mehtap

#mbfwi 3. günde Mart’a dedim ki “şimdi söyle sen mi daha baharsın ben mi”:) Puf puf kolları, sarılı yeşilli deseni ile Mehtap Elaidi bluzum sayesinde bence cevap çok net! Giydiğiniz kıyafetin enerjisi size de geçer mi? Ya da öyle hisseder misiniz? Benim için her zaman öyle. Çoğunlukla moduma göre giyiniyorum ama kimi zaman da modumu değiştirmek için giyiniyorum diyebilirim. Örneğin bu kıyafetim içinde o gün hiç üşümedim, hiç yorulmadım, hiç enerjim kalmadı demedim:)

Son 2 gün Özberk Amsterdam yolcusu olduğu için maalesef fotoğrafsız geçti:) O sebeple bu postta önce benden kareler, ve hemen ardından 3. ve 5.günler ve hatta hafif dost acı söyler tadındaki genel izlenimlerimi de yazarak moda haftası sayfasını kapatıyorum. Aslında tam da kapatmıyorum, minik bir sürpriz postum daha olacak:)

mbfwi mehtap elaidi mybestfriends mbfwi mehtap elaidi besign jewellery mbfwi mehtap elaidi bluz

Mehtap Elaidi’den bu bluzumu aslında bu sezon da çok trend olan flare jeanim ile kombinlemeyi düşünmüştüm ama kendisini giymeyeli bana baya bollaşmış. O sebeple renk patlamasında karar kıldım ve MyBestFriends imzali tokyo pantolonumla ve Besign Jewellery bileziklerimle birlikte kullandım.

Gelelim defilelere:

Selma State sanıyorum artık son defa izlediğim bir tasarımcı. Bir etnik desen çalışması ve bir frak dışında hakikaten de podyuma sürülmeyecek bir koleksiyonla karşımıza çıktı. Neye uğradığımı şaşırdım diyebilirim.
Giray Sepin ise izlediğim en iyi koleksiyonlardan biri ile karşımızdaydı. Gerçekten de materyal kullanımı, özellikle dış giyim, ayakkabılar muhteşemdi. Renk yelpazesi, metalik renklerin maskülen kullanımı, kesimlerdeki ustalık kusursuzdu. Bir trençkot vardı ki sanıyorum moda haftasının herkes tarafından instagramı yapılmış parçası olarak rekor kırdı.
Lady Faith by Nazlı Soylu sadece koleksiyonları ile değil harika enerjisi ve mesajları ile de her daim zevkle takip ettiğim bir tasarımcı. Eşsiz ve her biri birer sanat eserinden farksız desenlerini genelde basic modellerle sunan Nazlı Soylu sanatını yine konusturmus fakat o güzel desenler maalesef overdose yapay kürk kullanımına kurban gitmişti. Kürkün daha hafif eklendiği modellerde neyse ki desenler ışıl ışıl parlıyor, içine çekiyordu. Lady Faith yaşam çiçeği defilesini Çaba Genç’leri ile bitirerek yine kalbimin kraliçesi oldu.
 Özlem Kaya en merakla beklediğim koleksiyonlardan biri idi. Koleksiyondaki derin orman yeşillerinin kırmızılarla karıştığo parçalar favorilerim olmakla birlikte yine de bu koleksiyonu ile Özlem Kaya beni şaşırttı, ondan alışılmışın ya da beklenin dışında materyal kullanımıni(özellikle oversize kapitonelerini unutamam), kimselerde yokken sporty couture’ü görüp hayran olan biri olarak bu defa evet yine şık ama benzeri çok bir koleksiyon izledim.
 Hande Çokrak yani “Maid in Love” defilesi yine hem koleksiyon hem şov ile harikaydı. “Pop” ya da “kült” temalar bu tasarımcının elinde sadece iki karikatür baskı ile ya da Moschino’nun ucuz versiyonlarına kalmıyor, enfes işlemelere, kat ve pencere oyunlarına, özel yapım ayakkabilara dönüşüyor. Çokrak #moonbastic koleksiyonu ile “Save the planet, get the girl” derken ekibi de epey dinamik ve zor bir koreografinin hakkıni verdi.Hepsine kocaman alkış!

4. gün #babyboom ‘un pamuk yanaklarında dinlenmeye çekildim. Akşam gerçekleşecek Mehtap Elaidi defilesine dek enerji toplamaya çalışırken Belma Özdemir ve Nedret Taciroğlu koleksiyonlarını yakından görme fırsatını kaçırdığıma üzüldüm. Neyse ki Core vardı:)

  Mehtap Elaidi defilesi sanırım 4 günün en iyisiydi, özellikle de ilk kısım olarak adlandırabileceğimiz kısmı! Lacivert hiç bu kadar güzel olmamıştı. Renk yelpazesi, kumaş seçimi, desen, styling, oversize parçalar ayrı, feminen siluetler ayrı harikaydı. Bluzlardan sürpriz pencerelerle çıkan kollar, uzakdogu stilini selamlayan ustler, flortoz volanlarla dans eden midi eteklere özellikle bayıldım. Elaidi’nin 15. yılını kutladığı defile biraz uzayınca ilk anki heyecan ve temposunu biraz yitirdi keşke kısa kalsaydı dedim.
  Herkesin hayallerini süsleyen Zeynep Tosun ise yine yapacağını yaptı, bizi rüyalara sürükleyerek evlerimize yolladı, ayakta alkışlandı. Anneannesini yeni kaybeden tasarımcı gerçek anlamda Türkiye’de coutureün kraliçesi. Özgünlüğü, detaylardaki ustalığı, hayal gücü, çalışkanlığı, romantizmin içine çok güzel bir şekilde oturttuğu modern, güçlü kadını ile bambaşka.

  5. ve son güne her daim favorilerimden Burçe Bekrek ile başladım. Her zamanki gibi kusursuz, yine özellikle grinin hakimiyetinde idi. Hakim yakalar, deri panellerin asimetrik oyunlar ve çatkılarla birlikte dökümlü ve zarif kumaşlara entegrasyonu harikaydı. Yine de beni ıskalayan fakat çok da tanımlayamadığım bir eksik vardı. Sanki son iki koleksiyonundaki güçlü duruş, hayranlık uyandıran kadını izleyemedim.
  Son gün Zeynep Erdoğan’la devam etti. Zeynep Erdoğan’da koleksiyonun geneline hakim iki renkten en güzeli olan bordolar muhteşemdi. Genel olarak en büyük sıkıntı bence “yine” fitting idi, belde oluşan potlar kumaşlar da çok hassas olduğu için göze batiyordu. Zeynep Erdoğan’in her zaman çok iyi oldugu obi beltli ceketler, yelekler ise yine çok güzeldi. Artık onun imzası haline gelen naif işlemeler ve puskul uzantılar da tasarımcının adını görmeden de ona ait olduğunu söylüyordu.
  Mercedes’in bu yıl desteklediği genç tasarımcı Gülçin Çengel ise #glacier adını verdiği koleksiyonu ile couturede gümbür gümbür geliyorum diyor. Koleksiyonda özellikle bir tasarım harikası olan ceket ve kabanlarda gördüğümüz yaka formu “özel ve benzersiz” olmanın en güzel haliydi diyebilirim. Bu muazzam koleksiyonla benim için moda haftası sonlandı:)

Genel izlenimlerime gelince;

Bu yıl maalesef yine yeri değişen ve Antrepo7′ye taşınan #mbfwi bizi bir alana hapsetti. Defileler için davetiye alıp, yeniden defile alanına inip, yeniden geri dönmek, defile aralarında biraz sohbet edip biraz dışarıda vakit geçirmek çok zordu, kaldı ki bu zorluğu en az yaşayanlardan biri olmama rağmen bunu söyleyebilirim. Zaten -ve ne yazık ki- bürokratik zorluklar, şehir trafiği, ulaşım sorunu gibi nice nice dertler yüzünden moda haftamız ve “moda” şehrin dört bir yanını saramıyor, etkinlik ya da defileler farklı alanlarda ve farklı tatlarda gerçekleşemiyor, bari aynı ilçenin ya da semtin içinde moda biraz daha sokağa taşsaydı diye düşündüm.

Geçen yıl Ortaköy’de tarihi bir hamamda, nefis bir atmosferde gerçekleşen ve aslında satın almacılar için düşünülen “The Core” bu yıl moda haftası alanı içinde kurulan ikinci bir çadırda konuşlanmıştı. Evet maalesef ortamı geçen yılki kadar göz alıcı değildi ama amacına daha çok hizmet eden ve daha mantıklı bir değişiklik olduğu da çok açık. Tasarımın vitrinde kalmaması, satışa dönüşebilmesi büyük çerçevede moda endüstrimizin lokomotif gibi işlemesini sağlayacağı için The Core çok ama çok önemli. Umuyorum bu değişiklikle sonuçları da daha pozitif olmuştur.

Yabancı basın daha çok olsa ve gelecek vaad eden tasarımcıların ve tabii Türk modasına yön veren sayılı tasarımcıların defilelerine katılımları daha yoğun olsa, moda haftası kalabalığının içine karışacak kadar “down to earth” ağırlansalar gibi dileklerim de var.

Bir zamanlar işi event ve organizasyon olan dev şirketlerin bile altından kalkamadığı moda haftası organizasyonu yine L’appart ve onun atom karıncalardan farksız ekibinin elinde tıkır tıkır işleyen bir makina gibi işledi. Elbette bizim de yavaş yavaş bu kültürü edinmemizin etkisi var ama organizasyonun etkisi çok çok önemli. Ben kendi adıma teşekkür ediyorum.

Tasarımcıların özellikle PR şirketlerine çok önem vermeleri gerekiyor, bir tasarımcı çoğunlukla basına ya da üst segment bir kitleye hitap ettiğinden onun yerine, onun adına, onu temsilen konuşan; onun misafirlerini ağırlayan kişi ya da kişilerin özenle seçilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Göz deviren, azarlayan, soruya cevap vermeyen, maile dönmeyen, kriz yönetemeyen, acayip derecede strese giren ve bunu yansıtan “iletişimci”lere sözüm. Bu gözlemimi tasarımcılarına da bizzat ileteceğim. Alkışlar ise İstanbul İletişim’e, Istanbul Entourage’a, L’appart PR’a gidiyor yeniden.

Tasarımcı ve koleksiyonlara gelince, gerçekten herkes defile yapmalı mı, her sezon podyuma çıkılmalı mı (ki bence çıkılmalı yani her sezon en iyi olacağına inanıyorsan bu işe girmeli), magazin basınında bari çıkayım diye olmayacak şeyler oldurulmalı mı? Koleksiyon hazırlamak çok  zor olmalı! Ama kimi koleksiyonlara bakınca ne bütünlük, ne yenilik (burada illa giyilemeyecek kadar farklı bir şeyden bahsetmiyorum elbette), ne özgünlük, ne bir söylem görebildim. Dikiş,  kumaş, fit bunlar zaten zor; styling, koreografi, casting, defile muzigi ayrı zor; tasarım ise en önemlisi ve zoru; ama iste bunların hepsi birlikte iyi olmali, biri diğerini aşağı çekmemeli, bütünlük sağlanmalı. Bu konuların hepsinde ve bütünleştirilmesinde tasarımcılara eğitim ve destek şart, sadece bir iki hafta değil sürekli olmalı bu destek. Ama tasarımcıların da oyun değil iş yaptıklarını, hem de dünyanın en zor işlerinden birini yaptıklarını bilmeleri ve meslek seçimlerinin hakkını vermeleri gerekiyor. Bir türlü “olmuyor” ise o isimlerin de potada erimesi, parayı verenin düdüğü çalamaması gerekmekte.

İnsanlar moda haftasına şöyle giyinmiş, öyle giyinilmez; böyle gelmiş böyle gelinmez kısmı ise benim hiç katılmadığım bir şey. İsteyen sırf moda haftası için süslensin, isteyen sırf moda haftası için abartsın, isteyen güneş gözlüğü ile Anna Wintour olduğunu, isteyen omuza atılan ceketle Carine Roitfeld olduğunu, isteyen cemiyet balosuna giderken yolunu kaybedip buraya düştüğünü sansın. Kimin nerede nasıl giyindiği beni hiç ilgilendirmiyor, benim ki de kimseninkini ilgilendirmesin isterim. Aksi halde şu an yönetildiğimiz şekilde yönetmekten, manipule etmekten farkım kalmayacağını düşünüyorum. İstanbul bir Paris ya da Londra değil, içinde bir fashion freak olan herkes her gün bizim gibi gönlünce, dilediğince giyinemeyebilir çünkü ailesi, çevresi, geçimi için yaptığı işinin ortamı buna müsait olmayabilir, varsın kendini yılda iki kez haftada 3-5 gösteriversin:)

Fırlayan dolar, ekonomik dalgalanma, sponsor desteklerinin azalması gibi etkenlerden olacak bu yıl defilelerin pek azı MBFWI alanı dışında, farklı mekanlarda yapılabildi. Bu anlaşılabilir. Fakat yine aynı sebeplerle olacak tasarımcıların podyuma çıkarmak zorunda olduğu modeller ya da castdaki çok iyi yürüyenler ve çok kötü görünenler uçurumu kimi defileleri heba etti. Manken, model rezervimiz o kadar kısıtlı ki, meslek olarak o kadar “sadece bir basamak” olarak görülüyor ki bunu nasıl aşacağız bilmiyorum? Hayır ben bu işe gönül verdim diyenler de öyle hoyratlıklara maruz kalıyorlar ki bu defilelerde kimler nasıl yürüyor, yürümeye devam edecek onu da bilmiyorum. Tabii bir de gönlüne göre takılan model ajansları var ki onların da biraz silkelenmesi lazım.

Bunun yanında sürekli daha iyisi olsun, daha da gelişsin diye umduğumuz ve düşündüğümüz moda haftasında “sponsor” olan markaların da vizyonu kendilerinden önce moda haftasını kalkındırmak, geliştirmek olsa keşke. O durumda belki tasarımcılara garip isteklerini kabul ettirmek gibi bir gündemleri de olmaz. Moda haftası gibi sektörü kalkındıracak bir olayda ne kadar ekmek o kadar köfte mantığı ile değil “elimi taşın altına koyuyorum” mantığı ile sponsorluk yapılmalı. Evet tabii ki ticari faydası düşünülmeli ama gönüllülüğü de işin içine katmalı diye düşünüyorum.

Hepimize gelecek sezon bundan da iyi bir moda haftası diliyorum:) Naçizane yorumlarıma katılsanız da katılmasanız da vakit ayırıp okuduğunuz için ayrıca teşekkür ediyorum!



"MBFWI: Geri Kalan Her Şey ve “Hiç” Söylenemeyenler" postu İçin 5 yorum yapılmış.

  1. zuzuşka diyor ki:

    Katılıyorum hem de her satırına.Her paragrafı “evet,çok doğru” diye diye okudum..Ya burada alkış ikonu yok olsa valla donatacağım satırı:)

  2. playinduo diyor ki:

    tam bir bahar postu ve çiçek kız boom, şahane olmuş:)
    http://www.playinduo.com

  3. anisa diyor ki:

    Merhaba styleboom. MBFWI bu sene bence berbattı ve tüm hevesimi kaçırdı açıkçası davetli olduğum birçok defileye de katılamadım. Düzen denen şey yoktu ztn sürekli bina değiştirmekten bi hal olduk ve havanın çok soğuk olması da bu durumu iyice tatsızlaştırdı. Bende bu tarz bi yazı hazırlayacaktım fashion week için fakat zamanım olmadı bir türlü fotoğrafları koymaya bile. Seni taktir ediyorum bunu dile getirdiğin için çünkü birçok blogger arkadaşımız çok memnun kalmış çok mutluymuş gibi pozlar vermiş sayfalarında… Fakat herkes bizimle aynı fikirde ama bu durumu belirten yok. Biz bu kadar önemsiyoruz ve zaman ayırıyoruz MBFWI’ye fakat onların bizi bu kadar önemsediğni düşünmüyorum. Yurtdışında yaptıkları yatırımla ve organizasyonla uzaktan yakından alakası yok sırf olsun bitsin geçelim İstanbulu’da diye yapılan bi organizasyon olmuş. İçerde oturacak yerler bile yoktu VİP hariç. Herneyse bu konuda çok kızgın ve kızrgındım yazını görünce düşüncelerimi paylaşmak istedim. Teşekkürler ;)

  4. Betül diyor ki:

    bence bu post MBFWI’un gölgesinde kalmis ama kombin bir HA-RI-KA !!!

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu