Aylık arşivler: Nisan 2011

| GELİN | Gökten Üç Elma Düştü…

1981′de herkesin prensesi Diana ile Galler prensi Charles evlendiğinden beri Birleşik Krallık öyle büyülü, peri masalı tadında ikinci bir düğünü bekliyordu. Anlaşılan ben de bekliyormuşum, dakika dakika izledim:)) Ama ben zaten düğün çok severim! Diana’cığım o muşmula Charles yüzünden ilk göz ağrısının mürüvetini göremedi yazık.

Bu düğün iki kadını birden “taç”landırdı:
Birincisi pek tabii ki önceleri pek kimsenin ısınamadığı, William’a layık bulmadığı, Diana kadar tapmadığı, pek giyinmeyi de bilmeyen, Wills’in yanında daha yaşlı gibi görünen ama zaman içinde İngilizlerin kalbini kazanıp, salon kadını çizgisini bozmadan, ben size layığımı kabul ettiren, halkın sevgilisi oluveren Kate yani artık Cambridge Düşesi ve büyük ihtimalle gelecekteki Kraliçe Catherine.

İkincisi ise ALEXANDER McQUEEN’in ani ölümüyle herkes kederlere boğulmuş ve bu marka bitti, asla eskisi gibi olamayacak ve yok olup gidecek diye düşünenleri büyük şaşkınlığa uğratmış olan Sarah Burton. Burton, işi devraldığında bir iki sezon içinde çıkardığı her koleksiyonla ALEXANDER McQUEEN’in anısını onurlandırırıp, markayı ruhundan koparmadan ama yeni kimliğiyle sürdürdü. Ve son olarak Prenses’in olağanüstü zanaatı, işçilik, kalite ve terziliği nedeniyle “seçtiği” tasarımcı oldu. Böylece Burton da tacını hak ettiğini moda tebaasına ilan etmiş oldu.

Doğrusu törenin başından sonuna çift çooooooook heyecanlıydı:) Kate kilisey gelene kadar arabanın içinde deli gibi el sallıyordu ama bence o el sallama frekansı kalp atışına eşlik ediyordu:) William kilisede sürekli ellerini ovuşturuyor, Harry onu biraz güldürüyordu:)

Diana’nınkinden farklı olarak bu defa daha küçük bir kilisede gerçekleşti tören. Küçük derken:)?

Gelin saçlarını topuz yapmayı düşünürken son anda açık bırakmaya karar vermiş.

Ünlü modacıların hemen hepsi gelinlik için harika sözler söylediler. Gelinlik kadar duvak da çok beğenildi. Bir duvak delisi olarak ben uzuuuuuuuuuuuuun duvakları seviyorum, nitekim kendiminkini de dolma gibi sarsam da tüm gece çıkarmamıştım inatla:)

Son geceye kadar sır gibi saklanan ama son gece Sarah Burton’ın otele girdiğinin görülmesiyle “neredeyse” anlaşılan gelinliğin tasarımcısı ölümünün yıldönümünde, pek yakında Metropolitan Müzesi’nde de sergisi başlayacak olan ALEXANDER McQUEEN’den başkası olmamalıydı da:) Yine de McQUEEN’den bir gelinlik giyebilecek kadar şanslı olsaydım beni kuş tüylerine boğmasını dilerdim:)

Prenses’in gelinliği tarihin unutulmaz prenseslerinden ve dünyanın en güzel kadınlarından Prenses Grace Kelly’nin eşsiz gelinliğinin modern bir versiyonu gibiydi. Muazzam bir gelinlikti bence: asil, zarif, dengeli.

  • Gövdede derin V yakalı ve uzun kollu dantel üst, belin ön kısmında kat büzgüler ve arkada daha bir McQueensel iri kat, volan oyunuyla, ortalama uzunlukta bir kuyrukla devam ediyordu. Etek uçları üstteki dantellerden aplik edilmiş önde daha seyrek arkada daha yoğundu. Gelinlikte hiç taş işi yoktu.
  • Her ne kadar gelin asil kandan gelmediği için düğünde taç takması beklenmiyorsa da bizzat Kraliçe tarafından kendisine verilen tacı ile yüzünü örten orta uzunlukta uçları hafif dantel işli zarif ve sade bir duvak tercih etmişti.
  • Bereketi simgelediği için özellikle “meşe palamudu” biçimi istediğinden özle olarak yaptırılan pırlanta küpelerini ben pek beğenmedim.
  • Ayakkabılar da ALEXANDER McQUEEN ekibi tarafından tamamen elde yapılarak hazırlanmıştı. Gelin buketi pek çoklarının beklediğinin aksine kırlardan toplanmışçasına minik, dağınık ve sempatikti. İnsanlar çok eleştirdi ama ben çok sevdim:) Üstelik buketin manevi bir buket olduğunu söyleyelim: Diana’nın gelin çiçeğinden bir kaç dal varmış içinde, sonra Kraliçe’nin serasında özel olarak yetiştirdiği çiçeklerden varmış.
  • Prenses’in maniküründe Essie marka oje kullanılmıştı veeee inanmayacaksınız ama makyajını kendisi yapmıştı! Zaten fotoğrafları büyütürseniz profesyonel bir makyaj olmadığını farkedeceksiniz. Doğrusu prenses olsam hayatta kendi makyajımı-hele düğünde- yapmazdım:o Böyle biraz da “normal”im ne var durumları tamam sempatik ama o zaman çok yanlış bir şeye “Evet” dedin sevgili Kate, zira sen artık “normal” değilsin:)

Bekar prens Harry abisinden farklı olarak genelde daha bir “yaramaz”, “ele avuca sığmaz”, “annesine çekmiş”, kendisi pek tabii ki yüzüklerin taşıyıcısı yani William’ın sağdıcıydı. Tören boyunca pek sempatikti.

Yine ablasının huyu suyu tam zıttı “çılgın” baldız Philippa da baş nedime olarak muhteşemdi, onun elbisesi de ALEXANDER McQUEEN tasarımı.

Davetlilerin hangi birini anlatsam bilemediğimden ve zaten David Beckham’a geldiğimde bu postun seyrinin tamamen değişeceğinden korkumdan o kısma hiç girmiyorum:)) Ama genel olarak manzare yukarıdaki gibiydi! Monokrom renkler ve birbirinden müthiş şapkalar, erkeklerde kravat ve mendillerde enfes detaylar ve parlak renkler:)

Ve işte beni en çok etkileyen sahne… Milyonlarca insan akın akın Buckhingam Sarayı’na girmek üzere yürüyor! Bu nasıl bir şey? Bizler bilemiyoruz, tepemizdekiler “kim olursa olsun” hep 3-5 kişi toplansa korktular, dağıttılar, yasakladılar, onların geçtiği yollardan geçerken bizi beklettiler, yaklaştırmadılar. Bugün 10 kişi birlikte Başbakanlık’ın önünde yürümemiz imkansızken içlerinde kimlerin “olabileceği” belirsiz devasa bir kalabalık bilmem kaç ülkenin imparatoriçesinin bahçesine böyle giriyor. Başbakan desen zaten normal bir sokakta tüm dünyanın bildiği o “10 numaralı” evde oturuyor:)

Veee törenin sonuu! Tören boyunca Bentley’den Range Rover’lara, Rolls Royce’dan at arabasına çeşit çeşit araba kraliyeti bir oraya bir buraya taşıdı ama işte benim favorim! Agggh Kate ne gelinliğini, ne o safir yüzüğünü kıskandım ama bu ASTON MARTIN’le beni bitirdin:)

Bu da Prenses Catherine’in resepsiyon için hazırlanan kıyafeti, yine ALEXANDER McQUEEN. Yine zarif, sade ve bu defa pırıltılı. Ama o üstteki hiç ama hiç ama hiç olmamış! Onu ya giymeyecektin ya giymeyecektin Kate:/

Ne diyelim onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine. Artık Harry’nin düğünde görüşürüz, pek sevgili bekar Styleboomerlar belki içinizdne biri bir sonraki prenses olur:)) Gökten 3 elma düştü, biri Boom’un, biri okuyanın, biri yorum yazanın başına:p

Görseller: Time, Telegraph
Not: Daha fazla fotoğraf, iyi giyinenler, kötü giyinenler, pastalar börekler için TIK TIK :)

| TREND RAPORU | Çemberimde Gül Oya

Güneşi görür görmez moda mı değil mi bakmadan takıp takıştırdığım, sarıp sarmalandığım eşarplarım bu sezon çoook moda! Malum 70′ler etkisi:) Eveet evet saçlarımız bu sezon eşarplarla
uçuşacak:)

Dilerseniz PUCCI ‘nin bohem çingeneleri gibi alnınızda kalınca bir bandana veya LOEWE’deki gibi saç bandı olarak; MOSCHINO’daki gibi pin-up kızlarına selam durarak ya da D&G’daki gibi zahmetsiz, pratik ve sevimli bir country kızına dönüşerek; ROCHAS, ARMANI ya da ISSA’daki gibi burarak, sararak, örgüleyerek kullanabiliriz eşarpları. Dilediğimizce!

Gösterişli, feminen, bohem, flörtöz… Hepsini bir eşarbı farklı bağlama teknikleriyle kullanarak mümkün:) Eşarplarınızla ayna karşısında biraz vakit geçirin hanımlaaar ve bu yaz başınızın tacı yapın:) Sokaklarda yukarıdaki gibi renklenelim:)

Ünlüler çoktaan eşarplarıyla coşmaya başladılar bile. Hem de sadece bugün değil yılllar yıllar öncesinden bu yana! Sophia Loren’den Grace Kelly’ye; Marilyn Monroe’dan Rihanna’ya:)

Saçınıza takmasanız da(ki takın takıııın:)) eşarplarınızı kemer olarak kullanabilir, çantalarınızın sapına aksesuar yapabilirsiniz. Misal yukarıdaki çanta ne güzeeel olmuş ♥

Ve pek tabii Anadolu’nun o güzelim oyaları parmaklarımızın ucundayken ne olur bu trend ancak Hermes’le olur sanmayın:) Çemberimde gül oya, yemenimi taktım doya doya olalım,:) oyalı, sırmalı, boncuklu yemenilerle bu yazı bir Rumeli türküsü sıcaklığında, sevecenliğinde geçirip bu trende kendimizi katalıım:) Tamam mı:)?

[Görseller: style, streetfsn,atv,sartorialist,jak&jil,www,fashiongonerogue]

| KEYİF | Karaköy’de Kağıttan Keyif

Fransız Geçidi-Onur Yüksel

Styleboom’un Twitter takipçileri çoktaan keşfedip bayıldı, şimdi sıra biricik Styleboomerları bayıltmaya geldi:) Bugün size çok cici bir yer anlatacağım: KAĞITHANE. Onların deyimiyle “Buradaki hiç bir şeye ihtiyacınız yok ama görünce hepsini birden almak isteyeceksiniz.”

Benim İstanbul’da keşfetmeye doyamadığım yerler, Eminönü, Balat, Karaköy… Ve Karaköy her gittiğimde daha bir güzel. İşte KAĞITHANE Karaköy’ün sessizlikte kalmış Fransız Geçidi’nde sizi bekliyor. Ezel izleyenler o geçidi bilir:)) Ezel ve Sekiz’in parmaklıklar ardından restleştikleri sahnenin çekildiği çıkmaz:)

KAĞITHANE‘deki pek çok cici pek tabii kağıttan:) Ama neler neler yok kii!
  • Mesela sizi nostaljik hatıralara sürükleyecek “Elişi defteri”, “Bakkal Defteri” ya da ” Türk Yavrularına Mektep Defteri”:) Han şu tek ortalı kenarına süs yaptığımız defterlerden:p
  • Meşhuuuur kahvehane çay tabaklarının yine bir o kadar meşhur deseninden notluklar, ambalaj kağıtları, Amerikan servisler:)
  • Dört bir yanı dantelle sarmalayan anneannemin kulakları çınlasın dantel işli, ya da simit şekilli bardak altlıkları:))
  • Ortasında koca bir kalpten delik olan “Aşk Defteri”
  • Pamuk şekerden yelpaze! Sonraa İstanbul sokak tabelalarından Amerikan servis( meselaa Sarıçiçek sokağı üstünde yemek yeseniz:)?)
  • Pek tabii ki “Nnayırr Nnnolmaz”lı şeyler
  • Vee en sevdiklerimden “İstanbul” karakterli kartpostallar:) Entelinden kokoşuna, rockçısından kaytan bıyıklı kabadayısına kadar tiplemeler müthiş:)
  • Vee tabii ki daha fazlasıı

Çıkışta o güzel geçitte son bir mini tur atıp, KAĞITHANE‘nin önündeki cafede içimizi ısıtacak bir şeyler içtik.

O gün İstanbul’un bir dolu güzelliğini kısıtlı zamanımıza tıkıştırıp pek mutlu bir gün geçirdik: nargile, macun, ara sokaklar, Karaköy rıhtımı, laleler, Kızkulesi, martı, hatta bir de uluslararası bisiklet yarışı:)

| FLASHION’ NEWS | Oliver Rousteing BALMAIN’in Baş Tasarımcısı Oldu!

Solda gördüğünüz genç beyefendi hakkında fazla şey bilinmiyor ama emin olun bundan böyle çok daha fazlası duyulacak! OLIVER ROUSTEING, depresyona girip durumu bir psikiyatrik kliniğe yatacak kadar ciddileşen Christophe Decarnin yerine BALMAIN’in baş tasarımcısı olarak görevlendirildi.

O Decarnin ki BALMAIN’i küllerinden yeniden yaratmış, tümmmmm lüksler içinde en çok arzu dilenlerden biri haline getirmişti şahsen her sezon aynı model ve kesimlerle bunu nasıl sürdürmüştü ben orasını anlamamıştım ama olan buydu!

Şimdi işin başında 2003′de ESMOD Paris’ten mezun olan ve son 3 senedir BALMAIN ‘de tasarım ekibinde çalışan hatta Decarnin’e de vekillik edenlerden biri olan OLIVER ROUSTEING var. Kendisi 2009′da BALMAIN’e girmeden önce 5 yıl ROBERTO CAVALLI’de çalışmış. Genç ve gelecek vaad eden Fransız asıllı tasarımcı hem kadın hem erkek hazır giyim koleksiyonlarından sorumlu olacak. Vee kendisine ilk koleksiyonu olacak olan İlkbahar 2012 defilesine kadar da basına konuşma/röpörtaj verme yasağı konmuş:)

Bakalım yasağa uyacak mıı yoksa bizim futbolcuların kamptan kaçıp, gece klubünde yakalanıp demeç verme yasağını delenleri gibi şakıyacak mı:p İlk koleksiyonunu merak ve “umut”la bekliyorum, gerçek BALMAIN farklı ve her sezon merakla beklenecek, heyecan uyandıracak koleksiyonlar çıkarmalı!

| KOLTUKTA | Deniz Baran Styleboom İçin "Renk"lendi:)

Styleboom’un biricik blog arkadaşları bu koltukta misafir olmaya devam ediyoor! Nisan ayının konuğu taa Amerika’da yaşayan bizim biriciğimiz DENİZ BARAN

Deniz benim hem blogdaşım, hem de o da akademik çalışma uğruna bazı bazı sürünüp sefil olduğundan kaderdaşım:)) Hala takip etmiyorsanız büyük bir ilham perisini kaçırıyorsunuz demektir:) Her bir kombiniyle beni benden alan Deniz bu defa Styleboom’a özel olarak sezonun “Colorblock” trendini uyguladı, pek tabi ki artık imzası haline gelen “vintage”ı ihmal etmeden:) Teşekkürler Deniiz, seni hem özlüyor hem de hiç gitmemişsin gibi yakınımızda hissediyoruz ♥ Şimdi söz DENİZ BARAN‘da:

Tum StyleBoom okurlarina kocaman bir merhaba :) Sizler gibi benim de blogunu okumaktan muthis keyif aldigim, sevgili StyleBoom, 2011 Ilkbahar\Yaz trendlerinden aldigim ilhamla bir kombin olusturup, Nisan ayinda blogunda beni misafir etmek isteyince; renksever bir blog yazari olarak aklima hemen COLOR-BLOCK trendi geldi. Biliyorsunuz moda aslinda tekerrurden ibaret. Bu kombindeki ceketin annemin oldugunu ve 80′lerden kaldigini soylersem sanirim ne demek istedigimi daha iyi anlatabilirim diye dusundum ve renkleri kendim biraraya getirecegime bu cekette oldugu gibi COLOR-BLOCK trendinin bir parcada uygulanmis halini kullandim. Ben kendi adima StyleBoom’a konuk olmaktan ve sizlerle blogum haricinde bir platformda bulusmaktan cok keyif aldim. Umarim sizler icin de guzel bir surpriz olmustur bu misafirlik.

Sevgiler,

Deniz

Ceket: Annemin 80′lerde giydiği ceketi
Bustiyer: Urban Outfitters
Pantolon: Alexander McQueen (Target)
Kupe: Vintage
Sapka: Ralph Lauren
Gozluk: Christian Dior

| 10 DAKİKA GECİKİYORUM MAKYAJIM BİTMEDİ Kozmetik Sorularınızı Cevaplıyoor-4-

Haftanın soruları cevaplarına kavuştuu:) Buyrun söz 10 Dakika’nın sahibesi aC.de:)

1)Benim 10 dk ya sorum şu:nemlendirici vs. için hep aynı kremi kullanmak mı iyidir, arada değiştirmek mi?
Eğer kullanılan nemlendirici, özel bir küre ait değilse ve sınırlı zaman içinde kullanılıp sonra bırakılması gerekmiyorsa, yani klasik bir nemlendiriciden bahsediyorsak, hep aynı ürünü kullanmanın bir sakıncası yok bence. Cilde gerçekten iyi gelen bir ürünü bulmak çok zor, arayış bitip de memnuniyet başladığında sadık kalmanın en iyi seçim olduğunu düşünüyorum. Öte yandan yeni şeyler denemenin de bir zararı olduğunu söyleyemeyeceğim.

2) 27 yaşımdayım mimik kırışıklığım var, tez yazayım diye bilgisayarın ekranına bakmaktan özellikle alın bölgemin şekilden şekile girdiğini düşünüyorum, düşünürken de kırışıyorum…10dakika , daha önce blogunda strivectin kullandığından bahsetmişti, etkileri nasıl? Tavsiye eder mi? Kırışıklık konusunda gerçekten denildiği gibi oldukça etkili ve koruyucu bir krem mi? Yoksa alternatif önerisi var mı (estee lauder perfectionist i de duymuştum)?

Strivectin-SD’nin gerçekten de bugüne kadar yaratılmış en iyi kırışık ve çatlak bakımlarından birine sahip olduğunu düşünüyorum. Ben kullanmaya başladığımdan beri, henüz kırışıklar için erken olmasına rağmen, göz kenarlarında hafiften belirmeye başlayan ince çizgilerde ciddi bir azalma oldu. Chanel Hydramax serisini de şiddetle tavsiye ediyorum. Kırışıkların en büyük düşmanı nem çünkü.

3) Nemlendirici jel ile krem arasında ne fark vardır?

Nemlendirici jel daha hafif yapıda, yağ içermeyen, genellikle yağlı ciltlere tavsiye edilen bir üründür. Kremler, su bazlı olanları dışında, kuru ya da normal ciltlere tavsiye ediliyor daha çok. Ben karma cilde sahip olduğum için gündüz emulsion (yani kremden daha hafif, jelden biraz daha ağır bir versiyon) geceleri ise krem kullanıyorum. Emulsion, çok marka tarafından üretilen bir seçenek değil ne yazık ki…

4) Merhaba, benim cildim çok kuru. Özellikle burnumun kenarları ve yanaklarım, o kadar kuru ki pul pul dökülüyor. Bir yerde tonik ve nemlendiricinin kuru ciltler için olmazsa olmaz olduğunu duymuştum.Bana ne önerebilirsin?

Pul pul dökülen bir cilde sahipsen derhal iyi bir dermatolog ziyareti gerçekleştirmeni öneririm. Egzema ya da alerjiden dolayı cildin kuruyor olabilir. Bir doktora danışmadan kafana göre ürünler deneyerek cildini tehlikeye atma bence.

5) Yaz aylarında fondöten kullanmak istemiyorum acaba gene hafif kapatıcılığı olan fresh bir görüntü için ne önerebilir?Guerlain Meteorites Perles Illuminating Powder almayı düşünüyorum ihtiyacıma uyar mı iekstra ne gerekir?

Guerlain’in Illuminating Powder’ı amacına hizmet etmiyor. Toz pudrayı, renkli nemlendiricinin üzerine sürmen daha doğru. Hafif dokusuyla çok memnun kaldığım Benefit You Rebel Lite Tinted Moisturizer’ı tavsiye edebilirim. Bir de en son Givenchy’nin fondötenini denedim ve hafif yapısından çok memnun kaldım. Chanel Vitalumiere Aqua da doğru bir seçim olabilir.

6) Sephora’da uygun fiyatlı rimel var mı acaba? En fazla 40-45 TLye mesela?

Sephora’nın makyaj koleksiyonunda hem ekonomik hem de kaliteli maskaralara rastlaman mümkün. Ayrıca Clinique’in ürünleri de diğer markalara göre biraz daha hesaplı.

7) Acaba Sephora marka makyaj temizleme sütü, tonik ve göz makyaj temizleyicisini önerir mi? Yoksa onlarda aynı market ürünleri gibi basit midir?

Sephora’nın cilt bakım serisi tamamen yenilendi. Göz makyaj temizleyicisinden çok memnunum. Makyaj temizleme sütü yerine yağ kullanmayı tercih ettiğim için o konu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim. Tonik olarak da her zaman bitki özlerinden yana kullanıyorum oyumu ve Sisley’inkini kullanıyorum.