Günlük arşivler: Haziran 29, 2010

| KOLTUKTA: M. SERDAR KUZULOĞLU | Sezon Modası Twitter, Kuştüyü Detaylarda Hakim Renkler Mavi ve Turuncu

Moda sadece giyim kuşamla sınırlı değil hanımlar beyler! Haziran ayının son konuğunu tanıtmaya gerek yok, kendisi bir moda blogunun kör ve çetrefilli kuyusuna düştü, Styleboomerlar tarihe tanıklık ediyor:) Ama bu soru da başka kime sorulurdu:)) TWITTER NASIL MODA OLDU!

Twitter…Kulak kabartmanın internetçesi…

Genel algıda giyim-kuşamla anılsa da ‘moda’ genel anlamda topluma hakim olan, kitlelerce beğenilen şeylerin tamamını kapsıyor. Elbette bu tanımdan modanın toplumun genel eğilimlerinden kendiliğinden ortaya çıkanların bütünü olduğu hissine kapılmak mümkünse de pekala biliyoruz ki moda diye karşımıza çıkan her şey tasarlanan, üretilen, belirli bir stratejiye uygun olarak belirli bir dönem aralığında (kimilerine sert gelse de) ‘dayatılan’ kavramlar bütünü.

Bu yazıda 12 yüzyılda erkeklerin neden tunik giydiğini, sonra neden vazgeçtikleri ya da şimdilerde algımızı zorlayan o perukların neden o dönem kullanıldığını anlatabilirdim. Hatta doğuyu keşfin batıya verdiği en büyük hediyelerden biri olan baharatın neden yemeklere değil de kozmetik sektörüne yaradığından dem vurabilirdim. En olmadı bu yaz mini etek ve dizüstü çorap kombinasyonlarının, tek derin yırtmaçların ve erkeksi ceketlerin yeniden yükselişe geçtiğinden söz edebilirdim. Bir yere kadar ikna edici de olabilirdim belki, kimbilir :)

Gel gelelim kadın modasına yönelik bilgim Japonya’nın Güney Kore ile 2. Dünya Savaşı’na dayanan gerginliğine dair bilgimden bir dirhem fazla değil; üzgünüm. Peki niye bir moda blogunda beni okuyorsunuz? Ben ‘teknoloji’ diye kategorize edilen daha kitlesel bir trendin takipçisiyim. Buna rağmen bu blogun içinde kendimi büyükşehrin dev takımının görkemli stadının tünelinden maça çıkmaya hazırlanan taşra takımı kaptanı kadar tedirgin ve yabancı hissediyorum!

Size Twitter’dan bahsedeceğim. Çoklarının yeni duymaya başladığı bu internet hizmetinin bir ‘moda’ blogunda 2010 yılında yer bulması bile bir konu aslında. Kurulalı 4 yılı geçen bir siteden söz ediyoruz sonuçta. Peki 4 yıldır neredeydi bu hizmet?

Hiç duymamış olma ihtimaliniz olmasa da ‘bulaşmamış‘ olma ihtimalinize karşı kısa bir tanım yapmakta fayda var. Twitter, aynen cep telefonu kısa mesajlarındaki gibi 140 karakterle sizi takip edenlere mesajlarınızı yaydığınız ve takip ettiklerinizin mesajlarını izlediğiniz bir platform.

İşte bu kadar; ne eksik ne fazla! Peki bu basit hizmetin fenomene dönüşme öyküsü ne? Gelin ona bakalım biraz.

Açıldığı 2006 yılında çok kısıtlı bir kullanıcı kitlesine sahip Twitter, esas patlamasını 2007 yılındaki Amerika’nın en köklü müzik ve film festivali South by Southwest‘te gerçekleştirir. Site sahipleri alanın her tarafına dev ekranlar koyar ve twitter üyelerinin etkinliğe yönelik mesajlarını yayınlamaya başlar. On binlerce yeni üye kısa sürede kartopu etkisini başlatır. 2010′a geldiğimizde üye artışı yüzde 1500′ü, ayda yollanan mesaj sayısı 1 milyarı çoktan devirmiştir.

Twitter’ın tarihinde tek bir köklü değişim var. O da olayın gidişatına yönelik yeterli ipucunu barındırıyor. Kişisel mesajınızı yazdığınız alanda 2009′a kadar ‘Ne yapıyorsun?’ (What are you doing?) yazıyordu. Kasım 2009′da bu soru ‘Ne oluyor?‘ (What’s happening?) şeklinde değiştirildi. Böylece twitter dünyanın dört bir köşesindeki on milyonlarca kullanıcısından beslenen küresel bir ‘sinir sistemi’ haline geldi.

Dünyanın neresinde ne olduğuna dair bilgi sahibi olmanız için kurulan haber kaynaklarıyla dalga geçercesine Twitter o köklü haber devlerinin bile içinde daha etkin bir şekilde yer almak için yarıştığı eşsiz bir platforma dönüştü.

Peki twitter’ı bir akım haline getiren neydi?

Elbette merak ve basitlik!
İnsanların arkadaşlarıyla ne yapıp ettiğini paylaşması yeni bir heves değil. Operatörlerin yüzlerce dakikalık tarife paketlerinin başka bir açıklaması olabilir mi? Pergelin ucunu ünlüler dünyasına saplayınca çevreleyen magazin dergilerinden programlarına, dedikodu sitelerinden paparazzi sektörüne kadar uzanan devasa bir sektör çıkıyor karşımıza.

Ama bir de tanımadığı insanları takip etme dürtüsü var. Başka hayatların, farklı yaşamların gizem ve heyecanı… Mutfak boşluğundan alt kattaki tartışmaya, cafede yan masada sevgilisine kur yapana kulak kabartma misali.

Twitter bütün bu dürtüleri meşru kılan; hatta teşvik eden bir yapıyı ortaya koydu. Televizyon ekranından, gazete dergi sayfalarından tanıdığımız kişilerin ancak hayal ettiğimiz dünyalarının faş edilmesinin hazzını başka nerede bulabilirdik? Asthton Kutcher’ın eşi Demi Moore’un yatak odasındaki iç çamaşırlı fotoğrafını paylaşması gibi sansasyonel olayların ötesinde yerli yabancı şöhretlerin kendi basit, sıradan ve büyü bozan anlarına başka nasıl şahit olabilirdik?

Twitter’ın üstünde pek konuşulmayan özelliklerinden biri de (hadi yerli şöhretlerden gidelim) Gülben Ergen ya da Hülya Avşar gibi teknolojinin hiçbir yanında görmediğimiz kişileri bile internette bir mikro-blog sahibi yapabilme başarısı. Sadece bunun bile şöhretleri de, magazin muhabirliğini de, hayranlık, takipçilik tanımını da değiştirdiği kesin.

Sosyal medya olarak genellediğimiz ana internet akımı Facebook’undan Twitter’ına yüz milyonlarca insanı internete dahil etmenin yanısıra birbirine bağlamayı da başardı. Twitter’ın mucizesi basitlik ve sadeliği.

Asıl takip etmesi heyecan veren şeyse takip etme ve edilme kavramının takipçi sayıları ve şekilleriyle ilgili reyting yarışı. Twitter’da şöhret olan isimsiz kahramanların yükselişi. Kast yapılarının ortadan kalktığı tahammülü zor demokratik ortam…

Twitter hakkında yazılacak çok şey varsa da burada durmak herhale yazının ana hedefi için en hayırlısı olacak.

Hakkında bunca dil döken adamı da takip etmek isteyenler olursa, al gözüm seyreyle: http://twitter.com/mserdark

| "ALTIN"CI HİSSİM DEDİ Kİ | Boom Sen Para Biriktiremeyeceksin Bari Bırak Damlaya Damlaya Külçe Olsun!

Bu blog, moda odağından pek şaşmaz bilirsiniz sevgili Styleboomerlar, yalnız moda uğruna harcanan paracıklar bir çok yazımda destek(!) bulmuştur, işte o sebepten size yeni bir işbirliğinin haberini vereceğim: ATASAY ve GARANTİ işbirliğinde ALTINBONUS kart!

Kart neymiş, nasılmışa geçmeden önce yukarıdaki fotoya bir bakın, bu ATAKulche’ler nasıl stylish değil miii! Hazır çeyrek bile almış yürümüşken hem şık hem altın böyle bir alternatifimiz var artık düğüne davete giderken.

Misal ben her düğün “amman yeaaa altın takmak çok sıkıcı, ay çok alaturka” filan olup sonra o altınların ister iyi günde ister kötü günde bozulunca mis gibi harcanabildiğini bildiğimden geleneğe yenik düşer, paşa paşa altınımı takarım, heyhat serde kokoşluk ve son dakikacılık olduğundan o aldığım altın için enfes bir kart tasarlar, cici bir not yazar, çiftin “evet” demesine 5 dakika kalaya kadar renkli print alabileceğim bir yer arar dururum, yine de bugüne kadar “duruuun siz kardeşsiniz pardon not kartım hazır değil” demedim henüz, Allah utandırmasın!

Gelelim ALTINBONUS‘a, eğer siz de alıp alıp ayın sonunda accık birikivermiş puanlarınızla ZARA’dan bir çorap olsun alamıyor ya da 20 lira birikse dayanamayıp harcayıveriyor, sonra puanlarıyla “ay şunu aldım ay bunu aldım” diye sabreden derviş muradına ermişlere gıcık oluyorsanız ve durmadan alışverişe devam ediyorsanız belki de uzun vadeli bir şeyler sizin için daha doğru, ben bu anlattığım tuhaf karaktere sahip olduğumdan benim aklıma yattı, madem kısa vadede çok puan biriktiremiyorum iyisi mi uzun vadede külçem olsun, yastık altım şenlensin:))

Uzun lafın kısası harcadıkça puan değil altın biriktireceksiniz bu Bonus’la, bu altınlar da Atasay ATAKulche’lerinden olacak. Kira, fatura, alışveriş ne varsa bu karta bağlayınca altınının birikmeye başlıyor ne zamanki nurtopu gibi bir 0.5 GRAMINIZ oluyor, tüm ATASAY mağazalarından ya da Altın Bonus ATAkulche altın teslim noktalarından gidip alınabiliyor. Altın Bonus Card, normal Bonus Card’ın taksit maksit tüm özelliklerine sahipmiş, onu da sorduk.

Cepten 3340’a ALTIN yazıp mesaj göndererek ya da hop hop Garanti Bankası’na giderek kart başvurusu yapabiliyorsunuz.

Garanti ve Atasay öyle kuru kuru olmaz, bizim kültürümüzde başlangıçlar hep altınla olur bu bir gelenektir diyip bir de kampanya yapmışlar: İlk ATAkulche Altınınız onlardan hediye! 31 Temmuz 2010’a kadar Bonus üyesi yerlerden 150 TL’lik alışveriş yaparsanız, 0,5 gr değerindeki Atakulche’lerini 5 Ağustos’tan itibaren alabilecek, dilerlerse biriktirmeye devam edebilecekler.

Bir de yok ben bu 150TL değerindeki alışverişimi ATASAY’dan yapayım da yapayım derseniz sizi mi kıracaklar, o zaman ekstra bir 0.5 gr ATAkulche altın daha kazanabiliyorsunuz ATASAY’dan hediye olarak… Nasılsa bir düğüne çağrıldınız hanımlar elbiseydi, ayakkabıydı, saçtı baştı, altındı derken kendinize de altın takma şansınız var yani:)