berlin08

Berlin seyahatimin ilk günü yalnızca işle geçince ikinci gün kendimi resmen gezmeye adadım:) Normalde her gittiğim şehirde ilk gün bir hop-on hop-off otobüs yapıp şehri bir kafama yazarım ama bu defa kaybedecek zamanım yoktu:) Gitmeden önce her zaman olduğu gibi çalışmalarımı tamamlamıştım zaten ve ilk gün planım meşhur Brandenburg kapısı, daha önce burada 7 yazı dizisinde yeni dünyanın 7 harikasından biri olarak gösterilen Reichstag yani Parlamento Binası ve Museumsinsel adlandırılan Müze Adası’ndaki bazı müzelerdi. Bu post size 2 bölge için belki mini bir rehber olabiilir:)

Tabii postun en sonunda yine ne giydim kısmı var, onsuz olmaz:) Bu seyahatimin hayat kurtaran parçası ister hırka ister parka olan haki yeşili Stefanel kabanım oldu, instagram hesabımda kendisine döşediğim övgüleri tekrar etmeyeceğim ama daha uzun yıllar kışlarımın vazgeçilmezi olacağı kesin. Kara kış korkusuyla gittiğim Berlin 14 derecelik mis gibi havası, süper isabetli kıyafet seçimlerim(ki genelde hep yan yatarım) ve tesadüfen esas rezervasyon yapacağım değil de diğerine rezervasyon yaptığım Titanic otelimin süperella konumu ve pek çok Avrupa şehrine göre bence gayet uygun yeme/içme fiyatları ile adeta gel buraya yerleş dercesine kucakladı beni:) Bu kadarı da fazlaydı canım! Ama fazla gelmedi, çok çok güzel geçti.

berlin 05

Reichstag yani Parlamento Binası 1884′de inşasına başlanan muazzam bir neo-rönesans yapı, ama onu bu kadar meşhur yapan görünümü ile hiç de ilgisi olmayan devasa cam kubbesi. Bu cam kubbe kısmı ziyarete açık ve şahane bir panoromik manzarayı ayaklarınızın altına seriyor. Yine ayaklar altına serdiği bir başka şey ise milletin vekilleri:) Cam ve çelikten oluşan  kubbenin tepe noktasına kadar yükselen çekirdeğe farklı açılarla yerleştirilmiş aynalar sayesinde ziyaretçilerin meclis oturumlarını izleyebildiği bu yeni kubbe, sıkı Nazi Almanyası’ndan sonra “şeffaf” Alman Parlamentosu’na geçişi temsil eden mimari bir manifesto aynı zamanda.

berlin 04 berlin 03

Rehberli tur, bir meclis oturumuna katılma ya da sadece şöyle bir panoramaya karşı şehri izleyeyim derseniz hemen şu adresten rezervasyon yaptırıyorsunuz (giriş ücretsiz) ve hiç sıra beklemeden kapıda adınızı gösterip içeri giriyorsunuz. Ben gitmeden 1 hafta önce sabah 08:15′e rezervasyon yaptırmıştım, sanırsın bir demokrasi aşığıyım. Ama işte bu erken kalkan yol alırcılığımın nimeti: önünde fotoğraf çektirmek için bomboş bir Brandenburg kapısı! (fotoğrafımı çöpçü çekti öyle tenhaydı düşünün:))

berlin 01berlin 02

Reichstagda güneşli ama soğuk bir sabah havası ile ciğerlerimi doldurup manzaraya karşı ne güzel park, ay ne güzel sütun, herkes ne güzel diye diye Brandenburg Kapısı’na geldim. Reichstag ile dip dibe olan bu meşhur lokasyon kalabalıklaşmıştı bile. Vee gelir gelmez de amacıma ulaştım: Tourist Info noktası. Önce hemmen toplu taşıma haritamı aldım, “Aman Tanrım o da ne acayip karmaşık görünüyor” diye paniklemeyi ihmal etmedim, ama hiç değil azıcık üzerinde çalışınca kolayca çözülüyor, sistem mükemmel!  Metro biletiydi, müze sırasıydı uğraşmayayım diye gitmeden Berlin Pass mi alsam Berlin Welcome Card mı alsam diye araştırıp turist info noktalarında satılan Berlin Welcome Card almaya karar vermiştim, 3 gün boyunca sınırsız ulaşım imkanı sağlayan paketi seçtim. Bir de not: bir de Berlin Welcome Card with Museumsinsel var, yani ulaşım yanında bir de Müze adasındanki 5 müzeye de ücretsiz giriş sağlıyor. 5 müzeye vaktim yetmeyeceği ve  zaten adadaki  3 müzeyi kafaya koyduğum için ben bunu tercih etmedim.

berlin 06

Brandenburg Kapısına çok yakın “Avrupa’nın Öldürülmüş Yahudileri anıtı” var, kesinlikle görülmesi gerekenler listesinde hep üst sıralarda, oldukça dramatik ve ilginç bir anıtmış. Fakat ben Berlin’e biraz da keyifli bir kaçamak ihtiyacından gittiğimden hayatımda dram olsun istemedim ve ziyaret etmedim:) Onun yerine kendimi Unter den Linden’in tatlılığına  vurdum.

berlin07 berlin11 berlin19

berlin34

Avrupa şehirlerinin binalarıydı, müzeleriydi tamam çok güzel ama bence en güzel tarafları kesinlikle o tertemiz ve güzel sokakları, parkları, gerekirse hiç bir şey yapma al bir kitap eline parkta otur ya da tabanların çürüyene dek sokaklarda kaybol! Brandenburg kapısından Müze Adası’na doğru o meşhur Unter den Linden caddesi boyunca yürümeye başladım. Unter den Linden adını yol boyunca iki tarafta uzanan misket limonu ağaçlarından alıyormuş, çok çok geniş uçsuz bucaksız görünen  bir cadde ve bir ucu Brandenburg kapısı bir ucu dev bir bulvar. Bu cadde üzerinde özellikle hem çok leziz hem çok ekonomik kahvaltısı olduğu söylenen Cafe Einstein’in da bir şubesi var; herkes tarafından işaret edilen bir yere gidememek gibi saçma bir huyum olduğundan ve kahvaltıyı da erkenden çıkarken otelde yaptığımdan ben ihtiyaç duymadım ve hafif guruldayan karnımı karşıma çıkan bir “Pretzel” ile yatıştırdım. Pretzel bir nevi Alman simidi, tadı baya güzel ve baya büyük:)  Cadde boyu yürürken ilk mobilcide kendime bir prepaid telefon hattı da almayı ihmal etmedim:) O2 aldım çok da memnun kaldım. Bu seyahatte en büyük yardımcılarım Yandex ve Berlin’in toplu taşıması olan BVG’nin aplikasyonu oldu, şiddetle tavsiye ederim, nereden nereye gideceğini “journey planner”a yazıyorsun hop gidiyorsun.

berlin 09 berlin 10

Neyse yol boyunca mutlaka uğramam gereken duraklardan biri Gendarmenmarkt‘dı ama orası zaten otelime 5 dakkada beşiktaş mesafesinde olduğu için akşama bıraktım. Veee sonunda Unter den Linden’in ucuna geldim, sağımda muazzam koca bir yapı yükseldi. Bir baktım Humboldt Üniversitesi ♥’nin bir kısmı (zamanında DAAD bursu için buraya ne uğraşmıştım:o ). Tam karşısında bahçesinde sahafların tezgah açtığı kütüphanesi. Dibinde çok görmek istediğim ama maalesef girdiği dev renovasyondan hala çıkamamış olan Staatsoper yani Devlet Operası  (Strauss’un kokusu yine de var:)) Ama daha acıklısı burada kesin bir çay ve pasta yaparım dediğim Opernpalais isimli kafenin de renovasyon mağduru  olması:(

Berlin’in en güzel meydanlarından biri olan Bebelplatz‘dayım aslında ve yanıbaşımda da şahane bir katedral yükseliyor. Ama daha beni bekleyen müzeler var diyip karşıma sıra sıra çıkacak olanlardan hangisine girsemi yeniden tartıyorum. Caddeden karşıya geçip Maxim Gorki tiyatrosuna ucundan uğrayıp Neue Wache’ye yöneliyorum.

berlin33berlin31

İlk olarak müze değil de bir anıt olan Neue Wache‘ye giriyorum. Hani hayatımda dram olmayacaktı? İyi ama son 100 yılın dramlarının başkentinde o biraz zor! Neue Wache (Savaş ve Diktatörlük Kurbanları Aniti) 1818’de yapılan Helenistik tarzda bir bina. 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanan bina, 1960’dan sonra restore edilerek tüm mağdurların anılacağı merkezi bir anıt olarak tasarlanmış. 1969 yılında kimliği bilinmeyen bir askerin ve kimliği bilinmeyen bir toplama kampı mağdurunun kemikleri buraya gömülerek üzerlerine 2. Dünya Savaşının yaşandığı savaş meydanlarından ve toplama kamplarından alınan toprak konulmuş. Binanın tepesinde isigi suzen cam bir kubbenin tam altına yerlestirilen Käthe Kollwitz tarafından tasarlanmış ölen oğlunu kucaklayan anne heykeli (Mother with Her Dead Son) oldukça dokunaklı, ama anıtın girişinde hemen her dilde diktatörlük kurbanlarını anan uzun metni okumak tam ağlamaklı.

berlin32

Burada sessizlik içinde “biz insanlar birbirimizden ne istiyoruz ki”ye yine cevap bulamadan çıkıyorum, Neuw Wache’nin hemen yanında Deutsches Historisches Museum yani Alman tarihi Müzesi var; müzeyi gezmedim ama bina müthişti.

berlin12

Vee önünden geçip Spree nehrinin manzarasına karşı Museumsinsel ‘e yani Müze Adası’na vardım. Hedeflerim Berliner Dom‘da vsco’yu ağlatmak; Alte Nationalgalerie‘de Caspar David Friedrich’i ve Manet’nin Im Wintergarden’ini görmek, Pergamon Museum‘da Babil’in o dillere destan Ishtar kapısını görmek ve bizden çalınanlara da “adamlar nasıl götürmüş ama yaa” diye söylenip çok da iyi durumda olduğu için içten içe hayıflanmak ve Bode Museum‘a hiç bir şey olmasa sırf kubbesi için uğramaktı.

berlin13

Hedeflerimin hepsini de gerçekleştirdim! Dahası Alte Nationalgalerie’nin müthiş güzellikte bir kitap/kırtasiyecisi olduğunu gördüm. Kendime cici defterler #babyboom ‘a Almanca da olsa nefis bir çocuk kitabı aldım. Tahmin edersiniz ki çok çok çook yoruldum:)

berlin14 berlin15 berlin16berlin17 berlin18 berlin20 berlin21 berlin22berlin36

Tam da Spree nehrinin dibinde yükselen Bode Müzesi’nden çıkınca nehre bakan bir bankta soluklanırken kafamdan geçen tek şey notlarımda Neue Wache’nin arkasında görünen ama yerinin değişmiş olduğunu öğrendiğim “Tadshikische Teestube“e gidecek halim kalıp kalmadığı idi. Gittim:) Şarjımın son damlasını navigasyona harcayıp kendime tacik usulü bir çay seremonisi ısmarladım:) Ama burayı sadece çay evi sanmayın Rus, Tacik ve Özbek mutfağından nefis şeyler var. Ben caravan tea denen bir çay ve böğürtlen reçeli ile sonanmış dondurmalı çok hafifi bir kızarmıl tatlı yedim:) Burada rezervasyon şart ve kredi kartı geçmiyor. Ben rez yaptırmadığım halde kabul edildim ama belki tek kişi olduğumdan! Tüm sarjlarimı tükettiğimden burada hiç foto çekemedim:/

berlin37

berlin23

Tadshikische Teestube’e Doğu Almanya mirası diyebiliriz, acayip otantik bir yer, Rus çay evi deniyor pek çok bookletda ama aslında bir Tacikistan çay evi imiş. Bizim için çok ilginç değil bir yandan, hani minderlere otur bir semaver söyle, közde kahve yapılsın vs. Ama dekoru, ambiyansı ve müdavimleri ile bence süper etkileyici ve denenmeli! Burada biraz kendime geldikten sonra rotayı otelime çevirdim. Kahvaltı gibi akşam yemeği de bugün otelde:)

berlin24 berlin25berlin38

Otele dönerken listemin üst sıralarında yer alan Gendarmenmarkt meydanını da görmüş oluyorum:) Burası neden önemli çünkü hem Frankfurter Dom diye pek güzel bir katedrale sahip hem deeeee klasik müzik konserimi dinleyeceğim Konzerthaus burada. Ha bir de dibinde Berlin’in kat çıkmaya doyamadıkları dev ve meşhur çikolatacısı Fassbender und Rausch var!

berlin26 berlin27

Otelimden de bahsedeyim hemen, Titanic Deluxe Berlin. Titanic biliyorsunuz bir Türk otel zinciri, Berlin’de de 2 oteli var, biri Titanic Comfort Mitte, daha downtown,  gece hayatına yakın, bohem diyelim; benim kaldığım ise Berlin’in en kokoş, en havalı caddelerinden birinde Fransözische Strasse’de tam da cadde üzerinde restoranı ve spasıyla da çok övgü alan yeni otelleri. Bu cadde hem Unter den Linden’e paralel hem yine çok büyük olan ve Galeries Lafayette’e uzanan ve dizi dizi butiklerin uzandığı Friedrich Strasse’yi kesiyor. Lokasyon olarak inanılmaz avantajlı, 2 main line metro durağına üç beş adım mesafede. Hatta pek çok gez gör yerine yürüme mesafesinde (örneğin bu postta anlattığım her yer:)) Ve bir kahvaltısı var, bir kahvaltısı var ki sormayın: Türk kahvaltısı ama Türkiye’de bile zor bulunur cinsten, bir yarı Egeli olarak o zeytinler nereye gidiyor ki dediğim efsane zeytinler burada, taptığım Ege Türk sucuk burada, peynirler nasıl o kadar taze oğlumun izlediği harika kanatlar’daki uçaklar mı getiriyor vesaire. Anlat anlat ye ye bitmez, sırf başka mekanları keşif heyecanımdan sadece 1 sabah otelde kahvaltı yaptığıma azıcık pişmanım. Neyse günün sonunda otele döndüğümde yorgunluktan telef olduğum için akşam yemeği rezervasyonumu azıcık erteletip kendimi odama attım.

berlin35

Berlin’e gidecekseniz otelin dışarıdan da müşteri kabul eden ve hatta zaten kapısı bile dışarıda olan Beef Grill Club et lokantasını inanılmaz öneriyorum. Ben böyle lezzetli eti en son Belgrad’da yemiştim ama böyle lezzetli garsona hiç rastlamadım:) Garsonum bana soruyor soruyor beni tanıyor ona göre etimi, tatlımı, çayımı, içeçeğimi getiriyor. Lezzet, servis, centilmenlik havalarda uçarken beni masadan kaldırabilecek tek bir şey vardı: uyku! Ve güzel bir uyku için odama çekilip, size, kimbilir ne zaman yazacağım ikinci posta kadar, Berlin planları yapın diye hoşçakal diyorum.

berlin28 berlin29 berlin30

İlk Kombin:

Parka, Kazak ve Şapka STEFANEL Coat, Sweater and Hat; Jean TOPSHOP Jeans; Gömlek MUDO Shirt; Ayakkabı ADIDAS Sneakers; Çanta MANU ATELIER Bag

Otel Önündeki Kombin:

Kazak ve Şapka STEFANEL Sweater and Hat; Pantolon ZARA Pants; Ayakkabı ADIDAS Sneakers; Bavul TOMMY HILFIGER Luggage; Çanta MANU ATELIER Bag



"Berlin Gezisi 1. Gün- Rehber İpuçları ve Ne Giydim Dahil:) -" postu İçin bir kişi yorum Yapmış.

  1. nehe diyor ki:

    unter den linden: Ihlamurlar Altında :) misket limonu falan bilmem de anlamı bu…yazı çoook güzel olmuş.. Feci kıskandım. Defalarca Almanya’ ya gitmeme rağmen Berlin’ i görmek bi kısmet olmadı. Eşimle ocakta gitmeyi düşünüruz inşallah :)

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu