Günlük arşivler: Mayıs 12, 2010

| ÖZGÜR MASUR | Anlattı…

Geçen haftadan bu yana sürpriz sürpriz diye sakladığım, sonunda Cumartesi tanışıp Styleboomerlar için(tamam tamam kendim için de:)) görüştüğüm ÖZGÜR MASUR‘la yaptığımız söyleşiyi paylaşıyorum sizinle. Umarım okurken benim orada aldığım kadar keyif alır, kendinizi sizi anlatan bir ÖZGÜR MASUR içinde görebilirsiniz!
ÖZGÜR MASUR’u artık hepimiz tanıyoruz evet , ama yine de yazmaya başlamadan önce kendisini tek bir kelimeyle anlatmam gerekirse TDK sözlükten HARİKA kelimesine tıklamanızı rica ediyorum!

…Cumartesi sabahı saat 10:00da bana saatleri unutturacak bir kapıdan adımımı attım. Karşımda nezaketi, içtenliği, güler yüzü, samimiyeti, hırsları, telaşları, hoşluğu, sivri köşeleri ve yumuşak yüzüyle, kısacası her haliyle bir ÖZGÜR MASUR oturuyor, konuşuyor, gülüyor, sinirleniyor, anlatıyordu.

Önce her yanından nefesimi kesen elbiselerin fışkırdığı bu bembeyaz ve aydınlık atölyenin hikayesiyle başladık. Evde dikip hazırladığı kıyafetleriyle ilk kez katıldığı Galata Moda’nın onun için bir dönüm noktası olduğunu anlattı, Nişantaşı Ihlamur Yolu Caddesi’ndeki daire onun uykulu, uykusuz düşlerine ev sahipliği yapmaya GalataModa’dan kazandığıyla başlamış. Ama tabii sadece daireyi tutmaya yetebilmiş, çünkü ÖZGÜR MASUR da aynı bizim gibi kazandığını harcamaya bayılıyor:) ne yapsın! Orayı “onun” yapan, yine her şeyiyle ilgilenen, tasarlayan ve hazırlayan kendisi.

Sokaktaki adamın bile Aşk-ı Memnu’dan Bihter’in üzerindeki nefis elbiselerin yaratıcısı olarak tanıdığı ÖZGÜR MASUR tabii ki bundan çok daha fazlası, akademi mezunu tasarımcı işin mutfağını da vitrini kadar iyi biliyor, o yüzden de özenli ve disiplinli bir eğitime çok önem veriyor.

Son ödül törenleri gösterdi ki Türkiye’de couture’un yeni prensi o: aynı kırmızı halıda, farklı kadınları birbirine benzemez kostümler içerisinde giydirmek ve her biriyle ayrı ayrı beğeni toplamak kolay olmasa gerek. Ona rutinleşmeden böyle kimlikli bir çizgiyi nasıl yaratabildiğiin soruyorum, cevabı detaylarda buluyorum. İçinde bulunduğumuz mezuniyet, nişan, düğün sezonuyla sizin prensiniz de olabilir:)

ÖZGÜR MASUR okumayı, sokaklarda gezmeyi, hikayeler kovalamayı, müzik dinlerken kaybolmayı seviyor, bu aralar bir de fotoğraf çekmeyi. Ben elbiseler arasında kaybolmuşken benim fotoğrafçı arkadaşlarıma yeni makinesini gösteriyor:)

Şu anda eminim siz de benim gibi Ağustos’ta yapılacak IFW’de sunacağı 2011 İlkbahar/Yaz koleksiyonunu merakla bekliyorsunuz, koleksiyon büyük süpriz benden söylemesi, ama MASUR şu an sadece hikayesini yaşıyor, rahat ve telaşsız, daha o hikayenin aktrislerini düşlediğinde bile yüzü kocaman gülüyor. Ona çok heyecan verdiği belli. Bize nasıl melek olunur göstermek için organzadan hazırladığı kısa ceketi giyiveriyor! Evet artık kanatları var:)

Melek gibi ama bir yandan da hırslı! “Çok ama çok hırslıyımdır ben” diyor, öyle ki IFW için hazırladığı bir proje umduğu gibi olmayınca tüm emeğini kaldırıp çöpe atacak kadar! “Zorunlu değilim” diyor “beni memnun etmeyen hiç bir şeyi yapmam, beni tatmin etmiyorsa illa defile yapacağım diye bir şey yok, gerekirse çıkmam” . Bu hırs belki kendisi için yorucu, zorlayıcı ama sonucu bu tasarımlarsa eğer bizim için işe yarıyor:) Yine de sadece hırsın yeterli olmayacağını söyleyecek kadar da maneviyatı yüksek, kısmete çok inanıyor, aylarca kapısının hiç çalınmamasına da bir günde kapısında kuyruk olmasına da hazır.

Genç tasarımcılar”ın artık nasıl da bir ekol olduğunu konuşuyoruz. Ona kendileri için “the coolest thing in town” diyorum. Genç tasarımcıların birbirleriyle ilişkisinden çok memnun, birbirleriyle arkadaş olmaktan, birbirlerine köstek yerine destek vermekten ve başarılarına sevinmekten memnun. Yine de madalyonun iki yüzü olduğunu belirtiyor: bu hal hem güzel, hem yanlış. Güzel çünkü yeni jenerasyon olarak birbirine sahip çıkmak, aynı ufuk çizgisine beraber bakmak, bunu paylaşabilmek, egoları başkalarının üstüne çıkmak için değil, kendini olduğundan daha iyi olmak için kullanmak gibi bir artı getirmiş. Yanlış çünkü tasarımcı bir yerde izole olmak, çok iç içe durmamak, kalmamak zorunda. Bu anlamda çok ince bir çizgi olduğunu ve bu çizgiyi iyi belirlediklerini düşünüyor.

Tabii arada “içeride neler oluyor?” merakındaki Boom tasarım mutfağına da dalıyor, atölyede kesme, ütüleme, prova derken hummalı çalışmalara tanık oluyorum. Renk renk iplikler makinelerden süzülmüş, ütünün buharı katlara inadı bırakmalarını söylüyor. Makas ise nazik ve uyumlu…Asistanlar dev fırfırları minik toplu iğnelerle yola getiriyor bir yandan. Ben de ucundan tutuyorum, sadece seyretmek olmaz:)

Biraz da son koleksiyonundan bahsediyoruz, kışı çok seven ÖZGÜR MASUR kadının sessiz protestosunu anlatan PROTEZ-STO ismini verdiği , derin anlamı ve siyah beyaz ağırlıklı parçalarıyla ön plana çıkan, çok beğenilen, çok konuşulan son koleksiyonunun magazinde sivriltildiği sekilde Bergen üzerine kurulmadığını, ama çok trajik ve bir o kadar ilham veren hikayesiyle Bergen’in koleksiyonu yükselten donelerden biri olduğunu söylüyor. Türkiye’de arabeski reddetmenin anlamsız olduğunu, ama her şeyi arabeskleştirmenin ve ajite etmenin de aynı derece gereksiz olduğunu belirtiyor. Arabesk burada topraktan çıkıyor diyoruz.

ÖZGÜR MASUR’a göre gösteriş pul, payet ve taşlarla en fazla sunileştiriliyor, oysa gerçek gösterişin kumaşta ve kumaşla oynanan oyunda, kumaşa kazandırılan detaylarda gizli olduğunu söylüyor. ÖZGÜR MASUR kadını bu anlamda hem güçlü ve hem de zarif. Ona tam da burada bir kadına yalnızca tek bir moda tavsiyesi verse ne dersiniz diye soruyorum, bana “kendini en güzel hissetiğin kadın ol ve o kadın için özen göster” diyor. Bu cevap, benim haftalardır tweetlemekten, düşünmekten, paylaşmaktan alıkoyamadığım güzellikte!

ÖZGÜR MASUR evet artık çok ünlü, çok tanınır ama hayır ulaşılmaz değil. İnsanüstü bir yoğunlukta çalışssa da, özellikle tasarımcı olmak isteyenler için vakit ayırmaya çalışıyor, eğer atölyedeyse portföyünü alan biri kapısını çalabilir, ona bunu yaptıran akademik eğitiminin verdiği bir hassasiyet , tasarımcı olmak isterken neden besleniyor daha o aşamadayken konuşmak, yol göstermek, yönlendirmek fikir vermek en doğrusu diyor. Şu an 4 stajyeri var, biz sohbet ederken onlar da içeride kocaman bir elbise için çalışıyorlar.

ÖZGÜR MASUR’un öncesi ya da sonrası yok, hala hep aynı yaşıyorum diyor. Sadece eskiden daha az yoğun olduğunu, şimdi bir çok işi yapmak, yetiştirmek durumunda olduğunu belirtiyor. “İnsanların istediği ya da direttiği değil kendi istediğim noktadayım” diyor, “sonuçta modacıların da modası var ve moda popüler olan, geçici olan bir şey, geçen sene Pugh çok modayken, kışın Jason Wu çok moda olmuştu, şimdi ben moda oldum ama bu geçebilir, bu kadar konuşulmayabilirim” diye devam ediyor, bu sebeple onun için esas olan kendi çizgisi.

Ulaşılabilirliğini bir de fiyat anlamında soruyorum, bir ÖZGÜR MASUR kıyafeti asla şu kadar liranın altına inmez gibi bir eşiği olmadığını söylüyor, tasarımlarının kumaş, dikiş ve emeklerine gore fiyatlandığını, çok çok pahalı bir elbiseyi bile materyalle oynayarak ulaşılabilir kılabileceğini söylüyor. Bunun üzerine bana GALATA MODA için hazırladığı cicileri gösteriyor, içine sinmiş belli, renk renk versiyonlarını hazırladığı bir elbisedeki her detayı tek tek anlatıyor. Kendime not: GALATA MODA bu yıl da kaçmaz!

Bir çok konunun yanı sıra belki heyecanla beklemekte olanlarımız vardır diye bir de tasarımcı ve zincir mağaza işbirlikleri ile ilgili fikrini soruyorum. Bu işbirliklerinde oldukça dikkatli olunması gerektiğini düşünüyor, çünkü tasarımcının ismini zedelemesi olası ve örnek olarak H&M’i veriyor. Karl Lagerfeld’in H&M için yaptığı koleksiyon çok güzelken ve fiyatı H&M için yine de çok fazlayken Matthew Williamson koleksiyonunun özellikle malzeme ve isçilikteki anormal kalitesizlik yuzunden modacıya zararı olduğunu düşünüyor. Yine de tasarım işbirliklerine sıcak bakan MASUR’un düşündüğü birliktelikler ise çok daha farklı. Örneğin M.A.C için bir renk skalası hazırlamak gibi.

Sonrasında ben kendimi askılara bırakıyorum! Pudra, pembe ve lila gibi yumuşak tonlardan, saks mavisi, kan kırmızısı, petrol yeşili gibi güçlü renklere; drapeli yaka, sırt ve gövde detaylı akışkan şifonlardan; uzun ince bir silüeti garanti eden ipek satenlere, origami detaylarla zenginleşmiş modern klasik gelinliklere uzanıyorum. Elbiseler seçip( ki seçmek çok zor!), fotoğraflar çektiriyorum, size de resimlere tıklaması, sorularıma verdiği cevapları okuması kalıyoor:)

1.Bir “ÖZGÜR MASUR” kadını tanımlamanız gerekse hangi kelimeleri kullanırdınız?
Özgür Masur kadını; hayata karşı duruşu olan stil sahibi ve her koşulda farklılıklarını hissetirebilen kadınlardır...

2. Türkiye’de modaya “kimlik” getiren ilk tasarımcı bence sizsiniz, demek istediğim görür görmez “bu bir Roland Mouret” ya da “bir Herve Leger” diyebildiğimiz gibi size ait bir elbise gördüğümüz anda da bu bir ÖZGÜR MASUR diyoruz. Kendinizi tekrar etmeden, rutinleşmeden böyle kimlikli bir çizgiyi nasıl yaratabildiniz?
Araştırmacı kişiliğim ve yaratılcılığımı bir noktada bütünleştiriyorum yeni bir koleksiyon oluşumu esnasında inanılmaz işime yoğunlaşıyor ve daha iyisini hayata geçirmek için yüzlerce eskiz çalışmaları sonrası Özgür Masur’ca yorumlanacak detaylarımı koleksiyonumda yorumluyorum. Böylelikle rutinleşmeden kendini tekrardan uzak yeni bir koleksiyon hazırlamış oluyorum.

3. İlhamlarınız nasıl, nereden geliyor, ya da siz onları nerede arıyorsunuz?
Bunu her zaman dile getiriyorum ben asla ilhama inanan bir moda tasarımcısı olmadım… İyi bir gözlemciyimdir, sokaktaki insanları incelemeyi severim, koleksiyon aşamasında ise sadece ve sadece neyin beni daha doğru sürükleyeceğine ve beni heyecanlandıracağına bakarım… Bir çok eskiz çalışması sonra o cevabı kendim bulurum :)

4. Peki ya ilham veren kadınlar?

Dediğim gibi ilham perilerim yok ama beni çok heycanladıran kadın hikayeleri vardır bunlardan birini zaten kullanmıştım Bergen’i. Bunun dışında ise beni gerçekten yükselten ve heyecanlandıranlar ise Amy Winehouse, B’jörk, Madonna ve bir dolusu. Bunlar gerçekten beni çok heyecanlandıran kadınlardır, bir konseri, bir şarkısı, herhangi bir çıkışı yükseltebiliyor beni.

5. Koleksiyonlarınız çoğunlukla enfes ve eşsiz kat oyunlarından, origami detaylardan oluşuyor. Bu nasıl ortaya çıktı, doğal bir akış mıydı?

Çizim aşaması sonrası içime sinen detayların tamamen kumaşa yansıması daha doğrusu aktarılması aşaması gelir hatta beni en heyecanlandıran kısım da odur, sonuç itibari ile beğendiğiniz ve dile getirdiğiniz bu kumaş oyunlarım. İşte o zaman son halini alır ve elbiseye Özgür Masur dilinden hayat vermiş olur:) Origami sanatını gerçek anlamda çok seviyorum, kat kat etkileri her zaman kolleksiyonum için bir anlatım dili oluyor .

6. Sizin favori sezonunuz hangisi, sonbahar mı yoksa ilkbahar mı?
Zaman zaman değişiyor ama kışı daha çok seviyorum… Detaylarımın bir çok noktada tasarlanabileceği alternatifler daha çok oluşabiliyor ( pelerin, ceket, kaban gibi… )

7. Sizin tasarımlarınızda sanki artık unutulmuş bir “zerafet” var , zarif, naif, sofistike, belki kırılgan ve sanki göze sokmadan seksi olabilen? Yeni yüzyılın vahşi ve kavgacı çizgilerine karşı bir duruşunuz mu var, yoksa son zamanlarda yumuşayan yeniden romantikleşen moda sebebiyle mi bu yönde kıyafetleriniz?
Koleksiyonlarımdaki detaylar son derece güçlü detaylar dolayısı ile bu detayları abartmak gözü yoran ve elbiseyi tamamen alaturkalaştıran bir yöne doğru da gidebilir dolayısı ile düz sakin beden üzerine yerleştirilen detaylar bahsettiğin gibi kadını son derece zarif abartıdan uzak gösteriyor ama bir yandan tasarım bir elbise taşıdığını hissettiriyor. Bu durum benim en belirgin çizgim diye düşünüyorum. Ayrıca benim elbiselerimde- romantik bir elbise bile olsa- mutlaka bir yerinde gerçekten çok yakında da durmayan agresif bir yan oluveriyor, bu agresiflik ise çok yavan durmuyor. İnsanlar galiba beni bu noktalarda tanımlayabiliyor.

8. Modanın en çok nesini seviyorsunuz?
Moda gerçek anlamda çok da ciddiye alınmaması gereken bir şey; bir yandan gelip geçici ve hızlı olması beni rahatsız ediyor bir yandan da daha çok çalışmam gerektiğini, çok daha yeni detaylar üretmem gerektiğini düşündürüyor, bu gereklilik içindeki yeni çeşitlemeler beni mutlu ediyor. Hız içinde çeşitlendirmeler diyebiliriz buna.

9. Görünen o ki sizinle ve bir kaç isimle daha başlayan “young designers” bir ekol haline geldi, hatta isimler de arttı. Şu anda bir çok ünlü modacıya yüz çevirip young designers giyinmek “the coolest thing”, sizce böyle hip böyle büyük bir etkiyi ve bağlılığı nasıl yaratabildiniz genç tasarımcılar olarak?
Açıkçası bizim jenerasyon farklı olanı aramakta ve kendine has bir stil oluşturmak adına çok çaba sarfetmekte, dolayısı ile birbirinden apayrı bir çok seçeneğin kemikleştiği tasarımları hayata geçiren bu jenerasyona ilgi yüksek oluyor çünkü stilinizi yansıtabilme şansınız oluşuyor…Ayrıca bizden önceki jeneresyonda kim ne derse desin bize çok öncülük etmiş, biz sapmamamız gereken yolları onlardan öğrenerek geçiriyoruz, bu yadsıyabileceğimiz bir durum asla olamaz. Her zaman dünyadada bu böyle değil midir? Taze kan taze heyecanlar bu dünyanın genel kuralı gibi birşey.

10. Bir kadına yalnızca tek bir moda tavsiyesi vermeniz gerekse, ne söylerdiniz?
Kendini en güzel hissetiğin kadın ol ve o kadın için özen göster :)…ve mutlu olduğun elbise içinde mutsuz dünyada varol.

11. Genellemeleri pek sevmem ama “Türk kadını” dediğimiz bir durum var malum:) Genel bir tip olarak Türk kadını giyinirken neyi asla ve asla yapmamalı ya da neyi mutlaka yapmalı sizce?

Kadınlarımız beden ölçüleri ile barışık olmayı öğrenmeli ve bu ölçünün kaldırabileceği kıyafetleri giymeli.

12. Son ödül törenleri de gösterdi ki ÖZGÜR MASUR kırmızı halıya çok ama çok yakışıyor! Size ait bir tasarım içinde görmek istediğiniz bir Türk bir yabancı isim sorsam?
:) … sanırım bu konuda çok şanslıyım şimdiye kadar sadece ve sadece gerçekten birlikte çalışmak istediğim ünlüleri giydirdim çünkü bu benim için keyif alabildiğim sürece yapabileceğim birşey… Bir gün Sezen Aksu için bişeyler hazırlayacağım, kapısını çalıp bunu size hazırladım diyeceğim, şu ana kadar tanışma fırsatımız olmadı. Onun için bişeyler tasarlamayı istiyorum. Ulaşılmaz biri değil biliyorum ama bizim yollarımız çok doğal şekilde kesişecek ve ben o günü bekliyorum:)
Yabancı bir isme gelince inan hiç düşünmedim ille de bir cevap vermek durumunda olsaydım Amy Winehouse derdim:) Çünkü o çok farklı bir tarzda, kendine has tarzı olan bir kadın ve ona ÖZGÜR MASUR dilinde hiç olmadığı, hiç görünmediği kadar farklı görünmesi için özel bişeyler hazırlamak isterdim…mesela pembe bir tuvalet dikip deri troklu bir motorcu eldiveni giydirirdim! Çok güzel olmaz mıydı başka birşey bence :))

13. ÖZGÜR MASUR’un yurtdışı planları neler, bizim gönlümüzü fethetti peki şimdi nereye göz koydu? İstanbul’dan sonra sizin moda kentiniz Paris mi, Londra mı, New York mu, Milano mu?
İnanın bu konuda hiç acelem yok, kendime inanmasaydım bu işe gerçekten adım atmazdım. Moda tasarımcısı kimliğim ile ileride nerelerde olacağımı hep birlikte göreceğiz:) ama bir şehir ismi vermem gerekirse Londra olurdu, ruhuma daha çok uyuyor.

14. Önümüzdeki ilkahar/yaz sezonu koleksiyonuna başladığınızı düşünüyorum? Nasıl güzellikler bekleyelim?
Sürpriz…

15. Son yıllarda modada büyük ve yaratıcı işbirlikleri oluyor, modacılar içki ve su şişeleri, spor ayakkabıları, hatta kırtasiye ürünleri için markalarla işbirliği yapıyor ya da street storelara koleksiyon hazırlıyor. Sizi heyecanlandıran, dahil olmak isteyeceğiniz böyle bir proje var mı?
Ben bu tarz projelere son derece sıcak bakan biriyim, nihayetinde tasarımcı kimliğim sadece ve sadece tekstil için varolan bir yetenek değil, dolayısı ile bir çok alanda beni heyecanlandırabileceğine inandığım işlere imza atmak isterim.MAC’in renk skalasını hazırlamak gibi ya da abajur tasarımı çok severim bu tarz bir çalışma olabilir.

Son olarak…
16. En sevdiğiniz şehir? En beğendiğiniz tablo? En kaybolduğunuz kitap? En iyi bulduğunuz film? En çok mırıldandığınız şarkı? En hayranlık duyduğunuz tasarımcı? En lezzetli yemek? En çok aşık olduğunuz kadın?
Kesinlikle İstanbul
Bu aralar Zerrin Tekindorun desenlerini çok beğeniyorum ama benim için vazgeçilmez olan EGON SCHIELE
En kaybolduğum kitap değişebiliyor hemen hemen okuduğum kitaplar beni etkiler ve özellikle seçerim ama en son okuduğum kitap “Ali ile Ramazan”
En iyi bulduğum film “The Hours”
En çok mırıldandığım şarkı şu aralar “Hande Yener-Bi Gideni Mi Var” ve “Madonna-Vogue”
En hayran olduğum tasarımcı Gareth Pugh ve Ricardo Tisci
En lezzetli yemek “kesinlikle karnıyarık”:)
En çok aşık olduğum kadın “Nicole Kidman”

BİTERKEN...Her muhteşem elbise karşısında kendine rejim sözü veren klasik bir hatun olan BOOM çekim biter bitmez bi makaron yuvarlarken görüldü:)) Modellik zor işmiş!

Fotoğraflar: “Başak Demircan” ve “İpek İnalbay”

İçerik Kullanımı: Burada yayınlanan içerik ve fotoğrafların hakkı aksi belirtilmedikçe tarafıma aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur. Fotoğraflar Styleboomblog, Başak Demircan ve İpek İnalbay isimlerine aittir. Teşekkürler

| RED CARPET | Cannes 2010 1. Gün

İlk günü Cate Blanchett’le açacak olan Cannes umduğum heyecanı bana verdi! Ne demişler nasıl başlarsa öyle gider:)

Gündüz basın toplantılarında pastel tonları tercih edilmişti. Jüri görevinde bulunan ve her zaman nefes kesici olan Kate Beckinsale mor ve lila karışımı modifiye bir CHRISTIAN DIOR Sonbahar 2010 tasarımı seçmişti, ayakkabılar son zamanların gözdelerinden BRIAN ATWOOD.
Cate Blanchett ise günü ARMANI PRIVE ile açtı, evet evet yanlış duymadınız couture! Basın toplantısına couture giyebilecek bir kadın varsa, işte o özel bir kadındır:) Blanchett’in etek ceket ikilisi, ayakkabıları da dahil olmak üzere ARMANI PRIVE İlkbahar 2010 koleksiyonundan, ceketin üzerindeki hilal broş çıkarılmış.

Ve akşam Robin Hood prömiyeri için kraliçe kırmızı halıya indi! ALEXANDER McQUEEN’i en zarif ve gösterişli şekilde onore eden Cate Blanchett tasarımcının ölmeden önce kendisinin giymesini arzu ettiğini söylediği bir ALEXANDER McQUEEN Prefall 2010 elbise içindeydi. Oldukça ağır, hatta oryantal motiflere sahip elbise kocaman kurdelelere sarmalanmış güller taşıyan kocaman bir kartal motifine sahip, büyük bir kraliyeti ve onun kraliçesini anımsatan, büyük konuşan bir tasarımdı. Doğrusu belki bir başkası üzerinde acaba olacağım elbiseyi her zaman daha yumuşak seçimler yapan Blanchett üstünlükle taşıdı.

Kırmızı halının hayal kırıklığı yaşatmazlarından Kate Beckinsale beni gurulandıranlardan:) MARCHESA tasarımı şifon, nakış ve payetlerle süslü hacimli elbisesi zerafetine de uygun bir seçim fakat bence Aishwarya Rai’nin hacmi ve işlemelerine yenik. Yine de bir elbisenin içinde Beckinsale varsa 1-0 önde başlıyor demektir!

L’oreal Kızlarını temsilen Aishwarya Rai ve Eva Longoria devasa elbieleriyle kameralara sığamadılar! Her ikisi de enfes, gösterişli elbiseler seçmiş olsa da Aishwarya Rai benim BİRİNCİ GÜN FAVORİM.

ELIE SAAB İlkbahar 2010 Couture elbisesindeki dilim detaylar, dilimler arasına serpiştirilmiş işlemeler, gövdeye belli belirsiz sarmalanmış şifonu ile muhteşem bir elbise ve hem renk, hem kesim olarak taşıyana da güzel gözleriyle çok yakışmış.

Geçen yılki Versace’siyle beni uçuran Eva Longoria yine zarif ama gösterişli, bu defa seçimi EMILIO PUCCI.

Cannes daha ilk gününden bir ilke imza attı: GUCCI’nin beklenen couture koleksiyonundan bir ilk kırmızı halıda görüldü. Salma Hayek şarap rengi GUCCI PREMIERE tasarımı içinde maalesef bir tane bile zarif poz veremese de elbisenin rengi kendisine çok gitmiş, omuz ve beldeki payetli aplik bana çok sıradan geldi, omuz detayı haricinde öyle çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, en azından çıkış yapacak bir parça değil!

Helen Mirren her zaman olduğu gibi! Kadın dünyanın en iyi üzümünden yapılmış, en derin mahseninde saklanmış şarap sanki. Her defasında güzel, her defasında yaşlanmaktan korkma diyor! Siyah elbisesi ELIE SAAB Sonbahar 2010 koleksiyonundan.

Kirsten Scott Thomas da ARMANI PRIVE İlkbahar 2010 koleksiyonundan bir elbiseyi yine hilal aksesuar olmadan giymişti. Natalie Imbruglia’nın zincir,payet ve drape detaylı ALBERTA FERETTI elbisesi Sonbahar koleksiyonundan.


[Görseller:justjared,reuters,getty]

| SWEET BLOG AWARD | Tatlı Hayaaat!

Bir “mim” zinciriyle daha karşınızdayım sevgili STYLEBOOMERlar:)) Şımartılmaya, hediyelenmeye, sevgilenmeye doyamayan bendeniz böyle zincir zincir şımartılmaya nasıl hayır derim. “Tatlı tatlı” sohbetlerimizin baş aktörlerinden sevgili KORAYCANER,bir tanemiz SES-SEDA ve deee MODA MODUNDA beni SWEET BLOG AWARD’a layık görmüş, oh la la!

Tabii her ödül gibi bu ödülün de kuralları var, bu ödülü size veren kişiye ve seçtiğiniz 10 tatlıya yazınızda yer vermelisiniz. Bir de Sweet Blog Award logosunu kullanmanız, ben kendime göre yeni bir logo yaptım:)

Tatlıya çok düşkün olduğumdan öyle içinden 10 tane seçmek zor ama deniyorum, seçemediklerimi için de tatlılıklarından sual olunduğundan değil de ben dalgın olduğumdan diye önden gönül alıyorum:))

Tatlılarımmmm:

Fashion By Siu
Bilun Design
Cindrella Under The Umbrella
The Lizard Queen
Kanka Nerdeyim Ben
Off Ne Giysem
Stilize
Inside of My Purse
Mia
Moda ve Sosyete
Aysegül In New York

Kendileri tatlı olmaya razı olmasalar da, okuması pek tatlı, pek komik, pek leziz olan Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği, Atgotten Arzu ve Kitchen of Oz‘a ise günümü ve gönlümü şenlendirdikleri için bu ödülü yolluyorum:))

Ve Koraycım dahil tüm tatlılara şu şarkıyı hediye ediyorum:)

| CANNES FİLM FESTİVALİ BAŞLIYOOOR!

…kısacası kırmızı halı dolu günler geceler bizi bekliyor:) İki hafta boyu gözlere gönüllere şenlik VERSACE’ler mi istersniz, VALENTINO’lar mı, bakalım TISCI kaç kez kırmızı halı yapacak dersiniz yoksa ELIE SAAB’ı mı tek geçersiniz. Couturelerden couture beğen haaanım!

Cannes yine Oscar’ı ezecek şıklıkta hele bu yıl mutlaka! Seyre dalmak için KATE BECKINSALE bile yetmez mi, kendisi bu yıl jüride, yükü ağır, her anlamda:) Bugün Robin Hood için kırmızı halıya ayak basacak olan Cate Blanchett’i şimdiden heyecanla bekliyorum, Cate’ ilk günden standardı belirleyecek, tarih bizi yanıltmıyorsa onu geçmek zor olacak.

L’OREAL kızları Eva Longoria, Kerry Washington, Freida Pinto, Evangeline Lilly, Aishwarya Rai ave Elizabeth Banks hat tricke oynayacak:) Sadece kırmızı halı değil Klasiklerden “Dolce & Gabbana Party” , ödülü de hazırlayan “Chopard Party” ve “amfAR Cinema Against AIDS Benefit” galası da cabası!

Tabii eğer filmleri, juriyi, ne olup ne bittiğini merak eden varsa o zaman tık tık lütfen:))

Bunlara yetişmekse STYLEBOOM’dan:) Uyuma boom uyuma, donarsın:)))

[Görsel:Cannes Resm Web Sitesi]

| KOLEKSİYON | St. Tropez’de CHANEL Cruise 2011 Koleksiyonu

Tanrı Kaiser’i ve huysuzluğunu korusun! Ona bunları yaptıran her neyse hepsini!! Saint Tropez 2 gündür kısa film, oyunlar, partiler ve cruise 2011 koleksiyonunun gösterildiği defile dolusu CHANEL keyfi sürdü. Puppp!

Koleksiyona geçmeden önce Karl Lagerfeld’in Pazartesi günü gösterimini yaptığı REMEMBER NOW isimli 17 dakikalık kısa filminden biraz bahsedeyim; filmde de cruise koleksiyonunda etkisi görülen Fransız nostaljisi görülüyor; Colette, Francois Hardy, Alain Delon ve sonrasında Mick ve Bianca Jagger’a da göz kırpıyor.

00

Koleksiyona geçersek, St. Tropez’de marinada gün batımına doğru başlayan şovda modeller ayakkabıları ellerinde bir tekneden çıkarak podyuma dönüşen iskelede yalınayak yürüdüler. Koleksiyonun kimliği Fransız, çok Fransız ama yine de yer yer o sınırdan taşıyor . Yumuşak, şık, rahat, bazen erkeksi, sert, unutulmaz VE TANRI KADINI YARATTI filmiyle Brigitte Bardot’nun nü güzelliği kıyafetlerin üzerinde.

01

Uçuşan şifonlara kondurulmuş pastel çiçeklerden, gelecek sezon buna hazır olmamızı bir kez daha haber veren pötükareler, kuyruklu ceketler ve kısacık şortlar, hardal ve sarıyla gün batımını selamlayan 70lerin hippi stiline lüks dokunuşlar, renkli çizgilerden uzun ince silüetlerde trikolar, geniş şapkalar, kemerler ve beyazlarla Küba ‘da geçen Bond filmlerini anımsatan maskülen ama dökümlü takımlar, ağlar ve transparanlarla çok geniş bir yelpazede gidip gelen, vintage görünümün ağırlıkta olduğu koleksiyonda benim en beğenmediğim kısım CHANEL zincir kemerlerin süslediği kısa paçalı ve yüksek belli boru paça pantolonlar oldu.

02

CHANEL’in siyah ve beyazına pembe her tonuyla, hardal ve kiremit de en kararlı tonlarıyla eşlik ediyordu. Bir kaç da neon.

Payet kostümler elbiselerin panellerinde ya da ceketlerde görülse de pullar bordürlere, çiçek işlemelere ve tüvit aralarına serpiştirilmiş olarak da kullanılmıştı.

05

03

06

04

07

08

09

10

11

Kısacası ben koleksiyonu özellikle tek tek parçaları pek beğendim, bir Cruise koleksiyonu olarak 70 civarı parçaya sahip zengin ve özgür bir koleksiyon olması da hayranlık uyandırıcı. Fransız Rivierası’nda jet sete ve ünlülere sunulan koleksiyon kadar güzel ve alımlı olan da tabii ki ön sıraydı! Tatilin tadını çıkaran biricik şıkım Diane Kruger ve sevgilisi Joshua Jackson sadece giyimde değil oyunlarda ne kadar başarılı olduklarını gösterdiler. Chanel’in elçisi olan Vanessa Paradis paparazzi ilgisi defilenin önüne geçmesin diye olacak sade bir kostümle hep geri plandaydı.

89

[Görseller:wwd,zimbio]