Günlük arşivler: Eylül 2, 2015

| Cennet

Hiç yazasım yok, ama yazmalıyım ki çığlık çığlığa ağlamayayım (ve yazık ki ilk kez böyle hissetmiyorum)
Çok mühim bir sebebim olmasa hiç yaşayasım bile yok, ama yaşayıp gidiyorum (ve yazık ki ilk kez böyle hissetmiyorum)
Hiç yaz bitmesin diyesim bile yok, çünkü zaten içim kışa döndü; sanki daha da filizlenmez, sürgün vermez, sulasan da kendine gelmez bir bitkisel hayata geçti.
Derken bebeğimin sesi gelince kulağıma, hepsini bir kaç saatliğine de olsa unuttum
Sonra unuttuğum için kendimden bir tiksinti, bir iğrenme; işte senin mahvoluşun bu kadarcık ve buna güvenerek yapıyor bunları yapanlar diye kendi üstüme üstüme yüklenme!

Bir annenin artık hiç “düt düüt” diye oyuncak arabaları sürüyormuş taklidi yapamayacağını düşünüp düşünüp bir türlü bunu düşünmekten kendimi alamama,

Şu halime bak

Sen de bak elinde sümükten yer kalmamış evirdiğin çevirdiğin mendiline, bir çocuk eşittir bir sümüklü mendil çünkü dünyanın bu düzeninde

Kaç ölü bizi ağlatır, kaç ölü biraz yüreğimizi sızlatır, kaç ölü yarın unutulur, kaç ölünün bir haftalık oluru vardır, kaç ölü olursa yılda bir anılır, kaç ölü kaç kaç kaç? Kaçamıyorum. Kaç çocuksuz anne ve kaç annesiz çocuk ve kaç  “can” canından olunca oh be tamam der bu işin tüccarları?

Katiller bizi de suçlara ortak edip yüklerini omuzlarımıza yüklediler, vicdansizlıklarını vicdanlarımıza bıçak bıçak sokup acı eşiğimizi bile yükselttiler. Kaç ölü bizi ağlatır?

Biz de hayat gailesinin dalgaları arasına karışan gözyaşı damlacıklarimizi kendi yavrularımıza çaktırmadan döküp bir başka yöne yüzümüzü dönüyoruz, yine de bir küçük el yüzümü kendine çevirip “yooldu anne” diyor; yooldu?  Bilmiyorum ki oğlum, acaba “insan” neden insan oldu? Acaba bir karış toprak bizim olsa daha iyi olur diyenler neden bilemediler o topraklar 2 yaşındaki Ali’nin 5 yaşındaki Zeliha’nın 0 yaşındaki adı annesinde saklı yavrunundu.

Gerçekten ne yapabilirim, yapabilirsin düşünüp düşünüp kendimi ölsem de kurtulsam noktasında buluyorum, üstümden gürül gürül sular geçsin hatta bir müddet nefes dahi alamayayım temizleneyim aklanayım diyorum. Çünkü ne zaman daha iyiydi, daha kardeşdi,daha mutluydu şu insanoğlu ben hatırlamıyorum. Kaza değil, kader değil, vade değil, hak değil bu.

Ve ben hayatıma devam ediyorum

Sen de , değil mi? Süt bitmiş, çıkıp al. Araba çalışmadı, söyleneyim. Sürpriz parti planlamış arkadaşlar, eğlen. Arkadaşımın en önemli günü, gidip yanında olayım.

Tarih yazmasa bile, belki bir gün,  günahlarını itiraf ettikçe rahatlayan bir ülke menşeili bir filmde oğlum bunları görecek olursa bana sorsun istiyorum “anne peki sen ne yapmıştın, sizler ne yapmıştınız o zaman?” diye, ben de utanayım, başım önümden kalkamasın, en sevdiğim varlığın karşısında yerin dibine geçeyim is-te-mi-yo-rum (ama hakkım bu). Oysa yerin yedi kat dibini zaten yaşıyoruz. Hala cennet-cehennem masalına inanan varsa bir silkelensin de kendine gelsin çünkü cehennem burası: bir annenin yüreği, bir bebeğin memesizliği, çocukların ölü anne babalarının başında açlıktan kırılışı, aklı giden annelerin bebeklerini uyuyor sanıp mezara koyamayışı, bir dedenin çaresizliği, bir babanın çatısız kalışı cehennem ve CENNET diye bir şey zaten YOK!

NOT: Ama burada bir cennet için çabalamak mümkün (yıldızlı olanlar mülteciler özelinde çalışıyor ama hepsi her daim destek gereken dernekler, birini seçmek onlardan çok size iyi gelecek).

Project-Lift*

Darüşşafaka

Hayata Destek*

Kardeşini Seç

Sığınmacılar ve Göçmenlerle dayanışma Derneği

Tegv

Tofd

Umut Çocukları Derneği

Give-a-hand Help*

Lösev