Günlük arşivler: Mayıs 20, 2010

| Yüksek Yüksek Topuklaraaa

Neredeyse her kadının korkunç büyük aşk yaşadığı ayakkabılar (tanrı karşılıksız kılmasın:) ) özellikle yüksek topuklular STYLEBOOM’un da göz bebeği! İşte bu uzuun yazı da yüksek topuklar bize ne yapıyor, nasıl yapıyor biraz yazmak ama daha da önemlisi beni mutlu eden bu şaheserlere hak ettikleri vakti ayırmak için…

Kadınların ayakkabılara olan düşkünlüğü tartışmasız bir gerçek, bir çok kadın yeni bir çifte karşı koyamıyor, ya da bir ayakkabıcının önünden, içeri şöyle bir uzanmadan, geçip gidemiyor! Ayakkabılar onun gözüne daha yürümeye başladıktan, ilk adımlarını attıktan hemen sonra çarpıyor, hangimiz annemizin ayakkabısını küçük ayaklarımıza geçirdiğimizde büyüdük sanmadık, güzel olduk sanmadık:) Ki bunu oyuncak arabalara, erkeklerle top oynamalara meraklı, “erken doğmasaymış oğlan olacakmış teyzesi”ci bir kız olarak ben bile söylüyorum!

Terimsel olarak elbiseyi tamamlayan bir “aksesuar”dan fazlası olmayan ayakkabı, kadınlar ve hatta erkekler için “kavram”sal olarak çok , çok daha fazlası! Bir aşk ve tutku objesi, bir olmazsa olmaz, bazısına gore bir fetiş unsuru, bir gülü seven dikenine katlanır durumu! Hele hele erkekler için kadın ayakkabısı demek direk “stiletto” demek! Stiletto ise “ince ağızlı keskin bıçak” :)

Kadınlar hareketlerini kısıtlayan, gezecekleri yerleri sınırlayan, ayaklarını kimi zaman parçalayan bu güzelliğe neden karşı koyamıyor, ayakları acı içindeki bir kadının yüzü olabileceği en güzel, en seksi ifadeyi nasıl takınabiliyor? Kadınlar bu acıya neden gönüllü oluyorlar?

Psikolojide kadınların ayak ve bacaklarını belli sinyaller ya da mesajlar vermek için erkeklerden daha sık kullandığı gibi bir durum söz konusuymuş. Benim bacak boyumla anca iki kelime telgraf çekersin, öte sinyal olmaz ama verebilene de helal derim:) Flörtleşirken erkeklerden çok daha iyi kullandıkları vücut diliyle kadınlar bu sebeple içgüdüsel olarak ayaklarını ve bacaklarını daha güzel gösterme eğilimindelermiş. Freud’un yalancısıyım! Demekki ünlü gazeteci-yazar Christopher Morley zamanında haybeden “High heels were invented by a woman who had been kissed on the forehead.” dememiş!

Kadınların ayakkabıya doymazlığına bir cevap da CHRISTIAN LOUBOUTIN’den, ona göre her kadının içinde 5 kadın var: akıllı, ciddi, seksi, kendinden emin ve çılgın. Ve tabii hepsine gore de bir ayakkabı! Yani sevgili beyler bizi alın bi 5le çarpıverin:) , işte dolaptakiler ondan! Ama sebepler bu kadar değil!

1533 senesi yüksek topukların doğum yılı! 15 yaşındaki Catherine de Medici Orleans düküyle evleneceği törende giymek üzere yanında bir çift yüksek topuklu ayakkabıyı Fransa sarayına Floransa’dan getiriyor ve olay kopuyor ! Parisli hanımlar yüksek ökçeleri hemen kucaklıyor taa ki devrime kadar :) Sonrasında yüksek topuklar bir inişte bir çıkışta… 1900ler itibariyle yerini sağlamlaştırıyor ve bir daha hiç tahtından olmuyor!

Cindrella’nın bekaretini metaforladığı söylenen şeffaf cam ayakkabısından, Oz Büyücüsü’nde Dorothy’ye hayal kurmaktan korkmamasını söyleyen kırmızı pırıltılara, Sex And The City’de gücü ve seksapeli simgeleyen milyonluk bebeklere kadar ayakkabı kadınlar için bir şeyleri “ifade” ediyor!

Muhteşem kadın Penelope Cruz oynayacağı kadını tanımak için yönetmenle birlikte önce ayakkabılarına karar verdiğini söylüyor: : “I have never been able to study a new role until, alongside the director, we choose the shoes which the woman we are about to bring to the screen will be wearing. Everything starts down there.” Ayakkabılar artık sadece ayakkabı değil, zaman içinde özellikle popüler kültürle öyle çok anlamlanmışki! Bir tutku, bir bağımlılık, bir hobi, bir ifade, bir otorite bildirimi, bir feminite işareti, bir neşe kaynağı, bir cinsel bağımsızlık göstergesi.

Tom Hanks de Forest Gump’ta “Mama always said you could tell an awful lot about a person by the kind of shoes they wear.” , der, eh anne sözü dinlemek lazım di mi ama! Bir kadın için ayakkabısı, ayakkabısının stili, renkleri, modeli onun hakkında çok şey anlatıyor. Hele hele bu devirde hoş bir çift ayakkabı olmadan bir moda bildirimi, bir stil tebliği yapamıyor kadın! Misal 2 çift spor ayakkabı, bir babet, bir flip flop ve rengarenk silme topuklu ayakkabı dolu olan ayakkabı dolabıma bakan biri bendeniz için “mazoşist” tahlili yapabilir, “sporu sporda yapar toplum için yapmaz:) ” diyebilir, “boyu kısadır aman pardon minyondur bu kesin” diyebilir, ama ayakkabı numaramı asla tahmin edemez! Çünkü beğenmişsem ayağıma girmeyen bi 36yı “neden olmasın” diye, ayağıma büyük gelen bi 38i “aman yazın ayaklar şişiyo caaanım” diye almış olabilirim… Bir de “yazık” der bana, “ne kadar az ayakkabısı var” :)

Herkes gibi rahat olmak, rahat etmek arzusundaki kadın iş ayakkabıya gelince dişini sıkabilir:) Kıyafetine gore ayakkabı değil, ayakkabısına gore kıyafet aramak durumunda kalabilir! İnsanlık hali bu arnavut kaldırımına düşersem bi gün diye her renkten bi de dolgu topuk edinmesi gerekebilir! Zengin fakir, ünlü ünsüz farketmez. Bakınız Keira Knightley ne demiş: ‘I see a pair of shoes I adore, and it doesn’t matter if they have them in my size. I buy them anyway’. Hal hareketleriyle topluma önek olan bu tür ünlüleri çok takdir ediyorum!

Gelelim ayakkabı ekonomisine :) Evet para mutluluk getirmez ama paranın aldığı bir çift neden getirmesin :) Hem bize hem de bu ayakkabı aşkımızdan Amerika’da yılda 17 MİLYAR DOLAR nemalanan sektöre:) ! Hangimiz daha mutluyuz bir an düşündüm de amaaan iki pabuç bir olunca samanlık seyran olur! Bu paranın yarısı ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programında yer alan maddelerden biri gerçekleşebiliyormuş ya da bir uzak ülkenin dış borcu kapanabiliyormuş …

Neyse JIMMY CHOO üzümü yemiş ama bağını da sormuş, neden ayakkabılar diye? Neden eldiven, şapka, şu bu değil de bu denli tutkuyla satın alınan ve hep alınmak istenen ayakkabılar? Sonuçta o kadar para dökülen ayakkabıların tozlu topraklı yollara vurulması, topuğunun tamiri imkansız kırılması, kırmızı kırmızı diye böğürdüğün o tabanlara böykk böcek filan yapışması mümkün! İcabında Imelda Marcos gibi devlet başkanı kocanı hop diye devirdiklerinde yıllarca halkın parasını çalıp çırparak aldığın 2500 küsür ayakkabıyı yaşlı gözlerle ardında bırakıp kaçıkaçıvermen olası?

Sebeplerden birinin tarihte yattığı söyleniyor. Avrupa’da karanlık çağda, geleneksel Anglo-Sakson düğünlerinde baba gelini damada teslim ettiğinde, damat gelinin alnının çatına ayakkabıyla minikçe vururmuş; bu, kadın üzerindeki otoritenin o dakika itibariyle babasından kocasına geçtiğinin göstergesiymiş. (Adama kızınca alnından stilettoyla mıhlamak düşleri filan işte hep tee o zamanlardan bilinçlatımıza kazınmış demekki hanımlar:)) Bu devirde ise kadın otoriteyi kimseye bırakmak istemiyor, pabucu kendi elinde artık, o sebeple ayakkabıya doyamıyor!

Bunun dışında Arap mitolojisinde, Şehrazat masallarında örneğin, rüyasında ayakkabı gören kadının evleneceği müjdeleniyor, bu sebeple kadın binbir geceden bu yana binbir ayakkabı edinmek arzusunda! Yani aslında ayakkabı istediğinizi sanıyorsunuz ama koca istiyorsunuz hanımlar koca:)! Şark kültürü işte herşeyi böyle kocaya bağlayıverir!

Bir diğer tarih göndermeli neden de yüksek topuklu ayakkabıların sınıf göstergesi olması. Yüksek ökçeli ipek ayakkabılar sarayın ve burjuvanın ayacıklarını süslerken çalışan sınıf için pamuklu potinler ya da mokasenlerden fazlası yok. Bu sebeple yüksek topuk hep şaaşayı ve yüksek sınıfı anımsatıyor, haliyle arzulanıyor.

Bir başka sebep ise sosyo- antropolojik, bir çok kültürde güzellik ölçütü değişken, misal bitişik kaş bizde kabul görmezken bir çok kültürde güzellik simgesi, ve fakat görülmüşki hemen hemen tüm kültürlerde farkında olmaksızın ortak bir cazibe, güzellik endeksi var : “leg-to-body-ratio(LBR)” denen bacağın boya oranı! Liverpool Üniversitesi’nden evrimsel sosyal psikolog Viren Swami ispatlamışki hemen tüm kültürlerde uzun LBR çekici kadına tekabül ediyor. Kadının LBRsi iyiyse güzel demek, güvenilir demek, genleri iyi demek oluyor. Bu anlamda yüksek topuklarla içgüdüsel olarak LBRmizi artırıyor, karşı cinse bir nevi “bana ne/ bana ne/ bana ne /beni al/ beni al/ onu almaaa” yapıyoruz! Misal bey beni 1′e 10 diye aldı, evlendim pijamamı giydim 1′e 3 kaldım mı:)

Psikolojik sebeplere geçersek, kadınların iflah olmaz ayakkabı arzusunun altında Freudyenlere gore “erkekle rekabet” yatıyor; yani erkekle boy ölçüşebilecek daha uzun daha güçlü bir görüntü ideali, evrimsel psikologlara gore ise “erkekler için rekabet” ! Yani hemcinsini katakulliye getirip, stilettosu üstünde sağ adım atıp soldan dolanarak daha o davranmadan piyasada bir elin parmaklarını geçmeyen muhteşem erkekler(!)den birini kafakola almak :o Beyler size buradan Mötley Crüe abilerimizle selam durmak isterim : ” it´s how ya makin money/boys call ya/hell on high heels baby/ the way ya walk it talk it/town calls ya/hell on high heels” . Yani dış güzelliğe değil iç güzelliğe önem veriniz:)

Ayrıca The Importance Of Wearing Clothes(Giyinmenin Önemi) kitabını yazan psikolog Lawrence Langner, ayakkabının üremeye kadar yolu var savıyla dudak uçuklatıyor! ( Psikologların da kafası başka şeye çalışmıyor haa :))) İlkel kültürlerde üreme organlarının rahatlıkla sergilenebildiğini belirten Langner, uygar kültürlerde ise giysilerin üreme organlarının simgelerine dönüştüğünü vurguluyor, ayakkabı da kadın üreme organını simgeliyor, yani madem gösteremiyorsun sembolize ediyorsun diyor :p Benim ayakkabıya yaklaşımım bu derece DA VINCI CODE değil hanımlar:) : valla bakıyorum, beğeniyorum, alıyorum, o sırada kafamda şekillenen erkek figürü seksi olmaktan ziyade homur homur homurdanan, ihtiyacın var mıydıki diye soran bir koca ehhe! Ve evet ihtiyacım var!

Araştırmalar göstermiş ki kadınların %93ünün yeni bir çift ayakkabıya ihtiyacı var, bu kadar kadın bir olup yalan söyleyecek değiliz ya , cık cık cık! Market listesi: 6 yumurta, süt(light) , dolmalık biber, yarım kilo kıyma, bir çift Manolo, zeytinyağı….

BETA ayakkabı da kadınların bu tutkusu üzerine bir araştırma yapmış. Araştırmaya katılanların geçmişte en çok zevk aldıkları ayakkabı alışverişi anına dönmeleri istenmiş ve kadınlar bu alışveriş deneyimlerini “tutku”, “takıntı” ve “delirme” (!:)) gibi şiddetli duygularla ifade etmişler. Araştırmalar ayakkabıya duyulan bu tutkunun mümkün olduğunca çok ayakkabıya sahip olma şeklinde doyurulmaya çalışıldığını gösteriyor. Kanada’dan Dr Gad Saad, alışveriş bağımlılığı olanların bağımlılıklarının %90ını ayakkabı alışverişinin oluşturduğunu söylüyor.

İşin fiziksel kısmına gelirsek, yok yok gelmek istemiyorum çünkü hiç iç açıcı değil! Hani yani alkolden fenafillah, sigaradan beter:)

Stilettolara “fuck me shoes” derken mecaz yapmıyorlarmış :) Ayak deformasyonundan, ciddi damar problemlerine, ileri derece varislere, fıtık başlangıçlarına, diz artiritlerine ve kronikleşen sırt ağrılarına kadar hepsi sürekli ve ayakları dinlendirmeden giyilen yüksek topuklar sonucunda kapımızı çalıyorlar. Tabii burkulmalar, yaralar, balonlar gibi anlık rahatsızlıklar da cabası! STİLETTO isimli kitabın yazarı Caroline Cox, “stilettolar için boşuna killer heels demiyoruz” diyor! “ayakkabının çıkış amacı hassas ayak derisini dış etkenlerden korumak ve mobiliteyi daha hızlı ve efektif hale getirmekti, oysa artık ayakkabılar bu işlevini yitirdi” diye devam ediyor. Benim bu anlamda özellikle Galata civarında mobilitemi yitirdiğim doğru KorayCaner’le Une Voguette şahit! Tesbiti beğendim:)

Yüksek topuklar beraberinde paradoksuyla geliyor; onlar ayağı korumak değil ayağa zarar vermek, rahatlatmak yerine rahatsız etmek, harekete yardımcı olmak yerine hareketi kısıtlamak için varlar! Kısacası yüksek topuklar medeniyetin yadırgadığı ve aşağıladığı Çin ayak bağlama tekniğinden daha az eziyetli değil aslında(Çin’de kızlar daha çok küçükken ilk pedikürleri anneleri tarafından yapılır ve ayakları 5-7 cm.lik altın lotus çiçeği boyuna ve kavisine sahip olacak şekilde parmaklar birbirine ve tabana yapıştırılarak bağlanır, böylece ayak zorla bir şekil almış olur ve büyümez, içiniz bulanmasın diye google’laMAMAnız tavsiye olunur)

Tamam ama fiziksel artıları da unutmayalım! Shari Benstock ve Suzanne Ferriss, Footnotes: On Shoes isimli çalışmalarında “Yüksek topuk bacakları olduğundan uzun göstermekte, ayağın kavisini artırarak görüntüyü hoşlaştırmakta ve ayağı olduğundan küçük göstermekte, ayrıca kalçayı yaklaşık %25 oranında kaldırarak (yaaa yaaa yazıyla YÜZDE YİRMİBEŞ hanımlar:)) arkaya kıvrım sağlamakta ve göğsü öne çıkarmakta” imiş! Kısacası “feminen figur”ü hop diye yaratıvermekteymiş!

Fiziksel üstünlük sağlamasının yanında yüksek topuklar hal ve tavrımıza da üstünlük katmakta! Shoes: A Celebration of Pumps, Sandals, Slippers and More kitabının yazarı Linda O’ Keefe yüksek topuklar giyen kadın vücudunun ağırlık merkezinin ister istemez değiştiğini ve öne doğru kaydığını, bu şebeple de yüksek ökçeler üstündeki kadının e eda, o yukarıdan bakış, o “hah-hayyy alçak dağları ben yarattım” bakışıyla saniyenin onda birinde tek ayağı öne atıp, boynu şak diye yana yatırıp, eliyle bele destek vererekten omuzları düzeltip poz verebildiğini söylemiş! Yani dengede kalmak için mecburen havalı bişey oluyorz hanımlar beyler, mecburiyetten! Kendime saygı duyuyorum:) Ru Paul’un da dediği gibi “Şekerim bu saçlar, bu ayakkabılar ve bu tavırla lanet çatıdan bile yukarıdayım!

Bir çok ikinci dalga feminist hareket yüksek topukların erkek dayatması olan ve kadınların hayatını zorlaştıran şeyler olduğunu söylesede yok yok her musibetin kökünü de zavallı çocuklarda aramayalım. Asıl topuklu ayakkabı giyemezsin denirse bana nasıl ultra feminist, anarşist hatta terorist bişi olur çıkarım hayal edemiyorum! Hem öyle her şey erkekler için yapıyoruz sanılmasın, ayakkabılar da bize kalsın :p Kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmaya gore her 1000 kadından 920si kendi kazandıkları parayla aldıkları ilk ayakkabıyı unutmazken, ilk öpüştükleri kişinin adını bile hatırlamıyormuş, hıh!

Peki ya erkekler?? Erkekler için bir çift topuklu ayakkabı içindeki kadın neden daha cazip? Neden ellerinin ucunda pıt pıt yürümek zorunda kalan ve bu sebeple 5 dakikalık yolu 25 dakikaya çıkaran, karşıdan karşıya geçerken ekstra sorumluluk getiren, ayh oyh diyen, en sevimli en geniş gülümsemesiyle “sen arabayı al gel ben burada bekleyeyim” diye teklif eden topuklu pabuçları daha çok seviyorlar? Yine Külkedisi’ni örnekleyeceğim ama Cindrella’nın dangalak prensi bile neden kızın gözlerinin taa içine bakıp, onu tanıyıp “sensin Cindy!sensin!” diye nayır nolamaz’lamak yerine koca ülkedeki her kıza illa da bu pabucu giyeceksin diye diretiyor(hem de pudralamadan öyk) Mazallah hasbel kader başka bi kıza uysa onu alacak götürecek demek şatoya!

Sizce yüksek topuklar hızlanan ve zorlaşan hayatla, ve bu zorlaşan hayatta kadınların daha da çok yer almasıyla yok olup gider mi yoksa Darwin’le kol kola bunda da evrimleşir miyiz sevgili hanımlar??

RODARTE şovunda kendi tasarımlarından biri içinde defaten yerlere yapışarak, hepimizin içini acıtan Abbey Lee görüntüsünden sonra NICHOLAS KIRKWOOD pişmanlıktan uyuyamaz olmuş! Röpörtajlarından birinde “yüksek topukların kadınlar için çok riskli olduğunu ve topukların yani riskin gitgide yükseldiğini görüyorum” demiş ve modeller bile zorlanırken ortalama bir kadın(o ne demekse a-aa ortalamaymış prens deddim bağrıma bastım lafa bak sıska! ) bu ayakkabıları nasıl taşırmış! Bu anlamda kendini sorumlu hisseden tasarımcı artık daha giyilebilir ve rahat ayakkabılar tasarlayacağını söylemiş. Eğer bu kittylerin arkasında sen varsan Nicholas bozuşuruz, Victoria Beckham’ı da alır yanıma öyle dalarım sana haa!

Eh ben bu kadar yazdım, gerisini de Billy Joel’e bir de tabii size bırakıyorum. Hanımlar beyler yazın bakalım yüksek topuklar ve ayakkabılar size ne fısıldıyor :)

she cuts you once, she cuts you twice

but still you believe

the wound is so fresh you can taste the blood

but you don’t have strength to leave

you’ve been bought, you’ve been sold

you’ve been locked outside the door

but you stand there pleadin’,

with your insides bleedin’,

’cause you deep down want some more

then she says she wants forgiveness

it’s such a clever masquerade

she’s so good with her stiletto

you don’t even see the blade

[Kaynak: Gregg Hall EzineArticles -NY Daily News Paola Jacobbi-Benstock & Ferriss -Interdisciplinary Perspectives on Gender, Arielle Abeyta, Gus Stadler , Anne Dalke- High Heels: 4 Inches Closer to Heaven Arielle Abeyta –Mintel-High-Heeled-Shoes---A-Style-That-s-Here-To-Stay-YolBoyunca]

NOT: Ayrıca bu yazıyı böyle büyüklü, küçüklü, renkli şukelalı yazmama ilham veren KankaNerdeyimBen‘e teşekkürler!