calvin-klein-205w39

Eylül yaklaşmakta, yani moda haftaları maratonu başlamak üzere. Bu yıl 6 Eylül’de yine New York ile başlayacak olan moda haftalarına bu defa Mercedes-Benz Istanbul tam da arada, NY’dan sonra Londra’dan önce katılıyor.  Senenin bu en sevdiğim dönemi başlamadan önce uzun yıllardır hep aynı giderken bir anda büyük değişikliklere gark olan büyük moda evleri ve bu evlerin yeni kreatif direktörleri hakkında bir yazı hazırlamak istedim.

Geçen ay Emaar Square Mall’da katıldığım bir söyleşide bu sezon kimin yeni koleksiyonunu heyecanla bekliyorsun diye sormuştu Koray Caner, hiç tereddütsüz kendisine Calvin Klein dedim, sebebi ise ilk şovunu bu kış gerçekleştiren yeni kreatif direktörü Raf Simons’du. Beni bu blogu açtığım uzun yıllardan bu yana takip edenler çok beğendiğim ve farklı bulduğum Raf Simons’un en sevdiğim tasarımcılardan biri olduğunu bilir, kendisi özelinde yazdığım bir kaç yazı da hala bu blogun arşivlerinde durmakta. Yine benim nazarımda Raf Simons bir zamanlar muazzam koleksiyonlara imza attığı Jil Sander ile sanki bütün gibiydi, müthiş bir ahenk, olağanüstü rafine ama sıkıcılıktan fersah fersah uzak bir çizgi, minimalizmin en feminen en imza parçaları Simons’un kaleminden çıkıyordu. Tasarımcının buradan ayrıldığı (efsane bir son koleksiyon ile) defilede gözlerim bile dolmuştu. Derken yeri zor doldurulur bir ismin Galliano’nun ardından bir kaç başarısız deneme ile bütün bütün sarsılan Dior’da gördük onu. Yeni çağda Dior’u Dior yapan Galliano’dan sonra büyük düşüşe geçen bu evi geleneksellikten hiç hazzetmediği halde yine şahlandırdı Simons. Dior mirası ile kendi çizgisini müthiş melezledi, ama satır aralarında artık özgür olmadığını okuyabildiğimiz itirafında ruhen tükendiğini belirretek ayrıldı. Bu noktadan sonra bende yine bir heyecan:) Ama açıkçası yeni evi de bende şok etkisi yarattı: Raf Simons Calvin Klein’ın yeni kreatif direktörü olmuştu. Üstelik yalnızca high-end Calvin Klein Collection’ın değil ev ürünlerinden, iç çamaşırlarına tüm Calvin Klein klanının kontrolü tamamen kendisine verildi. Tamam Amerikan moda endüstrisinin en köklü evlerinden biriydi, tamam pek çok devrimi gerçekleştirmişti, tamam sportif çizgisi Simons minimalizmi ile birleştiğinde efsane şeyler olabilirdi ama bana göre Calvin Klein, Amerika’nın “pop star”larından biriydi:) Poptu, edepsizdi, çoktu, aşırı Amerikalıydı!  Ve tüm bunlara rağmen isminin dahi doğru telaffuz edilemediği NY’da bu iki marka isim bir arada müthiş bir koleksiyon ortaya koydu!  Raf Simons Calvin Klein’ın başına bizzat Calvin Klein’den sonra gelen en iyi şey olabilir:) Son olarak bizzat tasarımcının sanat yönetmenliğini yaptığı sonbahar/kış reklamlarını da görünce bu sezon en heyecanla beklediğim koleksiyon kesinlikle Calvin Klein koleksiyonu olacak!

Lanvin-spring-2017-ad-campaign-the-impression-03

Ama her birliktelik böyle heyecan verici olmadı. Alber Elbaz sivri ve sonuna dek haklı dili sebebiyle  Lanvin’den kovulunca,  Elbaz’ın imza drapeleri ve yeteneğine muhtaç bu ev editörlerce yerden yere vurulan korkunç bir koleksiyon sonrasında ne olduğunu şaşırdı. Paris’in en etkin ve usta couture tasarımcılarından Bouchra Jarrar’a emanet edildiğinde ise tasarımcının içeride çatışmalar olduğunu ifade ettiği röportajjları olmuştu. 14 yıl Lanvin’in başında olan Elbaz öyle kesin bir Lanvin figürü yaratmıştı ki, yeni kreatif direktör Jarrar, Alber Elbaz’ın imza haline getirdiği o müthiş drapeleri yorumlamaktan kaçınınca (çünkü beceremeyeceğine asla inanmıyorum) sunduğu koleksiyon heyecandan çok hayal kırıklığı yarattı. Çok kısa bir süre sonra ise karşılıklı anlaşarak işbirliklerinin sona erdiğini açıkladılar. Lanvin şimdi yeni ve “Fransa’nın Micheal Kors”u olmayı hedefleyen bir tasarımcıya emanet. Açıkçası Micheal Kors’dan bir tane yetiyor diye düşünüyorum, o yüzden beklentim yüksek değil.

vaccarello sl

Şu son tasarımcı değişikliklerinde en çok kime yazık oldu derseniz hiç şüphesiz önce Yves’e sonra Yves Saint Laurent’e diyeceğim. Yaramaz ve öfkeli çocuk Hedi Slimane ile Yves’ini kaybetmeye razı gelen bu ev sonunda kurtulduğu bu tasarımcının koltuğunu yeni dönemin “edgy” ismi Anthony Vaccarello’ya teslim etmişti. Bu evde son iki sezonun koleksiyonunu hazırlayan Vaccarello hala Slimane’den kalan mirası kendi 80ler çizgisi ile yorumlamayı, Slimane’in kızgın rock punk çocuklarını yüksek ökçeler üstünde seksi kadınlara dönüştürmeyi markanın köklerine inmeye tercih ediyor. Güzel mi?- güzel, konuşuluyor mu?-konuşuluyor, satar mı?- satar çünkü sex sells ama bence Decarnin kreatif direktörlüğündeki balmain’de biz bunların kat be kat iyilerini gördük, bu silüet nereye kadar gider? Yves Saint Laurent’in Fransız ama genç, elegan ama seksi, maskülen ama dişi ruhu, mükemmel kesimleri, burjuvazisi yerle yeksan oldu. Bazen Tom Ford olsam gidip YSL’yi bassam diye düşünmüyor değilim:)

christian-dior-2017-fall-winter-campaign-2

Sosyal medya ve celebrity pohpohlamasıyla bir şey oluyor sandığımız Dior ise beni feminizm sloganlı tshirtleri ile maalesef kandıramıyor. Temmuz 2016da kreatif direktörlük koltuğuna geçen Maria Grazia Chiuri hele de son couture koleksiyon ile gösterdi ki bu yıl 70. yaşını kutlayacak olan Dior’u artık bambaşka bekleyelim. Son cruise koleksiyonunun esin kaynağından hemen her parçasına  pek güzel bulmama rağmen yine hiç Dior bulamadım. Nerede o Dior dikişi, nerede o Dior silüeti, nerede o Dior Fransızlığı?  Evet Chiuri’nin markayı mirasından koparıp daha çağdaş, daha feminist, daha modern bir noktaya getirme çabasını anlıyorum ama bana son koleksiyon karmalarına bakınca daha kimliksiz ( ya da en fazla ucundan İtalyan) geliyor, ne zaman oturacak, ne zaman gördüğümüzde (ucuz lastiklere Dior yazılmadığı sürece) bu Dior diyebileceğiz ya da diyebilecek miyiz bilemiyorum. Bahsettiğim tütüler, bele oturan feminen silüetler ya da romantik figürlerden çok daha fazlası.

Benzer kişilikleri ama farklı çizgilerine rağmen güzel bir hamur tutturan John Galliano ve Maison Margiela evi ise fazla bir şey beklemeyelim diyen bana bol bol güzel sürpriz yaşatıyor, yine de sanki Galliano burası için tasarım değil de styling yapıyor gibi geliyor. Çünkü tüm kötücüllüğüne rağmen John Galliano’nun dahi bir tasarımcı olduğunu malum.

Chloe_Met_Journey-001

Yaklaşan moda haftalarında heyecanla beklediğim diğer 2 konu ise, 12 yıldan sonra Givenchy’den ayrılan Riardo Tisci’den bayrağı devralan Clare Waight Keller ve dedikodu mu değil mi bir türlü netleşemeyen Tisci’nin Versace’ye geçişi. Her ikisini de beklemesi bile güzel!



"The Show Must Go On: Köklü Evler, Yeni Kreatif Direktörler" postu İçin 2 yorum yapılmış.

  1. Koray Caner diyor ki:

    Calvin Klein dedik, ta o günden beri ben de yeniden bir kurcalar oldum haberleri. Bu arada bloga yorum bırakmayı özlemişim, nostalji oldu.

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu