Günlük arşivler: Haziran 17, 2010

| EDİTORYAL | Kral VOGUE’a Paşa Gönlüne Göre Döndü

Süpermodel yaratıcısı, siyah beyaz moda fotoğraflarının tanrısı Peter Lindbergh 1992 yılında bıraktığı VOGUE’a sözler ve sözleşmeler olmadan geri döndü. Ewan McGregor ve Natalia Vodionova’lı 14 sayfalık muhteşem editöryal 1950′lerde geçen bir film tadında, yani tam benlik: şık, lüks, zengin, havalı 50′ler:)

Hikaye Eisenhower döneminin AMERİKAN RÜYASI ile başlar! Sizden güzel ve bakımlı olmasın pırıl pırıl tazıların, dizi dizi hizmetçilerin, kapıda bekleyen kar beyazı Royce’un bulunduğu milyon yatak odalı bir evin içinde füme takımıyla jilet gibi yakışıklı bir koca, reklamlara yaraşır güzellikte mutlaka 2 çocuk, kırmızı ruj, mini eldivenler ve LOUIS VUITTON!

Kadın ve erkek birbirlerine delice aşıktır, onlarınki “aşk evliliği“. Eskimez, sıkıcılaşmaz, bitmez, birlikte koruda yürüyüşe çıkar, flört zamanları gibi sevişirler. Kadının bu Amerikalı mutluluğu üzerindeki RALPH LAUREN’den de bellidir:) Ve güzel mi güzel çocukları “sen ne çocuğusun yavrucuğum” diye sorsan “aşk çocuğuyum” cevabını verecek sevimlilikte, bilgelikte ve farkındalıktadırlar! Kadın belki de mutluluktan değil PRADA elbisesinin balonundan dolayı havalarda uçmaktadır, ama olsun yine PRADA kitten heel pabuçlarıyla yere inişi acısız olacaktır!

Heyhaat para her zaman mutluluk getirmiyor hanımlar ** ! Cennette sorun var, üzerinde NINA RICCI’ye rağmen kadının yüzünde neden böyle bir çaresizlik ve isyan okunmaktadır. Yüzeyde burjuvazinin ışıltılı ama sahte yüzü altında derinde gerçekte neler olmaktadır? Adam istifini bozmaz, aynı takımın 100.süyle düşüncelere dalar. Gülse Birsel’in de dediği gibi “ayyyh hayat çok zor“dur:)

Kadın sıkılıverdiği bu görkemli hayattan kaçmak ve kendisini anlamadığını düşündüğü kocacığına anlatamadıklarını anlatmak, daha da önemlisi gülmek için derhal kendinden sınıf be sınıf, yaş be yaş düşük olan, VERA WANG’ine dökmeden şampanyasını doldurabilen bir yakışıklı ile “sadece arkadaş” olur! Eh kadınlar kendilerini güldüren erkekleri severler…

Ve aynı takım elbisenin 101.sinin gölgesinde gizli telefonlar başlar, kadın artık dünnnnnnnnnnnyalar güzeli çocuklarını bile izlemiyordur, nasılsa Hanifedadıları vardır, ve denizden çok uzaktadırlar, endişeye mahal yoktur! DRIES VAN NOTEN elbisesi ise kirli işlerine alet olmaktadır, yazık…Elbiseye:)

Ve acı gerçek…Bir davet dönüşü kendisini yapayalnız hissettiği bu hayata daha fazla (nedense) katlanamayan kadının LOUIS VUITTON’un cesaretlendirmesiyle gelen itirafını aynı takım elbise tabii ki kaldıramaz, yerini muhteşem bir smokin alır, adam Rock Hudson vari yıkılır. Neyse ki onu teselli edecek bir Johnnie Walker vardır.

Kadın tabii ki çaresiz! Mutluluk uğruna onca parayı, koca evi bırakmış, OSCAR DE LA RENTA’cığından başka ancak elindeki PRADA bavula sığanlara razı gelmiştir, eteğinde bebeleri dımdızlak ortada kalmıştır gibi bir beklenti oluşmasın çünkü hesap ortak hesap, adam fena saftır, ve belli ki bir HERMES BIRKIN içine neler neler alabilir haberdar değildir!

Ve mutlu(!) son… Meğer kadının tek isteği sürekli elbise giymek yerine arada bir de ROCHAS pantolon giymekmiş, saçları dağıtmakmış, yeni adam bir süre şampanya koymayacak şampanyaya ortak olacaktır…

(**) Bir zamanlar Bo Derek ablamız “Her kim para mutluluk satın alamaz dediyse belli ki nereden alışveriş yapılacağını bilmiyor” demiş :)

[Kaynak:vogue,2bmanagement]