Aylık arşivler: Haziran 2014

| Mutlu: YoYoo Bir Akü Markasından İbaret Değil!

styleboom for morhipo, altın rengi ayakkabı, 2014 beyaz ayakkabı trendi, beyaz ayakkabı nasıl giyilir, gold summer, metalik trendi, manu atelier, taba rengi çanta modelleri, çizgili kombinler, beyaz pantolon nasıl giyilir, beyaz güneş gözlüğü, 2014 güneş gözlüğü modası, bilektan bağlı ayakkabı, altın beyaz kombini

Bir keresinde birisi bana “her zaman nasıl bu kadar mutlusun” diye sormuştu. Her zaman…Her zaman mutlu muyum? Hayır. Ama her zaman, her umutsuzluğun bir ışığı, her inişin bir çıkışı, her zorluğun bir bitişi olduğuna inanıyorum. Bunu bana fizik, bunu bana matematik, bunu bana atomun çekirdeği, birim çemberin yarıçapı söylüyor. Andersen’den masallar, uzunlu kısalı romanlar, şarkılar, bunu bana diğer hayatlar söylüyor. Bir de kalbimin taa içinde sağ kulakçık sol karıncığa söyledi, ben de kulak misafiri oldum. İnsanın kalbi yalan söyleyecek değil ya:)

Boommood‘a çok ara verdim değil mi, aslında ara vermedim de boommood sanki kağıtta daha güzel duruyordu ben de karalayıp karalayıp bırakıyordum. Şimdi ise boommood çoğunlukla telefonumda birer sesli not, nedeni trafik. Trafikde çok uzun kalmak zorunda kalınca ben de aklıma geleni o anda telefona kaydetmeye başladım. Sonuç: hüsran. Sebep: Tavuskuşundan hallice sesim. Meğer en güzel kelimeleri de yanyana getirsem, onları en fazla iç sesimle seslendirmeliymişim!

Ramazan geldi, oruç tutan herkese kolaylık diliyorum, havalar sıcak, günler uzunken elbet daha zor. Hoşgörü kelimesinin iki ulu minare arasında ışıklı bir süslemeden fazlası olmasını umduğum güzel bir Ramazan diliyorum, Şeker Bayramı için halama ev baklavası yalvarmalarım şimdiden başlamalı holey! devamini oku

| New York’tan Misafirimiz Var

monsterized

#babyboom ‘un o pamuk ayaklarını kahvaltı niyetine hüpleten bu sevimli, renkli, nüktedan arkadaş New York’tan kalkıp bizi ziyarete gelmiş:) Bu durumu jet-lag şaşkınlığına verip kendisini affediyoruz. Evimizin kapıları kendisine azıcık dar olsa da onun için sonuna kadar açık elbette! Kaçınız onu görebiliyor bilmiyorum ama görebilenler çok şanslı:) Daha fazlasını görmek isteyenler ise illa New York’a kadar gitmek zorunda değil, neyse ki bu arkadaşlar “Monsters of New York” adı altında bir facebook sayfasında takılıyorlar. devamini oku

| Maksimum

2IMG_8814b

Sürekli halka bilezikler beğenip de koluna büyük geldiği halde alan ve sonra böhüleyen ince bilekliler elime mum diksin:) Bir de şöyle bir bakıp çıkacağım diyip mutlaka elinde paketle Yargıcı’dan çıkanlar [ şimdi buna bir de kırtasiye eklendi:) ]elime mum diksin!

Benim için yazın olmazsa olmazı maksi elbiseler, özellikle ipek, keten, koton gibi hafif, yakmayan, bunaltmayan kumaşları; bronzlaşma işine mesafeli olduğumdan mümkün olduğunca canlı renkleri olanlar. Bu elbiselerimi çoğunlukla dolgu topuklarla kombinlemeyi sevsem de, uzun elbiselerin şöyle bir avantajı var: düz sandaletlerle de harika duruyorlar. Ve ben artık eskiye oranla daha sık düz ayakkabılara talim etmek durumunda kaldığımdan maksilerimi daha da seviyorum. Gardrobunuzda siz de maksilere yer açın, üstelik bir değişiklik istediğinizde boyundan kestirip onu yeni bir elbiseye döndürülebilmesi de avantaj unutmayın.  devamini oku

| Oh Boy!

2sonmac

İçinde bir oğlan çocuğunun haylazlığını, içinde bir kralın cesaretini, içinde o hep erkeklere atfedilen 10 kaplan gücünü barındıran güçlü, kararlı, cesur kadınlar size iyi haftalar diliyorum:) Ve aslında biliyorum hepimizde bunlardan bir parça var!

Bugünün postu bizim için çok özel-Özberk ve benim için-çünkü bu bir ilk:)  Özberk ile çalışmaya başlamam üzerinden yıllar geçti, bu blogun güzel fotoğrafları onun kadrajından çıkıyor. Zaten çok yetenekliydi ama sizler de görüyorsunuz yıllar içinde kendini de çok geliştirdi. Seneye artık üniversiteden de mezun olunca, umuyorum moda fotoğrafçılığı üzerine en iyilerden biri olmak üzere, onu yurtdışına uğurlayacağız:) [İç sesim: böhhüüüü" ] Bu editoryal onun ilk “resmi” editoryali sayılabilir, evet daha önce de bu tür pek çok çekim yaptık, #boomstyle postlarını bile hep aynı titizlikle çektik, ama bu defa herşeyi Özberk bir bir düşündü ve sağladı: modelini buldu, saç ve makyajı ayarladı, fotoğraflar için mekan taramaları yaptı,  seti, storyboardu hazırladı, pozları tasarladı; ve kafasında kurduğu sahneyi gerçeğe taşıdı. Benim tek katkım bu maskülen kadın karakteri MyBestFriends cicilerle stilize etmek oldu:)

Benim için bu hikayede ufacık bir rolüm olması bile öyle güzel ki:) Değerli yorumlarınızı hem ben hem de Özberk heyecanla bekliyoruz! devamini oku

| Kelebeklere Açık Ev

kırmızı ayakkabı kombini, 50ler stili, kırmızı ayakkabı nasıl giyilir, bilekten bağlı ayakkabı modelleri, yurtdışından alışveriş, amerikadan alışveriş, styleboom for morhipo, styleboom kimdir

Bu eteğimi çok seviyorum! Ne zaman giysem beni hop eski zamanlara ışınlıyor sanki:) Zaten malumunuz 50′ler, 60′lar stiline zaafım var. Söz 60′lara gelmişken bu postta size yine o dönemlerden gelen ama güzelliğinden, naifliğinden, tatlılığından, düşselliğinden olacak bu zamana da çok iyi geleceğine inandığım bir ikilinin vintage çocuk kitaplarından bahsedeceğim: Ruth Krauss ve Maurice Sendak. Bir çocuk kitapları yazarı ve illüstratörü. Postun başlığı bu ikilinin kitaplarından biri! Orijinalleri 1960′larda basılan kitapları yeniden baskıya girmiş lalala:) Amazon‘dan bu ikiliye ait kitapların bir bir siparişini verdim ve sadece #babyboom okusun diye değil, ben de eminim zevkle okuyacağım için heyecanla kavuşmayı bekliyorum. İçinde sana bana da güzel öğütler var çünkü, unuttuğumuz şeyler var, hatırlamamız gereken şeyler var, çığlığın, sessizliğin, zıplamanın, gün batımının güzelliğine dair şeyler var. Arkadaşlığın güzelliğine dair… devamini oku

| Harikalar Diyarı

xanadu resort, xanadu resort belek, belek otelleri, bebekle seyahat, bebekle tatil, xanadu, antalya otelleri, plaj modası

İnsan yazmayı neden bırakır? Belki yorulduğundan, belki bir şey bulamadığından, belki gerçek bir hikaye için önce kafasını susturması gerektiğinden ya da belki annesi gittiği için:))  Annem kısa bir süre de olsa yine benimle, bu süre içinde bol bol post hazırlamalıyım kii, sonra #babyboom ‘la baş başa kalınca hiç ama hiç fırsat olmuyor. Bebek beziydi, hazır mamaydı, iyi okullardı diye düşününce belki şimdi bizler daha rahatız, ama bazen eski tarz çocuk büyütme yani ver ağzına ballı, reçelli emziği, oturt yürüteçe, aç televizyonu oyalansın tarzı pek cazip geliyor. Biz  yeni çağın anneleri teknolojiden arınmış bir ortamda, kitap saati, ince motor/kaba motor  gelişimi, çocuk gelişimine dair bir dolu kitap,  çocuğu kandırarak değil anlayarak onunla vakit geçirmeye çalışmak, organik beslenme için özel yemek yapmak,  etkinliklere götürmek, bir rutin oluşturup o rutine sadık kalmak, bebek için “kaliteli zaman” yaratmak, iç güdülerine güvenmeyi öğrenmek derken tüm saatlerimizi harcıyoruz. Bazen yemek yiyecek, bazen yatıp uyuyacak, bazen bir dizi izleyecek (ilk 15 dakikası da olur:)) vakit olmuyor. Ama bir minik oğlancık gözünün ta içine bakıp da gülünce herşeye değiyor:)

Laf kalabalığını bırakıp, çok güzel bir tatil üzerine (bebekle tatil dinlenme amaçlı değil tabii:)) biriken postlara başlıyorum o halde. İlk durağımız Belek, Antalya. Sizi Xanadu Resort’un 14. yaşgününe götürüyorum. Dikkat dikkat: deniz var, güneş var, eğlence var, huzur var:) Ve çok şükür bir kez olsun beni yağmurla karşılamayan bir Antalya var! devamini oku

| Gerçek

2IMG_0005

Ben her zaman “gerçek” kadar güçlü şey yoktur diye düşünürdüm. Ama son yıllarda, özellikle son zamanlarda bakıyorum ki herkes için gerçek başka. O yüzden de sanki yalan yok, sadece başkasının gerçeği o. Belki bu yüzden birbirimiz için birer yalancı, karşımızdaki için birer hayalci olup çıktık. Belki bu yüzden bu kadar basit bir şey nasıl oluyor da anlaşılamıyor diye isyan ediyoruz. Hani diyoruz omuzlarından tutsam, şöyle bir silkeleyip, gerçeği yüzüne haykırsam belki anlar ama yok bence sadece şaşırır karşıdaki:) Meğer gerçek öznelmiş. Meğer benimki bana, seninki sana gün gibi ortadaymış. Son zamanlarda ben bunu çok yaşar oldum, artık ne empatinin ne sempatinin işe yaramayacak hale geldiğini düşünür oldum. Aklıma Iain Pears’ın 1660′lı yıllar Oxford’unda geçen Kesişme Noktası isimli kitabı geldi, bir cinayeti dört farklı tanığın ağzından anlatıyor bu kitap, ve cinayet kadar gerçek bir şey bile nasıl böyle farklı anlatılabiliyor okurken insan şaşırıyor.

Fakat hepimize aynı olan bir gerçek var ki, o da bugün Pazartesi ve daha haftasonuna çok var:) Hadi hayırlı sendromlar:p devamini oku