| Juno

lug von siga ss2015

Herkese harika bir hafta diliyoruuum! Toplantı silsilesi ile geçip giden bir haftadan sonra bu haftam da yine koşturmakla  geçecek. Sonra bir bakacağım Eylül olmuş, bir bakacağım şu söylendiğimiz sıcağı özleyeceğim kış gelmiş. O yüzden sıcağın da, yazın da, bu haftanın da tadını çıkarmak üzere hadi birbirimize söz verelim:)

Hangimiz bir ay çiçeği tarlası, gelincik tarlası ya da kır çiçekleri okyanusu gördüğümüzde koşup içine dalmıyoruz? Hangimiz onlara karışınca mutlu, ama çok mutlu hissetmiyoruz. Benim bu fotoğraflarım da bir zambak tarlasına bodoslama daldığım bir akşam üzerinden. Postun adını o yüzden Juno koydum (zambak Juno’nun yani Tanrıça Hera’nın sembolüymüş ) Her ne kadar ben burada bir tanrıça ağırlığı sergileyememiş olsam da herkesin arada ayakkabılarını çıkarıp toprakta dansetmesi gerekir öyle değil mi? Toprak bizi bunca iyi hissettiriyorken topraktan kopmaya doyamayışımız, toprağı yalnızca vahşi politikaların ağzına sakız yapıyor oluşumuz ne fena. devamini oku

| Breton’un Çizgili Tarihi

marine kombin önerisi 00

Çizgileri hangimiz sevmiyoruz? Hele bir gardrobun olmazsa olmazı Breton çizgili bir tshirtü:) Bize  yazı, denizi, çabasız şık olabilmeyi, denizden esen rüzgarı, denizci şarkılarını hatırlattıkça sevmeye de devam edeceğiz. Orijinal Breton tshirtde tam 21 çizgi olduğunu biliyor muydunuz? Ve Breton’un uzun mu uzun bir geçmişi olduğunu! Bundan çook uzun yıllar önce, 1858′de Fransız deniz kuvvetleri için hazırlanan bu pamuklu üstün ordudan modaya hızlı geçişi elbette biriciğimiz Coco Chanel’in dehası! Fransız rivierasında yaptığı bir tatil sırasında rastladığı askerlerin üzerinde bu tshirtü çok beğenen Coco, Breton çizgileri 1917 Resort koleksiyonuna katıyor vee hem yeni bir çağ başlıyor, hem yeni bir parça moda literatürüne “zamansız” sıfatıyla girişini yapıyor. Sonra Bardot’nun, Audrey Hepburn’ün, ve hatta Picasso ‘nun üzerinden çıkmaz hale geliyor bu çizgiler.

Her ne kadar benim bu kombinimde bir Breton tshirt olmasa da her lacivert-beyaz çizgili şey Breton’un kardeşidir diyerek biraz yancılık yaptım:) Tshirt inceliğinde trikom bu sezon, şortum ise geçen sezondan.

Sanırım çizgiler kadar sevdiğimiz bir diğer şey de bu turuncu cansimitleri! Bunlarsız yaz fotoğrafı olmadan olmaz diyenler elime mum diksin:) devamini oku

| Kulübe

rukiye gökçe 02

Bu postun konusu daha bu post yazılmadan, bu postun fotoğrafları bile çekilmeden çok çok çok önce bir kulübe sayesinde belirlenmişti! Kulübe dediysem hiç öyle masalsı bir şey de beklemeyin, işin aslı ilham kaynağım bir güvenlik kulubesi idi:) Hilton Dalaman’da bir günbatımında keşfe çıktığım sırada silüeti ile karşılaştığım (az sonra aşağıda göreceğiniz) kulübeyi sazların arasında görür görmez galiba bir Wes Anderson filmi içine girdim diye düşündüm, Tanrım acaba inanılmaz zeki ve aynı derecede nüktedan repliğim neydi! :) Peki ya kostümüm?  Kulübenin kapısını tıklattığımda karşımda Bill Murray güvenlik görevlisi kostümü içinde “Buyrunuz?” dedi, ben de ona yarın sabah gün doğarken burada fotoğraf çektireceğim, şimdiden haber veriyorum diyip koşa koşa odama geri döndüm. Bilirsiniz Wes Anderson karakterleri kadar o karaktelerin kostümleri de müthiştir. Kostüm tasarımcım Rukiye Gökçe bir Wes Anderson karesine yakışacak kadar keskin çizgileri ve pastel rengi olan bir bluz hazırlamıştı. Söz verdiğimiz gibi Özberk’le tam da gün doğarken kulübeye ve sazların içine koştuk. Fonda Clash’den Police&The Thieves çalmaya başladı. Ve  sahne! devamini oku

| “Re”fresh

0 anna sui 1

1 haftalık bir çekirdek aile tatilinden sonra herkese yeniden merhaba:) Bebekle tatil kolay değil, ama bir yandan da 1 yıl anlatacak kadar hatıra ve komiklikle de dolu, ortam değişince bir bebeğin anormal hızdaki adaptasyonu ve öğrenme hızı da insanda hayranlık uyandırıyor. 8 günde bizimki şimdi bambaşka bir “küçük adam”. Ya tatil? Tatil ise bir nevi Shakespeare komedyası (hani içinde tragedya da barındıran:p cinsinden)

Bu tatilde en çok ne düşündüm biliyor musunuz, “tatil”in artık hiç de tatil gibi olmadığını. Bu tatil, #babyboom artık ışık hızında koşup, konuşup, dur durak bilmeden varsa tüm düz duvarları getirin tırmanayım şeklinde olduğundan; elbette hala yaşı sebebiyle oyun arkadaşı olmam gerektiğinden; yemekleri hap hup yiyip kalkmak, şezlongda miskinlik yapamamak, bir kitaptan yalnızca 3 sayfa okuyabilmek, bir zamanlar Dita von Teese gibi bembeyaz gidilip dönülürken şimdi  3 değişik renkte bronzlaşmak ve son derece yorulmakla geçti. Şu zamana kadar çıktığım “hayat bana güzel” tabirli iş tatilleri ise Özberk’le gündoğumunda kalkıp çekime koşturmak, plato keşfi yapmak, asla tatil yapmayan, asla ara vermeyen, asla hız kesmeyen sosyal medya ve dijital çağ yüzünden şezlong üzerinden de olsa bilgisayar önümde pata küte çalışmak, çalışmak kısmı neyse de İstanbul’da bırakılmak istenen stres ve gerginliğin klavyeden parmaklarımın ucuna oradan taaa mideme kadar inişine seyirci kalmakla geçiyor. Peki tatil nasıl yapılıyordu da hiç dönmek istemediğim, inanılmaz dinlendiğim ve huzurla dolduğum bir halde geçiyordu? Sanıyorum benim, biz hepimizin ara ara inzivaya çekilmeye ihtiyacı var artık. Kimseyle br şey paylaşmadığın, sadece kendine sakladığın, kendinle baş başa kaldığın, hızla değil, telaşla değil, yetişmekle değil beynine “bi sus” emri vereceğin, bedenine “biraz esne” kıyağı çekeceğin, kitabını okurken uyuyakalıp denizden ya da dağdan esen rüzgarla buz keseceğin, nefes alacağın, topraklanacağın bir inziva hali.

Bu postun fotoğrafları ise Hilton Dalaman ziyaretimden.  devamini oku

| Bizi Ayıran Nehir

beste gürel indian silk

Babam için iyi olan herşey -cennet olduğu kadar alabalık da- zarafete bağlıydı; zarafet de sanata bağlıydı ve sanat kolay elde edilmezdi.“(*)

Kitabını okuduğum pek çok filmi -bir kaç istisna hariç- izlememeyi tercih ederim çünkü hepimizin bildiği gibi filmleri hiç de bizim hayal ettiğimiz gibi çıkmaz, daha fenası kitapta bize en çok dokunan kısım filmde belki hiç yer dahi almaz; işte bu bende  hayal kırıklığından ziyade “öfke” olarak ortaya çıktığından filmini izlemeyip tatlı canımı sıkmamayı seçerim. Fakat bazı kitapları da filmini izledikten sonra “doyamadığımdan” alıp okumuşluğum vardır. Yukarıdaki satırların ait olduğu “A River Runs Through It & Other Stories” işte onlardan biri. “Bizi  Ayıran Nehir” adıyla Robert Redford’ın yönettiği ve enfes bir Brad Pitt’in döktürdüğü gerçek bir hikayeden uyarlanan bu film zamanında beni çok etkilemişti. Muazzam görüntüler, duygusal bir hikaye, iki erkek kardeş ve bir baba. Sürükleyici, sürprizli ya da şaşırtıcı değil ama huzurlu, gerçek, derin.

Bu post Hilton Dalaman ziyaretim sırasında kendimi o filmin içinde hissettiğim gün doğumlarından birinden geliyor, nehir neredeyse denize kavuşmak üzere, sıra sıra dağlar önümde, güneş onların ardından yükseliyor. Balıklar kocaman sıçrayışlarla günü selamlıyor. Bu sahneyi hissetmişim gibi doğal dekoruma çok uygun bir Beste Gürel kostümü seçmemiş miyim ne dersiniz:) devamini oku

| Büyük Bir Gün!

ozberk baz son1

Günlerden soğuk bir Aralık günü idi, 2011′in son ayı, son haftası. O gün Özberk Baz’la ilk kez bir çekim için bir araya gelmiştik, o da Bilgi’de yeni bir öğrenciydi. İlk izlenimim bu kadar kibar bir insan kalmış mı dünyada olmuştu, fotoğraf çekerken mutlu görünüyor ikincisiydi, bir de kadraj tam olsaydı ne vardı:p O gün bugündür biz Özberk’le hem güzel anları karelerde dondurduk, hem güzel anıları biriktirdik.  Tanıdığım en sosyal, en çalışkan, en pozitif, en keyifli, en zeki, birlikte vakit geçirdikçe bir de sürekli bir şeyler öğrenebildiğim nadir insanlardan biri. Dahası tanıdığım en iyi editöryal fotoğrafçı. Ve bugün onu kutluyoruz:) devamini oku

| Bereket Tanrıçası

mardin ipekyolu04

Aslında Mardin’deydik, ama kendimizi Valencia’da bir ara sokakta sanmıştık Özberk’le. Demek ki gözün gibi bakınca, koruyunca, derleyip toplayınca memleketini; dokusunu, toprağının rengini, suyunu, kokusunu bozmayınca o hep imrenilen “dünya şehirlerinden” olabiliyor kolayca. Gelecek Turizmde projesi için gittiğim, kalbimin bir köşesini de bıraktığım Mardin İpekyolu Konukevi’nin arka sokağı burası. Sıradan insanların sıradan günlerde evine gelir giderken inip çıktığı sıradan merdivenlerden birinin sıradışı güzelliği işte. Benden güzel, elbiseden güzel, fotoğraftakinden bile daha güzel bi yolunuzu düşürseniz.

devamini oku

Toplam 34 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.İlk...6789101112131415...30...