okul öncesi anaokulu kreş

Haziran ayında oğlumla ilgili en önemli kararlardan birini verdiğim ve bu konuda da önce içte sonra dışta epey sancı çektiğim “okul öncesi eğitim” ile ilgili bir yazı yazmıştım. O gün bugündür pek çok takipçimden de arkadaşımdan da hep “e peki ne oldu, nasıl oldu, memnun musun, fark görüyor musun, zorlandı mı çok küçük başlamadı mı sence” minvalinde mailler, mesajlar, sorular alıyorum. Ben gelişimin “sürekliliği” varsa değerli olduğuna inandığım için ilk zamanlardaki o “oh be harika bi iş yaptın burçin! meğer ne de doğruymuş neden o kadar düşünmüşsün” gibi hezeyan ve heyecan dolu olduğum bir sırada değil de üzerinden zaman geçip gerçekten içime sindiği, heyecanın ve biraz da yalnız kaldığım bu karar aşaması üzerine yaşadığım kıskıs gülüşümün yerini olgunluğun aldığı bir zamanda bu paylaşımı ve deneyimi uzun uzun yazmaya karar verdim.  Ve İşte tam 4 ay sonra yine aynı konu ile -okul öncesi eğitim ve bizim okulumuz yani New School Ataşehir deneyimimiz ile karşınızdayım:) Biliyorsunuz bu yeni macera hakkında daha önce şu yazımda kendi sancılarımdan itibaren karar verme ve seçim sürecimi yazmıştım. O yazıda “okul öncesi eğitim yerini/anaokulunu/kreşini seçme” konusunu ele almıştım, ve işte şimdi de seçimin sonucu hakkında benimle benzer frekansta buluşan annelere ya da anne adaylarına geçirdiğimiz 4 ayı ve sonuçlarını anlatmam güzel olacak diye düşündüm. Haftada 3 yarım günle başlayan maceramız 1.5 ayın sonunda haftada 5 yarım güne çıkmıştı bunu da buradan belirteyim. Malumunuz #babyboomla ilgili yazdığımda -ki bu nadir oluyor- yazdığım şey çokça önemli olduğundan uzun uzun anlatıyorum yani yazı epey uzun:)

Önce sabırsızlarımız için sonucu özetleyeyim: harika! İyi ki kendi duygusallığıma gem vurabilmiş, iyi ki kulak tıkadıklarıma kulaklarımı tıkamış, iyi ki ürkeklikle değil kararlılıkla davranabilmiş ve iyi ki bu okulu seçmişim. Ben tabii deneyimlerimi ancak bizim okulumuz üzerinden aktarabileceğim ama emin olun şu sırada bu konuda tereddütleri olan anneler varsa, ve o tereddütler ilk yazımda anlattıklarımla benzeşiyorsa hiç kuşkusuz okul öncesi eğitimin çok faydasını göreceksiniz. Göreceksiniz, duyacaksınız, hissedeceksiniz hatta!

new school atasehir arkadasliknew school ataşehir dramanew school ataşehir sıra bilinci

İlk olarak biliyorsunuz ki okul seçme kriterimde 1. sırayı, oğlumun mutluluğunu 1. sıraya koyabilen bir kurum bulmak alıyordu. Bu anlamda okulumuzdan çok memnunum. Bir diğer önemli kriter hayatı paylaşacağı, sosyalleşeceği, seveceği, küsüp barışabileceği, paylaşmak isteyip istemediğine karar verebileceği arkadaşlarının, yaşdaşlarının olmasıydı (özellikle bizim aile olarak dost çevremiz yakışıklı ve güzel bekarlardan oluştuğundan:p ) Son olarak bu ailenin ilk çocuğu, anneanne, babaanne ve dedelerin ilk torunu, hala, teyze ve amcaların ilk yeğeni; ataerkil sistemin ilk “erkek çocuğu” olmasından sebep her zaman ilk, birinci, tek ve en özel illuzyonunda yaşayıp sonra 5 yaşında bir anda “ne oluyor ya” diye tepetaklak olmamasını sağlayacak bir düzeni, sıra bilincini, her bireyin özel olduğunu ve saygıyı hak ettiğini, hep alan değil kimi zaman da veren, bazen bekleyen olması gerektiğini görmesini istiyordum. Bunların hepsi  okulda  pıtır pıtır çözülen kalemler  oldu.

new school ataşehir okul öncesi deneyimi

Okul öncesinin en büyük sıkıntılarından biri çocukların ilk haftaki o heyecanının sönüp özellikle 2. ve 3. hafta evde “okula gitmeyeceğim” diye tutturması, ağlama krizlerine, beni orada kesiyorlar havalarına girip anneciklerin kalbine, midesine, göğsüne zıpkınlar saplaması oluyor. Bizde de böyle oldu, o kadar oryantasyon dönemi filana rağmen, Ali Efe de 2. haftanın sonunda ben okula gitmeyeceğim diye ağlamaya, ağlamıyorsa da istemediğini açıkça söylemeye ve sinirlenmeye, hele orada ağlayan biriyle karşılaşınca iyiden iyiye duygusallaşmaya başlamıştı. Özellikle bu yaş grubunun hislerimizi kitap okur gibi okuduğu gerçeğiyle ben de elimden geldiğince endişelenmiyor(muş) gibi, kaygılanmıyor(muş) gibi yaparak kararlı bir tutum sergilemeye çalışsam da yok olmuyordu, bir iki kez ben olmasam babası madem istemiyor niye zorluyoruz ki diyordu. Gül Hanım ağlamalı 5. sabahımızda öğretmeni, pedagodu ve oyun terapisti meslektaşlarını yanına çağırıp bunu çözelim dedi, daha fazla bireysel zaman ayıralım; buraya isteyerek ve mutlulukla gelsin; kapıdan girerken yüzünde heyecan ve gülümseme görelim bunu sağlayabilmemiz lazım işimiz bu dedi. Ve ne yaptılarsa oldu, 1 haftanın sonunda Ali Efe kapıda biraz mahcup delikanlıya bağlayıp, güzelce oyun odasına gidiyordu. Biraz daha sonra kapıdan girip vınn diye içeri koşuyor; yarı yolda durup annecim annecim seni öpeyim diye geri dönüp öyle devam ediyordu, şimdilerde eğer onun “kızlarından” biri karşılamanın içindeyse bana iyi işler annecim diyor, olağan flörtümüzü yaşıyor ve hemen içeri koşuyor. Ara sıra ben okula gitmeyeceğim diyor, ben de peki arkadaşların seni merak etmez mi, ya da dinozorlar hakkında bu kadar çok şeyi nasıl öğrendin ya yeni bir şeyler varsa, şarkılar söylemeyi bırakacak mısın yani gibi şeyler söylüyorum, o da evet haklısın hadi o zaman geç kalmamamız gerekiyor diyor:) Demek ki önce elbette ebeveynin kararlı olması, ama yine de kulaklarını iyi açıp çocuğunu dinlemesi ve sonra da okulun bu konuya “hep böyle oluyor sonra alışılıyor” yaklaşımı ile değil özel bir şekilde eğilmesi önemli.

new school ataşehir özbakım becerileri 2 new school ataşehir özbakım becerileri

Bunun yanında annelerin özellikle endişe ettiği ve “zorluyor muyum acaba yanlış mı yapıyorum/zorlamayayım diye çok mu serdim acaba yanlış mı yapıyorum” ikilemini yaşadığı özbakım becerileri. Bu özbakım denen şeyde zincir etkisi gerçekten nefismiş:) Gerçekten bu sebeple ikinci çocuklar galiba daha kolay büyüyormuş. Ali Efe kendisi yemeğini yiyor, kıyafetlerini kendisi giyip çıkarmak istiyor (halen biraz yardım şart), odasını (arada rüşvet gerekse de) topluyor, ellerini kendisi yıkamak dişlerini kendisi fırçalamak istiyor, saçlarını tarıyor. Bunda hep orada yaşıtları ile bir arada olmasının katkısı var, hem de işte belki de ancak iyi bir okul öncecide olabilecek bitmeyen sabrın! Bir defasında Gül Hanım anlatmıştı:” önce sorarız bak üç farklı yemek var, ikisini yemen gerekiyor, hangi ikisi olsun seçer misin?-seçmem-çorba mesela?-içmem-peki pırasa?-yemem-kaşıkla yesen?-yemem-çatalla yesen?-yemem-ekmekle yemek ister misin?-istemem-peki ikisini karıştırmak ister misin?-karıştırmam” ben dinlerken fenalaşmıştım, “peki tamam o zaman sen bilirsin der orada bırakırız ama oraya bir çentik atmışızdır ve bir kaç dk içinde dönüp baktığımızda kendi seçtiğini kendi istediği biçimde yemektedir”. Bu benim adıma en sevdiğim örneklerden biriydi:) Ali Efe’nin iştah konusunda, yemek ayırma konusunda 2.5 yaşından önce hiç sorunu yoktu ama yemeğini kendi yemeyi bir ara başlayıp sonra bırakmış, illa benim yedirmemi istiyordu, şimdi kendisi yiyor.

new school ataşehir öğretmen

Ali Efe de yaş  grubundaki diğer çocuklar gibi keşfetmeye, araştırmaya çok meraklı, bir özelliği de teknik seviyor. Bir şeyin hemen içini, altını açmayı, eğer şöyleyse böylesi versiyonu nasıl olur acabayı görmek istiyor. Bu sebeple okulun Gems programı bizimkini mest etti. Hele bir de ilk konu dinozorlar, ikinci konu okyanus canlıları olunca Ali Efe en sevdiği konu ve daha önemlisi konuklarla (yani dinozorlar, köpekbalıkları, ahtapotlar vb) bu kadar içli dışlı olup, onlar hakkında etçil/otçuldan , ekosisteme dek pek çok yeni bilgiye maruz kalmak ona pek iyi geldi. Bir sonraki tema “hava taşıtları” çıkarsa değmeyin keyfimize. Gems dönem aralarında işlenen daha yoğun kişisel gelişim  programları da sınırlar, sorumluluklar bilinci açısından tatmin edici, ama bu konular biraz daha aile ile desteklenmedikten ya da evde de uygulanmadıktan sonra sanırım pek işe yaramaz.

new school ataşehir haftanın çocuğu

Bizde okulun artı katkısı sabah eğer okula gitmiyorsa benim spor yapmam lazım demesi, dans etmem lazım demesi, rutinini eve de yansıtmayı sevmesi; arkadaşlarını merak etmesi; dil gelişiminin biraz da önde gitmesi sebebiyle diğer iki dile çok çabuk aşina olması; özellikle İngilizce konuşmayı sevmesi ve bana gelip anne hadi bana bundan sor, bundan oku diye ingilizce kitaplarımızı getirmesi; şarkı söylemeye doyamaması. Ali Efe her zaman kabaca inatçı tabir edilen ama benim tabirimle kararlarının arkasında durmayı çok seven bir mizaca sahip; tabii bu benim çok hoşuma gidiyor ama zorlayıcı da olabiliyor. Hayatımızın bu yeni döneminde Ali Efe artık diyaloga daha açık hale geldi; kararlarından yine ödün vermiyor ama beni dinleyip, anlatacaklarımı bitirmeme zaman ayıracak kadar da sabırlı hale geldi:) Bir şeyi yapması gerektiğini söylediğimde, hmm bir düşüneyim, bence haklısın gibi cevaplar alabiliyorum:p

new school ataşehir  oyun terapisi

Okulun en en büyük katkılarından biri de her bir minnoşla tek tek ilgilenildiği için psikolojik analizinin çok iyi yapılması, tek tek karakter özelliklerine saygı duyulan bir sistemle “kategorik ve tek tip” değil “bireysel ve farklılıklarının bilinciyle” davranılması ve belki de bizim gözümüzden kaçan ya da analiz edemediğimiz şeylerin bize de iletilince bazı sorulara cevap bulabilmeme yardımı olması. Ben bunu da yine kendi oğluma yaklaşımlarından görüyorum; örneğin oyun kurmayı sever ve bunun için ona alan bırakılıyor; kendisi hınzır ve biraz da komiklik düşkünü olduğu için ona bir şeyi tiyatro gibi, ya da oyuncak kahramanlarına yaşatarak izah etmek daha kolay oluyor, bebekliğinden beri ben de  hep her yeni deneyimi önce kitaplar sonra oyun aracılığıyla anlattığımdan tabii bu benim de işimi kolaylaştırdı. Tüm gün fotoğraf ve videolarla bilgilendirilmek de harika.

new school ataşehir  reggio emilia 2new school atasehir sanatnew school ataşehir anaokulu reggio emilia

Hemen ekiple bire bir ilintili olan deneyimlerimi de paylaşmak isterim.Okulun kurucusu Gül Hanım’ın hakkını vermeliyim; tamam kendisi birebir minnoşlarla sürekli bir arada değil ve Denizli’de de bir okul idare ediyor ama ekibi müthiş seçmiş, sanki herkes o kadar tam da yerinde, tam da olması gerektiği şekilde ki!. Okuldaki çocuk psikologumuz Ayşegül Hanım’ın halihazırda psikologumuz olan Neslihan Zabcı’nın ekolünden ve eski öğrencisi olan bir çocuk psikologu olması ve kendisinin bizimle müthiş güzel iletişimi en büyük artılardan. Her ay bireysel görüşmelerde aklıma takılan her soruyu soruyor,  arada arayıp çat akıl alıyorum, şimdi seminerler dizisi ile bizi pek çok önemli konuda eğitiyor ve aydınlatıyor da. Benim için özellikle önemli olan Reggio Emilia sisteminin neferlerinden, sanat dersi öğretmenimiz Uğur Bey’in sıradışı tarzı, bağımsız sanat anlayışı, bakmak ve görmek konusundaki müthiş deneyimleri, çocuklarla olan çok ilginç iletişimi, çocuk zekasına ve onun saçılıp taşmasına olanak veriş biçimi, sistemdışı kuraldışı yaklaşımı benim New School’da en beğendiğim (ve bence ön okul için cesur ve alkış isteyen bir seçim) şeylerden biri.

new school ataşehir  ingilizcenew school atasehir gems new school atasehir ingilizce

İngilizce öğretmenimiz Ned teacher’in native olması, zorlayıcı değil doğal akış içinde, oyuna karışık, hayata karışık dil öğretme biçimi; bizim de evde tekrarları nasıl yapacağımıza, nasıl çocuğun “sinirini bozmadan” dili benimsemesini sağlayacağımıza dair verdiği taktikleri çok seviyorum. Müzik ve dans konusunda enerjisi olağanüstü olan Dilara öğretmenin müziği resmen bilinçaltına işlemesi. Ali Efe artık radyoyu öylesine dinlemiyor, bazen duruveriyor ve bu çalan bir piyano diyor, bazen duruyor ve burada ne çalıyor garip bir ses bu diyor (genelde lounge fm dünya müziğinde bunu yaşıyoruz ki çoğunu bende bilmiyorum ehhe:) bu şekilde ayırt edebilmesine bayılıyorum.

new school ataşehir oyun terapisi

Bizzat bana en büyük katkılarından biri ise her hafta yana yakıla atölye aramaktan, oyun grupları kovalamaktan, bir gün orada bir gün şurada mı sosyalleşsek diye sorup soruşturmaktan kurtarması, hemen hepsini bir çatı altında sunması oldu; böylece bize oğlumla daha özel, daha farklı deneyimlere, daha değişik anne-oğul saatlerine yer açmış oldu:) Ayda 2-3 kez gerçekleşen yaratıcı partiler de cabası:) Tabii bir de açık hava olayı  var, benim için hava eksi derece bile olsa bir süre dışarıda, açık havada vakit geçirmesi çok önemli, ve okulumuz bu konuda dışarı çıkmasın diyen anneler kadar benim gibi mutlaka çıksın diyen annelerin de sözüne önem veriyor. Harika bir bahçe olması da, yanıbaşında  bir koru olması da süper avantaj.

new school ataşehir anaokulnda bahçe

Benim okul öncesi araştırmalarım sırasında “verme daha çok küçük” diyenlerin çoğu okula başlayınca hep hasta olacak, çok hasta olacak, ayın büyük kısmında okula gidemeyecek diye belirtmişti. Ve evet hiç hasta olmayan oğlum hasta olmaya başladı, biz çok şükür ayakta ve bir birkaç günde atlatılacak şeyler yaşadık ama ben de zaten titizlikle beslenmesinden belli yaşa dek anne sütüne elimden geleni yaptım ve bundan ötesi hasta olmasın diye bir faunusa kapatmak. Hasta olacak ne yapalım, savaşacak, iyileşecek umarım hep.

Peki hiç aksilik yaşamadık mı? İlk olarak hastalıkla tanıştık evet, ikincisi Ali Efe’nin çok da sevdiği öğretmeninin işten ayrılmak zorunda kalışı oldu, ben o süreçte daha endişeliydim (her zamanki gibi) ama yeni bir öğretmen öncesi hem pegadog hem oyun terapisti bizimkilerin yani en küçüklerin grubunu yoğun şekilde ele aldı, Ali Efe bir iki kez Mahmuye gelmedi dedi ama çok da etkilenmedi. Ali Efe baştaki uyum sürecini çabuk atlatsa da kimi arkadaşlarında bu uzun sürdü ve onların duygusallığı bizimkini de biraz sulugöz yaptı. Neyse şimdi normale döndük.

okul öncesi seçimi

İşte bizim okul öncesi maceramızın 3 yarım günle başlayıp Ali Efe’nin de nabzını yoklayarak 5 yarım güne çıkan 4 ayımızın özeti. Epey uzun yazdım ve belki bu bir kaç gün içinde ara ara dönüp yeniden bakar, bir şeyler eklerim. Çünkü süzüp anlatacak şey çok. Okulumuzdan çok memnunuz, ve arada kalmış annelere de okul öncesi eğitim için içlerini ferah tutmalarını ve suçluluk duymadan başlamalarını öneriyorum, yine en büyük önerim ise seçtiğiniz okulu evlinize yakın seçmeniz. Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek:) Sorularınızı, yorum ve önerilerinizi de beklerim.



"Okul Öncesi Maceramızda İkinci Perde" postu İçin 29 yorum yapılmış.

  1. Esra diyor ki:

    İçtenlikle soruyorum umarım cevaplarsınız, bu bir reklam mı yoksa kendi samimi görüşünüz mü? (Tabii değil diyecek haliniz yok muhtemelen…) Daha açıkça sormak gerekirse; siz bu okula ücret ödüyor musunuz?

    • styleboom diyor ki:

      içtenlikle cevap vereyim, aslına bakarsanız-çocuğunuz olduğunu düşünerek tabii böyle cevaplıyorum- bu okulların pek de reklama ihtiyacı yok, tabii her markanın tanıtıma ve bilinmeye ihtiyacı var ama en azından bu okulların ayakta kalmaları için pek o kadar elzem bir ihtiyacı yok. çünkü çalışan anneler çocuklarını illa ki iyi bakılacakları, keyifli olacakları, temiz ve sağlıklı kalacakları, öğrenmeyi öğrenecekleri bu okullara götürmek zorunda kalacaklar aksi halde ya işi ya çocuk yapmayı bırakmak gerek. ve bu okullar da o sekilde kalabilmek için temizlikten, yemege, egitimciden guvenlige buyuk paralar harcayacaklar bir yandan öğrenci sayısını belli bir limitde tutacaklar ki kaliteden ödün vermesinler, yani bizim bedava okumamız bu okullara eksi iki kalem demek. kaldı kı isler oyle basit olsa beni bırakın, o çok takipçili ve konuları çocukları olan her anne blogger cocugunu bedava egitim kurumlarına gonderirdi, zira kitleleri benimkine kiyasla daha hedefe uygun, 4 ayda bir yazı yazana kadar neerdeyse her saniyesi paylaşılan birini seçmek galiba daha mantıklı ve profesyonel olurdu. bir de babyboom dogdu dogali o kadar cok marka teklifi geliyor, o kadar cok reklam isbirligi isteniyor ki ama ben bunun tonunu minimumda tutmaya hatta yasi buyudugunden beri artık neredeyse hic yapmamaya basladim. bazisinin sosyal sorumluluk karsiligi oluyor, o zaman kabul ediyorum. bu yazi da bana mail yoluyla e iyi hadi verdin de nasıl oldu, memnun musun, hic yazmadin acaba hayal kirikligina mi ugradin diye gelen bir dolu mail, twit, fb mesajı uzerine toplu cevap olsun diyeydi. kaldı ki isterlerse bedava alsınlar ben bir katkısını, ogluma faydasını, terazideki artılarını görmesem sizce hayatımda 35 yıl bekleyip kavuştuğum en değerlime bir “bedel” biçebilir miyim? siz biçer miydiniz?
      edit: marka işbirlikleri ve reklam konulu postlarımda alttaki etiketlerde advertorial ya da projeler diye yadığını görebilrisiniz:) benim işim bu ve hayatımı böyle kazanıyorum, saklamak ihtiyacı yok yani. bu da bir not.

  2. Ceren diyor ki:

    Sevgili Boom, ben de tamamen iyi niyetle yazıyorum, en baştan bunu söyleyeyim çünkü hassas bir konu ve anladığım kadarıyla sen de hassassın:) Yazıyı okumaya başlayınca ilk satırlarda benim de aklımda “bu samimi bir paylaşım mı yoksa advertorial mı acaba” sorusu yandı durdu ve yazının sonuna kadar da konsantre olamadım bu sebeple. Yukarıdaki yorumundan anladığım bu okula ücretsiz göndermiyorsun oğlunu. Ancak halen bu posttan bir kazancın (indirim vb) var mı yok mu, sponsorluk postun mu değil mi net anlaşılamıyor. Bunu bu kadar detaylıca yazmamın sebebi şu; bence blogunda hangi post advertorial, hangisinde sponsorluk var, hangisi senin markadan bağımsız tamamen şahsi fikrin net değil. Yoksa pek tabi ki isterlerse sana bir de üzerine ücret versinler babyboom’u bu okula gönderdiğin için, kimseyi ilgilendirmez:)Sadece karmaşayı anlatmak istedim. Yani blog işini hayatını kazanmak için yapıyorsun ve dolayısıyla emeğinin karşılığında bir ücret alıyor olman gayet doğal. Sadece bunların hangi postlarda olduğunun çok net olması gerekir diye düşünüyorum şeffaflık açısından. Bazı bloglarda her postun altında sabit bir açıklama oluyor, “Bu sponsorluk içeren bir posttur” gibi, ya da “bu post hiçbir sponsorluk/advertorial içermez, tamamen blog yazarının görüşleridir” gibi. Belki böyle bir düzenleme yaparsan daha şeffaf olabilir okuyucuların da için.

    • styleboom diyor ki:

      Sevgili ceren yorumun ve önerin için cok teşekkürler:) fakat zaten benim de isbirlikli postlarimjn altında advertorial ve projeler etiketleri oluyor aslında, üst sekmedeki projeler kisminda da çıkıyorlar. Bahsettiğin şekildeki ibareli postlari genelde hiç kullanmadan, deneyimlemeden bloglarinda yer verenler hatta direk markanin hazirladigi yaziyi yazan bloglar ya da dijital platformlar yapıyor diye biliyorum? Benim.ve takip ettiğini düşündüğüm pek çok moda bloggeri bu şekilde bir ibare kullanmayı o sebeple tercih etmiyoruz. Zira isbirliklerimde bile kabul ettigimizin markanın bana uygun olup olmadığına, hiç kullanmamissam en az 1 aylık bir deneme sürecine ihtiyacım olduğunu belirtiyorum. Sırf marka işbirliği olsun diye yapmıyorum yani, kabul ettiğim kadar hatta daha çok hatta kimi zaman üzülerek reddettigim de oluyor. Sevgilerimle :)

    • styleboom diyor ki:

      Yine de bu yapıcı yorumunu göz önüne alarak tüm projeli postlarimi yeniden gözden geçireceğim ve bir yol bulacağım. Burada da girişi düzelttim bu post un istek üzerine yaİldigini ifade etmeliydim belki de.

  3. Esra diyor ki:

    Çok teşekkür ediyorum yorumumu dikkate alıp cevap verdiğiniz ve dürüst cevabınız için. Babyboom ve size sevgilerimle :)

  4. Ceren diyor ki:

    Teşekkürler Boom cevabın için. Şunu da belirteyim, baktım tekrar okuyunca yanlış anlaşılabiliyor, ben zaten hiçbir postun için senin samimi görüşün olmadığını düşünmedim. Uzun süredir okuyucunum, tavır ve tarz olarak sana ait olmayan fikirlerin burada yeri olacağını hiç aklıma getirmedim. Bunu bilerek, senin ciddiyetinle iş yapan bir blogda sponsorlu post ayrımının çok belirgin olmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Sen uyarınca dönüp eski postlara baktım ama yine de bahsettiğin ibareleri göremedim. Yapacağın düzenlemenin şeffaflık açısından çok faydalı olacağına inanıyorum. Benim gördüğüm örneklerde yazının her cümlesi blogger’a ait olsa da yazı sonunda sabit bir açıklamayla bilgi veriyorlar. Bazı bloglarda da daha detaya giriyorlar, kendi blogundaki link ile ulaşıp alışveriş yapanlardan komisyon aldıkları gibi bilgileri paylaşıyorlar. Fikir olması açısından paylaşmak istedim. Ama asıl postunun içeriğine gelirsek:) memnun olmana çok sevindim. Benim de aynı yaşta bir kızım var ve aynı süreçlerdeyiz, benzer beklentilere sahibim. Alternatifler olduğunu bilmek güzel. Bir de edit yapacaksan yemek içerikleri ile ilgili de bilgi paylaşabilir misin? Benim okul ararken önceliklerim arasında paketli gıda sunmaması, öğünlerinin dengeli olması, şeker, beyaz un kullanmaması, mevsiminde doğal ürünler kullanması da var. Bu açılardan da değerlendirebilirsen sevinirim. Sevgiler:)

  5. Aslıhan diyor ki:

    Boomcum çocuk yetiştirmek ne kadar zor ya vallahi gözüm korktu Allah yardımcınız olsun

  6. empress diyor ki:

    boomcum tüm postlarını zevkle okuduğumu, yazı diline bayıldığımı belirtmek için yazıyorum bu yorumu :)
    babyboom’a da öpücükler sevgiler

  7. Sezin diyor ki:

    Merhaba, okulda bildigim kadariyla ailelerin sınıflara girmesine musade edılmıyor. blogda yayınlayacagınız ıcın bu kadar profesyonel cekilmis olabilirler mi diye dusunmeden edemedim…

    • styleboom diyor ki:

      Tabii aynen öyle. Ben de ilk başta fotoğraf ihtiyacım.var bu yazı için dediğimde bana günlük yollanan fotograflari kullanabileceğini ifade etmis lerde ama telefonla çekilip watsappla yollanan fotograflari kullanamayacagim için çözünürlük açısından önce sınıf arkadaşlarının anne sonra okul yönetiminden izinle bir ani fotoğrafçısı girdi.Yani su zihinlerdeki.gibi poz verdirmeyip ani yakalayanlar olur ya. Ben yine giremedim tabii.

  8. Burcu diyor ki:

    güzel bir yazı olmuş boom, ali efe kaç yaşında başladı bu okula? okul öncesi eğitim benim için de çok önemli ama yaşadığım şehirde ne yazık ki ne montessori’yi ne de reggio emilia sistemini biliyorlar, bu da beni çok kaygılandırıyor.

    • styleboom diyor ki:

      28 aylık başladı:) sanıyorum sizin durumunuzda okul yanında size de büyük is ve yük düşüyor, okuma araştırma mesaisi demek tabii bu da. Ama anneler herşeyin üstesinden gelir :)) inaniyorum

  9. Betüşko diyor ki:

    Boom Paylaşım için teşekkürler.. Ben şimdi nasıl bir okula gidecek babyboom onu merak ediyorum, zira çok doyurucu bir okulöncesi eğitim alıyor nasıl bir ilkokul size yetecek.. Rabbim en başta hepimizin evladına sağlık versin.. Sevgiler..

    • styleboom diyor ki:

      Açıkçası on okul konusunun bende çok önemli olmasının bir sebebi de buydu. Ben örgün eğitime başlatmayı su an için düşünmüyorum ama tabii çok büyük de konusmak istemiyprum. İnsallah maddi ve manevi olarak böyle bir sorumluluğun üstesinden gelecek gücüm olursa alternatif arayışlarim,araştırmalarım var. bakalım zaman-ki o da su gibi akıp gidiyor- ne gösterecek.Huh heyecanlandım :).

  10. Çilem diyor ki:

    Merhaba Boom,
    Senin ilk takipçilerinden biri olarak her zaman daha uzun yazsa hep yazsa diye düşündüğümden olabilir her yazını severek okuyorum.bekarım,çocuğum yok ya da yakın gelecekte böyle bir plan yok. Fakat baby boom ile ilgili yazılarını severek okuyorum.görüyorum ki öğrenecek çok şey var.bir birey yetiştirmenin önemini,bir sürü minik detayın ince ince işlenmesi gerektiğinin farkına varıyorum. Pek çok konuda olduğu gibi benim için bu konudaki farkındalığında ilham sebebi:) zaman ayırabildikçe yazmanı temenni ediyorum.sevgiler

  11. zuzuşka diyor ki:

    Anneyim, çalışıyorum ve yaşadığım şehirde -Bursa- benzer endişeleri paylaşmak için yazmaya başladım. Ve sayenizde Kindyroo ile tanıştık. Babyboomun okuluna ben bile imrenerek bakıyorum, eminim oğlumda böyle bir okula gitse çok mutlu olurdu. Yine de onun için en iyisini aramaya, bulmaya, araştırmaya anne olarak çabalıyorum. Ve uzun süredir takipçin olduğum için artık neyin ne amaçla yazıldığını biliyorum. Ve samimiyetini yazılarında hissedebiliyorum. Her satır çok değerli, cümleler çok güzel. Ve alakasız olsa da son bir not. Bazen her postu zamanında okuyamıyorum. Biriken postları öğlen yemekte okuyorum ama posttan posta kolay bir geçiş yok. Sayfa da yeni bir düzenleme yapmayı düşünürsen aklında olsun diye yazıverdim….

    • styleboom diyor ki:

      cok tesekkur ederim, bu yorum benim için çok değerli. özellikle çocuk konusu herkesin en biriciği, en kıymetlisi, o yüzdendir ki benim de babyboom özelinde marka/okul/ürün paylaşımım çok az biliyorsun, herkesin çocuğu tabii ki benim çocuğum kadar kıymetli, ve kimseyi de bu sebeple hele de reklam amaçlı yanlış yönlendirecek kadar sağduyumu yitirmedim. ama bazen de yazmak istiyorum, tek tek cevaplamak dönmek de zor oluyor, ya da kendim bundna heyecan duyuyorum, o aman da çok çok düşünerek yapıyorum bunu. web tasarımını baştan sona değiştirmeyi düşünüyorum açıkçası, bu d akalımda olsun hemen not alıyorum. bir de vakit bulabilsem:))) sevgiler

  12. zuzuşka diyor ki:

    Ve Gül Hanım keşke Denizli’de değil Bursa’da okul işletseymiş diye düşünmekten kendimi alamıyorum…

  13. Coco-jelly diyor ki:

    Bu ne güzel ne tatlı çocuk! Okulu hayırlı olsun pek çok öp bizler içinde

    Sevgiler:)

  14. kübra sayit diyor ki:

    Merhaba,
    Benimde 32 aylık bir oğlum var, aynı anlattığınız gibi ailenin ilk torunu, çalıştığım için anane, babane dönüşümlü bakılıyor. Aynı şekilde kuralları öğrenmesi, topluma uyum sağlayabilmesi için, başlamayı düşünüyoruz okula;) Ancak aklıma takılan hala bezlendiği için, sıkıntı yaşar mı endişeliyim. sizin çocuğunuz bezlimiydi başladığında? Bir de 3 yarım gün ile başlayıp 5 yarım güne geçmişsiniz, tam güne geçtiniz mi? Eğer geçtiyseniz ne kadar süre sonra geçtiniz merak ediyorum? (öğle uykusunda sıkıntı yaşar mı oğlum, o konuda tedirginim çünkü)

    • styleboom diyor ki:

      merhaba evet ali efe de bezliydi hatta hala bezli:) hatta bu hafta basladik yeniden tuvalet egitimine, ilkinde bu yaz basarısız olmustuk. ben bezli olması konusunda hiç sıkıntı yaşamadım, bizim okulumuz nappy welcome bir okul ama daha onemlisi belki bizat ogretmenin karakterinden de kaynaklı olarak bu konuda cok cok titiz de davrandilar. hem ali efe bezini herkese actirma konusunda rahat degildi, ona yaklasabldi hem de cok alerjik bir teni oldugu icin temizligi ve kurulugu onemliydi ve onda da hic sıkıntı yasamadık. ama sizi anlıyorum yine aynı sebepten bir arkadasim poposu iyi temizlenmiyor, bezi yamuk yumuk baglanip cikariliyor diye sıkıntı yasayarak oglunu gonderdigi okuldan almisti, simdi baska yere gidiyor. o yuzden kurumdan kuruma ya da ogretmene gore de belki degisiyor.
      digerine gelince 3den 5 yarım güne çıktık ama tam güne hayır henüz çıkmadık. bana henüz hala biraz a evde bizimle vakit geçirmesi hoş geliyor. ama ali efe de uykuyu hiç sevmediği ve uykuya geçişi zaman aldığı için o konuda bir şey diyemiyorum:/ saece şunu söyleyebilirim, kardeş etkisi gibi okulda da diğerlerini görmek taklit etmek içgüdüsü işe yarıyor. kendi kendine yemek yeme, tuvaletini söylemeye başlama mesela bizde etkili oldu.

  15. kübra sayit diyor ki:

    Çok teşekkür ederim, cevabınız için;) Evet benim oğlumda herkese altını açtırma konusunda tepkili, hatta bazen bize bile:( Ama yazdıklarınız cesaret verdi. Bu hafta birkaç okul var görüşeceğim inş.. Sevgiler;)

  16. Esin diyor ki:

    Merhaba,

    Okul arayisiyla ilgili sitenizdeki postlari okurken yolum buraya düştü :) New School’la ilgili yazdığınız ilk postta Montessori’yi biraz sert bulduğunuzu ve bu okulda Region Emilia sisteminin uygulanmasının sizin icin tercih sebeplerinden biri olduğunu yazmışsınız. Ancak o yazıda verdiğiniz link’e tıklayarak okulun web sitesine yönlendirildigimde okulda uygulanan ana sistemin Montessori olduğu yazıyor şu anda. Uygulanan diğer sistemler arasında (Gems vb.) Reggio’nun da adı geçiyor ama sanırım ana sistem Montessori. Bu yeni bir değişiklik mi? Uygulanan karma bir sistem olduğu için mi böyle bilgi verilmiş? Yoksa artık Reggio yerine Montessori mi uygulanmaya başlandı? Sizin bilginiz var mı? Eger varsa bu değişimi siz ve olunuz nasıl karsiladiniz, büyük bir degisiklik yarattı mi sizin için? Biraz ayrıntı vermeniz mümkün olursa çok ama çok sevinirim :) bu konuyla ilgili yeni postlarinizi bekliyoruz özellikle şu meşhur Montessori-Reggio konularında birkaç kelam edebilirseniz şahane olur. Sizin bu konulardaki görüş ve tavsiyeleriniz çok faydalı oluyor :) şimdiden teşekkürler ve sevgiler :)

    • styleboom diyor ki:

      merhaba:) harika bir noktaya değinmişsiniz. açıkçası webden değil de ben bizzat görüşmelerle ilerletmiştim okul sürecini ama internet sitelerinde temel aldigimiz sistem gems ve reggio diyordu eminim çünkü zateb ereggio aramalarımda çıkmıştı. açıkçası eğer şu an bize söylenmeyen olağanüstü bir durum yoksa hayır hala reggio emilia ve gems bizim okulda esas alınan sistemler. montessori sisteminin benimsettiği özbakım becerileri, kendi işini kendi görme felsefesine tabii ki teşvik var,gunluk akista cocugun kendi yapabildiklerini deneyimlemesine firsat var, tabii ki çocuk elini kendi yıkasın, montunu kendi giysin, ayakkabısını bağlasın için teşvik, cesaretlendirme vs var ama giymiyorsa montsuz bahçeye çıksın o zaman diye bir şey yok, giymem diyorsa ısrar ve inatlaşma ya da o zaman çıkamazsın gibi ceza sistemi yok, her sabah ali efenin ayakkabısını öğretmeni giydiriyor örneğin görüyorum, ya da çantasını taşımak istemezse öğretmenlerinden biri alıyor:) montessori sayesinde kat ettiğimiz yol da çok ama özellikle benim sorunum yemeğini kendi yeme konyusu olduğu için örneğin harik aoldu o noktada, yemeğini yiyor, tabağını kaldırıyor. ha ama o gün modunda değilse de sorun edildiğini ya da ısrar edildiğini sanmıyorum. kaldı ki yemek yemeyen çcocuğa yemek yedirildiğini de biliyorum:) fekat şimdi sizin yorumunuzdan sonra yine soruyor olacağım. montessorinin “Türk” anlayışı için ütopik ve sert olduğunu düşünüyorum ben. öyle sadece kendi yatağına kendi yatıyor lallaaa kadar basite indirgenecek bir şey olmamalı. veli çok önemli o anlayışta ama her veli mpntessoriye ne kadar haır. ben bir alman okulunu görmüştüm mesela katıksız mpntessori, okulun perdesini de yıkıyor, materyalini de hazırlıyor veliler çocuklarıyla birlikte.

      reggioya gelince özüne sadık kalırsan muhteşem bir sistem benim gözümde, ip de dal da taş da ayna da malzeme. Çocuğun özgünlüğüne, doğalındaki yaratıcılığına saygı var. çocuğun gözlemi, ve etrafında gördüğü şeyin ona ne anlattığı daha önemli, reggionun bir slıganı vardı “çocuğun 100 dili” diye beni çok etkilemişti , mesela ali efe okulda koşarken koruda yaprak bulmuş onu kendine kanat yapmış, oradan kanat nedir, uçmak nedir gibi bilime gitmek gzel; ya da gölgesini görüp heyecanlanıp onunla konuştuğunda aa bak gölge bu ışık-gölgenin bilimsel haline oradan geçiş güzel bence. çocuğua sistemlerin değil, çevresindekilerin öğretmen olduğu bir hal. çocuğun ne “hissettiği” ve o 100 dili kuulanarak ne “söylediği” önemli.

      • Esin diyor ki:

        Bu ayrıntılı yanıtınız için çok teşekkür ederim :) Her zamanki gibi hayal kırıklığına uğratmadınız ve çok yardımcı oldunuz, eksik olmayın :) Acaba rica etsem vaktiniz ve fırsatınız olduğunda bu iki pre-school sistemi arasından hangisini tercih edeceğinize nasıl karar verdiğinizi ve hangi noktaları dayanak aldığınızı, bu konudaki araştırmalarınızı ve Reggio’nun Ali Efe üzerindeki etkilerini vs. anlatan bir post yazabilmeniz mümkün müdür??? :) Açık açık post ısmarlamak gibi oldu ama gerçekten sizin bu konuda okuduğunuz kaynakları vs. merak ediyorum. Post hazırlamak çok zaman alıyor olsa gerek, tahmin edebiliyorum ama hiç değilse bu yorumun altına bu konuda okuduğunuz birkaç kaynağı yazabilir misiniz? Çok ama çok makbule geçer :)
        Tekrar çok teşekkür ederim yardımlarınız için :)

  17. Esin diyor ki:

    Ne tatlisiniz :) çok ama cooook teşekkür ederim! Yazınızı merakla bekliyorum :)

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu