Günlük arşivler: Haziran 15, 2010

| BOOM’STYLE | Bebek Fest 3. Gün

Bebek Muhtarı 3. gün de işbaşındaydı! KorayCaner‘e uğramadan olur mu? Olmaaaaz, kendisinden bi enerji, bi güler yüz, bi “ooo çok şıksın” almadan güne başlamadım şenlik boyunca:) Son gün hafif bozuk olan moralimi nötrlesin diye turuncu giymeye karar verdim:) MUTLULUK RENGİİİİİ :) Huzur versin diye de turkuaz, yeşil, mor ve mavisiyle, ucunda da mini mini topuklu pabucuyla bana özel yapılmış BIU FACTORY bileziğimi taktım! Bi de öyle gözlü de görsün gözsüz de dercesine bluzda o etiketi unutmasaymışım, utansaymışım da kesseymişim iyi olurmuş:))

Son gün Boom’un adı dağlara taşlara yazıldı, STYLEBOOM grafittilendi hanımlar beyler!!

EASTPAK için Portekiz’den gelen dünyaca ünlü grafitti sanatçıları RAM ve MAR brandaları, standları ve Eastpak çantaları enfes şekillerde süslediler, kocacımla gittik tanıştık, çift olarak sanatın ve sanatçının her daim yanındayız, yoksa illa adımı yazın diye tuturmuşluğum, ikiciyim de ikinciyim, isterim de isterim diye bi ısrar filan yok:))

Ayaküstü bi Dünya Kupası muhabbeti çevirdim malum dünya kadınlarına futbolu gönülden sevdiren(!) bir yakışıklılar aman pardon yetenekler topluluğu Portekiz… Ama Ram ve Mar’ın pek futbola ilgisi yoktu anladım, ah ulen ah millet kupaya takım gönderir sallamaz, bizim kupada takımımız yok günde 3 kez vuvuzelaya ve Ömer Amca’ya rağmen TV başındayız!

Peki ne giymişiiim:)
Bluz: Adam Lippes for Mango
Atlet: Zara
Şort: Journey
Ayakkabı: L.A.M.B
Broş: Escada Bluzumdan çıkardım
Yüzük: Hande Bilten
Bilezik: Biu Factory

| TASARIMCI | Yedi Da Sene Mapusta Yatsam Alacam Bi LAMIJA SULJEVIC :)

Avrupa’nın kuzeyi ve doğunun uzak ucu artık moda ve tasarımda bambaşka bir noktada! Kuzey Avrupa’nın( özellikle İsveç’in) ve Uzak Doğu’nun moda tasarımında edindiği ve gitgide güçlenmeye başladığı yeni yeriyle ilgili bir yazı hazırlarken muhteşem isimler tanıdım. Yeni, farklı, genç, değişken ve sürprizlerle dolu…

22 yaşındaki Bosna’lı LAMIJA SULJEVIC Boşnak ve Slav geleneklerini tasarımlarında şölenleştiren yeni bir isim, onu Stockholm Moda Haftası’nda sunduğu Sonbahar 2010 koleksiyonu ile keşfettim, dedemin Girit masalları geldi aklıma, sonra da bir Balkan Türküsü tutturdum:))
El yapımı detaylar, geleneksel işlemeler, unutulmaya yüz tutmuş kroşe teknikler, Anadolu’da da “delikanlı seni pek beğendim ya da hiç heveslenme avucunu yalarsın” :p gibi mesajlar veren ve enfes örnekleri olan pullu baş süslemeleri ile epik bir koleksiyon yaratmış tasarımcı.

Henüz 5 yaşındayken Bosna’dan göç etmek zorunda kalan tasarımcı bir çok şeyi net hatırlamadığını fakat ailesinin köklerini ve kültürünü unutmaması için küçüklüğünden bu yana ona el işlerini, yerel nakış ve işlemeleri ve gelenekleri öğrettiğini söylüyor. İsveç’te yaşayan Suljevic doğduğu toprakların yarattığı kostüm geleneklerinin tasarımlarındaki en önemli güçlerden biri olduğunu ve tasarımlarını yaparken anneannesini hatırladığını belirtiyor.

Klasik Balkan desenlerine sahip kumaşlar görkemli hacimler,volanlar ve keskin formlarda kullanılmış. Brode, kroşe, yük çantalarının çatkılı köşelerini anımsatan kup detaylar, örgüler ve katlarla avant-garde çizgiler gelenekselle harmanlamış. Hem güzel, hem görkemli, hem de keskin bir duruşu olan kostümler otantiğin romantizmiyle yumuşak, dramatik bir görünüme kavuşmuş.

[Görseller:Lamija Suljevic@lookbook.nu]

Rumeli güzeldir:)

mavrovadan aldım sümbül
bir okka nohut
al beni bre sar more sümbül
yanında uyut
gel yanıma gir canıma
ayletme beni
yedi da sene mapista yatsam
saracam seni

| Boom Makyaj Yapıyoor!

Biricik Sıla’mızın düğününe hazırlanırken yazdığım postu okuyanlarınız hep birlikte pek eğlendiğimizi hatırlıyordur:)) O yazıdan sonra makyajla ilgili bir çok soru geldi bana, ben de toplu bir cevap niteliğinde size bir şeyler yazdım.

Öncelikle ben makyaj yapmayı seven birisiyim ama özellikle gündüz makyajında öyle çok farklılaşmam ya da hep yaptığım tarzın dışına çok çıkmam, gece makyajını daha özenli yaparım ve fena becermem hani, elim yatkın:)

Burada hepsi birbirinden pahalı markalar, MAC’ler, Bobbie’ler havalarda uçuşacak sanılmasın, bazı katı kurallarım hariç elime gelen makyaj ürününü almayı severim. Bu arada öyle dergilerdeki gibi pudraları, rujları hunharca sayfalara buladım, şıklık olsun diye farları kazıdım toz toz ettim sanmayın, bitmiş bunların çoğu bitmiş :)) Elde avuçta olanla boyanmaya başlıyorum bakalım!

Öncelikle yüzümü aylık cilt bakımımı da yapan uzmanımın verdiği BIOLINE temizleyici ile gayet güzel temizler yıkarım, ve fakat tutum nedir bilmeyen Boom yüzünden kredi kartı hesap kesim tarihinden önce bitme gafletinde bulunmuş BIOLINE tonik yerine buradaki gibi L’OREAL tonikle cildi canlandırırım, NEUTROGENA toniği de böyle sıkıştığım zamanlarda memnuniyetle kullanıyorum.

Biraz bekledikten sonra da güneşin beni kızartıp lekelemesini engelleyebilecek koruma faktörüne sahip yüz ve göz kremlerimi sürerim. Gündüz kremi ve göz kremi olarak 40 SPF CLINIQUE kremler kullanıyorum, bu kremin içindeki bejimsi ışıltı fondotene bile ihtiyaç bırakmıyor, yüzünüz böyle Rabia Sultan gibi nurlanıveriyor, ışıl ışıl oluyor yahu:)

Normalde fondöten pek kullanmam, yeni jenerasyon fondötenler oldukça yumuşak ve cildi hapsetmeyen türden olsa da her tür kiri, börtüyü vantuz gibi çeken cilde bir de bu maskenin yükünü yüklemek zoruma gidiyor! Ben tercih etmesem de illa her gün fondöten kullanması gerekenleriniz bence fondötenler kadar kapatıcı olan şu toz pudralardan tercih etmeli!

Yine de bugün sizin için sürüyorum, burada çok fiyatlı olduğu için Strawberry’de listelendiği sürece ben SHISEIDO Dual Balancing Foundation kullanıyorum, benim rengim O00 Very Light Ochre, bu fondöteni tek geçiyorum! Benim paket halen yolda, o olmadığı zamanlarda karışım bir fondöten kullanıyorum, aynı hafiflikte olmuyor ama aynı rengi veriyor: LOREAL TRUE MATCH Rose Ivory+MAX FACTOR AGE RENEW Warm Almond(evet anne fondotenin bende şu an ehhehe:))

Göz altı ve bazı pürüzleri kapatmak için bence dünyanın ennnn iyi concealerı YSL Touche Eclat, kendi ayrı yumuşak ama etkin, telaffuzu ayrı hoş, sırf “tuşekla” demek için bile alınır o derece:) Onun alternatifi ise yine sıkıştığım günlerin ekonomik kurtarıcısı olan L’OREAL Touche Magique kapatıcı.

Varsa püzülere minik birer concealer dokunuşu yapıp fondötenimi sürüyorum, sonrasında göz altlarıma küçük noktalar halinde concealer dokunuşlar yapıp, yüzük parmağımla yediriyorum.

Fondöten sürülmüşse pudra kaçınılmaz, artık piyasada bile olup olmadığını bilmediğim CLARINS aydınlatıcı pudra burada devreye giriyor, fondotene ayar çektiği gibi cilde naif, hoş bir pırıltı veriyor. PASTEL‘in “dikkat dikkat numarasını bilmiyorum ama kokoş kutulu yarı sedefli bembeyaz farı” makyajda olmazsa olmazlarımdan, göz altlarımdan kaş yayıma doğru bu fardan hafifçe sürüyorum. Ve ta taaa… Gözlerde finansal küreselleşmenin ekonomik büyümeye etkisinden, kurum şeffaflığının dünya piyasalarına entegrasyonuna katkısından eser kalmıyor:))

Eğer bir ara heyheylenmiş etrafta peynir gibi dolanmaktan sıkılmış ama bronzlaşması için 3 değil 5 değil 12 ay ancak gereken, solaryuma girmekten korkan, otobronzan kullanınca havucu fazla kaçırmış davşan gibi turunculaşan bir yapıya sahipseniz o zaman size LANCOME‘un bronzlaştırı pudralarından 304 numarayı öneriyorum. Fırçaya buluyor şöyle hafifçe bir pofluyor ve yüzünüze dairesel olarak uyguluyorsunuz:)

Cilt bakım ürünleri, kapatıcı, rimel, eyeliner haricinde marka kaygım çok yok, özellikle far konusunda hiç ama hiç markacı değilim, hoşuma giden renkleri gördükçe alırım, bazı farları 7 kat sürsen kar etmez rengi çıkmaz, bazısı topak topak olur gözünün üstünde bi göz daha varmış gibi seni bi şaşı bi şaşkın gösterir, bazısı hemen uçar gider, bazısı öyle ağırdır ki göz kapakların düşer, işte onları deneye yanıla bulurum:) Hayatta sürmediğim ve bana da hiç yakışmadığını düşündüğüm far rengi eflatun ve mordur…turuncu, fuşya, sarı gibi çok parlak tonları tercih etmem ama laciverte bir kala maviler, derin orman yeşilleri, füme ve gri, şeftali tonları en sık kullandığım renkler. Far sürmeye başlamadan önce göz altlarım ve elmacık kemiklerime mutlaka PUDRA serperim fırçayla, çünkü özellikle beyaz tende far tozları dökülünce kötü görünüyor, oysa pudranın üstüne dökülünce pudrayı alırken onlar da yüzünüzde iz bırakmadan uçup gidiyor.

Farımı da sürdükten sonra benim için temellerden biri olan eyelinera geçerim. Kalıcı ve uzun süre dayanmasını istediğim bir makyaj yapıyorsam kesik uçlu fırça yardımıyla kendim çektiğim INGLOT kavanoz eye linerı kullanıyorum, bu ay GUERLAIN yerine bunu aldım ve maaledef ben memnun kalmadım, donup çatladı bile çoktan. Daha hızlı ve pratik bir çözüm gerekiyorsa ART DECO ya da BOURJOIS artliner denen ve gazlı kalem gibi kolayca kullanabilen eyelinerları kullanıyorum. Hepsi de siyah, fakat antrasit yani çok koyu füme ve lacivert eyelinerlar da hoşuma gidiyor.

Sıra rimelde.. LANCOME Flextencils ve YSL Volume Effect arasında gidip geliyorum, ikisini de çok seviyorum. Kirpiklerim kısa, açık kahve ama sık, benim rimelimin kirpiklerimi uzun göstermesine ihtiyacım var. Bu anlamda ekonomik seçenek olarak L’OREALTelescopic maskarasını da beğeniyorum. Benim için göz kaleminde kömür siyah ile LANCOME bir numara, akmaz bozulmaz.

Allıkta gördüğünüz 2 renk arasında takılırım, farıma uygun olacak şekilde ya patlak canlı pembe YSL ya da şeftali somon tonlarındaki INGLOT allığı kullanıyorum, toprak tonlu allıkları nadir kullanırım.

Mat rujlar tahtını pırıltılı lip glosslardan geri aldığından beri parlatıcı pek kullanmaz oldum. Rujda da tıpkı allıktaki gibi bu 2 renkten makyajıma uygun olanını seçerim: LANCOME 22 numarayı SEBASTIAN dudak kalemi ile kullanıyorum, parlatacaksam üzerine MAYBELLINE Caffe Latte(müthiş renk, berbat tat:)) sürüyorum; eğer INGLOT numarayı kullanmışsam YSL 6 numaralı dudak kalemini kullanıyorum, parlatacaksam üzerine MAYBELLINE 804 Framboise sürüyorum. Rujumu her zaman ruj fırçasıyla sürerim.

Hepsinden önemlisi makyajımı bi güzel temizlerim:))