Aylık arşivler: Nisan 2015

| Evi Ev Yapan Küçük Dokunuşlar

kleenex 01

Hemen hepimiz için evimiz ve evimizin dekorasyonu çok önemlidir öyle değil mi? Evimiz en az dış görünüşümüz kadar güzel olmalı, içimiz kadar bizi anlatmalıdır. Dört duvardan oluşan bir boşluğa “ev” demeden önce onu nasıl süsleyeceğimizi hayal eder, epey mesai harcar; çok uzaklara, çook güzel yerlere bile gitsek, dışarıda çılgınca da eğlensek sonunda “ev gibisi yok” der geri döneriz. Her ne kadar bir evi eve benzeten koltuktu, duvar kağıdıydı, perdeydi gibi büyük parçalar da olsa, evi “ev” yapan küçük ayrıntılar, ufak dokunuşlardır. Balkondaki saksılar, bize özel kokulu bir mum, sehpadaki kitaplar. Bu detaylar bizi anlatır; çiçekli, renkli, sofistike, sarkastik:) Hepimiz bir başkayız, evlerimiz de farklı. İşte bu güzel yelpazenin içinde belki de en eğreti duranlar “ihtiyaç” için bulunan kutu ya da ıslak mendillerdir, daha doğrusu –di! çünkü sonunda kağıt mendilde de tasarım dilini konuşturan Kleenex Türkiye’ye geldi. devamini oku

| Siyah-Beyaz Yalnız Kalmak İstiyor

mono gomlek

“Trend” dediğin her zaman da gelip geçici olmak zorunda değil; her zaman sadece incecik kızların giyebileceği türden olmak zorunda da değil; trend dediğin bazen hem çok moda hem çok zamansız olabilir, işte bu sezonun “siyah-beyaz” trendi de böyle. Keskin bir kontrast, ebedi bir birliktelik, zıtlığın mükemmel uyumu: işte bu yaz hepimiz böyleyiz:)

Çizgiler, puantiyeler, geometrik formlar, maskülen silüetler, feminen pötikareler hepsi de siyah-beyazdan nasibini aldı bu sezon. Bu ikiliyi yazın en güzel renkleri olan sarı, kırmızı, mor ve yeşil ile de rahatça kombinleyebilirsiniz ama işte “trend” denen kısmı burada devreye giriyor; bu ikili bu sezon yalnız kalmak istiyor. Siyah-beyaz kombinlere farklılık katmak için başka renklere değil farklı formlara, desen çarpışmalarına başvurma zamanı!  devamini oku

| Yedi Ormanlarda*

boho vesper woods4

William Butler Yeats ile kızkardeşim sayesinde tanışmıştım. Onun İngiliz Dili Edebiyatı okuması edebiyata küs ülkemizde onun belki şanssızlığı ama benim büyük şansım oldu:) Yeats’in bir şiirini okudum ondan, ne kadar zor bir İngilizceydi, aslına bakarsanız okuduğumu da tam olarak anlamamıştım, ama işte bir şey vardı, devamımı oku dedirten; bir tını, bir melodi, bir büyü sanki. Perilere, mitlere düşkün olduğumdan belki Yeats’i çok sevdim ben; sonra sonra -sanıyorum ona haksızlık da eden- Türkçe çevirilerini daha çok okur oldum:)

Bu post Atatürk Arboretum’unda yaptığımız çekimden, bu göleti görünce aklıma hep Yeats geldiğinden ondan bahsetmesem olmayacaktı. Ve ondan bir dizeyle sizi de buraya çağırmak çok güzel olacaktı:)

Bu sulara, bu yabanıllığa bir peri ile
Birlikte gelin kaybolun el ele
Çünkü Dünya bilebileceğinden daha çok
Ağlayışla dolu, ey insancıl çocuk! devamini oku

| Tam 2 Sene

pamukoglan

Tam 2 sene önce bugün hissettiklerimi… Yazdım sildim, yazdım sildim…

Nasıl anlatsam bilemedim; hislerimi, yaşadıklarımı, öğrendiklerimi, nasıl sevdiğimi, nasıl yetmediğini;  tadını tuzunu kokusunu tenini tariflemeye yeltenmek boşa, hepsi bana bi’ başka, her yavrunun her anneye olduğu gibi.

Doğurmak zor da asıl zor olan doğmak şu hayata. Oğlum. Küçük savaşçım, kaşifim, gezginim, arkadaşım, maceraperestim, gayretkeşim, hayaldaşım; büyük hikayem, seni çok seviyorum. İyi ki “doğdun”.

| Sapanca Huzuru

gural sapanca mehtap elaidi ilkbahar 2015

Günaydın! Ve herkese iyi haftalar:) Şu son zamanlarda Türkiye’nin bir dolu güzel yerine gitmek bana her defasında neden geri dönüyorum ki sorusunu sorduyor. Neyse ki sizlere anlatayım diye masa başına oturduğumda yeniden oralara dönüyorum gibi hissediyorum. Tam da hem taşınma, hem moda haftası üzerimden geçmişken ve dinlenmeye çok ama çok ihtiyacım varken Güral Sapanca’ya bir ziyaret fırsatım olmuştu. Belki şu yazımdan hatırlarsınız oraya son ziyaretimde oldukça kocaman bir göbeği dinlendirmeye gitmiştim:p Bu defa göbekteki ayakta ve hatta atom karınca hızında Güral’a ayak bastı. Özellikle bebek/çocuk dostu yaklaşımı, misafirperverliği, mükemmel yemekleri, upuzuun yürüyüş parkuru ve ormanı ile anneler için, aileler için eşsiz bir yer Güral Sapanca.  Doğrusu bizim evden Avrupa yakasına geçiş neredeyse 2 saati bulurken Sapanca’ya-yani doğaya, oksijene, nefis kahvaltıya, huzura- 45 dakikada ulaşılabiliyor, ondan olacak biz pazar günleri sık sık soluğu burada alıyoruz.  devamini oku

| Hazineler

mardin deyrulzefaran stefanel 5

Mardin’de en sevdiğim şeylerden biri “o satılık değil” lafını duymaktı. Gayet turistik bir şehir de olsa her şey satılık, her şey parayla değer biçilir değil. Mardin’in taş labirentleri pek çok zanaatkara ev sahipliği yapıyor, kimi zanaatının son ustası, kimi son kalan bir kaç kişiden biri. Bu yazıdan önce “Bir Doğu Masalı” başlıklı Mardin’in el emeği göz nuru ganimetlerini ve zanaatkarlarını anlattığım yazımı www.dünyalarsenin.com ‘da okuyun lütfen:)

Sonra buraya geri dönün çünkü sizi Deyrülzafaran Manastırı’na ve Dara Antik Şehri’ne götüreceğim. Bugün size uzun okumalar vaad ediyorum:) devamini oku

| Gözlerindeki Gökyüzü

stefanel mont lady faith esarp mardin

Bu postun yalnızca güzel fotoğrafları değil, başlığı da Özberk’e ait:) Keşke gözlüğümün camına yansıyan uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasını ve gökyüzünü orada hapsedebilseydim de İstanbul’da nefesim her sıkıştığında takıverip kendimi yine o sonsuzlukta bir damla olarak bulabilseydim.

Evliya Çelebi Mardin için  “Tarif etmekte, lisan kısa, kalem kırıktır…” demiş, nasıl doğru kelam! Bilmem daha kaç post yapacağım ama hiç bilmiyorum nasıl ifade etsem, neler anlatsam. Bana çok iyi geldi, gitseniz size de gelecek biliyorum; tasvir edecek kelimeler küçük dilimin orada kalıyor söz olsa çıksa yetmeyecek biliyorum; her saati bir başka o yüzden sabahı anlatsam akşamı darılır biliyorum. Bu post aslında bir “ne giydim” postu ama güneşini anlatsın en azından. Kelimelerin yetmediğini bir nebze de olsa fotoğraflar konuşsun diye size söz kocaman bir Mardin albümü postu yapacağım:) devamini oku