giris02

Beyaz Şehir yani Belgrad’da hasta hasta ama yine de keyifli geçen 1.5 günü bir yandan fotoğraflarla bir yandan da benim izlenimlerimle Belgrad planı yapanlara/yapacaklara da yardımcı olabilir diye tek postda özetleyeceğim. Özet derken “kısa” olduğu sanılmasın:)) Anlatacak şey de çok, fotoğraflar da (hatta daha telefondakileri eklemedim siz düşünün) #bencetatil 2 günü bile uzun uzun anlatınca güzel:)

Belgrad bir yurtdışı kaçamağı olarak şahane, çünkü hem vize derdi yok hem çok ucuz bir şehir.
Peki Belgrad kimlere göre?

-damak tadına düşkün olanlara (Sırp yemekleri hakikaten çok güzel)
-gece eğlencesini özellikle clubbingi sevenlere (dans ettim, gecelere aktım, DJ yıkılsın şeklinde)
- Avrupa demek kocaman parkta yattım yuvarlandım demek diyenlere (bit kadar şehirde dev gibi 3 park muazzam)

Kimlere göre değil?

-klasik ya da modern sanat düşkünü, müze düşkünü, moda/tasarım düşkünü, kırtasiye düşkünü olanlara göre pek değil. Sanat anlamında bize cevap veren hemen hiç bir şey yok, olanları ise ya kapalı ya tadilatta ya da zaten seçkileri yeterli değil. Şehri donatan muhteşem heykeller ve “Centar Grada” denen eski şehrin merkezindeki mimarisi enfes binalar sanat iştahımızı az d aols abastırıyor. Ama Roma’yı veya Berlin’i görmüş isen bu mimari eserler de seni çarpmayabilir. Tasarım butik anlamında da öyle.

Kısacası Belgrad’a Türkiye’nin üçte biri fiyatına eğlenmek, yemek yemek, güneşlenmek ve dans etmek için; ya da çok sıkıldım manzaramı değiştireyim ruhum değişsin diye amaçsızca gidile:)

giris00

Korkmayın hemen herkes (en azından turist dolandıracak kadar) İngilizce biliyor:) O yüzden şehirde gezmek, sormak, öğrenmek kolay; yine de elinizdeki rehber kitapçıklara güvenin.

Nasıl gidiyoruz?

Herhangi bir havayolundan zamanında bilet bakarsan gerçekten de çok uygun fiyata Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’na uçuyorsun. Havalimanı-şehir merkezi arası 13 km yani çok yakın.

Bize hep Sırp polisi havalimanında Türk pasaportunu görünce gıcıklık yapabilyor demişlerdi, “aman biz de size bayılıyorduk hııııh” demeden, gülümseyen, kendine güvenli yüzünüzü takının, otel ya da ev adresinizin açık seçik ve detaylı olduğundan emin olun yeter, Belgrad’da Türk olduğumuz için hiç öyle negatif bir durumla karşılaşmadık, tam tersi İstanbul’u duyunca hemen coşanlar daha çok:)

İner inmez karşınıza exchange makinası çıkacak, yanınızda Euro ya da Dolar varsa biraz Sırp dinarı bozdurabilirsiniz, rateler şehirdekinden çok da farklı değil, biz oradan hallettik. İnsan medeniyetten nasibini çok almamış yerlerde makinalara çok güvenemiyor tabii, insanlı exchange de çıkışa yakın var:) Hemen yanında turizm danışma deski var oradan da haritaları alın, görevliler anlatmaya çok meraklı. Vaktiniz varsa bir kaç bilgi alabilirsiniz.

Şehre nasıl gidiyoruz?

-  Dediğim gibi şehir çok ekonomik olduğu için taksi ile gitmek sıkıntı değil (ama dikkat Belgrad’da turist soymak için bekleyen bekleyene, o yüzden Gelen Yolcu kısmında bulunan taksi yazılı standlardan bir fiş alarak ön ödemeli binebiliyorsunuz. O fişte yazan para neyse şöför onu almak zorunda.
- 72 numaralı otobüs her çeyrekde ve her çeyrek kalada varmış
- A1 numaralı minibüsler varmış.
- Bir Türk havayolu şirketi ile gitmediyseniz, belki seçtiğiniz havayolu şirketinin servisi de olabilir, sormakta fayda var.

Nerede kalıyoruz?

Öncelikle şehir daha çok eğlence turizmi ile anıldığından olacak, genç ve de genç kalanlar için cazip olduğundan mıdır nedir duyduğum, okuduğum ve bir kaçının bulunduğu sokakları da gördüğüm için diyebilirim ki “hosteller” baya iyi.

Hotel_Moskva

Biz Avrupa şehirlerinde isek genelde daire tutmayı tercih etsek de burada otelde kalmayı seçtik. Bunun sebebi çok güzel tarihi bir binada çok ekonomik şekilde kalma fırsatı olmasıydı. Belgrad’ın simge binalarından da biri olan Hotel Moskva’yı seçtik, odalar ve otel epey eski, ama temiz, tarihi, güzel, her ihtiyaca cevap veriyor ve çok iyi personele sahip. Zamanında Alfred Hitchcock, Maksim Gorky, Mahatma Gandhi burada kalmış, aynı koridorlarda dolaştık, belki aynı masada oturduk demek bile bana yeter:) Terazije Meydanı’ndaki otelimizin yeri öyle güzeldi ki Belgrad’da gezilip görülesi yerlerin hepsine yürüme mesafesinde bir çemberin göbeğinde gibi. Siz de otel/konaklama tercihinizi Centar Grada bölgesinde yapın derim. Ama daha gece hayatının içinde olayım derseniz Nova Beograd’da nehir kenarında (Yeni Belgrad nehrin diğer yakasında), Skardarlija ya da Knez Mihailova noktalarını araştırın.

giris01

Biz Ne Yaptık?

Bu yazı bir rehber niteliğinde değil aslında çünkü öyle hakkını verecek kadar gezemedik tüm Belgrad’ı, hem zaman çok kısıtlıydı, hem ben çok hastaydım, hem minnoşumdan ilk ayrılığımdı ve ben uyuyabilecektim!

Akşam saatlerinde Belgrad’a varınca ilk iş döviz bozdurup şu garantili taksilerden biri için fiş almak oldu. Macera da burada başladı. Dışarı çıkıp kaldırımın kenarında dizilmiş taksilere doğru yürürken soldan yanımıza sokulan bir adam “hello my friend, give me the ticket diyerek” o fişe davrandı, hemen bavula el attı (ki vermedik versek büyük ihtimal ya o adama mecbur kalacaktık ya bavuldan olacaktık)  ve bir dolu laf kalabalığı ile bizi bir yola doğru götürmeye çalıştı. Tabii Türk olmanın da böyle bir avantajı var, düdükleneceğini hemen anlıyor ve 10 kaplan gücünde kesiliyorsun, o akşam bir İngiliz medenisi olmadığıma şükrettim. Adama heyy maaan sen taksi değilsin ver o fişi bana diye atar yapıp koşar adım hemen geri kaldırımın oradaki taksilere döndük ve “esas” taksimize bindik. Hayır buradaki bu esas taksiciler de öyle kuzu kuzu bekliyor, hiç davranmıyorlar “vooopp arkadaş sen benim müşterimi nereye götürüyorsun” diye, bizim burada bir taksiciden müşterisini aldığını düşünsene! Demek ki dedik bu yandan sokulan sahte taksiciler tehlikeli tipler. Neyse “oleyy bee macera yaşıyoruz ” diye otelimize vardık.

knez02

Otelimize vardığımızda akşam yemek saati de geçmiş  olduğundan hava -1 derece de olsa biraz yürüyüş yapalım ve sıcak bir şeyler içelim diye bavulları attığımız, termalleri çektiğimiz gibi çıktık. Otelden sağa doğru yollanınca “mutlaka gidilecekler” listesindeki Knez Mihailova caddesine ulaştık, burası bizim İstiklal Caddesi’nin onda biri kısalığında ama tip/tarz olarak aynı tatta en meşhur caddelerinden biri Belgrad’ın. İstiklal’den tek farkı kısa olması değil tabii, bir de tertemiz, ışıl ışıl, tabela kirliliğinden nasibini almamış, her bir binasının restore olmuş ve inanılmaz güzellikte olması. Sağlı sollu tarihi binaların altı cafeler, butikler, eczaneler şeklinde. Caddenin ortasında ise ahşap kulübecikler var, burada da yılbaşı da yaklaşmakta olduğu için daha çok hediyelikler, soğuk etli atıştırmalıklar, şekerlemeler vs satılıyor.

knez00 knez01 knez02 knez03 knez04 knez05 knez06 knez07 knez08 knez09 knez10 knez11 knez12 knez13 knez14

Burada öyle aylak aylak dolaştık, keyifliydi, canlı jazz yapan bir yere girdik, çok güzeldi ama Belgrad’da maalesef kapalı alanlarda sigara içiliyor, orada ben bir de hasta olduğum için boğuluyordum, oysa müzik harikaydı. Daha sonra biraz ısınalım ve hafif bir şeyler atıştıralım diye Cafe&Factory isimli bir yere girdik, ben sıcak çikolata içtim ama kahve yanında atıştırma/tatlı diye bir durum oradaki coffe shoplarda pek yok, hele o saate hiç bir şey kalmamıştı.

Otele döndük:)

ÖNEMLİ NOT: Hazır bu caddede iken, ya da önünüze çıkan kiosklarda “Bus Plus” etiketi arasın gözleriniz, bu biletle Belgrad’da otobüs ve tramvayları kullanabiliyorsunuz. İçerden bilet alabilirsiniz diye bir şey duyacaksınız, doğru değil, biletsiz binin hiç kontrol edilmiyor diyecekler, doğru değil:) Bus Plus alın bulunsun.

kale00 kale01 kale02 kale03 kale04 kale05 kale06 kale07 kale08

İkinci günün ilk durağı yine “mutlaka görülecekler listesi”nde ilk sırada olan Kalemegdan idi. Otelden saat 8 sularında çıktık. Kalemegdan, az önce bahsettiğim Knez Mihailova caddesinin bitiminde önünüze çıkıveriyor. Yani yine aynı caddeyi bu defa gündüz gözü ile gezdik, her yer kapalı idi. Burası içinde devasa bir kaleyi barındıran Belgrad’ın en büyük parkı. Gördüğünüz gibi baya baya Türkçe bir ismi var orada pek çok kelime böyle. Park, peyzaj ve alan olarak çok güzel ve çok büyük, kale ise gerçekten çok ama çok ihtişamlı bir kale. Daha da güzeli burada güneşi batırmakmış çünkü kalenin tepesinden eşsiz bir kavuşmayı görebiliyorsunuz, koskoca Tuna ve Sava nehirleri burada birleşiyor, ve o kesişim noktası da kaleden görülebiliyor. Daha da güzeli burada güneşi batırmakmış ama maalesef bu soğukta olacak iş değildi:) Otelden kahvaltı yapmadan çıkmıştık çünkü parkta kesin atıştıracak bir şey ya da kahvaltı edecek bir yer olur diye düşünmüştük. Ama maalesef öyle olmadı, açlık benim için hiç dert olmadığından ben mis gibi gezdim ama Türk erkeği beyim sadece ve sadece yemek düşündüğünden çıldırmasına ramak kaldı. O yüzden size tavsiyem bu parka yanınıza bir şeyler alıp sabah pikniğine gitmek olacaktır. Parkın içinde , “Damat ali Paşa Türbesi”, “Savaş Müzesi” ve minik bir “Hayvanat bahçesi” de var.

kale09kale10

Buradaki gezimizi bitirince ben “2 numaralı tramvay”ın derdine düştüm, ama önce karnımızı doyurmalıydık. Belgrad’da kahvaltı “burek” demek:) Börek ve ne ayran ne yoğurt olmayan ikisinin arası bir şey kahvaltı oluyor. Börek ise börek deyip geçmeyin, efsane leziz. Ama kahvaltı için bence ağır, benim için o çay saati:) Sadece börek değil, kruvasan, ekmek, poğaça, hele o minnoş top top çeşitli ekmekcikler nasıl da lezzetli anlatamam. Biz de Kalemeydan’a yakın bir “pekara”da yani fırında börek ve ayranımsıdan yiyerek karnımızı doyurduk.

ÖNEMLİ NOT: Nemanjina’da meydana yakın Pekara Tripkoviç fırını Belgrad’ın en iyisiymiş!

tram00

Şehir tramvay durakları ile dolu, 2 numaralı tramvay ise şehir turu yapmak için bire bir, bu tramvayı “city sightseeing” otobüsler gibi düşünün. Şehir henüz bu kadar büyümemişken çizilen bir hatta giden bu tramvayla eski şehri turlayabiliyorsunuz. Biz de Kalemegdan parkının önündeki tramvay yolundan bu tramvaya bindik. Bu tramvayla ana meydanları, gezilesi görülesi yapıların çoğunu uzaktan ya da yakından görebiliyorsunuz, tüm şehir yenilenmiş ve yeniden canlanmışken bir noktada karşınıza yanmış yıkılmış devrildi devrilecek bir bina çıkıyor, burası Kosova Savaşı sırasında 1999 Nato bombardımanı ile vurulan Yugoslav Savunma Bakanlığı imiş, asla unutulmasın, ibret olsun dercesine de bu şekilde bırakılmış, umuyorum bu çirkin hatıra sürekli savaş aranan, bazı güçlerin sürekli çomak sokup karıştırmaya doyamadığı Balkanlar’a savaşın bir daha uğramasına engel olabilecek güçtedir.

Turumuzu atarken ilk bilet kontrolü adı altında dolandırılma teşebbüsümüzle karşılaştık. “Tramvayın içinde bilet alabilirsiniz”e kanarak bindiğimiz tramvayda iki kadın görevli bilet kontrolüne başladı ve bize bilet sordu, biz de tramvayın içinden alabileceğimizin söylendiğini ne kadar olduğunu sorduk, onlar da iki kişi için 3000 dinar olduğunu söylediler, tam veriyorduk ki yanda oturan çocuk kafasını hayır hayır gibisinden salladı ama hiç ses çıkarmıyor. Hemen kalktık, üzerimizde para yok alalım hemen diye tramvaydan indik, kadınlar da indi biz sizi exchange bürosuna götürürüz diyip (yok artık!) bizi takibe başladı, o sırada BusPlus yazan bir kiosk görünce hemen 2 kişilik bilet istedik ve galiba 270 dinara yakın bir para ödedik, bir döndük kadınlar yok olmuş! İndiğimiz durağın az ilerisinden yeniden tramvaya bindik, tura devam ederken yine iki kadın görevli bindi, yine bilet soruldu, bu defa gösterdik, dediler ki biletlerinizi makinaya okutmamışsınız cezalısınız, çünkü makina filan görmedik, ben de turist olduğumuzu ve bir makina görmediğimizi ama sonuçta biletimiz olduğunu söyledik, 5000 dinar ödeyeceksiniz dediler, ama (bir blogger fotoğraf çekerken bu kadar müdahale edilirse olacaklardan sorumlu tutulamaz) ben artık bu durumda o kadar sinirlendim ki olayı baya büyüttüm oyle olunca biraz da tramvaydaki “yerel halk” müdahalesi ile biletlerimizi makinaya okuttuk, yerimize oturduk. Şimdi şehir güzel, yazın daha da güzel eminim, eğlenmesi yemesi hele içmesi güzel ama böyle sürekli diken üstünde olması gıcık bir şey! 80′lerde bizim Türk milletinin turistleri nasıl hunharca dolandırdığını düşündüm, Boğaz köprüsünden geçerken ekstra para alanları, turiste ayrı yerliye ayrı fiyat çekenleri. Hakikaten utanç verici.

sava00 sava01 sava02 sava03

Tramvayla şehir durağımızı Trg Slavija meydanında sonlandırdık (meydanlar Trg ile başlıyor Belgrad’da). Bu meydan hemen tüm toplu taşımanın birleştiği, kesiştiği çok büyük bir meydan. Burada inme sebebimiz “mutlaka görülecekler listesi”ndeki St. Sava Temple ve öğle yemeği:) Aziz Sava Katedrali, Balkanlar’ın en büyük Ortodoks kilisesi. Gerçekten de devasa, görülmesi gereken, muazzam bir yapı, içindeki ikonolar harika, ama içi bizim Ayasofya gibi hala iskeletler, halatlar ve yeniden yapılmalarla dolu. Kilise gece kapalı olsa da gece ışıklandırması çok iyi diyorlar, biz içeri de girebilmek için gündüz gezdik.  Buraya yakın yine güzel ve büyük bir park var: Karadordev parkı.

lovac00 lovac01

Kilise gezimiz sonlanınca araştırmalarımda rastladığım Lovac (Alekse Nenadovica 19)  restoranı aramaya koyulduk. Lovac av eti sunan bir restoran, daha önce hiç geyik eti yemediğim ve yanımda da kobay olarak kullanabileceğim bir beyim olduğu için burayı heyecanla listeme eklemiştim. Et, Belgrad’da hakikaten güzel yapılıyor, iyi pişmiş, leziz, sulu, ama dikkat, et çoğunlukla domuz eti, o yüzden bu konuda hassas olanlarımız varsa her zaman bunu belirtmekte, sormakta fayda var çünkü haliyle orada “domuz eti vardır ” diye ayrı bir ibare yok:) Neyse biz geyiğe dönelim. Makenzijeva caddesi yakınındaki Lovac “şık bir restoran” denebilir, kılık kıyafet önemli, rezervasyon (özellikle haftasonu) şart gibi, bunlardan sebep garsonların yaklaşımı, hizmet, servis, güleryüz, atmosfer, dekorasyon şahane. Geyik eti denemesi kesindi ama bir de not: ördek için de nefis yazılmış çoğunlukla aklınızda bulunsun. Beyime “Avcı sepeti” söyledik, yoğun soslu kuşbaşı geyik eti ve sebzelerle pişmiş bir yemek, bir kişi için fazla ağır ama inanılmaz lezizdi, yine de bir şansım daha olsa soslu değil daha sade geyik etinden bir yemek tercih ederdim. Ben garantici halimle şinitzel şiparişi verdim ve yediğim en güzel şinitzeldi! Hepsi bir yana o gelen ekmek sepeti, böyle güzel ekmek yok! İyi ki çok yürüdük yoksa o sepeti ben bir başıma sepetiyle yedim neredeyse. Bunun yanında Belgrad’da Rakija denen brendi benzeri içkiden tatmalı, değişik shotlara açık olmalısınız:)

Yemeğimizi bitirip onların Sırp bence bildiğin Türk kahvemizi içtikten sonra buraya çok yakın olan ve haliyle benim Belgrad listemde başı çeken Nikola Tesla Müzesi’nin yolunu tuttuk. Müze küçük, güzel bir binacık, iki katlı bir köşk gibi. Turist fiyatı (Belgrad’da tüm müze girişleri ücretli) yerli fiyatından farklı. Müzeye girince önce biraz hayalkırıklığı yaşıyorsunuz çünkü küçüçük bir zemin katta 3-5 maketden ibaret görünüyor, ki öyle:) Müzenin olayı meğer sabretmekte yatıyormuş. Önce bir görevli bir slaytşov eşliğinde Tesla hakkında konuşmaya başlıyor, siz de sandalyelere oturup bu filmi izliyorsunuz, sonra bir yandan film dönerken bir yandan Tesla’nın orijinal maketlerini gösteriyor görevli şunu yaptı, şunun patentini şu yılda aldı diye, için biraz şişmeye başlıyor hele de o küçücük maketleri göremeyecek kadar uzakta kaldı isen. Amaaa sonra rehber hadi kalkalım şöyle geçelim dediğinde olay başlıyor, meğer müze deney üzerine kurulu imiş ve Tesla’nın deneylerini bizzat siz de yapıyorsunuz rehber yardımı ile. Sandalyede oturamadım geride kaldım diye üzülmeyin hemen arkanızdaki yerde az sonra ışıl ışıl ışıldayacaksınız. Rehber elimize florasan lambaları veriyor, hiç kablo yok, hiç bir şey yok, sadece bedenin toprak ve bir küre. Rhber, açma düğmesine basınca herkesin elindeki floresan farklı renklerde yanıyor. harika bir deneyimdi. Avucunun içinden kıvılcımlar çıkarmak, el ele tutuşarak en uçtaki kişinin elindeki lambayı yakmak.

tasmeydan00 tasmeydan01 tasmeydan02

Tesla’ya hayranlığımız bir kez daha artıp, Edison’a bol bol saydırdıktan sonra istikamet Tasmajdan yani Taşmeydan:) Burada St. Marc’s Kilisesi’ni görmeyi çok istiyordum, bunun yanında Taşmeydan parkı da kocaman, şehrin içinde bir vaha gibi.

Tüm bu süre içinde bahsetmeyi unuttuğum şey ne kadar soğuk olduğu idi. Ekvatorun bu tarafında bu mevsimde gezmek hayır hiç hoş değil:) Her içeri girdiğinde kat kat soyunmak, her dışarı çıktığında kat kat giyinmek yorucu bir kere:) Sonra ben gezerken başım yukarıda, binalara çatılara bakarak yürümeyi severim, ama soğukta o boyun kasılıp, baş aşağı iniyor ya:)

Bu kadar yorgunluk ve soğuk üzerine akşam yemeği öncesi biraz otele gitme ve ilaçlarımı da alma zamanı gelmişti, otelimize doğru yol üstünde meclisi, eski ve yeni sarayı  da görecektik ki bunlar da mimari olarak “mutlaka görülecekler” listemdeydi.

terazije00 terazije001 terazije02

Akşam yemeği planı “Bohem cadde” de olarak bilinen Skadarlija’da yemek ve gerçek bir Balkan gecesinin içine dalmaktı, ta ki ben uyuyup bir daha uyanamayana kadar:) Uyandığımda bir yandan kendime kızıp, bana ne ben dönmem bir gün daha kalırım diye söylenmekte; diğer yanım iyi de bir yıldır deliksiz, kesintisiz uyku uyumanın hayalini kurmuyor muydun al işte oldu diye beni teselli etmekte idi. Sonuç: planlar değişti.

İkinci gün planım hemen herkesin işaret ettiği Zemun değil Novi Sad olacaktı, ama hem Bohem caddeyi göremediğimiz hem Belgrad kar altında kaldığı için biz ikinci günde de eski şehirde yani Stari Grad’da kalıp çok aheste bir gün geçirip, sadece yemek yiyip uçağa atladık.

cumh00 cumh01

Sabah bu defa bir pekaraya değil otelin “kontinental” kahvaltısına koştum, zeytin-peynir-reçel-bal, bana bunlar şart ne yapayım:) Sonra TRG Republike’ye (yani Cumhuriyet meydanı) uğrayıp “National Museum”un tadilatı bitmişse gezip akşam yemeği planını öğle yemeği planına çevirerek Skadarlija’ya gitmeyi planladık. Öncesinde yine Knez Mihailova caddesinde otelimize yakın kurulan Christmas Market’a bir uğradık, ben mini tabak ve fincan koleksiyonuma yeni bir parça kattım:)

Cumhuriyet Meydanı bir nevi küçük Taksim, eski şehrin tam kalbi, Prens Mihailo’nun at üzerinde işaret parmağınının İstanbul’u gösterdiği (Belgrad’ı Osmanlı’dan kurtardığı için) heykelin arkasında Ulusal Müze, sağında da Devlet Tiyatrosu var. Her iki bina da muhteşem. İki akşam önce bu meydandan geçerken tiyatroda güzel bir oyun olmalıydı çünkü inanılmaz bir sıra vardı gişede, Belgrad, tiyatrosuna ve oyunlarına çok güveniyormuş zaten. Maalesef müze yine kapalı idi ve sadece geçici sergiler görülebiliyordu. Öğle saati olduğu için rotayı Skadarlija’ya çevirdik. Burası kesinlikle akşam yaşanmalı bir yer, bunu öğle saatinde bile anlıyorsunuz, akşamları yerel şarkıları dinleyip, müzisyenlerle coşmalı, cıvıl cıvıl olmalı, zira öğlen bile havaya giriyorsunuz masanıza gelen müzisyenlerle.

skar00 skar01 skar02 skar03 skar04

Burada pek çok ama pek çok restoran var, çoğunun kapısında hoşgeldiniz türkçe menü var yazısı bile göreceksiniz:) Yemekler çok lezzetli ve İstanbul’da o ayarda bir tabak ile kıyaslayınca çok ucuz. Kaldı ki burası turistik kısım olduğu için nispeten pahalı mekanlara da sahip. Benim yetiştirmem gereken bir iş olduğu için yemekten önce hem onu halledebilmek hem biraz ısınmak için Red Bar diye bir puba giriyoruz, ben sıcak çikolata istiyorum, offff bana gerçekten erimiş fokurdayan bir çikolata geliyor, dilime mal olsa da nasıl güzel nasıl güzel. Neyse bir yandan işi  hallediyorum ve bir yandan da garsona çalıştığım restoran seçeneklerinden hangisine gitmemizi önerir diye soruyorum. Listeyi ikiye indiriyor, biz de Tri Sesira yani “Üç Şapka”yı seçiyoruz (Skadarska 29 numara). Bu bölgede isimler hep böyle atıyorum İki Masa, Üç Maymun gibi:)

skar05 skar06 skar07

Tri Sesira’da yerel tatlardan ortaya karışık Gourmet Plate, Plejskaviça (kocaman bir hamburger köftesi gibi düşünün)  ve beyaz lahana salatası söylüyoruz, of of off haarika. Fakat garsonlar dev suratsız, müzisyenler çok tatlı bir o kadar da tantanalı, müzisyenler kalabalık masaları tercih ediyor, genelde çiftleri ayrı, aileleri ayrı, kodamanları (heheheh) ayrı bölümlere alıyorlar, burası baya büyük bir mekan:)

lbay00 lbay01 lbay02 lbay03

Buradan çıkınca sokakları biraz daha gezip, fotoğraflar çekip, Strahinjića Bana denen caddeyi de gezerek benim çok gitmek istediğim Little Bay’in yolunu tuttuk. Strahinjića Bana bir nevi mini Bağdat caddesi:) Zaten buraya Silikon vadisi lakabı takılmış, çünkü efendim buradaki herkes her şeyden önce güzelliğine önem verirmiş. Biraz daha kaymak tabakanın yaşadığı belli olan, cadde kızlı, köpek gezdirmeli, güzel mağazalı bu caddeden Dositejeva sokağına giriyoruz: işte Little Bay (9a Dositejeva ) . Burada tatlı-kahve yapmak istiyordum ki zaten artık dönüş saatimize de çok az kalmıştı. Little Bay içine girince 19. yüzyıla gidiyorsunuz:) Dekor kırmızı ve altın ağırlıklı barok tarzda, ünlü bestecilerin isimleriyle anılan odalar, localar ve masalar var, garsonlar bile o dönemden giyinmiş, bu arada herkes inanılmaz güleryüzlü ve tatlı. Çaylar şahane demlik ve fincanlarda geliyor, tatlılar şık tabaklarda ve antika servis takımlarıyla sunuluyor. Tam bir tiyatro sahnesi! Üstelik klasik müzik eşliğinde:))

Bizim için artık dönüş zamanı! Belgrad macerası daha görülmesi gereken pek çok yer geride kalsa da bitti.

Siz listesinize

Zemun Bölgesi (özellikle Saran’da balık) ve Gardos kulesini
Belgrad Üniversitesi kütüphanesini
Nehir kenarı yaşamını (bisikletle gezme olsun, Splavovilerde takılmak olsun, yüzen evlerde partilemek olsun, nehirde bot turu yapmak olsun -sabah 10da başlıyor)
Ada Ciganlija’yı
Caz akşamı yapmayı (Belgrad caz anlamında iddialı bir şehir)
Beton Hala’yı
Novi Sad’ı
ekleyin.

Biraz da şunları yazalım: Cevapcici köfte demek, Raznjici şiş kebap, Rostilj (mangal/ızgara) menülere bakıp ne yesek diye düşünürken garantici olanlarınız bunlar bizim yemeklere çok benziyor ama daha lezzetlisi:) Kiril alfabesini 2 günün sonunda biraz çözer gibi oluyorsunuz, şehirde İngilizce işaretleme maalesef pek yok, o yüzden haritaya ve google maps’e güvenin:)

Bu yazının altına öneri ve tavsiyelerinizi bırakırsanız çok daha yararlı bir yazı olacaktır, biraz destek atıverin:)



"Belgrad Notları" postu İçin 19 yorum yapılmış.

  1. ÖZGE BULSUN diyor ki:

    Merhaba Boom verebilecek bir tavsiyem yok fakat söyleyebileceğim bir şey var bu kadar uzun yazıyı hiç sıkılmadan baştan sona okudum. Bazen bunaldığım oluyor ve senin sayfanı açıp içimi açıyorum. Teşekkür ederim iyi ki varsın :)

    • styleboom diyor ki:

      asil ben cok tesekkur ederim. bu guzel sozler ve dusunceler sayesinde bu blog var olabilicek gucu de motivasyonu da buluyor.

  2. Didem Coşkun diyor ki:

    Bir sorumm var:) Siz bir turla gitmediniz sanıyorum. Her şeyi kendiniz mi organize ettiniz? :) Yani turla gitmek mi mantıklı yoksa ayrı takılmak mı konusunu anlamaya çalışıyorum:)

    • styleboom diyor ki:

      hayir biz bir turla gitmedik, dedigim gibi zaten millerimizi yanmadan harcayalimdi amac o yuzden hem ucus hem konaklama hem gezmesi bize aitti. biraz da kisinin konfor ve yaklasimi ile ilgili olarak kimi şehir ve ülkeler bence tur ile daha iyi olabilir, işte dii ve alfabesi cok farklı olanlar, guvenlik sorunu olanlar, muze ve gezme gorme yerleri cok pahali olanlar gibi, ama kimi sehirlerde de bu sekilde gezmek cok rahat:)

  3. zuhal diyor ki:

    harika bi yazı olmuş boom eline sağlık. Başta “oley macera yaşıyoruz ” cümlesi beni güldürüp mestbetse de tramvayda yaşadıklarınız korkutucu geldi. Hala bunların olduğuna inanamıyorum!Çocukla gitmek için iki kere düşünmek gerek denektir bu!Tavsiyelerin harika gerçekten…

    • styleboom diyor ki:

      aslında cocuk biraz daha tampon gorevi gorebilir, yani bu anlattıklarım tehlike boyutunda degildi ama tabi sonucta bir mudahale oluyor tatilinin orta yerinde o can sıkıcı:)

  4. Cyrstalll diyor ki:

    Baştan sona keyifle okudum Boom ! :)

  5. Didem Aksoy diyor ki:

    Özlediğim Styleboom postu :)

  6. sibel diyor ki:

    şahane fotoğraflar, şahane bir post! Turizm tanıtım broşürleri halt etmiş:)Harika bir iş yine Boom..

  7. aslı diyor ki:

    Çok güzel arşivlik bir yazı olmuş..Devamını bekliyorum..:)

  8. Taylan Nice diyor ki:

    Merhaba
    1 hafta sonra eşimle Blegrad’da olacağız.Bus Plus bilet sistemi hakkında 1-2 şey sormak istiyorum.
    Tek bir Bus plus kartı ile 1 kişi mi yolculuk edebiliyor?
    Bir de sanırım bu kartın 1 günlük ve 3 günlük olanları var.3 günlük alındığında seyahat sınırı var mı acaba?
    Şimdiden teşekkürler.

    • styleboom diyor ki:

      merhaba:) iyi seyahatler ve keyifli gezmeler. evet herkes 1 bilet almak durumunda. biz yalnızca 1.5 gun orada olacagimiz icin tek binislik almistik, digeri hk hic fikrim yok ama yerinizde olsam havaalanında iner inmez tourism info var oraya sorarım cunku sehirde farkli farkli cevaplar verenler oldu.

  9. Kübra OKULMUŞ diyor ki:

    Merhabalar, Ağustos ayında Belgrada gideceğiz ve bir sürü gezi yazısı okudum. İçlerinden sizinki o kadar mükemmeldi ki sanki yanımdasınız ve sizinle sohbet ediyoruz :)tavsiyelerinizi not aldım, lütfen bitmesin diyerek okudum. bundan sonra sıkı takipçinizim :)

    • styleboom diyor ki:

      teşekkür ederiiim:) gezginler bazen çok gezgin gibi yazıyor, onlara çok kolay gelen şeyler biz normal inini alıp seyahate/tatile giden insanları zorlayabiliyor. size yardımcı olabildiysem ne mutlu:)

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu