mercedes benz fashion week moda haftası inceleme

Bu defa hemen yılbaşı sonrası yeni bir tarihle, dünyadaki pek çok moda haftasının hemen önünde karşımıza çıkmaya hazırlanan Mercedes Benz Fashion Week Istanbul yılbaşı gecesi yaşanan korkunç olaydan sonra ertelenmişti. Yeni tarih yine majör moda haftalarının hemen arkasına gelecek şekilde açıklandığında bizi başka yenilikler de bekliyordu, moda haftamız yine yer değiştirmiş, bu defa İstiklal Caddesi üzerinde yer alan Grand Pera’da konuşlanmıştı. Açık olalım koleksiyonları izlemek, fotoğraf çekip paylaşım yapmaya çalışmak, bitmek bilmeyen upuzun bir podyum açısından hiç de efektif olmayan bu yeni mekan, arka planda verdiği güzel görüntüsü ve atmosferiyle, içinde barındırdığı ruh ile bir yandan çok güzeldi. Bu sebeple yeni mekan konusunda hislerim biraz karışık Tabii moda haftalarının olmazsa olmazı olan sokak stili maalesef yalan oldu, zira İstiklal hem görüntü kirliliği hem kalabalığı ile ne bize ne sokak fotoğrafçılarına iyi davranmadı. Bu sezon Mercedes-Benz ile çalıştığım için moda haftamın her gününü minnoşmu minnoş fıstık yeşili bir Smart For Four renklendirdi:)

Bu kadar zor bir dönemde, böylesi kaygan bir zeminde, ekonomi de tepetaklak gelmişken yine de dünya moda sahnesindeki yüzümüz olan moda haftamızı hayata geçiren Mercedes-Benz’e, IMG Doğuş’a, elini taşın altına koymaktan çekinmeyen Moda Tasarımcıları Derneği’ne ve koleksiyonunu sunan tüm tasarımcılara, moda basınına ve bloggerlarına ben gönülden teşekkür ediyorum. Durmak, bırakmak, ara vermek yok; sektörün tüm aktörlerine ışık, umut ve iş olan kısacık ama çok önemli bu haftaya boş vermek yok. Teşekkürler:)

mbfwi grand pera

Koleksiyon izlenimlerimi paylaşmadan önce minik ama genel bir eleştiri olarak tasarımcılarımızın podyuma hazırladıkları koleksiyonları ile lookbooklarını bir ayırmalarını diliyorum. Bazen birbirinin neredeyse aynısı parçaları üst üste defaten görüyoruz, zaten zor bir podyumda ne parça sayısını, ne koreografiyi bir bütün olarak düşünmek bu kadar zor olmamalı. Defile bir bütün ve bu bütün ancak her ayrıntı mükemmel olduğunda mükemmel görünüyor. Defile işin şov kısmı ise eğer bize koleksiyonu, temayı, çizgiyi ve koleksiyondaki “özgün”lüğü anlatacak parçaları göstermek yeterli olmalı. Birbirinden evrilmiş 4 tasarımı 10la çarıpıp üst üste göstermek değil olay bilmem yanılıyor muyum. Bunun dışında herkes defile yapmak zorunda da değil, bazı tasarımcıların defile yapmak için ayırdığı finansı kendilerine, ustalarına, malzemelerine yatırım olarak kullanmaları ve en azından birkaç sezonu işlerini geliştirecek yatırım yapmaya ayırmaları bence çok daha iyi olacaktır, çıtanın yükseldiği bir moda haftasında kötü bir defile ile çıkmak 2-3 gün haber olmaktan fazlası değil. Bir de “fark” yaratmak adına teatral bir sunum düşünüp en fazla bir müsamereyle sonuçlanabilecek fikirleri çok fazla etkeni içinde barındırdığı için iyice tartmak lazım diye düşünüyorum.

Moda haftasının asıl önemli konusuna yani koleksiyonlara ve tasarımcılara gelirsek, öncelikle bu moda haftasını 3e ayırarak değerlendirmek isterim:
1) Couture
2) Pret-a-porter
3) Başak Cankeş 

Ertelenen tarih sebebiyle olsun, bu defa bünyesinde (ki bence moda haftasının en güçlü yeri hatta kalbi) The Core’un bu defa gerçekleşmemesi sebebiyle olsun, satınalmacı beklentisinin sıfıra yakın olması sebebiyle olsun Sonbahar/Kış 2017 koleksiyonlarının sunulduğu bu moda haftasına katılan tasarımcı sayısı normalden çok daha azdı. Son yıllarda “ışık doğudan yükselir” etkisiyle pek çok tasarımcımız couture tasarıma geçiş yaptı ya da koleksiyonlarında daha çok yer vermeye başladı. Çok farklı 2 tarzda olmakla birlikte şahsi fikrim Gülçin Çengel’in “Not Your Sweetheart” isimli ve Nihan Peker’in “Winter Leaves” isimli koleksiyonlarının, bunun yanında “couture beachwear” argümanıyla plaj giyiminde couture etkisi yaratan Cihan Nacar’ın fark attığıdır.

Bu sezon Premiere Vision’ın marka elçiliğini Zeynep Tosun’dan devralan Gülçin Çengel kapanış defilesinde tasarımı, stylingi, fittingi ve zarif seksiliği ilebüyüleyici güzellikte ama bence ticari kaygıları olan bir koleksiyona imza atmıştı. “Yeni Dior”da sık gördüğümüz tüller, tütüler ve klasik Dior siluetine eklenen lastik bantların “not your sweetheart”a dönüşümü tasarım ve görselleme açısından Dior’dakinden daha güzel olsa da özgün olmadığını kabul edelim. Kimi parçada yıllar öncesinin Ricardo Tisci’sini görmek de keza aynı şekilde. Çengel’in daha önce yine MBFWI podyumunda sunduğu Glacier koleksiyonunun, dijitalde izlediğim Abondoned Art ve ÇalıkDenim için hazırladığı muazzam denim couture koleksiyoundaki özgünlük bence çok daha başkaydı.

nihan peker 01 nihan peker 02 nihan peker 03
Nihan Peker

Bundan yıllar önce bir moda haftası yazımda Peker’in ilk defilesinde pek çok noktayı eleştirip, etek boylarına baya takılmıştım, Nihan Hanım da hiçbir bahane sunmadan bana teşekkür etme zarifliğini göstermişti, zaman içinde benim en sevdiğim, en titiz tasarımcılardan birine dönüştü. Uzun bir aradan sonra heyecanla podyumda görmeyi beklediğim Nihan Peker müthiş zarif bir kadını sahneye koydu. Form mükemmelliğinin zirve yaptığı tek koleksiyondu. Kusursuz fit ve kesimin bence smokindeki tek adresi olan Peker ustası olduğu smokin takımları işli pantolonlarla bir araya getirerek maskülen tarza feminen bir ışıltıyı ve ince işçiliği müthiş güzel yedirmiş. Balon kollu diz hizası elbiseler de yine hem tasarım hem formu ile kusursuz ve çok elegandı. Püskül boncuklarla hareketlenen miniler ve koleksiyon teması boncuk işli yapraklarla süslü transparan parçalar, bomber ceketler ise koleksiyonu daha genç, daha tarz ve daha modern bir hale getiriyordu. Koleksiyon tamamen bir bütünlük içinde olmasına rağmen her kadına kendini ait hissedeceği çok özel parçalar vaad ediyordu. Üstelik bunu podyuma onyüzbinmilyon kıyafet sürmeden yapabilmişti. Saç ve makyaj tasarımını da ayrıca çok beğendiğimi söylemeliyim.

cihan nacarcihannacar01cihannacar05Cihan Nacar

Yukarıda gördüğünüz Cihan Nacar bundan yüzyıllar önce daha hepimiz sıfır km bloggerlar iken “Building” tasarımcıları ile bloggerların yaptığı bir işbirliğinde tanıştığım müthiş yetenekli genç bir tasarımcıydı. O zamanlar canım arkadaşım Fashion Kido Ceren’e bir mayo tasarlamıştı, renk bloklarından oluşan çok güzel çok dinamik bir koleksiyonu vardı, ışık vardı ışık Vee bizi yanıltmadı yıllar içinde harika mayo koleksiyonlarına imza attı, Türkiye’de plaj giyimine tasarım dilini kazandıran ilk isim oldu bence, onu çook takip eden oldu, büyük bir marka ile işbirliği yaptı, beni bir tek geçen yılki koleksiyonu hayal kırıklığına uğratmıştı. O yüzden bu koleksiyonu beni öyle mutlu etti ki, yine eski Cihan Nacar, düşününce olmaz diyeceğin bir şeyi yapmıştı, onu ilk tanıdığım yıllardaki cesaret ve mükemmelcilikte ama daha olgun ve kararlı buldum. Plaj ve bodywear’e couture yorumu, kast, müzik ve M.A.C Cosmetics’den Alev Karslı tasarımı makyaj mükemmeldi. 3D çiçek aplikler, çubuk payet püsküller, dizi boncuk işlemelerle emek emek işçiliğin sonu gerçek bir lüks yaratmıştı. Fildişi, siyah, gece mavisi bir renk yelpazesi ile seksi, sofistike, cesur bir kadın izledim ve izlediğim kadın çok hoşuma gitti.

özlem süerÖzlem Süer

tuvanam 00Tuvana Büyükçınar

Diğer couture koleksiyonlardan Özlem Süer ve Tuvanam ise şu an showroomlarına gitsek yıllardır gördüklerimizin üstüne eklenecek çok da fazla bir şey olmayan koleksiyonlardı bence. Hele Özlem Süer’in moda haftasından birkaç hafta sonra Samsung Galaxy işbirliği ile sunduğu koleksiyonun muhteşemliğini görünce bu fikrim daha da pekişti; meğer “yeni” koleksiyon buymuş dedim.

Ready-to-wear kısmına gelince her zaman Mehtap Elaidi’yi keyifle beklerim, bu defa ilk defilesini yapacak olan Ceren Ocak uzun zamandır radarımdaydı onu da heyecanla bekliyordum, Tuba Ergin keza her daim en iyilerdendir. Murat Aytulum’un karanlık tarzı benlik olmasa da işi çok iyi tartışmasız. Mert Erkan çok genç bir tasarımcı, onunla ilgili ciddi konuşmalıyız. Burçe Bekrek ve Sudi Etuz benim yumuşak karnım zaten. Ama yine eğri oturup doğru konuşma zamanı.

Hazır giyim tarafında en iyi koleksiyonlar bence Mehtap Elaidi ve Ceren Ocak idi. Yani bir yılların ustası, bir genç ve yeni soluk. Elaidi’nin “Fotoğrafhane” ismini verdiği koleksiyon, Türkiye’nin ilk kadın stüdyo fotoğrafçısı Maryam Şahinyan’ın çektiği fotoğraflardan, hayat hikayesinden, Türkiye’nin 50′lerden 90′ların sonuna uzanan moda anlayışından, İstiklal Caddesi’nden ve güçlü kadınlarından ilham almış. Kroşe çiçeklerin korsaj, yaka ve kemerlerde yer aldığı, çiçek deseninin fırça darbeleriyle farklı biçimde kumaşlarda yer alışı, yine Elaidi imzası volanların paça ve detaylarda kullanılışı harikaydı. Kumaş seçimi ise ben buradayım ve çok farklıyım diyordu; scuba, kadife, keçe ve tabii yine poplinler bir arada!

Saç ve makyaj tasarımı için ayrıca tebrikleri hak eden Ceren Ocak ise moda haftasının en güzel koleksiyonlarından birine imza atmıştı. Tasarımcının çok iyi kullandığı asimetrik kesimler ve pencereler gerçekten müthiş doğru bir matematikle kullanılmıştı, deriyi diğer malzemelerle olağanüstü güzel harmanlamıştı. Ultra büyük kemer tokaları ile bele sıkıca oturan, yine egzajare ahşap küpelerle stilize edilen tasarımların stylingi de moda haftasının en iyilerindendi. Cesur, seksi, feminen bir kadın silüeti izledik. Siyah, yağ yeşili ve taba tonların ağırlıkta olduğu koleksiyonda deri detaylı şeritlerle süslü pantolonlar, rugan mikrominiler, hasır örgü biçiminde deri parçalar, ahşap boncuk dizilerinden yaratılan şeritler iddialı ve dikkat çekiciydi. Tebrik ediyorum.

burçe bekrek

Sudi Etuz’un off site ve VR teknolojisi ile yaptığı sunumda “Earth” adını verdiği koleksiyonunun hazırlanırken biraz fazla aceleye getirildiğini düşünüyorum, hatta son dönem celebrity işbirliklerinden evrilmişti ve bence Etuz bu koleksiyonu sezon içinde geliştirecek. Burçe Bekrek ise açıkçası podyuma verdiği aradan sonra sanki bir tekrar koleksiyon ortaya koymuştu, bunu yıllar önce hatta çok daha iyisini çünkü çok daha “ilk”ken görmüştüm dedim.

Beni her zaman çok heyecanlandıran koleksiyonlara imza atan Tuba Ergin’in tasarım becerisi yanında olağanüstü bir ar-ge kafası var, araba lastiğinden çanta, ağaç kabuğundan kumaş yapabilen bir kadın, deriyi işleyişi ise kimselere benzemiyor! Bunların yanına bir de koleksiyonlarını derin felsefeler üzerine oturtarak kusursuzlaştırdığını ekleyelim. Çok çalışkan, çok yetenekli Tuba Ergin’de bu defa ben bir olmamışlık hissettim, “demi couture” olarak sınıflandırdığı koleksiyonda bir arada kalmışlık vardı sanki. Bence bunun sebebi Ergin’in son 2 koleksiyonunun olağanüstü iyi oluşu. Gerçekten de üstüne çıkması zor bir çıtaya yükseltti ismini, hani müzisyenlerde de vardır ya öyle iyi öyle iyi bir albüm yaparsın ki sonrakiler artık bir sınavdır. Bu koleksiyonu bu çıtanın çok altında buldum.

db berdan 01 db berdan 02 db berdan 03DB Berdan

Bu sezon Mercedes-Benz tarafından desteklenen DB Berdan koleksiyonlarının en önemli özelliği artık herkesin bildiği üzere verdiği “mesaj”. Hemen her koleksiyon bir fikirden çıksa da DB Berdan bu fikri her parçasıyla bağırmayı, saçıyla, makyajıyla, seçilen müzik mixiyle, şovuyla üstüne basa basa söylemeyi sever. Desen çalışmaları da, formlar da bu mesajı iletmek üzerine çalışılır. Bu sezon da sosyal medyanın, likelanmanın, selfie kültürünün kısaca sanal gerçekliğin bizi “gerçek”ten yaşamaktan alıkoyduğu argümanı üzerine hazırlanmış bir defile vardı. Yine desenler ve grafikler başı çekiyordu ama bence bu defa çok daha güzeli yani mesajı ve bu mesajdaki tezatı tasarımlar da herhangi bir desen, grafik ya da mesaj kaygılı yazı olmadan da çok güzel iletmişti. Viktoryen korselerde kullanılan sneaker bağcıklarından, sweatshirt ve tshirtleri süsleyen şair kollar ve kurdelalara, spor parçalarla kombinlenen pırlanta gerdanlıklara dek koleksiyonda gerçekle sanalın tezatı, görünenin olandan daha pırıltılı oluşuna dikkat çekilmiş, boyuna hatta buruna ışıltılı zincirlerle zincirlenen telefonlar ise gönüllü köleliğimizi simgeliyor sanki. @dbberdan şovları her zaman mükemmel bir ekip ve uyum sonucu ortaya çıkıyor, styling yine çok iyiydi, saç ve makyaj tasarımı da nefisti.

new gen 01

Selen Akyüz

new gen 02 Şebnem Günay

new gen 03Gökhan Yavaş

IMA mezunu genç tasarımcıların karma defilesinden oluşan NEW GEN son birkaç sezondur benim en heyecanla izlediğim, beklediğim müthiş bir oluşum. CORE ile birlikte bence moda haftasının en önemli ve değerli kısımlarından biri. İşin ilginci New Gen defilelerindeki bu gencecik tasarımcıların çıkardıkları koleksiyonları n günlerce izlediğimiz nice ben oldum diyen tasarımcıdan çok daha iyi, farklı ve özgün oluşu. Geçen sezon örneğin resmen moda haftasının en iyi koleksiyonlarını sunmuşlardı. Bu sezon 3 genç tasarımcıyı izlediğimiz New Gen podyumunda şahsi favorim Selen Akyüz’ün koleksiyonu oldu. Erkek giyimi için hazırladığı koleksiyonda dış giyim için hazırladığı parçalar gayet giyilebilir oluşu yanında tasarım dili olduğunu da bas bas bağırıyordu. Manşet ve yakalardaki minimal zımbalar, salaş modellerden savrulan kemer ve şerit parçalar, kesikler, pantolon yanlarındaki detaylı şeritler nefisti. Klasik Tüvidin modern zımbalarla buluşmasına bayıldım. Şebnem Günay ise bambaşka ve çok güzel bir kafa! Pastel, pofuduk, oversize parçalardan oluşan koleksiyonu ile olsun geçen sezon koleksiyonu ile olsun müthiş güzel bir Kuzey Avrupa Uzakdoğu harmanı, hafif bir Wes Anderson tatlışlığı var. Anlatılmaz izlenir. Yine erkek giyim koleksiyonu ile Gökhan Yavaş da ejderha ve çiçekleri ile çok başarılı idi.

bashaques 00 bashaques 03

Bashaques markası ile moda sanatçısı Başak Cankeş “giyilebilir sanat”ın mükemmel uygulayıcılarından biri, son birkaç sezondur ise buna “deneyim”i ekleyerek ve seyircisini buna dahil ederek gerçekten bambaşka bir kulvarda olağanüstü iyi olduğunu gösterdi. Bu defa hazırladığı #giyilebilirsanatdeneyimi sunumunun çıkış noktası ve “Balerinin Sıraltındaki Hayali” ismi sanatçının kendi çocukluğundan daha doğrusu bir çocuk hayalkırıklığından yola çıkıyor. Girişten çıkışa toplam 6 odadan oluşan sergide anneye ithaf edilen ilk odadan itibaren sanatçının baleyi bırakışını temsil eden son siyah odaya kadar aşama aşama anıların içine giriyoruz, bu yolculuğa her odaya özgü hazırlanan sunumlar ve hatta kokular eşlik ediyor, yani gerçekten Cankeş’in hikayesini biraz da gerçeküstücü bir yorumla deneyimliyoruz . İpek, tül organza ve yünlerle karışan çini desenlerden çıkan Degas balerinleri İznik’ten önemli zanaatkarların imzasını taşıyor. Göze, gönle hatta neredeyse 5 duyuya hitap eden sergiyi özetlemek için büyülü ve masalsıydı diyebilirim. Hem hikaye hem koleksiyon ve hem de ikisinin harmanını izlediğimiz sergiden ben çok etkilendim, ve kalbime kadar da hissettim. Fakat şahsi beğenimi bir kenara bırakıp daha sanat sanat içindir yaklaşımı ile bakarsam serginin özellikle yüksek sanatta görmeye çok aşina olmadığım bir aşırı çaba içerdiğini de söylemeliyim, yani sanki Cankeş sanatımı tam tamına anlatmalıyım, herkese hikayeyi hissettirmeliyim, buna bakıp da başka başka yorumlara değil tam da neyse onu vermeye çalışmalıyım gibi bir efor sarfetmiş gibiydi. Geçen sezon yine çok beğendiğim Gala’nın Hareme Girişi örneğin bu anlamda çok daha sanatsal bir üst bakışa, anlayabilene yaptım haline sahipti. Bunu negatif bir eleştiri olarak söylemiyorum hatta belki daha bile iyidir ama sanatın bu kadar çok anlatılma çabasında olmasının gerekli olmadığını, bizlere düşen bir pay kalması gerektiğini düşünüyorum. İşin giyilebilir kısmı ise kusursuz, olağandışı ve fazlasıyla özgündü. Athleisure trendinin bale ile birleşimi olaya bambaşka bir hava katmış, çini desenli ipeklerin özel desenlerle kıyafetlere dönüşü müthiş bir zerafet yaratmış.

bashaques 02

Herkesin geceli gündüzlü emek emek canla başla çalıştığı bir Mercedes Benz Fashion Week Istanbul’un daha ardından yine uzuuun ama moda okumayı sevenlerin seveceğini umduğum bir genel yazının sonuna geldim. Bizim 10 dakikada izlediğimiz defilelerin ardında aylar ve emektarlar var, umarım emeklerine layık birer izleyici olabilmişizdir. Tek bir defile hariç tümünü izleyip değerlendirdiğim moda haftası boyunca tüm yardım ve destekleri için Mercedes Benz Türkiye ve MBFWI ekibine; planlama, organizasyon ve iletişim mükemmelciliği ile L’appart Istanbul aileme sonsuz teşekkürler:) Ne giydim postları da sıra sıra sizlerle olacak.



"Mercedes Benz Fashion Week Istanbul AW2017 Sonlandı" postu İçin 5 yorum yapılmış.

  1. Anonim diyor ki:

    Benim tek yorumum şu olacak: Keşke Mercedes benz DB Berdan yerine Bashaques’i “present”leseymiş.

  2. empress diyor ki:

    eline sağlık :)

  3. www.yokyok.net diyor ki:

    Güzel paylaşım emeğinize sağlık

  4. Ebru Eskanazi diyor ki:

    Cihan Nacarin Irem Dericinin de giydigi beyaz tasarimi dikkatimi cekti. 2011 de Londrada buna inanilmaz benzer bir tasarim science vs fashion temali bir muzede sergilenmisti. Tasarimcinin adini unuttum ancak google da erdem kiziltoprak olarak buldum. Londra merkezli bir modaci sanirim ama bu kiyafeti gorur gormez valla onundur belki sandim. Cocuk gercek bakteriden kumas uretmisti ve ozellikle bu beyaz tasarimi benzettigim porselenden bakteri temali tasarimiydi bir google ysparsaniz ismi gorursunuz

    • styleboom diyor ki:

      ah çook iyi biliyorum hatta sanırım ya gazetede ya bana gelen bir bültende görmüştüm ben ve baya etkilenmiştim, harikasınız! ama doğrusu ben çok benzetemedim onda muazzam bir 3D işçilik filan var hatta şimdi yine baktım bu ise baya kumaşın verdiği bir boyut

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu