Günlük arşivler: Eylül 6, 2010

|

Biliyorsunuz çoğunuz yüzümü, bir kısmınız da ismimi merak ediyor:) Yüzümü gizleme sebebim(ki zaten yarı yarıya açıktı PUMA, IFW derken iyice ortaya çıktı:)) poz verirken daha rahat hissetmem, ismimi açıklamama sebebim ise yine “okuma kültürü”ne sahip pek sevgili Styleboomerların bildiği üzere mesleğim icabı: ben bir akademisyenim ve ismim Google’a yazıldığında akademik çalışmalarım önce çıksın istiyorum,oysa bloglar hele belli düzeyde okunan bloglar Google aramalarında öncelikli çıkıyor, blog benim hobim, mesleğim değil, ismimi öyle ya da böyle öğrenen pek çok okuyucuma da bunu ifade ettim ve saygı gördüm. İsmim ya da cismim ne olursa olsun bu blogun samimi olduğuna inancınızı ben her gün yorumlarınızla, yazmadığım zaman mailime, twitterıma “nerelerdesin” diye soranlarınızla, özel genel her tür sorusunu benimle paylaşanlarınızla anlıyorum.

Yine de Formspring’de adım-kızlık soyadım-evlendikten sonraki soyadımı açıkça ifşa edip, bu hassasiyetime saygı göstermeyen şahsa sırf o sebepten aşağıdaki sorusunu cevaplayamadığımı buradan söylemek isterim, sadece dedikoduyla değil okumakla/yazmakla da ilgileniyorsa sorusunun cevabını buradan alabilir, bu arada bir de IP gerçeği var bilen bilir):

SORU:
açıkcası eşinin biranda moda haftasını sunması ve seni kayırması devamlı bir blogunun propagandasına dönüşmesi, ne garip”ismim” nasıl açıklıyorsun bunu

Bu soruya en güzel cevap “kocam değil mi kardeşim kime ne” de olabilirdi ama ben hep çok kibar birisiyimdir. Madem benim blogumu kayırmak üzerine kosssssssskoca bir kanal Moda Haftası Özel programı hazırlıyor(sağolsunlar hiç bir masraftan kaçınmadılar:p uydu muydu ne lazımsa TÜBİTAK BİLTEN, NASA dahil ayarladı) o zaman ben hıyar mıyım neden orada bulunan tüm diğer bloglarla da röportajlar yapmalarına izin vereyim, her bölüm anlatırım da anlatırım!(evet kanalların genel müdürleri lafımdan çıkmaz, o derece!) Haricinde ben röportaj yapmak istemedim ve buna Alışveriş Cini şahittir, “ay o da senin arkadaşın, siz hep böyle birbirinize canım cicim yaparsınız zaten” saçmalığına esir düşmeyenlerdenseniz kendisine güzelce sorabilir, cevabını alabilirsiniz(Cin de sözümde çıkmaz esasen, hatta onu Blog Ödülleri 1.si yaptım ki hayatı boyunca bana borçlu kalsın diye!)

Eşim bugün iyi bir yerlerde evet yarın ne getirir belli olmaz ve belki bir telefonla blogda değil de belki bir dergide ya da gazetede de yazabilirdim çünkü hem arkadaşlarım hem öğrencilerim var bunu ayarlayabilecek, peki ben neden burada size, sizler için yazmayı seviyorum? Çünkü seviyorum o kadar, çünkü bu samimiyeti ancak burada sağlayabileceğimi biliyorum o kadar, çünkü kayrılmaya ihtiyaç olmayan, özgür bir ortam sadece burada var o kadar!

Styleboom’un kayırılmaya ihtiyacı var mı? Zaten okuyucusu belli, tek tek her yoruma dönmeye çalışan, yorum geldikçe sevinen, tek tek her soruya ve maile cevap vermeye uğraşan, ödülünü almış, markalarla ortak işler yapmış, global bir markanın ambassadoru seçilmiş. Bunların hepsini geçtim 4 bölümcük gösterilen bir programa gelene kadar Türkiye’nin en iyi bloggerlarının sevgisini kazanmış ötesi var mı? Üstelik tüm bunları okuldan ve evdeki işlerden vakit arttırarak yapmış, o arkadaş kendisinden bir önceki sorunun cevabına bakmalı bence
-Kaç saat uyuyorsun Boom?
-Günde 4 maksimum 5 saat:/

| KOLTUKTA: Kanka Nerdeyim Ben | Can Direkli’yle Oldies But Goldies!

Ağustos ayında yaz arası verdiğim KOLTUKTA köşesi herkesin çoook çok sevdiği bir isimle Eylül açılışını yapıyor! September Issue’ya da bu yakışırdı:)) KANKA NERDEYİM BEN tam da şu anda blogunun 1. yılını kutlarken Styleboom için özlediğimiz ve özendiğimiz filmlerin kareleri arasında hem de kendi tadında “Oldies But Goldies” dedi:) Teşekkürler ve blogosferde nice seneler Can’cığımmmmm:)

Sokaktaki herkes gibi prototip giyinmek istemiyorum; tekstil öyle bi pazar ki artık herkeste her şeyden olabiliyor. Belirli kalıplardan, ortak desenlerden sıkıldım

Demiyorsan zaten bu sayfada işin ne ? :)

Gel gelelim herkes gibi olmamak için herkesten de duyamayacağın bi tavsiye sana! :)

Zaman “eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı anacııım” sözünü gün be gün daha da yalanlama; Vintage denen naneye sarılma zamanıdır bilesin! :)

Avrupa’da özel workshopları, okulları; vintage parça sahip olabilmek adına katil olabilecek kadınları; Amerika’da Salvation Army adında 2. el dükkanları varken bizim kanımıza Ece Sükan sayesinde son birkaç yıldır yavaş yavaş enjekte etilen bu tarz; benim gibi “yeni kokan” şeyleri sevmeyenler için de birebir :)

Herkesin ağzında bi vintage’dır gidiyor ama ne bu vintage hikayesi ? :)

Aslen şaraplar için, %90’ı ve daha fazlası aynı hasada ait üzümle yapılmış ya da yıllandırılabilir anlamına gelen kelime; günümüzde kıyafet, aksesuar, araba.. Hemen her alanda karşımıza çıkıyor! :)

Herkesin bildiği kadarıyla “eski olan” değil vintage; eğer işimiz kıyafetse tabii :)

Bi parçanın vintage özelliği taşıyabilmesi için, belirli bi döneme ait olması, bi hikayesi olması; mümkünse tek olması, belirli bir akımı yansıtabilmesi
ve tabii bi de eski olması lazım :)

Yani şartlar çok ağır! :)

Bunlara ek olarak Chanel’in kapitone çantası ya da 60’lardan bir YSL elbise de “markaların ikonlaşmış tasarımları” kontenjanından vintage olarak değerlendirilebiliyor :)

Yani öyle “Bak canııııım bi gömlek buldum, düz beyaz, eski.. kesin vintage” demekle yürümüyor bu işler :)

Biraz daha şekillendirmek adına Adore Vintage sitesinden aldığım vintage kombinler ve detaylarından yaptığım kolajları da video haline getirdim; Arkaya da
koydum Patsy Cline ablamızdan “Back in Baby’s Arms”
şarkısını; şablon muazzam! :)

Vintage LookBook (Adore Vintage’s images) from Can Direkli on Vimeo.

Fakat gel gelelim; eğer vintage ürünleri Türkiye’de satın almak istiyorsan; iş birazcık tuzlu :)

Özgün olmak adına değer dersen ekle adres defterine Matchbox’ı, Şeymel’i, Tabe Kıyamet’i, Second Chance’i :)

Ama benim tavsiyem anane-babanne-hala-teyze sandıklarında sakin ve kararlı
keşifler olur! :)
Annem her gidişinde ananemin evinden öyle parçalarla döner ki aklın hayalin durur :)

Tabii yukardaki opsiyonlardan yana şansızım, yurtdışına da çıkamıyorum dersen; eBay ya da Amazon gibi sitelerin koynuna kendini atmaman için bi sebep yok! :)

Bi dene derim!

Dene de böyle bol bol “Grease”lerle “Breakfast at Tiffany’s”lerle göz banyosu yapalım; 80lerin disco kültürüyle, 50lerin leydileri 70lerin bohemiyle kendimizden geçelim! :)
Gözümüz gönlümüz bayram etsin!

Xoxo! :)

Dipnot; Burada yazı yazmanın verdiği baskıyla konunun ne olacağını düşünüp duruken; “Boom ya işte, 50lerin 60ların en en en yakıştığı arkadaşım; vintage yazarım olur biter”dedim :) Burada olmamın dışında ben bu yazıyı cidden ona ithaf ettim! :)