Aylık arşivler: Şubat 2016

| Oscar 2016 Kırmızı Halı

88th Annual Academy Awards - Arrivals

Oscarlar sahiplerini buldu. Kırmızı halı yine bekleneni vermedi ama en azından bu defa ödül töreni pek çekişmeli ve nefisti:) En çok sevindiğim büyük hayranı olduğum Inarrutu’nun Oscar’ı kazanması oldu, gerçi benim gözümde kendisi Oscarlarüstü bir yönetmen ama olsun. Tabii harcanıp gideceğine neredeyse emin olduğum Mark Rylance’ın en iyi yardımcı erkek ödülünü alması da beni pek sevindirdi. Bridge of Spies bence öyle pek müthiş film olmasa da Mark Rylance nefis oynamıştı. Yeniden kırmızı halıya dönersek; kare asımla başlayamıyorum çünkü bu defa 6 şıkım var:

1) Charlize Theron-Dior
2) Cate Blanchett- Armani Prive
3) Naomi Watts- Armani Prive
4) Olivia Munn- Stella McCartney
5) Chrissy Teigen-Marchesa
6) Margot Robbie – Tom Ford
devamini oku

| Şehirde Dolu Dolu Anadolu: Delimonti

delimonti mekan önerisi

Bugün size son zamanlarda sık sık gittiğim yepyeni bir mekandan bahsedeceğim. Size derken anne olanınıza da, damak tadına düşkün olanınıza da, herkesin bilmediği, gitmediği, kendine göre bir köşe bulup şarabını içmek isteyeninize de, olmaz öyle biz her yere en az 8 kişi adım atarız diyeninize de göre bir yer: Delimonti.

Delimonti’yi The Core zamanında Bomontiada’ya gittiğimde görmüştüm ilk, o zaman açık değildi, hummalı bir çalışma vardı ama buranın “ne olacağına” dair bir konuşmaya da kulak misafiri olmuştum. Anadolu’nun dört bir köşesinden, bizzat küçük/butik üreticiden, kimi belki çoktan unutulmuş, kimi memleketlerimizde geçen yaz tatillerimizden kulaklarımızda adı/anısı kalmış lezzetlerin toplanacağı, ister market gibi alıp gidebileceğimiz, ister oturup direk oracıkta yiyebileceğimiz bir yer olacaktı. Doğal, butik, lezzetli, yerel kalkınmaya da katkısı olan; balı Karadeniz, zeytinyağı Ege, Antakya; pidesi Konya, sucuğu bez, tarhanası anneanne kokacaktı. Tam da Roma’daki şarküterilerde takılırken “e bizde niye yok diye hayıflanırken”  yaşasındı. devamini oku

| Gaziantep Gezi Notları: Tat Zirvesi

Processed with VSCO with c3 preset

Yepyeni bir haftanın ilk gününden herkese günaydın! Harika geçireceğimiz ve soğuktan donmayacağımız bir hafta diliyorum:) Fotoğrafları çektiğim hafıza kartını kaybettiğim için bekletip durduğum Gaziantep gezi rehberini kartı bulamayacağıma ikna olduğum için böyle görselsiz de olsa kaleme almaya karar verdim:/ Antep zaten sadece görülecek değil bütün olarak yenilecek bir şehir de olduğundan 2 gün boyunca yaşadığım lezzet tufanını sizin hayal gücünüze bırakıyorum:)

Antep’i anlatmaya nereden başlasam, katmerinden mi baklavasından mı o lokum gibi etinden mi tatlı mı tatlı insanından mı mucizeye denk beyranından mı güzelim Tahmis Kahvesi’nden mi bilemediğimden kendi iki günlükcük rotamı anlatmaya karar verdim. İşte Gaziantep’e yolunuz düşerse (ki o yol bir şekilde düşsün) uğramadan, tatmadan, görmeden dönmeyin dediklerim burada! devamini oku

| Siyah Beyaz ve Korsan

monokrom bomonti kiva

Geçen hafta iki zıt duyguyu bir arada yaşadım:) Taa 1 ay öncesinden saatleri kurup beklediğim La Corsaire balesinin satışa açıdığı gün biletleri neredeyse 1 dakika içinde tükendi ve ben alamadım:/  Hem deli gibi üzüldüm, hem bale biletlerinin memlekette bu hızla tükenmesine deli gibi sevindim :) Bu ne güzel şeydi,  eskiden bazen aynı gün gider alırdım şimdi resmen peşinde koşuyordum. Süreyya’nin gişesine yaptığım çıkarmanın sayısını unuttum ama sonunda muradıma erdim. 1 Mart için bilet buldum. Buradan da haber veriyorum ki siz de elinizi çabuk tutun daha çok  gidelim, daha çok temsil olsun:)

Bale, dans ya da konserler için sadece yurtdışı seyahat programınıza eklenecek temsillere; tiyatro için sadece içinde “celebrity” olan oyunlara değil çılgın reklam ve tanıtım bütçeleri olmayan, afişleri billboardlara basılmayan, müze kartın da varsa pek uygun fiyatlı biletleri olan devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları programlarına mutlaka bakın, zira başında devlet de yazsa onların sahibi de, kurtarıcısı da, onları daha başarılı ve mutlu kılacak olan da seyircisi aslında.  Gerçi ben biliyorum genel olarak bu blogun takipçileri de bu konularda çok hassas, baen bana güzel etkinlikleri haber veren mailler bile alıyorum sizden, ama sanki yeni nesil iyiden iyiye uzak:/ Ben her yurtdışı seyahatimde bir opera, bale ya da konser ayarlıyorum ve bakıyorum da nasıl güzel, naif, dopdolu. Çok küçük olmasına rağmen Süreyya da öyle güzel öyle büyülü, Aya Irini’de varsa IDSO konseri nasıl masal gibi… Keşke İstanbul’un güzelim başka saray ya da kasrları da böyle böyle dolsa. Tabii müziğe ve performansa uygununu bulmak kolay değil ama biraz çaba olsa:)

devamini oku