çok hüzünlenirdim, ama en azından bir köşede bir başına bırakmazdım hiç. Düşündüm, galiba anne oldum olalı bıraktım, belki de artık hep bu an ve bir de gelecek, yaşanmış olanlardan daha baskın olduğundan, belki sadece hiç  vakit bulamadığımdan. Al işte bir “neden bilmem” daha. Döndük mü paragrafın başına:)

Kendimi bir Lempicka, bir Magritte, bir Picasso ve bir de , Vetriano hayalimle, sizi de bu postla baş başa bırakıyorum o halde:) 

devamini oku
Toplam 316 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345678910...2030405060...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu