Processed with VSCO with c3 preset

Yepyeni bir haftanın ilk gününden herkese günaydın! Harika geçireceğimiz ve soğuktan donmayacağımız bir hafta diliyorum:) Fotoğrafları çektiğim hafıza kartını kaybettiğim için bekletip durduğum Gaziantep gezi rehberini kartı bulamayacağıma ikna olduğum için böyle görselsiz de olsa kaleme almaya karar verdim:/ Antep zaten sadece görülecek değil bütün olarak yenilecek bir şehir de olduğundan 2 gün boyunca yaşadığım lezzet tufanını sizin hayal gücünüze bırakıyorum:)

Antep’i anlatmaya nereden başlasam, katmerinden mi baklavasından mı o lokum gibi etinden mi tatlı mı tatlı insanından mı mucizeye denk beyranından mı güzelim Tahmis Kahvesi’nden mi bilemediğimden kendi iki günlükcük rotamı anlatmaya karar verdim. İşte Gaziantep’e yolunuz düşerse (ki o yol bir şekilde düşsün) uğramadan, tatmadan, görmeden dönmeyin dediklerim burada!

Sabahın körü uçaklarından birinde Ayıntap’a yerimizi ayırttık, ne de olsa Ali Haydar’da ciğer bitmeden şehre ayak basmak gerekmekteydi:) Konaklama için pek çok güzel otel mevcut, biz Alibey Konağı’nı seçtik. Alibey Konağı yani bizim otel eski bir Antep konağı, kocaman avlusu, nefis kahvaltısı, epey yaramaz bir goldenı, her şeye yetişen bi Emine teyzesi var. Odalar dev gibi, sedirli, divanlı, otantik; camlarda vitraylardan sızan sabah güneşi kilimlerde oyunlar oynuyor. Yeri de çok merkezi, eski şehir iki adımda karşınızda. Ve fakat çok ama çok soğuktu. O kadar soğuktu ki ne klima kar ediyor ne odaya konan ufo. Ama konağın diğer kanadında öz hakiki eski stil soba yandığından oradaki odalar daha sıcakmış, o soba her yeri sıcacık ısıtıyor. Bizim tarafta ben baya dondum, ki üşümeyi hiç sevmem:)

Otele bavulları attıktan sonra ilk durak kocamın hasret ve hararetle beklediği Ciğerci Ali Haydar oldu, sakatatla aram hoş olmadığından ben pas geçtim ve katmer için sabırla bekledim. Katmer için herkesin yüz kere bin kere şiddetle tavsiye ettiği Katmerci Zekeriya Usta‘nın yolunu tuttuk. Orayı ararken esnaf amcalarla hoş beş etme fırsatım oldu (çünkü böyle yerlerin en en en güzel tarafı insanların birbirine günaydın diyip üstüne boş da olsa bir sohbet kurabilmesi:)) ve bana gel kızım burdan dön katmerci Cumali ya da Ebrar’a git dediler, hemmen not aldım ama söz dinlemedim:) Zekeriya Usta’dan içeri girdik. Katmerlerin biri gidiyor biri geliyor, çay ya da süt eşliğinde bir dolu insan kahvaltıda baya baya katmer yiyordu. Biz de bizimkini söyledik ve hakikaten nefisti. Böyle tatlı ve bu kadar fıstıklı bir şeyi kahvaltıda kaldıramayacağımı düşünmüştüm ama ne içim bayıldı, ne şiştim ne bir şey. Sadece lezzet:) Burada hemen bir not. İkinci gün ben otelde reçellerin, peynirlerin ve yöresel ezmelerin havalarda uçuştuğu nefis bir kahvaltı sonrası esnaf amcaların söylediği Katmerci Ebrar’a gittim ve açık ara çok daha fazla beğendim. Tek başıma 1 koca katmeri bitirdim. Bir not daha, ikinci gün iş sebebiyle kocim bir başka ekip Orkide Pastanesi’nde kahvaltıya gitti, ben yemedim ama oraya da tam not verdi. Tabii burası adı üstünde bir pastane, yani öyle otantik ya da yöresel bir dekorasyon filan yok, Antep’in modern ve ciks yüzü diyelim:))

gaziantep aşina tahmis katmer zekeriya

Kahvaltı sonrası rotayı pek tabii ki Gaziantep’in biriciği Zeugma Müzesi’ne çevirdik. Bu müzeden çok ama çok etkilendim, şu son zamanlarda iyiden iyiye soğuduğum insanlığa yeniden hayran oldum, büyülendim. 1700 metrekarelik alana kurulmuş bu dünyanın en büyük mozaik müzesi hakikaten de çekilen emeklerden, sergileniş biçimine, eserlerin güzelliğine, içerideki ses ve ışık düzenine, teknoloji kullanımına dek mutlaka görülecekler listenizde olmalı, size bu kadar yakınken kendinizi bu güzellikten mahrum etmeyin. Kaçakçılardan ya da ihmallerden ve sonunda da sular altında kalmaktan kılpayı kurtulabilen muazzam güzellikteki eserlerin hepsi epik hikayeler anlatıyor, bakmaya doyulmuyor. Hele o asma kattan aşağıya bu devasa mozaiklere baktığınızda bunların pek çoğunun sulara karışıp gittiğini düşününce biraz hüzünleniyorsunuz. Hepsinin üzerinde gezinmek istiyor insan, daha da daha da yakından görebilmek. Müzenin epey mistik bir havası var. Sanırım bugüne dek kiraladığımız en ucuz audio guide ile birbirinden değerli bilgiler edinmemiz de cabası! Bir zamanlar diyorsun sanat ne kadar da hayatın tam da içindeymiş, mesela oturma odasının döşemesinde, banyonun kurnasında, hemen oracıktaymış. Şimdi ne kadar da özensiz ve özelliksiziz diye düşündüm. Kazılar sırasında yerel halkın taktığı isimle “Çingene Kız” dahil çok önemli pek çok eserin ev sahibi Zeugma Müzesi. Çingene Kız ise en özel şekilde sergileneni.

Zeugma müzesinin bir başka güzelliği dillere destan, lezzeti efsane, oradan çıkınca artık kebapta zirveye ulaşıp jübilemi yaptım dedirten meşhur Halil Usta’nın Et Lokantası’na yürüme mesafesinde oluşu. Müze gezisiyle acıkan karnımızı (yalannn hiç acıkmamıştı ama psikolojik olarak kendimi buna inandırmıştım) Halil Usta’ya teslim ettik. Teslim ettik diyorum çünkü buraya ilk kez geliyorsan yapılacak en iyi şey bunu zaten senin gözünden anlayan garsona teslim olmak. Ki o teslimiyeti ziyadesiyle memnuniyete çevireceklerinden emin olun! Garsonumuz bana bırakın dedikten sonra ilk olarak o tadına doyulmaz bol nar ekşiili kaşık salatasını getirdi. Bu salata ise biz bunca zaman ne yemiştik? Nasıl kaşıklayıp bitirdiysem gelen kebapla birlikte ikincisini söyledim. Küşleme gerçekten de ününü sonuna dek hak ediyor, artık Halil Usta’nın içeri kimseyi almadan gizli tarifiyle terbiyelemesi bir efsane midir bilmem ama daha bizzat koyunken konuşarak terbiye etmişler ve küşleme olmaya hazır hale getirmişler sanırım. Lezzet skalam git gide yükselirken İstanbul’a döndükten sonra hayatıma nasıl devam edebileceğim koca bir soru işareti olmaya başlıyordu.

Halil Usta’dan yüzümüzde güller açarak çıktıktan sonra ben istikameti Bey Mahallesi’ne çevirdim:) Nasıl güzel nasıl güzel bir mahalle. Eskinin yenilenip, eskiliğini koruyarak şimdiyi kucakladığı nefis bir bölge. İşte kentsel dönüşüm budur dedirten bir proje. Bey Mahallesi, eski Gaziantep evlerinin, konaklarının restore edilip atölyelere, müzelere, kafelere dönüştürüldüğü, sessiz sakin, çok keyifli, burada atölyesinde kendine dünyalar yaratıp şimdi o dünyaya misafirler kabul eden enteresan sakinleri olan bir yer. Papirüs cafeye uğrayıp bir çay içmeli, kapısı açık konaklara bir bir kafayı uzatmalı, yine Papirüs Cafe’nin hemen üstündeki Kazanciyan köşkünün güzelliğine hayran kalınmalı.

gaziantep koçak baklava

Buradan sonra istikamet Bakırcılar Çarşısı, oraya varana kadar yol üstünde dizi dizi baklavacılar, vitrinlerde tepsi tepsi tatlılar. Yani bu kadar da yapılmaz:) Ben ki çok baklava düşkünü değilimdir (halam tarafından Karadeniz usulü yapılan fındıklı ev baklavası değilse) ben bile sonunda durup bir tanesinde iki tek attım. Zaten Antep’te olay böyle gelişiyormuş:) Shot barda tek atar gibi burada da baklavacıda iki tek atıp devam ediyorsun.

Bakırcılar Çarşısı’nı uzun uzun gezdim. Çekiç sesleri, esnafın şekerliği, her birindeki emek bir yana esas amacım şu meşhur Kutnu kumaşından almaktı. Sonunda Kutnucu Kasım’dan içeri girdim, tabii ki bal gibi tatlı bir adam, kendini Kutnu’yu tanıtmaya adamış, hemen açıyor bilgisayarı yurtdışından defileler gösteriyor, tarihini anlatıyor vs. Ben de bu yaz pantolon olarak dikmek üzere onlarca renk ve desen içinden birine nihayet karar verip kumaşımı alıyorum. Haricinde de bir kaç ufak tefek hatıra ve hediyelikler aldım. Buraya gelene dek bir kaç hana da girip çıktığım için çokça yorulduğumdan bir yorgunluk kahvesi hakkımdır diyerek Tahmis kahves’nin yolunu tuttum.

Tahmis Kahvesi benim için artık ikinci bir Caffe Greco diyebilirim, o gitmesem de görmesem de özlediğim; mekandan ziyade oradaki beni özlediğim yerlerden biri. Tarihi binasının, avizelerinin, çalan müziğin, ihtiyar heyetinin, ortasındaki dev sobanın, sedirlerinin, asma katının, tavanının güzelliği; pencere içindeki masalardan birine oturup gelip geçeni izlerken hayatın aheste akıp geçişi öyle iyi geldi ki bana. Burası yorulsam da yorulmasam da 2 günde en sık uğradığım yer oldu ki biliyorsunuz kahveye de düşkün değilimdir, meğer doğru kahveci ile karşılaşmadığımdanmış:)

Akşam yemeğinden önce otelde iş için gereken bazı hazırlıkları tamamladıktan sonra akşam yemeği için Aşina Lokantası’nı aramaya koyulduk. Sanah yediğim kaşık salatanın etkisi geçmiş olacak bünyede grip sinyalleri yine tüm şiddeti ile kendini gösterdi, bir Antep mucizesi daha gerekmekteydi:p Ve oldu!  Aşina Lokantası bir kendinden geçme, bir lezzetten dört köşe olma, bunun üzerine ben artık yemek yiyemem deme noktası. Artık fazlasıyla turistik olan ve herkes söylediği için gitmekten otomatikman soğuduğum İmam Çağdaş yerine alternatif ararken buldum Aşina’yı. Öyle esnaf lokantası gibi değil, şık mı şık, dekoru, yüksek tavanları, dekorasyonu ile hatta baya Avrupai taa ki o sofra donatılana kadar. İşte o anda Antep’tesin, aman efendim bu ne lezzet şelalesidir. Ben ki yarı grip vaziyette bu kadar tat alabiliyorsam normal insan eminim kendini cennette sanacak:) Önce Alaca çorba yiyeceksiniz, yanında içli köfteyi (ki burada kalem biçiminde) yuvarlayacaksınız. Anlatılmaz yaşanır bir yuvalama gelecek önünüze, tam bayılacakken Aşina’nın spesiyali Yaprak Ali Nazik’le nutkunuz tutulacak:) Şu an yazarken bile tat tomurcuklarım sızladı:)

Dizi dizi baklavalar Aşina’da bize  göz kırpsa da biz ilk planımıza sadık kalarak oradan çıkıp baklava ziyafeti için kendimizi Koçak’a attık. Evet:) Ve evet baklava sadece mideye değil, kulağa da hitap etmeliymiş anladım. O çıtırtıdan anlıyorsun nefis bir şey geliyor, sonrası malum:) Peki neden buradaki Anteplilerin yaptığı baklava bile oradaki gibi olmuyor onu anlamıyorum. Gerçekten havası mı suyu mu denen şey doğru sanıyorum.

İkinci gün yine erken kahvaltı bu defa otelde, üstüne dün aldığım tüyolar doğrultusunda katmerci Ebrar’a gittim, ve söylediğim gibi açık ara daha çok beğendim.

Gerçekten çok ama çok tok olsam da o Beyran’ı içecektim! Ama bazı işleri yetiştirmem gerektiği için epey geç çıkabildim otelden, saat neredeyse 11e geliyordu ve herkes beyran sabah biter diyordu. Adres belliydi: Metanet!  Saat 11:00 olunca utana sıkıla girip sordum ya ben geç kaldım bugün de son günüm şansımı kaybettim mi diye, yok ablacım artık öyle eskisi gibi sabah erkenden bitmiyor dediler, beni kraliçe gibi ağırladılar. Aman Tanrım bu nasıl icat. Bunu ilk kim hangi güzel aklı, hangi ölçülü eli ile pişirmişse alnından öpelim. İçip bitirdiğim an mutluluktan dört köşe, içine her ne katıyorlarsa ondan sebep zımba gibiydim. Ne grip kaldı, ne ağrı ne sızı. Kutulayıp şişeleyip getiresim geldi buraya. Açık söyleyeyim Beyran’ı seveceğimi düşünmemiştim, bi kere ben çorbada pütür pek sevmem, e içinde salkım saçak et de var, yok olmaz ama gelmişken demeden de dönülmez dedim. İyi ki o ilk kaşık guluk diye boğazımdan geçmiş, kendisi bugüne dek yediğim en güzel şeylerden biriydi o şekilde özetleyeyim:) Bir de cazip, hani bir daha bulamayacağın hissiyatı var ya onu daha da lezzetli kılıyor galiba:) Ağır bir yemektir, sabah sabah alışmayana zor demişlerdi, hiç de ağır değildi bence. İçinde pilav var, sarımsak var, acı var, ekşi var, et suyu var, çook çok biber var (ki ben acısız istedim:)), koyunun boyun eti var; ve bunların hepsi bir şekilde 10 saat boyunca pişerken ahenkle dans etmiş! [Metanet'de beyin kavurmayı da ısrarla söylediler ama onu yemedim, yine de ilgilenenler not alsın:) ]

Bu enerjiyle artık müze ve alışveriş vaktidir diyerek kendimi sokağa attım. Alışveriş kısmı ile başlayayım:) Bana Antep Sepeti’nin bir çok kişi söylemişti, Antep’e has zanaatların daha tasarımla buluştuğu daha butik bir nokta diye. İlk gün hemen oraya uğramıştım zaten yol üstündeydi ama o kadar da etkilenmedim doğrusu. İkinci gün ise kalenin hemen dibinde aslında tourist info noktası sanıp bir şey sormak için girdiğim mini bir kulübecik ise Büyükşehir Belediyesi Tasarım Mağazası çıktı ve efsaneydi! Antep’e ait yöresel ne varsa öyle güzel, öyle şık hale getirilmiş ki kocaman tabelalarla kendilerini göstermeleri gerekir bence. Kutnu kumaşdan espadriller, pareolar, hatta mobilyalar yapılmış, kutnu desenden porselen tabaklar üretilmiş, bakırdan modern tasarımlı servisler yapılmış. Anthropologie’nin Antep şubesi gibi olmuş:) Çok ama çok başarılıydı, inanılmaz beğendim. Çok pahalı da değildi üstelik. Sürdürülebilir yerel kalkınma için müthiş bir girişim olmuş, minicik bile katkım olduysa ne mutlu bana.  Alışverişimin kalan kısmı ise  Almacı Pazarından kuru biberler, salçalar, tadına doyulmaz bi dolu erzak ve Zeytin Han’dan mis gibi zeytin, zeytinyağ ve tabii fıstık gibi en çok da minnoş oğluma “yarasın” nidalarıyla yaptığım sırf boğaza çalışan alışverişti. Yine de Antep dönüş uçağında kabin bavul kısmını dolduran baklava kutularının saysını görünce ben epey mütevazi bir alışveriş yapmışım dedim. Uçakta bavullar koridorda gittik baklavada yer kalmadığı için düşünün. Pişman oldum:)

Gelelim müzelere: Antep hakikaten kültüre büyük yatırım yapan müthiş bir şehir! Ne kadar çok müzesi var ve hepsi nasıl da birbirinden ilginç. Zeugma gibi bir efsanemiz var daha ne olsun diyip yatışa da geçebilecekken mutfak müzesi, oyuncak müzesi, hamam müzesi gibi şehrin kültürünü harika şekilde tanıtan ve çok da keyifli böyle bir dolu mini mini müzeleri var. Ben bu üçünü gezdim ve özellikle mutfak müzesinde öğrendiklerime bayıldım:) Oyuncak müzesi ise hakikaten dillere destandı! Hafif acıkan karnımı susturmak için Habeş Usta’da nohut dürüm yiyerek listemi neredeyse tamamlamış olarak geri dönmeye hazırdım:) İkinci günde 1 kez yine Tahmis Kahvesi’nde soluklanmış olsam da ikinci molayı instagramdaki yorumla üzerine tarihi Gümrük Han’daki  Kahveci Seddar Bey’in çift renkli kahvesi ile yaptım:) Epey zahmetli bu kahve hem görüntü hem tat olarak hakikaten de nefis bir deneyimdi! Kahveseverlerin kesinlikle kaçırmamasını öneririm.

Ve iki günlük lezzet fırtınasının sonunda bavulumda bol ganimet damağımda unutulmaz lezzetlerle eve döndüm.



"Gaziantep Gezi Notları: Tat Zirvesi" postu İçin 13 yorum yapılmış.

  1. Koci diyor ki:

    Bir iki ekleme de benden.. Bu gezi esnasında en çok işin; aslında pek çok Anadolu kentinde değişikliklerle bulunan bu muhteşemlikleri nasıl dünya standardında ortaya çıkarıp sergileyebildikleri, şehri muhteşem, koca bir açık hava müzesine dönüştürebildikleri yani işin bu mucizevi kentsel dönüşüm tarafına takıldım ve sordum. Örneğin Muhteşem Bey Mahallesi’nin eski izbe görüntüsünü anlattılar.. Bu Anadolu’da Erzincan’dan sonra 2. kez gördüğüm bir şeyi kafamda ciddi anlamda pekiştirdi. Sadece bir kişinin ve o kişinin vizyonunun mucizevi bir şekilde bir şehri ne kadar çok değiştirebildiği. Erzincan’da rahmetli vali Recep Yazıcıoğlu, Gaziantep’te ise Celal Doğan şehri alıp görüntüsüyle, mantalitesiyle, turizmiyle ama en önemlisi kafaca bambaşka noktaya taşımış. İzbelik içinde kaybolmak üzere olan (ve Atatürk’ün nüfus kaydının bulunması gibi bir özelliği de olan) Bey mahallesi projesi gibi tam 272 proje ile şehri bir noktadan bambaşka bir noktaya getirmiş. Gerçekten de fark yaratmak isteyen bir kişi yeter dedirtiyor. O bir kişilerin hep çoğalması dileğiyle..

  2. Canan diyor ki:

    Zekeriya Usta’dakinden daha güzel katmer mi, o zaman yine gitmeliyim Antep’e

  3. SevSev diyor ki:

    Yazınızın zamanlaması o kadar güzel ki çığlık atmak istedim sevinçten :) 27 Şubatta tam da yeme içme amaçlı eşimle 2 günlüğüne Anteb’e gidiyoruz. Ama açıkcası o kadar çok şey yapabilmişsiniz ki sanki 3-4 ün gibi geldi bana anlattıklarınız. Umarım bende hepsiniz 2 güne sığdırabilirim :) Bir de giderken kalbimdeki vicdan azabını sormam lazım. Kilo aldınız mı?

    • styleboom diyor ki:

      hiç almadım:) baya da yürüdüm ama bence zaten öyle çok yağlı vs de değil ya yemekler:)

      • SevSev diyor ki:

        Ne kadar mutlu oldum anlatamam :) Halil usta ve Zeugma listemdeydi. İmam Çağdaş için hissettiklerinizin aynısını hissedyoyum açıkcası bu sebeple güzel bir Ali Nazik nerede yerizi düşünüyordum Aşina lokantası kurtarıcım oldu :)) Günler yaklaştıkça daha da mutlu oluyorum :) Deneyimlerimi bende paylaşacağım inşallah :)

  4. Anonim diyor ki:

    Bana Antepli bir usta İstanbul’un neminden baklavada o çıtırlığa asla ulaşamadıklarını söylemişti.

  5. Deko Blog diyor ki:

    Gezi yazıların harika. Daha çok olsun…

    • styleboom diyor ki:

      cok tesekkur ederiim:) simdilik oglumu 3 gunden fazla birakamiyorum o yuzden boyle minik minik ama bir gun insallah hem daha cok olsun hem onunla olsun <3

  6. SevSev diyor ki:

    Selam Boomcum :)

    Gaziantep gezisi seninde tüyolarınla şahaneydi. Aslında bana kalsa orada bile yaşarım da hayat işte. Neyse ben de dilim döndüğünce naçizane haftasonu anlattım :)

    http://sevsevce.blogspot.com.tr/2016/03/gaziantep-lezzetin-dogdugu-sehir.html

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu