Günlük arşivler: Kasım 1, 2015

| Ütopya

nihan peker laci 1

Hiçbir zaman ütopyalara inanmadım, ütopya dediğin de onu ütopikleştirilen her kimse onun hayal gücü, etiği, onun bakış açısıydı sonuçta. Ama görüyoruz ki Türkiye’de alenen hırsızlık edenlerin, adaleti tepetaklak getirenlerin, saygıdan ve dahi sevgiden zerrece nasiplenmeyenlerin halk tarafından cezalandırılması bir ütopya!

Ütopyalar yaratmış ya da bize anlatmış hemen her kitabı okumuşumdur, bunlar içinde beni en çok etkileyen Ursula K. Le Guin’in “Mülksüzler” romanıdır. Kitabın en büyük ütopyası bir toplumun tam bağımsız varoluşu için her ferdinin mutlaka ve mutlaka dürüst ve yardımsever olması gerektiğidir. Bu roman insanların nasıl özgür olduklarına, diledikleri gibi yaşayabileceklerine inandırılıp görünmez bir baskıya nasıl maruz bırakıldıklarını anlatır bir yanda. Çoğu bunun farkında dahi değildir, belki çocuğu olduğunda düşünür, belki kendi ya da çok yakınının başına ikincil de değil birinci dereceden gelince fark edebilir bu gücü ve aslında yaşam biçiminin zincirlenmiş olduğunu.  Kendi ütopyamda ben hep önce ben iyi olayım dedim, iyi biri; yardımsever biri; düşünceli biri; çalışkan biri, pozitif biri. Düşünsenize şu başımıza gelenlerin çoğu bile hep “1″ kişinin kötücüllüğünden, kibrinden, uzlaşı yoksunluğundan. Kendi ütopyamda ben birin bin olacağına inandım, o yüzden bir binden önemliydi, o yüzden bugün üzgünüm ama karamsar değilim; iyi, dürüst, çalışkan, emekçi, ahlaklı, şeffaf, saygılı, sevgili birlerin bir gün toplanıp milyonlar olacağına; kötünün iyisi için değil, elde bu var için değil, işte bu bizi konuşurken, düşünürken, yazarken, çizerken, yaşarken özgür kılacak dediğimiz bir birliktelik için milyonlar olacağına inanıyorum. Kaosdan, kıymanın kilosundan, dolardan, kalabalıklarda korkarak yürümekten, ölmekten ya da öldürülmekten daha önemli olacak bir gün “özgür”lük. Ve burada bahsettiğim özgürlük “ne istiyorsun da yapamıyorsun” kadar basite indirgenebilen,  “neyiniz yasak ayol” kadar ucuz bir söyleme evrilebilen bir özgürlük değil;  çünkü bu özgürlük sadece nöronlarım arasından gidip gelen milyonlarca düşüncenin korkusuzca dile dökülebileceği türde olağanüstü önemli bir özgürlük; Ve burada bahsettiğim özgürlük dilediğince giyinmek, yaşamak, yemek, dilediğin yere gitmek ve gelmek kadar basit değil; saygı görebilmek, peki o halde bu senin düşüncen diyebilmek; denize, havaya, suya, hayvana da saygı gösterilebilecek, onların sahibi  değil parçası olabilecek kadar “ütopik” bir özgürlük.

Şimdi kafanızı ve kendi kafamı da bunca meşgul ettikten sonra pek çoğunuzun belki yine “ne alaka” diyeceği üzere ne giydim konusuna geçelim. Ne yapalım ben de içimde ne varsa buradan anlatıyorum ve aksi gibi bu da bir moda ve stil blogu:) devamini oku