MBFWI XI. Sezonun Ardından - Style Boom

IMG_9594

Mercedes-Benz isim sponsorluğunda 10 sezonu deviren İstanbul’un moda haftası 11. sezonunda sanki son birkaç sezonun atıllığını atmış, canlanmış gibiydi. Tasarımcıların yalnızca koleksiyon değil makyaja, fittinge, stylinge, müziğe; her bir detayıyla modanın bu “show business” kısmının gerektirdiği her şeye aynı özen ve önemi verdiğini nadiren görmüş olan bu gözlerim bu sezon bayram etti. Çünkü “bütün” ancak bu şekilde mükemmelleşebiliyor. Bu sezon IMG-Doğuş’un çıkmasıyla, İHKİB ve BMDnin de yüzde yüz sahiplendiği moda haftasını acaba heyetler halinde iş adamları domine eder, kurdeleler kesilir mi diye düşünmedim desem yalan olur ama hayır Türk tekstilinin büyük patronları da kendilerini göstermek değil moda haftasını yükseltmek adına oradaydılar. Tasarımcı ve tasarım markalarının koleksiyonlarını yerli ve yabancı satın almacılarla buluşturan The Core ise bu sezon daha kısa sürdü ama edindiğim bilgiye göre bu daha kompakt strateji daha güzel dönüşler getirdi.

Gelelim sonbahar-kış 2019 için sergilenen koleksiyonlara. Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul son birkaç sezondur git gide couture ve pret-a-porter ayrımına sahne oluyor, neredeyse yarısı couture koleksiyonlardan oluşurken bu durum git gide daha ağırlık kazanmaya başladı. Ready-to-wear koleksiyonlar biraz daha azaldı ve couture ihtişamı yanında gölgede kalıyor gibi. Ancak benim gibi meraklı ve ilgili gözlerin, moda elitlerinin radarına girebiliyor.

Bu anlamda moda haftasının yüksek tasarım sunan ready-to-wear koleksiyonlarında Lug von Siga markasıyla Gül Ağış, erkek giyimde muhteşem bir koleksiyonla Emre Erdemoğlu, yeni isimlerden herkesin aklına yazması gereken Gökhan Yava, Brit etkisinde iyice güçlenen çizgisiyle DB Berdan, zamansız siluetiyle Miin by Kadir Kılıç ve duygusal hikayesiyle Mehtap Elaidi oldukça öne çıktı. Gül Ağış her koleksiyonda sadece tasarımları değil tasarıma hayat veren felsefesi ile de kendini aşıyor. Tasarım dili olan, hemen göze çarpan, bu sadece bende diyebileceğiniz kadar selektif hazır giyim çıkaran tasarımcımızın çok az olduğunu düşününce Lug von Siga ilaç gibi geldi. Sadece tasarımları ile değil, koleksiyon bütünlüğü, form ve fittingi, stylingi, defile müziği, castı herşeyi ile yine müthiş bir iş çıkaran Emre Erdemoğlu açıkçası geçen sezon çıtayı öyle yükseltti ki bunu sürdürülebilir kılabilecek mi diye düşünmüştüm. Beni utandırdı:) Kuzey Avrupa çizgisi maksimalist desen ve renk zenginliği ile birleşmiş ve Alexander Kokoskeriya stylingi ile harika bir koleksiyon ortaya konmuştu. Koza ödüllülerinden henüz çok genç bir isim olan Gökhan Yavaş da gerek tasarımlardaki özgünlük, gerek bu özgünlüğe rağmen giyilebilir oluşu, gerek farklı materyallerin bir arada günlük kullanıma uyduruluşu açısından muhteşem bir koleksiyon yaratmış. Stylingi de çok ama çok başarılı idi. Umarım tüm kurşunlarını bu koleksiyonda bitirmemiştir çünkü kendisini her sezon heyecanla bekliyor olacağım Kuşağının bence en yetenekli isimlerinden İpek Arnas üstelik zor bir kulvarda örgü giyimde olmasına rağmen yine tasarım dilini konuşturmuştu. Çok beğendim!

Couture koleksiyonları ele almadan hem geçen moda haftamızda hem bu moda haftamızda “semi-couture” olarak adlandırabileceğimiz koleksiyonlar olduğunu da ifade etmeliyim. Yani malzeme ve işçilik açısından hazır giyimden üstte ama bir yüksek couture işçiliğine de çıkmamış, aslında günlük hayata bile bir deri ceket, puffer mont ya da botlarla uyarlanabilecek couture parçalar. Bu sezon bunun en güzel örneğini Sudi Etuz koleksiyonunda gördük. Her yıl bir tasarımcıyı destekleyen Mercedes-Benz’in bu sezon desteklediği Sudi Etuz geçen sezon sunduğu “Earth and Ocean”ın devamı niteliğinde bir koleksiyon sundu. Şansım Adalı’nın romantik prensesleri bu defa daha asi, daha güçlüydü. Tasarımcının imza pilisoleyleri ve her zaman fark yaratan kumaş seçkisi spor kesimler ve puffer montlarla buluşmuştu. Yine artık imzası olan hacimli kollardaki pvc detayların boncuklarla birlikteliği de nefis bir detaydı.

Couture koleksiyonlara gelirsek burada başı yine –uzun süre sonra podyuma çıkan- Zeynep Tosun çekiyor. Couture’ün sadece emek emek pul payet işlemekten biraz daha fazlası olduğunu, abiyeden neden nasıl ayrıldığını görmek için bir Zeynep Tosun parçasını döndüre döndüre izlemek yeterli. Tasarım ve işçiliğinin olağanüstü olması yanında tanıdığım en donanımlı ve aktivist kadınlardan Zeynep Tosun lafla değil işle kadın emeğini yüceltmeye devam ediyor. Tanrıçalar koleksiyonu yine zanaatin ve couture işçiliğin muhteşem buluşmasının sonucuydu. Son bir kaç sezondur Tosun için özel olarak hazırlanan tel kırmalara bu defa tığ işleri de katılmış, kurşuni renkli inci boncuklar, güpürler ve ipeklerle buluşmuştu. Tosun’un bomber mont ve smokin ceket gibi imza parçaları ikonikleşecek yeni tasarımlarla kusursuz stilize edilmişti. Mass değil niş couture parçaların son dönemde yerel zanaate nasıl kucak açtığını dünyanın en iyisi kabul edilen tasarımcılarda da görüyoruz, Zeynep Tosun burada bizim en iyi temsilcimiz.
Yanısıra olağanüstü güzel bir couture koleksiyonla Nihan Peker de bu kulvarın en iyilerinden olduğunu gösterdi. Beyaz ve ekrunun hakimiyetindeki koleksiyonda ince işçilik, Grace Kelly zarafeti ve müthiş bir akış vardı. Nihan Peker de özellikle 3D işlemeleri ve sofistike silüeti ile etikete ihtiyaç duymayan tasarımcılardan. Kristal küpeler ve saten terlikler çok güzeldi. Bence Peker Grand Pera’da sunduğu ilk couture koleksiyonundaki bomber ya da oversize parçaları çok ağırlıklı olmasa da koleksiyonlarından çıkarmamalı. Bunun yanında Peker bence ceket takımların en iyi ismi; takımlarında kusursuz bir fit, olağanüstü iyi işçilik var. Bir Armani Prive ceket nasıl o couture koleksiyonun demirbaşlarındansa Peker’in takımları da öyle olmalı ve kalmalı diye düşünüyorum.

Tuvanam bize süpermodellerin gümbür gümbür yürüdüğü, müthiş müziğiyle yerimizde duramadığımız bir koleksiyon sundu ama bana sorarsanız bugün Tuvanam mağazada gidip görebileceklerimizden çok çok da farklı değildi. Gördüğümüz her parçaya işte bu Tuvanam diyeceğimiz kesin olan, hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden emekli onlarca parçanın sunulduğu koleksiyon podyuma çıkacaksa bence biraz yenilik, biraz farklılık gerekiyor. Raşit Bağzıbağlı ise 10. Yılını kutlamak üzere podyuma adeta 10 yılını özetleyen bir koleksiyonla çıkmıştı. Her tarz kadına, her yaşta kadına, her özel geceye uyabilecek birbirinden güzel elbiseleri izledik. Yine bunun bir yeni koleksiyondan ziyade 10. yılın anlatısı gibi gerçekleştiğini düşünüyorum. Mayoda “couture” kavramını yaratan Cihan Nacar yine çok cesur bir koleksiyona imza attı. Yakında pek çok klipte ve sahnede göreceğimize emin olmakla birlikte Nacar’ın mayo parçalarının rahatlıkla gece giyimine kombinlenebildiğini söylemeliyim.

IMG_9236

Moda haftası boyunca ben ve benim gibi eskilerin en sevdiği şeylerden biri Mercedes-Benz tarafından Burçin Erdurgut’un artistik yönetmenliğinde hazırlanan “Story of X Seasons” kitabı oldu. Tamer Yılmaz’dan Getty fotoğrafçılarına 10 sezonun defile, kulis, davet fotoğraflarının bir araya geldiği bu görsel arşivle yıllar yıllaaar öncesine gittik. Nereden nereye dediğimiz, her güzel işin geçmişinde emeklemeler ve kocamaaaaan bir emek olduğunu gösteren müthiş güzel bir kitap olmuş.

Nice 10larca sezona diyerek bu moda haftasını da bitiriyorum. Tasarımcısından kreatif ekiplere, PR ajansından servis elamanına, transfer şöföründen sponsorlara moda haftasını yükselten herkese sonsuz teşekkürler. Önümüzdeki sezon görüşmek üzere :)

IMG_9966



"MBFWI XI. Sezonun Ardından" postu İçin hiç yorum yapılmamış..

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu