Aylık arşivler: Kasım 2015

| Helfgott

zeynep okmen sarisi 01

Bir klasik müzik ve bale aşığı olarak kaçırmanın kıyısından döndüğüm David Helfgott konserinden sonra nasıl da keyifli olduğum bir günden bu kareler! Şimdi belki giriş satırının üzerine bana o kadar klasik müziksever geçiniyorsun da nasıl olup Helfgott için yanıp tutuşabiliyorsun diyebilir, ama bence lütfen bu adamlara o kibirle yaklaşılmasın.  Helfgott konusunda klasikciler epey ayrılıyor çünkü onun deha diye nitelenemesine gıcık olanlar, Horowitz’le filan kıyaslanınca gözlerini devirenler çok.

Belki biliyorsunuzdur Geofrrey Rush’a Oscar kazandıran muhteşem film “Shine”, Helfgott’un hayat hikayesini anlatır. İstismar, sinir krizi, terapi, iyileşme derken aşkın gücü ile son bulur, evet tam bir çok satan melodram! Rachmaninoff 3′ü kusursuz çalabilen nadir piyanistlerden (ki o da tartışmalı:)), daha 10 yaşında ayakta alkışlanan bu dahi çocuk 12 yılını akıl hastanesinde geçirdikten sonra filmi sayesinde “ilgi çeker” hale gelmiş o da tamam, ama bu müzik elitislerinin ona “ikinci sınıf piyanist” demesine de, “pazarlama ürünü” diye küçümsemesine de acayip kızıyorum. Yahu başımız ağrısa dünyaya küsüyoruz, adam beynini elektroşoklarda bırakıp hala konçertolar çalıyorsa tabii ki yok satsın, tabii ki çok satsın. Varsın pazarlama ürünü olsun, keşke popüler kültürün pazarladığı şeyler hep böyle olsa, Miley Cyrus’un yalayıp duran koca dili ya da Kim Kardashian’ın cilalanmış kalçaları ya da Bruce Jenner’ın en mahrem sırları gözümüze gözümüze sokulup duracağına, kulağımıza kimi yerlerde yanlışları ile de çalınan bir Bumblebee sokulsun ne var! Ah hayali bile tatlı:) Bugün Şafak Sezer’i aktör sanan küçücük çocuklar Ezel popülaritesi sayesinde Tuncel Kurtiz gibi bir devi tanıdılar örneğin, fena mı oldu? Oturup Yol ya da Sürü filmini izleyecek değillerdi değil mi:) Bugün Tarantino sayesinde pek çok dev aktörün adı “daha fazla” bilinir oldu kötü mü?

Sinirlendim değil mi ben:) Sakinleşiyorum. Kısacası benim adıma mırıltısı ve iniltisi dahil her şeyiyle bir müzik ziyafeti oldu, sırf filmin ünü ile hasbelkader bu konsere gelmiş bir insancığın kulağına Rachmaninoff değmiş oldu, ne mutlu ona! Buradan doğruca güz yapraklarına ve ne giydime gidebiliriz o halde, hadi devam etmeden de yan sekmede aç kendine bir Rach 3 dinle, farzet yapraklar piyano eşliğinde uçuşuyor. devamini oku

| Through The Looking Glass

etty and jacques 00

Her ne kadar burada elimde bambaşka bir kitap olsa da (ve onun hakkında yakında bir video gelecek:)) bu postun başlığı bulunduğum ortamdan sebep Aynanın İçinden’e dönüştü. Siz de benim gibi Alice In Wonderland düşkünüyseniz eminim ilk kitabın kapağını kapattıktan sonra ikinciye yani Through the Looking Glass’a koşmuşsunuzdur. Bazı yönlerden ilkinin tam zıttı olan ama aslında devam niteliği taşıyan bu kitabın ilk sahnesinde Alice  odadaki aynanın içinden geçerek başka bir odaya girer, bu yeni oda Alice’in içinden geçtiği odanın aynısıdır ama eşyalar tam ters şekilde yerleşmiştir ve hatta zaman bile tersine akmaktadır. matematiğin ve mantığın yine ninniler, bulmacalar ve çocuk oyunlarıyla harmanlandığı kitap ise aslında bir satranç oyunu üzerine kurulu! Tanrım ne zeka:) Alice’in bir beyaz piyon olarak başladığı serüveni satranç karelerin üzerinde satrancın kurallarına göre ilerler. Ve bence kesinlikle ilkinden daha heyecanlıdır:) İşte burada ben de Alice olup bizim sitenin dev satranç tahtası üzerine kuruldum.  devamini oku

| Berlin Gezisi 1. Gün- Rehber İpuçları ve Ne Giydim Dahil:) -

berlin08

Berlin seyahatimin ilk günü yalnızca işle geçince ikinci gün kendimi resmen gezmeye adadım:) Normalde her gittiğim şehirde ilk gün bir hop-on hop-off otobüs yapıp şehri bir kafama yazarım ama bu defa kaybedecek zamanım yoktu:) Gitmeden önce her zaman olduğu gibi çalışmalarımı tamamlamıştım zaten ve ilk gün planım meşhur Brandenburg kapısı, daha önce burada 7 yazı dizisinde yeni dünyanın 7 harikasından biri olarak gösterilen Reichstag yani Parlamento Binası ve Museumsinsel adlandırılan Müze Adası’ndaki bazı müzelerdi. Bu post size 2 bölge için belki mini bir rehber olabiilir:)

Tabii postun en sonunda yine ne giydim kısmı var, onsuz olmaz:) Bu seyahatimin hayat kurtaran parçası ister hırka ister parka olan haki yeşili Stefanel kabanım oldu, instagram hesabımda kendisine döşediğim övgüleri tekrar etmeyeceğim ama daha uzun yıllar kışlarımın vazgeçilmezi olacağı kesin. Kara kış korkusuyla gittiğim Berlin 14 derecelik mis gibi havası, süper isabetli kıyafet seçimlerim(ki genelde hep yan yatarım) ve tesadüfen esas rezervasyon yapacağım değil de diğerine rezervasyon yaptığım Titanic otelimin süperella konumu ve pek çok Avrupa şehrine göre bence gayet uygun yeme/içme fiyatları ile adeta gel buraya yerleş dercesine kucakladı beni:) Bu kadarı da fazlaydı canım! Ama fazla gelmedi, çok çok güzel geçti.

devamini oku

| Dr. Asu Burhanoğlu ile PRP Maceram

prp01

Bu Pazar belki biraz kendinizle baş başa kaldıysanız bu yazının da tam zamanı diye düşündüm, çünkü yaşlanmayı erteleme çözümlerinden biri hakkında konuşacağız; PRP, Somon DNA, gençlik aşısı gibi onlarcasından benim seçimimi. Beni diğer sosyal ağlarımdan takip edenleriniz biliyor Temmuz ayında daha önce kuzenimin bir tedavisi üzerine methini duyduğum doktorum Op. Dr. Asu Deniz Burhanoğlu (Mare Estetik) ile sizin de cilt bakımı/ yaşlanmayı geciktirme vb sorularınızı sorabilmeniz için bir Periscope yayını yapmıştık, ki bu yayında cilt bakımından diğer estetik ve plastik müdahalelere pek çok sorunuzu yanıtlamıştı kendisi. Doktorum diye demiyorum bu kadar pozitif, profesyonel, dürüst- hatta açıkça buna ihtiyacın yok ki diyip seni sepetleyecek kadar dürüst-, neye ihtiyacın var neye yok seni son derece iyi yönlendiren ve önceliği “doğal”lığı bozmamak olan doktor, hemencecik kesip biçme meraklısı olmayan cerrah az bulunur.

Bu yayında ben de bir dolu yeni şeyi öğrenme fırsatı bulduğum gibi daha önceden bu  “kabus”u insan kendine ne diye yapar diye tanımladığım botoks hakkındaki doğru bilinen yanlışları da ; cildin yaşlanma ve elastikiyetini geciktirecek yenilikleri de öğrenmiştim. Genel olarak bu konulara biraz fazla tedbirli yaklaştığımdan olacak PRP bu “kendi kanınla yenilenme” argümanı ile hoşuma giden bir alternatif oldu, yani benden alınan yine bana fayda olacaktı. Doktorumuz Asu Burhanoğlu yine aynı yayında PRP uygulaması için ara mevsimlerin en iyi dönemler olduğunu ifade etti ve bana da eğer düşünüyorsan Eylül’ü bekle dedi:)

devamini oku

| Daima

leopar bilezik

Bu LENA bileziğimi yaz boyu taktım ve kolumdan da hiç ama hiç çıkarmıyorum! Dikkatle bakarsanız üzerine minicik kazınmış “ae”yi görebilirsiniz, ki bu iki harf en önce kalbime kazınmış durumda ♥ Belki de benim için uğurlu ya da çok değerli bazı mücevherlerim ve takılarımla ilgili bir post yapmalıyım. Siz de böyle misinizdir? Asla çıkarmadığınız, yatarken bile tuttuğunuz, kaybolmasından acayip korktuğunuz takılarınız var mıdır?

Toni&Guy’ın bir projesi için kamera karşısına geçtiğimde benden iki “glamorous”  look istenmişti. İlki bir kaç gün önceki postumda paylaştığım ve daha ben ben olan lacivert gömlek ve pantolonlu kombindi, ikincisi ise “leopar”a tutunduğumuz bu kombin oldu. Bu etek aslında bir elbise idi, ama özellikle yakasının modeli ve balon eteği sebebiyle zaten iddialı eseni onu iyiden iyiye giyimi zor bir hale getirmişti, ben de terzime götürüp elbiseyi eteğe çevirtmiştim. Böylece siyah bluz ya da kazaklarla çok daha sık kullanabilmeye başladım:) Hamileyken aldığım ve o dönem göğüs altına taktığım bu kemerimi ise hala çok seviyorum ve çok sık kullanıyorum! devamini oku

| VLOG: Sonbahar/Kış Ayakkabı Trendleri ve Kombin Önerileri

deichman kapak

Herkese keyifli bir hafta diliyorum!

Son zamanlarda çok kısıtlı vakit ve imkana rağmen size de fayda sağlayacak ipuçları içeren videolar hazırlamaya çabalıyorum, biliyorsunuz denim trendleri konulu ilk videonun haberini buradan vermiştim. Diğer tüm sosyal ağlarımdan okuduğum kitaplarla ilgili olan ikinci videomu da müjdeledim.  Şimdi ise sırada Deichmann’ın teklifi üzerine geliştirdiğimiz 3 videoluk bir seri var:) Deichmann ile oturup Sonbahar/Kış 2016 ayakkabı trendlerini belirledik ve ben de her bir trendi temsil eden ayakkabı ile 2 farklı kombin yaptım. İşte 2 trende ait 4 farklı kombinle ilk videomuz yayında! Kanalıma abone olup beni çok çok mutlu etmeyi de unutmayınız:)

| Dior’suz Raf Simons’un Tek İsteği 3 Saat

raf0

Bu defa bir “tasarımcı” kendini, psikolojisini, varlığını yok etmeme dehasını gösterebildi. Evet Raf Simons’dan bahsediyorum; Jil Sander’deki işleri ile tasarımlarına ve kadınına taptığım, Dior’un kreatif direktörü olduğunda işte bu deyip Galliano’nun acısını dahi unuttuğum bir isimdi Simons. Onun en çok yalın ama zengin; naif ama güçlü; parlak ama yumuşak halini severim ben; ne demek istediğimi en iyi anlatan bence Jil Sander’deki veda koleksiyonudur.  8 haftada hazırlaması gereken bir couture koleksiyonu ile Dior’un başına geçtiğinde de kendi adıma zevkten dört köşe olsam da onun adına bu büyük evlerdeki agresif ajandaya nasıl uyum sağlayabileceğini düşünmedim değil. Çünkü bence bu duruma ancak Karl Lagerfeld gibi hem suretini hem psikolojisini kendi çizip çerçeveleyen kurgusal bir kişilik dayanabilir.

Daha önce şurada “Cruise” özelinde yazdığım yazıda senede 6 sezona çıkan koleksiyon sayısının ekonomik anlamdaki faydaları yanında tasarımcıları nasıl zorladığından, rehabilitasyondan psikolojik çöküşe ne kadar zor durumlara düştüklerinden bahsetmiştim. Bunun başlıca örneklerinden biri şimdi hakkında bile konuşmadığımız ama olağanüstü yetenekli ve benim gözümde yine “dahi” olan Christophe Decarnin’dir. devamini oku