raf0

Bu defa bir “tasarımcı” kendini, psikolojisini, varlığını yok etmeme dehasını gösterebildi. Evet Raf Simons’dan bahsediyorum; Jil Sander’deki işleri ile tasarımlarına ve kadınına taptığım, Dior’un kreatif direktörü olduğunda işte bu deyip Galliano’nun acısını dahi unuttuğum bir isimdi Simons. Onun en çok yalın ama zengin; naif ama güçlü; parlak ama yumuşak halini severim ben; ne demek istediğimi en iyi anlatan bence Jil Sander’deki veda koleksiyonudur.  8 haftada hazırlaması gereken bir couture koleksiyonu ile Dior’un başına geçtiğinde de kendi adıma zevkten dört köşe olsam da onun adına bu büyük evlerdeki agresif ajandaya nasıl uyum sağlayabileceğini düşünmedim değil. Çünkü bence bu duruma ancak Karl Lagerfeld gibi hem suretini hem psikolojisini kendi çizip çerçeveleyen kurgusal bir kişilik dayanabilir.

Daha önce şurada “Cruise” özelinde yazdığım yazıda senede 6 sezona çıkan koleksiyon sayısının ekonomik anlamdaki faydaları yanında tasarımcıları nasıl zorladığından, rehabilitasyondan psikolojik çöküşe ne kadar zor durumlara düştüklerinden bahsetmiştim. Bunun başlıca örneklerinden biri şimdi hakkında bile konuşmadığımız ama olağanüstü yetenekli ve benim gözümde yine “dahi” olan Christophe Decarnin’dir.

raf3

Bugün insanların kapıda birbirini ezme pahasına sahip olmaya çalıştığı “Balmain”i o Balmain yapan da, Rousteing’e müthiş bir miras (ya da kıyak mı diyelim) bırakan adam da, hala podyumdaki her Balmain silüetinde izi olan adam da kuşkuşuz Decarnin’dir ve 2006′da başına geçtiği Balmain’e 2011de koleksiyonu podyuma çıkarken depresyon sebebi ile bir kliniğe yatarak veda etmişti. Peki neden?

raf2

Büyük evler bir zamanlar yalnızca moda elitlerine ve zengin müşterilerine hitap eden sayılı parçadan oluşan koleksiyonlarına neden veda edip de onlarca parçadan oluşan senede 6 koleksiyonu hemen hepimizin beğenmesini, paylaşmasını, yazmasını ve görsel anlamda tüketmesini ister hale geldi; neden yüksek moda da “hızlı moda”ya evrildi? Sebep çoğunlukla teknoloji olarak gösteriliyor; tüketimin önce görsel anlamda gerçekleştiğini yani podyumdaki yeninin daha sezonu gelmeden “eskidiğini” ifade ediyor. Bunun yanında satın almacılar en çok talebin cruise ve prefall koleksiyonlarına geldiğini ama bunlardaki satış etkisini ana koleksiyonların konuşulma oranının direk etkilediğini belirtiyor. En büyük suçlu “sosyal medya” canavarı deniyor,  lüks bir ürünün doğrudan satışı olamayacak kadar çok sayıda aldığı “like”ın, doğrudan satış sayısı üzerindeki itici etkileri grafikleniyor.

raf1

Dior’a geldiğinde 8 haftada nasıl couture koleksiyonu çıkaracak diye şahsen benim paniklediğim Simons, Cathy Horyn ile yaptığı röportajda “yalnızca 3 haftam oluyor diyor, yeni bir koleksiyonu podyuma hazırlamak için yalnızca 3 haftam. Şanslıysam 5. ” Asla zamanım yok her dakikam ayarlı ve 1 dakikam sarkarsa bütün günüm rezalet geçiyor diye ekliyor. Yine aynı röportajda sorununun yeni bir şeyler yaratmak için zaman bulamaması olmadığını, yeni fikirlerin aklına hep aktığını ve sürekli bir yaratım sürecinin içinde olmakla ilgili sıkıntı duymadığını söylüyor ,  “sorun o fikrin bir şey olması için gereken kuluçka zamanına sahip olamayışım, ekibimle bir beyin fırtınası için vakit bulamayışım” diyor.  Röportajın tamamını buradan okumanızı tavsiye ederim.

Şimdi Raf Simons’un doğayı seyredecek, fırından ekmek alacak ve sevgilisiyle geçirecek o 3 saati kendisi için ayırdıktan sonraki adımı ne olacak merakla bekliyorum. Peki ya Dior evinin kreatif direktörü kim olacak? Sadece bizim keyfine beklediğimiz bir cevap değil bu, binlerce çalışanın, borsadaki hissedarların, endüstrinin de beklediği bir cevap.



"Dior’suz Raf Simons’un Tek İsteği 3 Saat" postu İçin hiç yorum yapılmamış..

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu