Günlük arşivler: Şubat 6, 2010

| IFW | Ardından….

Hanımlar, defilelerden resimleri bu postun altında kalacak şekilde yine sizinle paylaşacağım ama öncesinde yediğin içtiğin senin olsun gezip gördüğünü anlat misali izlenimlerimi ve dileklerimi paylaşmak istiyorum(Tolga Günay’ın fotoğraflarıyla…)!

TEŞEKKÜR:

Öncelikle bir teşekkür!!!! Istanbul Fashion Days ile ilgili şurada yazdığım yazımda “Ayrıca ITKIB ve MODA TASARIMCILARI DERNEĞİ’ne sesleniyorum: Şubat’ta, yanlış ismi yanlış modele konduran, yanlış kapanış defilesi haberi yapan, gelecek sezon bizi şunlar bekliyormuş diyemeyen, yalnızca frikikleri baş sayfaya taşıyan basın grubuna Türkiye’deki top moda bloglarını da katmalarını, böylelikle doğru, kaliteli ve modayı sayfa doldurmak değil keyif için hepsinden de daha profesyonelce haber yapan moda blogları sayesinde amaçladıkları şeylerin konuşulup tartışılmasını ve dünyaya yayılmasını sağlamalarını diliyorum!!! Bir de sadece mankenlerle ve onların organlarıyla ilgili olmayan tasarımları görebileceğimiz yüksek çözünrlüklü fotoğraf ya da slide showların IFD web sitesinde yayınlanması ne hoş olurdu, style.com bu konuda süper bir örnek!” demiştim, ve bu dileğim ISTANBUL FASHION WEEK’te gerçekleşti. Biz moda bloggerlarını “basın” kartları hazırlayarak davet eden IFW’ye öncelikle internet, bilgisayar, çay kahve red bull sandviç, basın bültenleri sağladıkları yine siyah-pembe-beyaz basın odası için çoook teşekkür ediyorum. Defileler sonrası yüksek kalite resimler elimize ulaştırıldı, alamayanlara ayağına kadar basın bültenleri getirtildi vs. Biz de bu sayede defileleri izlerken delice fotoğraf çekmek yerine dilediğimiz kareleri çekip, güzelce notlar alabildik, anında twitterlarımıza sarılarak son haberleri ve deflede olan bitenleri haber verebildik. En önemlisi de bunların hepsini en hızlı ve kaliteli şekilde sizlerle paylaşabildik.

ORGANİZASYON:

Geçen sefer Taşkışla’da gerçekleşen moda günleri bu defa Santral’deydi. Maalesef yanlış bir isimle IFW boyunca basın odasında yakından inceleme ve sığlıklarıyla hayrete düşme şansı yakaladığım magazin basınının abartılı “haber”leri sayesinde olmadı, olmayacak haykırışlarıyla başlayan organizasyon her geçen gün daha iyi, daha sıcak ve daha düzenli hale geldi. Pek öyle public bir figür olmadığından kamera ışığından hazzetmeyen, her yaptığıyla haber değeri taşımayan, jean ve gömlek harici modayla pek de alakalı olmayan Meg Ryan’ın abartıla abartıla yazılan tepkisi sadece ilk günkü aşırı soğuk, otopark ve shuttle sıkıntısı, resimlerin geç ulaşması gibi ufak tefek sorunlardan biri olarak kaldı ve unutuldu.

İkinci gün hem fuar hem defile alanı ve hem de basın odası sıcacıktı. Mekana kurulan simsiyah çadırları, beyaz mobilyalar ve fuşya IFW detayları süslüyordu. Defile alanı gece, fuar alanı ise gündüzdü.

Fuar alanını kapsayan çadır sanki bir caddenin sokakları şeklinde düzenlenmişti ve en ortada yine OTTO vardı, sadece OTTO geçen yazki performansını epey arattı! Sonuçta bir kafe şeklinde olmasına rağmen plastikler içinde servis hiç de şık değildi, üstelik herkesin ve herşeyin şık olmaya çalıştığı bir organizasyonda:)) Fakat o arnavut kaldırımları benim gibi nice kokuşun bir turu ancak bir günde atabilmesine sebep oldu, ah topuklarda hasara değinmiyorum bile!!

Standların bazıları çok şık tasarlanmıştı ve göz dolduruyordu, favorim MEHTAP ELAİDİ ve AVVA, stand elemanları çok bilgili, hızlı ve sıcakkanlıydı, favorim HAKAN YILDIRIM standındaki genç bayan, fakat stand katılımında belli bir kalite maalesef tutturulamamıştı. Bir yanda Hakan Yıldırım, Özgür Masur, Hatice Gökçe gibi çok çok kaliteli tasarım isimler ya da Gizia, Elle gibi büyük hazır giyim devleri; öte yanda çok frapan, rükuş ve seviyesiz markalar vardı. Bence parayı bastıran bir stand ya da defile sahibi olmamalı, her açıdan; tasarım, satış, ihracat hacmi, kumaş kalitesi, dikiş kalitesi ve imaj olarak topluca belli bir kriteri sağlayan marka ve tasarımcılar seçilmeli.

Defile alanı ise A ve B salonlarını, pembe ışıklarıyla basın odasını, VIP salonunu, moda dergi ve televizyonlarının mini standlarını, IMA ve MDT cornerlarını ve en ortada TAMİRANE’yi, bir köşede de Kahve Dünyası’nı kapsayan simsiyah fonda kocaman beyaz balon lambalar ve fuşya detayların olduğu bir alandı. Bu defa güvenlik neyse ki süper kibar, Türkçe konuşabilen ve şık beylerden oluşmuştu, büyük tasarımcıların defileleri öncesi yine biraz karmaşa yaşansa da geçen yılki ezilmeler ve sosyetik bayılmalara meydan verilmedi, basın, VIP ve davetliler sıralı alındı ve tabii ki bu defa daha fazla oturacak yer vardı. Bu defa kapıda girenleri karşılayan fuar-defile-basın masalarındaki arkadaşlar biraz bilgisizdi, isimleri yanlış yazmak, hatta desteği aldıkları İTKİB’i bile “p” ile yazmak gibi bilgisizlikler ve organizatör, basın ve VIP kartlarında karışıklıklar oldu. Sürekli temizlenen alan fuar alanına göre daha rahat ama daha sıkıcıydı, pabuçlarıma kıyabilsem defile aralarında fuar alanında daha çok vakit geçirirdim ama ben daha çok bu alanda Basın Odası’nın nimetlerinden faydalanarak oyalandım.

Bazen siyahlar biraz yorucu oldu, malum kış yüzünden Santral’in keyfi öyle pek çıkarılamadı davetliler tarafından, özellikle Taşkışla’ya hayran kalan yabancı basın yine bir tat bir doku arayışı peşindeydi, neyseki Enerji Müzesi’nde gerçekleşen açılış ve kapanış partileri ve çadırların dışındaki asıl Tamirane ve güzel şarapları onlara bunu sağladı. Yoksa çadırın içinde kapana kısılmış gibiydik. Ama olsun her yer sıcacık olmuştu sonunda!! Üşümeyi hiç sevmiyorum:(

PODYUM:

Yine çooook uzun bir podyumdu, sağda ve solda 6şar sıra odeon düzeninde kurulmuştu, bu anlamda arka sıraların bile görüş alanı oldukça iyiydi. Bu defa provalar defile hangi salonda yapılacaksa onun bir yanındakinde gerçekleşiyordu böylece hem gecikmeler kısmen engellendi, daha da önemlisi davetliler içeride prova var diyerek kapıdan dönsürülmedi.

Bir türlü anlam veremediğim vücut makyajı problemi aynen devam ediyordu! O bembeyaz spotların altında popolardaki kırmızılıklar, bacaklardaki morluklar ve çatlaklar ayan beyan ortadaydı! Makyajdan sorumlu arkadaşlar Coverderm filan gibi ürünler, sprey fondötenler var, bugüne bugün biz faniler bile bir yere giderken concelarlar, şunlar bunlar bu işi beceriyoruz yafu:)

MODELLER:

Maalesef bizim modeller iki hadi üç tanesini tenzih ediyorum yürümeyi bilmiyorlar!! Topuklar yüksekse tökezlemeden, ya da ayağı sürçmeden podyumu tamamlayabilen yok!! Yüzlerinde sanki müziği kafaya takmış, adım sayan ve ilerdeki pozunu nasıl vereceğini unutmamaya çalışan bir ifade, hani nerede attitude?? Bir delici bak, bir fucker ol, bir sevimli ol, hayır tavır maalesef en az catwalkları kadar zayıf ve zorlama. Buradan organizasyona yalvarıyorum paracıkları celebrity eskileri yerine süpermodellere yatırın lütfen, o Meg Ryan bence bi Lara Stone, Karlie Kloss, Jessica Stam getirir, bu süpermodeller hem kıyafeti güzel taşır, hem yürür, hem poz verir, hem partiler, hem magazin basını neye açsa onu gösterir!!! Tasarımcılara da kendi selametleri için sesleniyorum, bu modellerinizi kampa alın lütfen IFWlerden önce!!! Catwalk yapabilen bir model etek ucuna basmaz demişti bir kere Naomi Campbell, elbise onunla yürür, onunla dönermiş! Tabii yabancı basın da olduğundan model seçimleri uzun ve inceler olmak üzere dikkatli yapılmıştı, o yüzden de sayıca biraz azdı, kızlar artık akşamki defilelere doğru makyajdan, saçtan ve yürüyüp durmaktan bitap düşüyordu ama meslek napacaksın!

Şunu çok iyi anladımki müzik ve model seçimi koleksiyonun tanıtımı için hayati önem taşıyor.Örneğin enfes DENİZ MERCAN iç çamaşırları modellerle ziyan olmuş, HAKAN YILDIRIM’ın ilk couture koleksiyonu tökezleyip duran modellerin neredeyse yeter uleeeyyn diye haykırarak etekleri toplayıp da koşarak uzaklaşacakları bir hale gelivermişti. Kendime ve twitterdan sizlere sordum, ya Alexander McQueen bizim olsaydı da şu koleksiyonu burada sunsaydı n’olurdu?!!

Bence Türkiye’nin en iyi modeli Tuğçe Kazaz bu defa sadece bazı defilelere çıktı, Tülin Şahin de öyle, Ece Sükan artık bir editör olduğu için sadece iki özel defileye çıktı ve sayılı yürüyüş gerçekleştirdi, hal böyle olunca bütün yük Ahu Yağtu ve Özge Ulusoy’un üzerine kaldı bence.

TASARIMCILAR:

ARZU KAPROL bu sezonun kraliçesi olarak IFW’yi tamamladı, anlatılacak gibi değildi koleksiyonundaki mükemmellik, genç tasarımcılar ya çok iyi ya çok kötüydü. Yerli ve yabancı moda basını koleksiyonları çok siyah, ve hemen hepsini çok mimari çok kalıplı bulduklarını söylediler. Gerçekten de Hakan Yıldırım ya da Özgür Masur gibi bu tarzı benimseyenler de, hiç denememiş olanlarda koleksiyonlarında “architecture” çalışmışlar ve bu da sanki her tasarımcının bir öncekine benzerlikler taşıyor gibi görünmesine sebep olmuş. Koleksiyonların çoğunluğu ise hem temasını anlatmakta ve hem de bu defa bütünlükte çok başarılıydı.

Mimari kalıpların dışında modacılarımız gelecek sezona dair söylemleri: siyaaaaaaaah, gri, bordo, lacivert ve hardal rengi; kat oyunları, kırışık drape ve pencereler; tulumlar; içi ve dışı farklı renklerde kıyafetler; monokrom aplikler ve belirgin silüetler olarak sıralanabilir. Modacılarımız dnya modasına yön verenlerle uyumlu olabilmişlermi yaklaşmakta olan moda haftalarında göeceğiz ama yazın sundukları koleksiyonlarla bu konuda zaten kendilerini ispatlamışlardı.

FRONT ROW:

Bence tasarımcılarımız burada da biraz ağırlıklarını koymalılar, font rowda isme özel ayrılan yerlere sadece bir kaç isim teşrif etti her defilede. Celebritylerimiz maalesef tasarımcılarına sadık değiller, bu anlamda en yoğun ilişkiyi BNG ve ÖZGÜR MASUR kurabilmiş, onlar misafirleri tarafından hem yalnız bırakılmadı, hem de uzun alkışlarla onore edildiler.
Artık hem blogger hem ünlü kimliğiyle Deniz Berdan yine sıradışı tarzıyl büyük merak, ilgi ve keşif heyecanı ile defilelere katıldı. Meslek icabı Deniz Marşan ve Başak Fransez bazen birlikte bazen yanlarında Nebahat Çehre ile, Eda Taşpınar yeri kapılmışsa merdivene oturarak eğlenecek şekerliği ve yine sıradışı kıyafetleriyle katıldılar. Filiz Akın, İlker İnanoğlu, Nihan Akkuş, Şebnem Dönmez, Yonca Evcimik, Beren Saat, Elif Dağdeviren, Siren Ertan gibi isimler de bazı defilelere geldiler. Önder Bekensir ve Meltem Cumbul ise IFW’ye podyumdan manken kontenjanından katıldılar!

PARTİLER:

Açılış ve kapanış partileri Enerji Müzesi’nde, Bahar Korçan’ın “Dahil Ol” partisi backstagede, Hakan Yıldırım’ın “Absolut Black” partisi podyumda, ELLE dergisinin partisi W otelde, Otto’nun partisi OTTO SANTRALde gerçekleşti. Açılış partisindeki ve ELLE partisinde müzik harikaydı, ama W feci kalabalıktı! Enerji müzesi tam partilik yer! Absolut’un çok şık, Bahar Korçan’ın çok samimi ve sıcaktı partileri.

BLOGGERLAR:

Sürekli eşime eşlik etmek durumunda olduğumdan bloggerlarla istediğim kadar vakit geçiremesemde tanışabildiğim bloggerları çook sevdim, hepsi kalabalıkların içinde farkını belli eden, stili, her hal ve hareketleriyle bir söylemi olduğu anlaşılan çok sıcak, çok şeker, keyifli ve çok azimli bir topluluktu. Trendometre’nin korsan buluşması sayesinde hepimiz birbirimizi tanıdık, en azimlimiz Iconjane oldu. Bize hem organizasyon hem de yazılı basından gösterilen ilgi hoştu, NTV biz bloggerlarla röportajlar yaptı.

STİL ANLARI:

Tabii ki modayı sadece podyumda aramadık, işte hoşumuza gidenler:)





NE OLMALI?

Bence mutlaka ama mutlaka İPEKYOL/MACHKA, NETWORK/QUE ve DAMAT/TWEEN de İstanbul Moda Haftası’nda tasarım ve kalite güçleriyle olmalı!! Onların ismi aranıyor.

Bence mutlaka ama mutlaka Yıldırım Mayruk ve Cemil İpekçi gibi artık moda haftası kapsamında defile yapmasına gerek olmayan, eski ama usta moda duayenleri mutlaka davet edilmeli, defileleri izlemeli, en azından Türk modasıyla yatılıp kalkılan bir yerde onur konuğu gibi ağırlanmalı.

Bence mutlaka süper modeller olmalı, model seçimi çok dikkatle yapılmalı.


BENDENİZ:

İnsan sefahatten de yoruluyormuş yahu!! Defilelere gir, koşarak çık, resim edin, post hazırla, etrafta dolan stil sahibi hanımlar avla ve tüm bunları yüksek ökçeler üzerinde yap!! Bu sabah orada gördüğümde OzanAlçın’a da söylediğim gibi bu week yarın br gün 6-7 güne çıkarsayandıkki ne yandık:)) Ne giyeceğimden tutun şu defileye kessin yetişmem lazıma kadar keyfi kadar da işi var yani:) IFW boyunca siyah-beyaz kombinler yapacağım diye karar almıştım, son güne kadar uyguladım ama son gün caydım! Kıyafet detay ve markaları için tık tık :)

Fotoğraflar: TOLGA GÜNAY

| IFW | Hatice Gökçe Sonbahar/Kış 2010-11

Geçen yıl bizi Hayko Cepkin’le şaşırtan Hatice Gökçe bu yıl koleksiyonuna kadın giyimi de katarak “BLACK CROW” temalı bir koleksiyon sundu. Müziğin arasına karışan karga sesleri eşliğinde sert, siyah ve hızlı bir defile izledik. Koleksiyon tamamen siyahtı ve Hakan Yıldırım’ın ABSOLUT BLACK100 sponsorlugundan sonra bu “all black” koleksiyona da siyah sihir Perwoll sponsor olmuştu.

Ben özellikle ön tarafı karga burnu şeklinde sivrilerek uzayan, arka taradında da siyah kuştüyleri olan bere ve şapkaları çok beğendim, çok sertti. Genel olara deri ve kanvas, transparan şifon atletler, tüylerden oluşan atkı ve etollerle kombinlenmişti. Kollarda deriye uygulanmış drapeler, zırh sertliğinde ve keskinliğinde deri ceketler vardı. Erkek tasarımlar kadına göre çok daha farklı ve şıktı. Fakat defilenin sonunda o mistik, o karanlık hava perwollün saçtığı renkli köpük balonlar sayesinde dağılıverdi, pek alakasız olsa da ben her kız gibi ayyy balooon şeklinde neşeyle izledim, o kısım olmasa kafamın içinde biricik Poe’dan Raven’ı tekrarlayarak çıkacaktım… Slayt gösterisi en altta.

| IFW | BNG Sonbahar/Kış 2010-11

Ön sırada sadık müşterilerinden Nebahat Çehre’nin de olduğu BNG her zamanki gibi doğal kumaşların kullanıldığı, rahat ve sıkıntısız ama salaştan yaratılan bir modernizmin etkisindeydi. Özellikle gömlekler, çok değişik bir kesime sahip fularlı gri triko, koyu yeşil deri lazer cut elbise ve yakadan aşağı akıp giden zincirleri çok beğendim.

“STRATUM” yani katman isimli koleksiyonda zaten farklı dokulu, farklı yüzeyli kumaşlar dan hazırlanan parçalar üst üste giyilmiş, karışarak eşleşmişti. Drapelerle hareketlenmiş şalvar, tulum ve mono elbiseler, yama ya da pencereli trikolarla kombinlenmişti. Siyah, gri ve beyaz ana renklerine arada eşlik eden zümrüt yeşili çarpıcı ve sıcaktı.

| IFW | Mehtap Elaidi Sonbahar/Kış 2010

SAKLAMBAÇ isimli koleksiyonuyla ELAİDİ yine farklı ve özgün kimliğini ortaya koymuş. Birden fazla form ve birden fazla rengin bir arada bütünlük yarattığı koleksiyonda yünlü ekoselere mavi, yeşil, hardal sarısı eşlik ediyor. Ben en çok tozlukları ve tozluk-bot karışımı botları beğendim. Katlaın içinde saklammış ama gülümseyen patlak renklere ve eğlencesine bayıldım. Hem renk hem doku olarak yumuşak ve sıcak bir koleksiyondu.

| IFW | Deniz Mercan Sonbahar/Kış 2010

DENİZ MERCAN iç çamaşırı koleksiyonu güzel müzik eşliğinde yumuşacık triko ve kürklere sarmalanmış hem şık hem çok seksi hem çok kaliteliydi fakat modeller tarafından biraz heba edildi!

AMBIGUITY yani ikilem isimli koleksiyon iç giyimi dış giyim haline getirme trendini çok güzel ve ucuza kaçmadan zerafetle ve şıklıkla yakalamıştı, Yün ve kürk, pamuk, dantel, ipek ve şifonla birlikte kullanılmıştı.

Ben özellikle eskiden erkeklerin diz altı çorapları için kullandığı diz jartiyerlerini pek hoş buldum, ipek bluzan ve yün straplez elbiseyi de çok beğendim. Siyah, pudra ve bordo ağırlıklı renklerdi. Özgür Masur’d bambşk bir sembol olarak kullanılan göz bandı bu defa Deniz Mercan’da da hem de aynı gözde:)) siyah dantelden kullanılmıştı.

| IFW | Ikinci Karma Defilesi

Fotoğraflar ve yorumlar yakında, ilk izlenimler:
1)GÜL AĞIŞ(LUG VON SIGA-von hariç gül agış’ın tersten okunuşu:))
İnanılmaz zayıf bir koleksiyondu, sanki bir iki gunde hazırlanmış gibi, genç ve çıkış yapmakta olan bir tasarımcıdan benim beklentim “yeni bir fikir”, işte o kesinlikle yoktu!
2)ÖZLEM KAYA

Şaşkınlık! Tek kelimeyle çok zayıf bir başka koleksiyondu.

3) GÜNSELİ TÜRKAY

Zırh başlıklar, spartan kasklar, couture hazırlanmış deri omuz ve kol aksesuarları, enfes ayakkabı ve botlar ve silahları taşıyacak gibi görünen askı korselerle GLADYATÖR aksesuarlar kesinlikle drapeli, dökümlü ve bu defa Bora Akıncıtürk resimlerinden oluşturulan dijital baskılı elbiselerin önüne geçti bence. Bu güzel fikir TÜRKAY’ın elinde gerçekten de başkalaşsa da bu aksesuarları gördükçe yumuşak kumaşları bırakıp daha keskin fikirlere yelken açmasını bekliyorum artık. Güçlü omuzlarla güçlü bir kadın olmakla, yumuşak drapelerle içeride hala yumuşacık kalmaya çalışan modern kadını anlatmaya çalışan tasarımcının yeni tekniğini ki bunu öğreneceğim sanki taşlama ve yıpratma tekniğiyle parlaklık verilmişti omuzlara(finesaj)- beğendim. Hele bir deri omuz aksesuarlı kırmızı elbise vardı ki o fotoğrafı paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

4) MÜGE ERSİN
Geçen koleksiyonundaki emekli ve ilginç çalışmanın üzerine bu koleksiyon ona kıyasla “fena değildi”nin ötesine geçemedi. Parizyen stili modernize eden tasarımlarda kırışık drape tekniğinin dantelle kombinlerini, ve minik fırfırlar arasından yırtılıp gelen kontrast fırfırlar houma gitti. Dalgalı etek uçları ve omuzlar simler ve pırıltılarla bordürlenerek dalga havasını daha da güçlendirmişti. Müge Ersin’i kendi tarzının çok çok dışına çıkmaya cesaret ettiği için tebrik ediyorum.

| IFW | Bahar Korçan Sonbahar/Kış 2010

KORÇAN benim giyim zevkimin çok çok dışına kalsa da, onun dokularla ve kumaşlarla olan şairane dostluğu gözden kaçamayacak, hayran olunamayacak kadar güzel. DAHİL OL isimli koleksiyonun ilk kısmı diz hizasında çoğunlukla çan etek şeklinde pastel renkler ve desen boyamalardan oluşuyordu, ikinci kısım ise evet yine siyahtı ama çok güzeldi! Özellikle belirgin kalça detayı ve derin yırtmacıyla, etek uçları altın suyuna batıp çıkmış gibi suran boyamasıyla enfesti. Futuristik bereler ve lateks bonelerin kullanıldığı koleksiyona belli belirsiz mor derinlik vermişti.

Oturduğumuz yerlerde bulduğumuz hazine gibi bir kitapçık Bahar Korçan’a ait şiirler, güzel masallar, Galata’nın, kumaşların, notların, hatıraların güzel fotoğraflarını içeriyordu.