Günlerdir hiçbir şey yazasım yok. Fotoğraf çekesim yok.
Burada bu blogda tanıdığınızın dışında hayatımı kazanmaya çalıştığım esas mesleğime yazıklar olsunlar okundu, ahlar edildi, kınamalar geldi. Bu meslek ki bana büyük paralar, ölümsüzlük ya da şöhret vaad etmedi asla, ama ben hep bildim bir sınıftan içeri girip de kürsüme geçtiğimde hissettiğim mutluluğu, şevki ve tatmini başka hiçbir şeyden alamayacaktım, alamıyordum.  Bana “benim için şunu değiştirdiniz” diyen bir öğrencinin verdiği hissi anlatamıyordum.  Eşime telefonda “hayır karşılığı çok değil ama ben bunu yapmak istiyorum bana ihtiyaç var” derkenki hali başka şeyde hissedemiyordum. Kapı kapandığında karşımda yüzlerle bir başıma kaldığımda dışarıda her ne olmuşsa olsun, o günüm ne kadar kötü geçmişse geçsin hepsi kapının dışında kaldı. Böyle bir hissi bana evet ne hiç bir iş ne hiç bir kimse yaşatamadı.  Sisteme hep direndim, farklı bir eğitimci, sıradanın dışında bir anlatıcı, öğrenciliğini unutmamış bir öğretmen olmak için: ve bunun için bana bu öğretiyi veren okulumla bile bazen mücadele ettim.  En büyük şansım okulum, bölümüm, hocalarım tarafından hep  “dinlenmek” oldu, öğrencilerim tarafından hep “desteklenmek” oldu.  Çünkü biz ODTÜ’deydik.

Bizim gibilere en ufak bir utanç duymadan “yazıklar olsun” diyen hoyrat ne biliyor ki? Çocuğunun ne mücadelesi olmuş? Çocuğunun gecesini, gündüzünü, sevgilisini, arkadaşlarını her şeyini icab ederse feda edip çalıştığı şeyin karşılığını hiç alamadığı olmuş mu ki? Hiç “feda” etmiş mi ki? Biz öyle çok feda, feragat ve cefayı normalleştirmişiz ki mesela, bu kelimelerin hepsi bende anlamını yitirdi!  Bazı insanlar akademisyenliği istediğimiz kıyafeti giyip istediğimiz saatte okula gittiğimiz, yata yata profesör olduğumuz gibi klişelerle aşağılamaya çalışıyor; onlara göre bir kadın için en iyi meslek çünkü eve gelip çorbasını pişirebilir! Çorba içecek hali mi vardır peki?  Hiç kimse istediğimiz kıyafetlerle mesela ODTUde artik kaloriferler de kapatıldığında kışın eksi 7 derecede gecenin belki 2sinde 3ünde dönümlerce uzayan kampüste  jandarma neredeyse bari o taraftan geçerek arabaya/otobüse/dolmuşa gideyim dediğimizden haberdar değil.  Bir gece sanırım saat 01:00 sularıydı, eşim İstanbul’dan okula beni ziyarete geldi, bölümdeki kalabalığa şaşırmıştı. “Bu saatte bu kadar adam napıyorsunuz?” oldu. Çalışıyorduk! Neden şaşırmıştı,  daha acayibi biz neden şaşırmıyorduk?  Gece bekçisinin menemenine ekmek banmak, yemek için odaya bir kumpir söylemek, anca bu kadarına vakit vardı. Kimse doktorasını alan kişinin daha 3. günde Yar.Doç kadrosu ya gelmezse hezeyanına girdiğini, hadi geldi diyelim kime gideceğini, hadi oldu diyelim doçentlik sınavında uzmanlığı neyse inadına onun aksi sorularla tongaya düşürülmeye çalışılacağına takılmıyor. Kimse önümüze her sene değişe değişe konan,  tam tamamladım sandığında aslında ucundan yine kaçırdığını gösteren doçentlik kriterlerini görmüyor. İnsanların “makale” denince anladığı şey acaba Ayşe Özyılmazel’i yazdıkları gibi bir şey mi? Sana hem çok iyi bir araştırmacı, hem yıl sonunda değerlendirme formlarında öğrenciler tarafından eğitimciliği sayfa sayfa sorularla değerlendirilmiş süper bir eğitimci ol ve bunu aynı minik maaşın içinde eritiver dediklerini duymuyor. Belki çok iyi bir araştırmacısın ama eğitimci olarak 5 üzerinden 4ün altına indiysen hiçbir idarecinin senin yüzüne bakmayacağı, fonlarının yalan olacağı gerçeğine kulak kesilmiyor. Belki çok iyi bir eğitimcisin, senin açtığın ders için öğrenciler birbirini kesiyor, ama o yıl hiç mi konferansa katılmadın,  toplantılarda sana laf çakılınca kimse seni savunmuyor.  Bir entellektüel değilsen öğrencinin seni iplemeyeceği ile ilgilenmiyor. Bunlar için mesela ODTÜ hiç kınanmadı bildiğim kadarı ile; mülakatta neredeyse kan kusturarak seçtiği 11 doktora öğrencisinden 3 yılın sonunda sadece 4ü yeterlikten geçebildiği için, orada 7 yetişkin 30’undan sonra hayatı başa sarmak gerçeğiyle ne yapacağını bilmez bir halde kalakaldığı için de kimse kınamadı sanmam.  Sen ki o yeterliğe çalışırken 5 ay boyunca kendine ödül olarak günde yalnızca 1 saat heroes dizisi molası vermişsindir, ve o diziyi izleme saatinin mutluluğunun üstüne mutluluk kalmamıştır yeryüzünde. Ama yeterlikten geçtin dendiğinde dışarda aynı sabahı gördüğün arkadaşın kaldı diye şoktayken sevinme  hakkının bile ayıp gibi geldiğini bilmez bu ofise kotla  dahi gidebilecek kadar rahat bir iş hayatımız olduğunu düşünenler. “Başardığına sevinmek” kelimesi misal benim için o gün anlamını yitirmişti. Ama işte THE’nın ilk 100 listesine de, dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim/araştırma kriterlerine de anca bu şekilde girilebiliyor. Sonra da öğrencisiyle, eğitimcisiyle bu cefayı çekenler “ilimi/bilimi” protesto etmekle suçlanabiliyor. Güya(!) protesto edilen şeyi yapan kadroya bir bakmak, kaç mühendisin kaç analistin ODTUden diplomasını böyle hislerini yitire yitire, kelimelerin anlamlarını feda ede ede alabildiği için o şeyi uzaya sallayabildiğine dikkat etmek bu kınamacıların aklına gelmiyor.

ODTÜ hedefini koyduğumdan bu yana hep çok çalıştım, o kadar çok o kadar çok çalıştım ki, “çok” kelimesi de  anlamını yitirdi. Denedim yanıldım, yaptım bozdular, başardım sandım bozguna uğrattılar, tamam dedim yarım bile değil dediler: bunları hep hocalarım dedi, ama ben hiç “kınayamadım”,  çünkü biliyordum ki aynı yolların belki daha acısından onlar da geçtiler, aynı mağlubiyetlerle dizlerin üstünde doğrulup sonunda galip geldiler. Ne kazandın dersen söyleyeyim: “yorgunum” . Tek başıma hak ettim, tek başıma tadını bile çıkaramadım.  İktidarların ya da siyasilerin değil ama sonunda akademi, sonunda üniversite denen yerlerin bizim gibileri kınaması  her ne kadar onların utancıdır desem de kalbimi paramparça etti. Diğer kelimelerin anlamını yitirdiği gibi “hayal kırıklığı” da artık anlamını yitirdi.

XOXOTheMag dergisi için bir wishlist yapmam gerekiyordu, yapamadım. Çünkü 2013 için tek dileğim bazı kelimeler benim için, bu ülke için, millet için artık yeniden “anlamlarını” geri kazansın. Başka bir şey değil.



"Bazı Kelimeler Anlamsızlaşınca" postu İçin hiç yorum yapılmamış..

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu