Aylık arşivler: Ağustos 2009

| ISTANBUL FASHION DAYS

Hanımlar, defilelerden resimleri hızlıca sizinle paylaştıktan ve 3 günün yorgunluğunu atlattıktan sonra ileride moda haftası olmasını umduğumuz ilk moda günlerimiz hakkında izlenimlerimi ve dileklerimi de paylaşmak istiyorum! Belki okuyanlar dışarıdan bakan bir “göz”ün yorumlarına kulak verir ve Şubat’daki moda günlerinin hazırlıklarında bunları dikkate alır!

Ayrıca ITKIB ve MODA TASARIMCILARI DERNEĞİ’ne sesleniyorum: Şubat’ta, yanlış ismi yanlış modele konduran, yanlış kapanış defilesi haberi yapan, gelecek sezon bizi şunlar bekliyormuş diyemeyen, yalnızca frikikleri baş sayfaya taşıyan basın grubuna Türkiye’deki top moda bloglarını da katmalarını, böylelikle doğru, kaliteli ve modayı sayfa doldurmak değil keyif için hepsinden de daha profesyonelce haber yapan moda blogları sayesinde amaçladıkları şeylerin konuşulup tartışılmasını ve dünyaya yayılmasını sağlamalarını diliyorum!!! Bir de sadece mankenlerle ve onların organlarıyla ilgili olmayan tasarımları görebileceğimiz yüksek çözünrlüklü fotoğraf ya da slide showların IFD web sitesinde yayınlanması ne hoş olurdu, style.com bu konuda süper bir örnek!

ORGANİZASYON:
Bir “ilk” olmasına rağmen son derece başarılıydı, organizasyonu tebrik ediyorum. Aksaklıklar yok değildi ama o kadar da olsun dedirtecek kadar güzel bir organizasyon vardı.

Öncelikle mekan seçimi mükemmeldi, TAŞKIŞLA’nın tarihi atmosferi, vitrini andıran kocaman camları, pembe ışıklara boğulmuş devasa sütunları, taş kokusu, ve hatta bu sıcakta bizleri püfür püfür serinleten asırlık ağaçlarıyla yabancı basının ağzını bir karış açık bıraktı! Öyle çok beğendilerki içeride yaşanan havasızlık ve sıcak bile unutuldu.

Kahve Dünyası ve OTTO avluda yeme-içmeden sorumluydu ve tüm kalabalığa rağmen yemekler de kahveler de baya hızlı ve güzeldi. Yukarıda loungelarda ise bedava:) DICE KAYEK tasarımı şişelerde soda, su ve Redbull, mineral ve enerji ihtiyacını epeyce karşılamaktaydı.

Görevlilere gelince herkes epey güler yüzlü ve kibardı, ama eğitim de şart:) IFD logolu cici beyaz elbiseleriyle görevli kızlar nispeten daha sevimli, bilgili ve yardımcıydılar, fakat güvenlik neredeyse bilgisizdi. IFD’yi bizlere kavuşturan koskoca ITKIB başkanını bile kapıda durdurup sorgu sual ediyor, görevli-VIP-all access-kulis gibi yazılar bulunan kartları pek ayırt edemiyorlardı.

TAŞKIŞLA’nın devasa koridorlarından ikisi A ve B olmak üzere 2 defile salonu yapılmıştı, işte en büyük problem burada yaşandı. Koridor olduğu için bir ucu kulis bir ucu davetli girişi şeklinde düşünülmüştü ama bu tek kapı hem PROTOKOL hem VIP hem BASIN hem YABANCI BASIN hem DAVETLİlerin hepsine yetişemedi, yarım saat önceden sıraya girmek güvenlikçilere laf anlatmak, ve en sonunda ezilmek yaşanan rutinlerdi. Ne protokol yerine oturabildi , ne gelen VIPlerin hepsine yer bulunabildi, ne de davetliler ezilmekten kurtulabildi:( Özellikle basın nasıl olsa önce alınacaklarını bildikleri için hep son anda gelip kalabalığı yararak sinirleri gerilen inanları iyice çileden çıkardılar. Ama şu güzeldi, hiç bir VIP misafir ya da hiç bir PROTOKOL üyesi için onların yerine oturmuş bile olsa normal davetliler kaldırılmadı ya da rahatsız edilmedi. Örneğin Hande Ataizi, HAKAN YILDIRIM defilesinde paşa paşa dışarı çıkmak zorunda kaldı yeri olmadığı için…Bu problem halledilmeli, kimse çile çekmemeli ve kapı en azından basın için ayrı olmalı bence.

İnternet ağı ise hızlı ve kesintisizdi, onca haberci notebookları başında anında haber geçebildi ve tüm o yoğunluğa rağmen nette problem ya da aksama olmadı.

FUAR ve STANDLAR:
Beyaz ve aydınlıktı, üstelik defile salonlarına çıkılan koridorlar boyunca olduğundan hiç gözden kaçmadı, tasarımcılar satış bile yapabildiler, yabancı mağaza ve stylingcilerle bağlantılar kurdular. Tasarımcı standlarında podyumda sunulacak parçalar askılarda duruyordu, yani defilede olmasa bile orada rahatlıkla parçaları görebiliyor hatta deneyebiliyor, sipariş verebiliyordunuz. Marka standlarında verilen minik hediyelerse çok hoştu, seneye yazın raflarda neler olacak görebildik. Moda Fotoğraflarından oluşan minik bir de sergi vardı ki hem başarısızdı hem de çok dipte olduğundan pek dikkat çekmedi.

PODYUM:
Belki de dünyanın en geniş ve en uzun podyumuydu, podyum o kadar geniş tutulduğu için de oturacak sıralar yetersiz kalmıştı. Sıfır beden mankenlerin 4ünün yanyana bile rahat geçebileceği podyumun eni ve boyu biraz kısaltılsa 3er sıradan bank konulabilir ve ayakta da daha fazla kişi defileleri izleyebilirdi.

Provalar defile saatine çok az zaman kala gerçekleşiyordu ki bu ne kadar doğru bilemiyorum, yine de pek sarkma, erteleme ve gecikme olmadı.

Bir başka önemli eksik bence makyajdaydı, mankenlerin defile saç ve makyajları mükemmele yakındı peki ama bu kadarı yeterli mi? Hayır! O bembeyaz spotların altında Ece Sükan’ın poposundaki kırmızılıklar, Nur Gümüşdoğrayan’ın sivilcesi, Selma Ergeç’in çatlakları ayan beyan ortadaydı! Makyajdan sorumlu arkadaşlar Coverderm filan gibi ürünler, sprey fondötenler var, bugüne bugün biz faniler bile bir yere giderken concelarlar, şunlar bunlar bu işi beceriyoruz yafu:)

Defile boyunca bayılacak boyutta sıcak ise diğer problemdi, havalandırma maalesef yeterli sayıda görünmekte ama yeterli derecede serinletmemekteydi. Biz bittik, kulisten çıkan modeller saunadan çıkmış gibi damla damlaydı, podyum da yürü yürü bitmez, kızlar epey “ter”ledi:)

MODELLER:
Gösterdi ki Tuğçe Kazaz dünya standartlarında bir model, keşke asiliği bırakıp kariyerine odaklansa. IFD’nin en iyisi tartışmasız Tuğçe idi. Ahu Yağtu, IFD ile podyumlara geri dönen Selma Ergeç ve bir de dizlerini kırmadan yürümeyi öğrenirse (ve azıcık inzivaya çekilse)Ece Sükan diğerlerine oldukça fark attı. Adını bir türlü öğrenemediğim Deniz Mercan defilesinin baş mankeni olan İspanyol model gibi bir şey hiç görmedim, mükemmelden öteydi! Bir de Rus olduğuna adım gibi emin olduğum ama Türk çıkan, omzunda şahane dövmesi olan bir modelimiz vardı, o da oldukça iyi sayılırdı. Azra Akın eksikti bence, keşke Güzide Duran da olabilseydi. Tülin Şahin ise evet çok iyi bir model, ben de kendisini pek severim ama magazin basınının “cesur” açlığı sayesinde sürekli baş sayfa oldu, yoksa performansı o kadar da değildi.

IFD’den anladığımız bir diğer şey de memlekette model olmadığıdır hanımlar, yani yabancı basın da olduğundan model seçimleri uzun ve inceler olmak üzere dikkatli yapılmıştı, o yüzden de sayıca biraz azdı, kızlar artık akşamki defilelere doğru makyajdan, saçtan ve yürüyüp durmaktan bitap düşüyordu, resmen enerjilerinin bittiğini görebildim. Yine bu anlamda da Tuğçe en düzgün olandı, sanırım defile aralarında Ece Sükan ve diğer bazı modeller gibi sürekli bahçede gezmek, sohbet etmek yerine bol bol dinlendi.

TASARIMCILAR:
Özellikle de genç tasarımcılar göz doldurdu. Hem basın hem davetliler yeni isimleri tanıdılar. Bahar Korçan gibi ünlü modacılardan bu işin duayeni yerli yabancı isimlere kadar ortak fikir genç tasarımcıların inanılmaz özgün olduğu, taklide ya da esinlenmeye hiç kaçmadıklarıydı.

Bence tasarımcılarda en büyük sorun, koleksiyonu dayandırdıkları temayla koleksiyonun pek de birbirini tutmuyor olmasıydı. Temasıyla koleksiyonun ahengini yakalayan bir tek GAMZE SARAÇOĞLU, ÖZLEM SÜER ve GIZIA idi, en alakasız ise BAHAR KORÇAN’dı bence. Ayrıca koleksiyonlar içinde bir bütünlük yok gibiydi, parçalar tek tek hep güzel ama bir arada birbirinden farklılaşmış sanki aynı tasarımcının farklı koleksiyonlarına bakıyormuşuz gibiydi çoğunlukla. Tanıştığım bir Fransız moda fotoğrafçılığı ve styling stüdyosunun yöneticine bunu söyledim ve hatta aynı anda ikimizde “no integrity” dedik! Bunu biraz da ilk moda günleri olmasının ve içlerindeki tüm esini ortaya koymaya çalışmalarının bir sonucu olarak gördüğümü söyledim ve bana hak verdi.

Henüz Pantone ve hatta Stahl 2010 Bahar renk raporlarını sunmadıkları için bizim tasarımcıların renk konusundaki istikrarını başlayacak olan New York Moda Haftasında kıyaslayabileceğiz, ama şu var, Bahar/Yaz kreasyonları için çok sönüktü renkler çoğunlukla. Özellikle gri, lilanın iyice pudramsı tonu ve fildişi çok kullanılmıştı. En renkli ve güneşli tasarımlar GÜNSELİ TÜRKAY, HAKAN YILDIRIM for KOTON ve GIZIA idi. Top tasarımcıların çoğu renklerde sönüktü. Renk raporları 2010 baharında mavinin derin tonlarını, orman ve su yeşilini, mor ve sarıyı öncelikli beklediklerini söylemişler, eğer öyleyse GIZIA ve GAMZE SARAÇOĞLU muhteşem mavileriyle önde.

Genel olarak 3D efekti, kumaş oyunları, katlar, drapeler, pililer ve kesikler yoğunluklu kullanılmıştı tasarımlarda. Bunları HAKAN YILDIRIM for KOTON, ARZU KAPROL ve ÖZGÜR MASUR en yaratıcı halinde kullanmıştı. Tek omuz ama mutlaka gerek kuş tüyleri, gerek payet ya da volanlarla süslenmiş ihtişamlı tek omuzlar vardı. Miniler gerçekten muhteşem bir dönüş yapmıştı. Sonunda Türk kadınınını tipine de pek uygun düşmediğinden havuz kenarında komik görüntülere sebebiyet veren mayokini olayının son bulmak üzere olduğunu gördük. Yeniden bikiniler, bol aksesuarlı askılar ve özellikle abiyeleri aratmayacak şıklıkta tek parça mayolar vardı.

FRONT ROW:
Deniz Berdan ve copy-paste yapılmış kızı ile hemen her defilede vardı. İlk gün tüm defilelerde Nebahat Çehre ve Deniz Marşan, podyumda olmadığı zamanlarda Ece Sükan ve tayfası, Demet Şener ve İbrahim Kutluay, Serra Yılmaz, İlker İnanoğlu, Hande Ataizi, Siren Ertan, Selin İmer, Nurgül Yeşilçay, Tuğba Ekinci, Hatice Aslan, Yonca Ebuzziya, Sezen Cumhur Önal, Güneri Cıvaoğlu gibi isimler defilelere katıldı. Esquire’dan ve NTV’nin 5KERE5 programından Alper Kotaman ile birlikte izlediğimiz Hatice Gökçe defilesinde podyuma çıkan ve “rock forever” pozuyla beni hayran bırakan Hayko Cepkin en süpriz isimdi:) Zeynep Tunuslu modacı değil ama basın kimliğiyle tüm programlara dahildi. Eda Taşpınar sörfe kaptırdığından IFD’de yoktu, bu da bize bazı işleri gerçekten hakkıyla yapanlara bırakmak gerektiğini gösterdi! Yani hem moda programı yap hem IFD’de olma! Gözlerim IFD’ye katılmayan Ferhan İstanbullu’yu bir güzel sohbet için çok aradı. Medar-ı ifitiharımız:p VOGUE editörümüz Seda Domaniç ise işte buymuş buymuş fiskosları altında oradaydı. Kendisine acaba dersine çalışmış mı gibisinden gidip çat diye soru sormak istedim, kendimi zor tuttum!

Bir de hiç bir defileye gelmeyen, standa uğramayan bazı ünlü güller,didemler,tugbalar son gece kapanış partisinin “ortam”ına akın ettiler bol bol döt-göbek-göğüs(3G for free:)) teşhiriyle kapanışı yaptılar!

BENDENİZ:

Bu derece sosyal kelebek olmaktan bitap düştüm, 3 günlük ömrüm vardı orada kaldı:) Şu var hanımlar, genel olarak davetliler hep şık ve dikkatliydi giyimde. Trendleri yakalamış, şık olmak için elinden geleni yapmış, ayakkabıları harika seçmişlerdi. Çoğunluk böyleydi, hatta yabancılar ya herkes nasıl böyle hoş ve şık hep böyle misiniz oldular. O yüzden de her gün ne giysem gerginliği yaşadım, şükür hiç pişti olmadım:) Bir de şunu gördüm ki Türkiye’de en çok giden 2 aksesuar LOUBOUTIN ve IPHONEmuş:) Herkessssssssste vardı, ben bundan böyle Manolo’dan, Jimmy Choo, Dior ve Brian Atwood’dan şaşmam, ay yok yok Louboutin daha da giymem:p Kapanış partisinde aşağıdaki zımbalı MANGO elbise, iki bileğime taktığım BIELLA banglelar ve MAX AZRIA ayakkabılarımla katıldım. Resim çekmekten kendimi çekecek fırsat olmadı:)

ITKIB’e tüm yönetim kurulu ve danışmanlarıyla full kadro verdikleri maddi-manevi destek için, Deri Tanıtım Grubu’na büyük sponsorlukları için ve son olarak da özellikle Bahar Korçan’ın idealist ellerindeki Moda Tasarım Derneği’ne, hepsine de bu kadar çok çalıştıkları ve bu işi sonunda başlattıkları için ne kadar teşekkür etsek bilemiyorum!

| ISTANBUL FASHION DAYS | Gamze SARAÇOĞLU Ilkbahar/Yaz 2010

Benim çok beğendiğim tasarımcılardan GAMZE SARAÇOĞLU‘nun koleksiyonunu tanımlamam gerekse “fresh” kelimesini kullanırdım.Kendisinin “Flow” ismini verdiği ve annesine ithaf ettiği koleksiyondaki parçalar, müzik ve ambiyansla birleşince bize bulutların üstündeymişiz gibi bir hava verdi. Natürel renklerin hakim olduğu ve müslin kumaşın kullanıldığı koleksiyon uçuşan kolların, slim minilerin, suluboya desenlerin fırfır, drape ve volanlarla bezendiği parçalardan oluşuyordu.Bu arada bomba haber: SARAÇOĞLU’nun bazı parçaları bizzat Londra HARVEY NICHOLS tarafından sipariş edilmiş!






| ISTANBUL FASHION DAYS | GIZIA Ilkbahar/Yaz 2010

Yurtdışındaki en tanınmış selektif markalarımızdan GIZIA kolesiyonu sonsuz beyazlar, derin maviler, naturel kum ve toprak renkleri, sıcak magma kırmızıları ve tabii ki leopardan oluşan kısımlara ayrılmıştı. Bu ayrıştırmanın sebebi koleksiyonun “Evrensel Oluşumun 4 Temel Gücü olan Ateş, Hava, Su ve Toprak” temasına dayanmasıydı. Kumaş desen ve renklerini dünyanın önde gelen tasarımcıları gibi özel olarak hazırlatan GIZIA genelde hep çok renkli ve çok desenli olduğundan çıkardığı beyaz parçalar şaşırtıcı sadelikteydi. Ben koleksiyonun özellikle mavi kısmını çok ama çok beğendim, saf ipek ve ipek keten metrelerce kumaşın uçuşunu, mermi kovanlarına benzer aksesuar tasarımlarına ve mercan kırmızısına katılmış turkuaz detaylara bayıldım. Leoparlar, özel baskı, yıkama, taş ve nakış işleriyle süslenmiş ceketler ve çok cafcaflı parçalarsa zaten satışlarının da inanılmaz yüksek olduğu Rus hanımlara daha uygundu. Diğer tasarımcılar gibi GIZIA’nın tasarımcısı da kumaş oyunları ve katlamalar ve drapelerle hacim katmıştı tasarımlarına.

| ISTANBUL FASHION DAYS | Hakan YILDIRIM Ilkbahar/Yaz 2010

HAKAN YILDIRIM 21:21de başladığı “MİLAD” isimli defilesinde bize neredeyse all-white bir koleksiyon sundu, ki bunu pek hoş bulmadım çünkü daha Kaiser CHANEL için çok yakın zamanda kusursuz bir beyaz koleksiyon sunmuş, üzerine Elie Saab da aynı şekilde bir koleksiyonla çıkmıştı(ve bu sebepen eleştirilmişti). Açıkçası en merakla beklediğim koleksiyonlardan biri olmasına rağmen Yıldırım’da biraz hayal kırıklığına uğradım, ne yeni yepyeni diyebileceğim bir şey ne de tasarım dehası olan bir şey vardı. KOTON’a hazırladığı koleksiyon bile daha iyiydi bence. Turuncu, gri ve somon renklerde parçalardan sonra tamamen beyaza dönen koleksiyonda en hoş detay kuştüyleriydi. Kuştüylerinden bolca da emek harcanarak yapılan parçalar vardı, ama o bile yine çok çok yakın zamanda sevgili Kaiserimiz Karl Lagerfeld’in baş balerinlerden Elena için hazırladığı kostümdeki fikri çağrıştırıyordu.

| ISTANBUL FASHION DAYS | Özlem SÜER Ilkbahar/Yaz 2010

“Hera, Afrodit, Athena;”3 Güzellerden Bu Yana Güzelliğin Ne Olduğu Değişse de Aradığımız “Aşk”a Dair…” diye başlayan defilede bize derin derin yankılanan kuş sesleri eşlik etti. ÖZLEM SÜER TRILOGY ismini verdiği abiye ağırlıklı koleksiyonunda kemik rengi, taş rengi, duman grisi ve toprak tonlarının en pastel hallerini uçuşan şifonlar, ipek krepler, bol yaka ve omuz detaylarıyla kullanmıştı. Bir yanda klasik helen elbiseler bir yanda drape, volan ve katlarla hacim verilmiş yakalar ve omuzlarla daha modern kesimli parçalar vardı. Özellikle gümüş işleme ve püsküllerin tül inceliğinde işlenip askılardan omuzlara düşüşünü çok beğendim. Fazla iddialı ya da uç değildi, yeni fikirler de yoktu ama hoş ve zarif, üstelik de şık bir koleksiyondu SÜER’inki.

| ISTANBUL FASHION DAYS | Bahar Korçan Ilkbahar/Yaz 2010

“Kabullen ya da değiştir” felsefesi üzerine hazırladığı koleksiyonuyla BAHAR KORÇAN maalesef bana bu temaya dair bir şey vermedi. anki aynı elbiseyi bir kaç kez görüp durdum, yeni, yepyeni olsun diye beklediim bir şeyse göremedim. Fakat başlıklar ve inanılmaz tatlı mini altın melek kanatları da bana yetti! Bir de enfes müzik ve bize dağıtılan kağıttaki şu şiir:

Kabullen
Veya değiştir

Sessizce dönene dahil ol
Veya döngünün içinde
Rüzgar ol
Akıp gitmek,
Bazen bulanık, bazen billur.
Ya da fırlamak
Nehir dışına.
Tersten yüzmek akıntıya
Su olmak
Ya da sudaki tuz olmak!
Sürü dışı
Öncü ölmek
Ya kabullenmek öğretileni,
Ya da görünenin altına
Sakince uzanmak.
Anı suya yatırmak
Ve başka mor’a dahil olmak…

| ISTANBUL FASHION DAYS | QUE Ilkbahar/Yaz 2010

Cesur, çarpıcı ve sıradışı…diye tanıtılan QUE defilesinde kadın koleksiyonunu yine ARZU KAPROL, erkek koleksiyonunu da MEHMET ACAR hazırlamıştı. Arzu Kaprol imzalı parçalarda okyanus renkleri, dalgalar ve volanlar, gri ve beyazla kombinlenmiş pembe tonlar hakimdi. Şortlar ve ceketler çok güzeldi. Özellikle florasan ışıkla hazırlanmış aksesuarlar inanılmazdı! Belde kalın bir kemer, mini bir sırt çantası, motosiklet kaskı ve iri kolyeler şeklinde karşımızda bulduğumuz florasan aksesuarlardan kalın kemere “neden olmasın?” dedim doğrusu! Yine de Network tasarımlarına göre daha uç, daha zor olmasını beklediğim QUE bir kaç parça dışında genel çizginin çok da dışına çıkamamıştı.