2017 yazının rengi sarı” İlkbahar bir bayram, bir uyanış, bir mucize, bir çılgınlık, olmayacak gibi duran bir şeyin oluşu; ilkbahar şu, ilkbahar bu… Kuş, papatya, gelincik, çayır, çimen, ağaç, çiçek, mimoza, zakkum, su sesi, hindiba, çingene, kuzu… Klasik ilkbaharların içinde hepsinin; hatta sülüğün bile yeri vardır. Unuttuklarım da çoktur a, en mühimi nisan, mayıs güneşi.

Yaşı kırkı aşmış bir adamın mevsimler içinde ilkbaharı üzüntü ile duymamasına imkân yoktur. Eski çılgınlıklar nerede: Nerede o, birden bire bir genç kız elinden, bir genç kız rüzgarından sararma, o yürek çarpıntısı? Şu ömrü mevsimlere benzetenler iyi etmişler doğrusu. Herkesin bir ilkbaharı, bir yazı, güzü, kışı oluyor işte. İnsanın ilkbaharı, öteki hayvanlara bakarsak geç başlıyor. Bir at bir yaşında, hadi iki yaşında ilkbaharındadır. Bir kuzu, altı ayda koç olur. Ama insanoğlu ilkbaharını yirmisinden önce pek idrak edemez. Yirmisinden evvel idrak edilen ilkbahar, bir yalancı ilkbahardır. Ben böyle bir yalan ilkbaharın hikayesini yazıyorum.

benetton sarı trendi
Tam otuz sene evvel on iki yaşındaydım. Anadolu’nun bir şehrinde bulunuyorduk. Babam memurdu. Şehre bir yaz sonunda gelmiştik. Sonra bir gün bahar geliverdi. Karlar eridi. Karlar eridi ama karları eriten güneş değildi, yağmurdu. Bu Anadolu şehrinin ilkbaharı kırkikindi yağmurlarıyla başlardı. Sabahleyin parlak mavi bir gökyüzünde, ısıtmayan, güneş vurmuş kar gibi soğuk bir kış güneşi görünürdü. Saat on biri bulmadan doğudan mı, batıdan mı, kuzeyden mi bilmem, bir kara bulut peydah olur, on dakika sonra bardaktan boşanırcasına bir yağmur bütün gün tıkır tıkır, şakır şakır durmadan yağardı. Odamın penceresinden “Karaçayır” dedikleri bir koyu yeşil ova görünürdü. Göğün her rengini deniz gibi emen bu çayırın renk oyunları da olmasa, evden bir deli çığlığı ile fırlamak işten değildi.

Bütün kış hastalıktan başım kalkmamıştı. Sokağa çıksam başım dönerdi. Bu garip, yağmurlu, kara bulutlu, dörtte üçü kapanık havanın içinde, öyle insanı alıp avucunda sıkan bir de ilkbahar, toprak, insan, çayır, ağıl kokusu vardı ki içimden hep bağırmak, ağlamak, sonra kaskatı katılıp kalmak geçerdi.

kırtasiye defter koleksiyonu
Bir sabah gözlerim tavanda, daha henüz hava kararmamış, şıkır şıkır dışarısı. Yer yatağında yağmurun ne zaman başlayacağını düşünüyordum. Birdenbire odanın sağdaki duvarda bembeyaz bir şerit oynadı, kayboldu. Gözlerimi ovaladım. Açtığım zaman, duvarda bir parlak daire titreye titreye, sanki yerine yerleşmeye çalışıyordu. Bu, bir aynanın duvara vurmuş ışığından başka bir şey değildi.

Yataktan fırlayıp pencereye dikildim. Bizim evin yüksekteki bahçesi, alttaki evin bahçesine bakardı. Odama ayna, muhakkak oradan tutuluyordu. Pembe şeftali çiçeklerinin arasına bir hasıra oturmuştu. Arkasına bir sandalye koymuştu. On altı, on yedi yaşlarında bir kızdı. Pencerede kalakaldım. Elindeki aynanın ışığı gözüme değdikçe, ellerimi yüzüme kapamıyor, gözlerimi kırpmadan dimdik bakıyordum.

Ertesi gün, benim de elimde bir ayna vardı. O, ince ince gülerek gözlerini aynamın aksinden kaçırmaya çalışıyordu. Bu oyun, hiçbir zaman yarım saattan fazla sürmez, o, bahçeden evine saçlarına yağmur damlaları dökerek girer, ben yine yatağıma dönerdim. Ertesi gün yine güzel bir sabah başlar, yine önce onun aynası odamın duvarında koşar, sonra yine yerleşmek ister gibi titreye titreye duvara asılır kalırdı. Yine ben gözlerimi kırpmadan onun ayna ışığına, o gözlerini güzel elleriyle siper ederek benim ayna ışığıma bakardık. Sonra yine kırkikindi yağmurları başlardı.

lacoste tennis beyaz sneaker
Başka hiçbir şeyle ilgim olmadığı için, bir sabah evimizin önünde bir yaylı araba durunca şaşırmadım. Yalnız ben ayna oyununda iken annem tarafından yakalandım.
Annem garip garip bahçeye, kıza, ayna ışığına, elimdeki aynaya baktı. Bana:
- Haydi giyin! dedi.
Arabaya atladık. İki parça eşyamız arkaya bağlanmıştı. Babam, başka bir yere tayin edilmişti. Yola çıktık. Bir ormanın içinden geçerken, bulutların arkasından bir güneş, ormanın yeni yeşermeye başlayan ağaçlarında bir göründü, kayboldu. İçimden, bir daha göremeyeceğim ayna ışığı geçti. Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Babam:
- Nesi var bunun? dedi.
Ben, annemin çarşaflarına kafamı gömdüm. Annem eliyle yüzüyle ne biçim işaret etti babama bilmiyorum ama, hiç ses çıkarmadılar. Bütün hıncımla kimsenin bana sus demeye cesaret edemeyeceğini sezerek, istediğim gibi ağladım.
Şimdi ilkbaharda odamın penceresinde bir yerden kazara bir ışık vursa, o gün ilkbahar her insana yaptığı gibi bana da üzüntü ile dolu bir yumuşaklık, bir yerinde duramayış, bir yürek çırpıntısı verir. O zamandan bu zamana tam otuz sene geçti. Kimsenin yüzüne ayna tutmadım. Kimse yüzüme ayna tutmadı. Ama kazara bir ışık, bir ilkbaharda, odamdan parlak bir kırlangıç gibi geçerse, o gün ne ettiğimi bilmem.”

(*)Sait Faik ABASIYANIK / Mahalle Kahvesi-Havada Bulut

Sarı bu baharın rengi, mimoza zamanı yakın, bahar yakın :) Ben de baharı bahane edip bir Sait Faik hikayesi koyayım dedim, çünkü Sait Faik de bahar gibi değil midir; yumuşak, naif, ılık.

Fotoğraf: Melis Dirik

Lokasyon: Arnavutköy

Triko BENETTON Sweater // Pantolon ADL Pants // Ayakkabı LACOSTE Sneakers // Gözlük VEDI VERO (Turkuaz Optik)  Sunnies



"Bir İlkbahar Hikayesi*" postu İçin 6 yorum yapılmış.

  1. selda diyor ki:

    ohh.. miss gibi bir yazı olmuş:) içim açıldı:) ellerine yüreğine sağlık :)

  2. Burcu Kolat diyor ki:

    Peki ya çoraplar Boom’cum, onlar nereden? Çok güzeller :) <3

  3. juju diyor ki:

    insanlar nelerle mücadele ediyor, ülke ne halde sen neler yapıyosun?? bakalım kıyafetlerin gün gelip seni kurataracak mı merak ediyorum boş kafalı işler vs..

    • styleboom diyor ki:

      siz neden bahsediyorsunuz? siz ne yapıyorsunuz? benim ne yaptığımı nereden biliyorsunuz? anlamsız buluyorsanız buraya girme, yorum bırakmaya tıklama filan gibi işler için neden enerjinizi harcıyorsunuz? Ülkenin geldiği halde en ufak bir sorumluluğum olmamasına rağmen “sorumluların” mahvettikleri şeyler için ben işimden, çocuğumdan, kazandığımdan, zamanımdan ne kadar fedakarlıklar edip bazen nasıl da boşa kürek çekiyorum hissime rağmen yine de pes etmediğimi biliyor musunuz? Münasebetsizliğe bakın! BURASI BİR MODA BLOGU! Ama ben ya da hayatım buradan ibaret değiliz. Gidip moda dergilerine de aynı şeyi söylüyor musun? Televizyonları protesto ediyor musunuz? Boş kafalı işler değil boş kafalı, sığ, öfkesini -faydaya çevirecek platformlar bulmak yerine- tanımadığı insanlara yöneltmekten ibaret sizler bizleri kurtaramayacaksınız hayır ama gün gelip belki benim sayemde biri sizi kurtarabilir. O yüzden size ve yüreğinize sevgi, anlayış, hoşgörü ve her şeyden önce de iyilik dilerim. Haydi onlarca vakıf, dernek, eğitim kurumu sizi; avukat, sağlık ya da eğitim hizmeti alamayan yüzlerce mağdur bekliyor, burada vakit kaybetmeyin.

selda için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu