| Evi Ev Yapan Küçük Dokunuşlar

kleenex 01

Hemen hepimiz için evimiz ve evimizin dekorasyonu çok önemlidir öyle değil mi? Evimiz en az dış görünüşümüz kadar güzel olmalı, içimiz kadar bizi anlatmalıdır. Dört duvardan oluşan bir boşluğa “ev” demeden önce onu nasıl süsleyeceğimizi hayal eder, epey mesai harcar; çok uzaklara, çook güzel yerlere bile gitsek, dışarıda çılgınca da eğlensek sonunda “ev gibisi yok” der geri döneriz. Her ne kadar bir evi eve benzeten koltuktu, duvar kağıdıydı, perdeydi gibi büyük parçalar da olsa, evi “ev” yapan küçük ayrıntılar, ufak dokunuşlardır. Balkondaki saksılar, bize özel kokulu bir mum, sehpadaki kitaplar. Bu detaylar bizi anlatır; çiçekli, renkli, sofistike, sarkastik:) Hepimiz bir başkayız, evlerimiz de farklı. İşte bu güzel yelpazenin içinde belki de en eğreti duranlar “ihtiyaç” için bulunan kutu ya da ıslak mendillerdir, daha doğrusu –di! çünkü sonunda kağıt mendilde de tasarım dilini konuşturan Kleenex Türkiye’ye geldi. devamini oku

| Hadi Bodrum’a Koşmaya!

bodrum global run

Siz de Mart ayına en az benim kadar kızgınsanız büyük ihtimalle siz de çoktaan şehirden kaçmak, sıcaklara göçmek, mavi bir gökyüzü görmek, deniz ve güneş hayali kurmak için bahaneler aramaktasınız:) İşte ben de size çok güzel bir bahane -hem de amaçları şahane olan- bir bahane anlatmaya geldim! 1-3 Mayıs arası Bodrum’a “koşmak” planı:)

Genel olarak eşe dosta eşlik etmeyeceksem, ya da tepemin tası bir şeylere atmamış ise koşan bir insan değilim ama keyifli planlara dahil olmaya bayılan bir insanım. Benim için spor, pilatesimi aksatmadan yapmak, öncesinde cardio ya da koşu ile ısınmak olsa da Global Liman İşletmeleri’nin düzenlediği Bodrum Global Run‘ı duyunca hem Bodrum, hem hadi misiniz soruma hadi diye cevap veren arkadaşlarım hem de koşunun gelirinin Parıltı Görmeyen Çocuklara Destek Derneği’ne bağışlanması hemen kayıt olup, antrenman takvimi hazırlamama yetti. #globalrun2015 ‘e hazırlanmak için önümüzdeki haftasonları benim için istikamet Caddebostan sahil çok net! devamini oku

| Kıyafetler Konuşuyor!

nesfit konusan kiyafetler

Herkese mutlu pazarlar!

Bilmem hatırlar mısınız bir beyaz tshirtle tartıştığım ve küçük siyah elbisemi yoldan çıkardığım iki postumu:) Kıyafetlerimle konuşmayı seviyorum diyelim. Bu postları hazırlarken çok eğlenmiştim doğrusu. Nesfit’in bu hafta gördüğüm yeni reklam filmlerinde de kıyafetler konuşuyor, yaz yaklaştıkça dedikodu da yapıyorlar sanki:) Keyifli bir çalışma olmuş. İzlemediyseniz benim favorim hemen yazının devamında skinny jeanin konuştuğu video.  3 farklı filmde farklı kıyafetlerin dile geldiği tüm videoları ise Nesfit facebook sayfasından izleyebilirsiniz. Sanırım ben de kıyafetlerime yeniden kulak verip bu yazı dizime kaldığı yerden devam etmeliyim, bu reklam bana motivasyon olsun. devamini oku

| Merhaba “M”art

01 mart rifle paper co

Günaydın 1 Mart! Bakalım bu yıl da yalancı baharı oynayıp sonra kazma kürek yaktıracak mısın?

Bu senenin kısacık Şubat’ını büyük bir kayıpla kapattık. Yaşar Kemal her ne kadar İnce Memed’iyle ölümsüzlüğü 4 kitaba sığdırmış olsa da fiziken aramızdan ayrıldı. Kendisi gitse de raftaki kitapları ile çok uzun yıllar boyunca hepimizi bir güncük olsun Çukurovalı yapacak, bir kaç dakikacık olsun adalet uğruna gözümüze çelik pırıltısı yerleştirecek, metrodan inmeden önce o son sayfada memedim şahinim derken sanki Toros’dan nefes çekmişiz zannettirecek,yatmadan önceki satırlarımızda Hatçe gibi kalçamızın izi mi kaldı diye oturduğumuz yere baktıracak. Her ölümsüzün bir destanı yok mudur zaten?

Bu ay benim için çok telaşlı, çok koşturmalı geçecek. Haftaya taşınıyorum! Ayın 6′sında önemli bir konferans var. Ayın 13′ü kocimin doğumgünü:) 16-21 arası ise İstanbul Moda Haftası başlıyor ve Özberk’sizim! Hepsi üst üste ve aralıksız:o Ve ben nedense Şubat’ın son iki haftası sürekli kendime zorluk çıkarmakla uğraştım, sanki hevesimi kaybettim bulamadım, hep insana en büyük motivasyon yine kendindendir derken tuttum bir “olumsuzlama” hastalığına yakalandım. O olmaz, bu olmayacak, şunu halledemeyeceğim diye başladım cümlelerime. Kendimi kötü hissettim. O sırada instagramda takip ettiğim bir moda dergisi “anı yaşa” paylaşımı yaptı, asla anı yaşayacak kadar da lüks, gamsız, bohem olamadım ama o paylaşım bana Saul Bellow’u hatırlattı. O yüzden Mart’ı Bellow’la açmaya karar verdim.

Bellow’u ilk olarak “Boşlukta Sallanan Adam” kitabı ile tanımıştım, ama bence yaşça çok erken okuduğum bir kitaptı. Kitap kurdu babamın biz ortaokuldayken Nobelli yazarları okutma rutininde o da aradaydı. Onu daha sonra yeniden okuduğumda, kitabı daha iyi anlayıp, yine de çok sevmemekle birlikte Saul Bellow’u çok sevdim. Anlatımı bir şekilde beni kendine çok çekti, sırf ismini beğendiğimden Augie March’ın Maceraları ondan okuduğum ikinci kitaptı ve kitaplığımın en sevdiklerim köşesinde hala yerini koruyor. Okumadıysanız mutlaka okuyun derim. Buraya ise yukarıdaki alıntıyı yaptığım kitabından geldim: “Yağmur Kral”. Hem bu kitap, hem Herzog bu ay eşime doğumgünü hediyesi olarak vereceklerim, eminim 36 yaş için isabetli olacak. Kendime hediyem ise “Lily, kendimi nakavt etmeyi bırakacağım” sözünü bir daha hiç unutmamak. Bu ay da bu raundu ben kazanacağım:)

| Belgesel Tadında Hocacım

kadir namli personal trainer pt

Herkese TGIFler diliyorum:) Ne zamandır yapmak, yazmak istediğim bir post ile karşınızdayım. Beni uzun zamandır takip edenler egzersiz rutinimi doğumdan sonra bir kişisel eğitmenle devam ettirdiğimi biliyorlar. Bu, o zamanlarki hassas durumumda herhangi bir yanlışlık yapmamak, özenli ve dikkatli olmak adına yaptığım  bir seçim iken üzerinden 20 küsür ay geçti ben hala “belgesel tadında hocacım” diye nitelediğim Kadir Namlı ile çalışmaya devam ettim. Artık kendisi -tabii o da istediği, uygun olduğu ve ben de sağlıklı olduğum sürece elbette-hayatımın bir parçası:) Çok şanslıyım!

Sizi kendisi ile daha önce “Hamilelik Kiloları Nereye Gitti?” yazımda ve “7″nin kadınlara öneriler veren bir postunda zaten tanıştırmıştım, beni instagramda takip edenler ise haftada 2-3 kez onu andığım paylaşımlarımla daha yakından tanıyor sanırım. Kendisine neden “belgesel tadında” diyorum bahsettiğim iki postda da açıklamıştım, ama yine hatırlatayım, onunla sadece egzersiz yapmıyor aynı zamanda vücudunuzu tanıyor, öğreniyor, sinir sisteminizden kaslarınıza iskeletinize hepsi ile konuşmayı, dahası onları dinlemeyi ve onlara söz dinletmeyi de öğreniyorsunuz. Bir bilgi açı olarak ve hiç bir şeyi mantığını anlamadan beceremeyen biri olarak bu benim kendisine hayran olmam için yetiyor. Gelin görün ki herkes gibi hocacımın da bir kusuru var: sosyal medyayla hiiiç arası yok! Fotoğraf çektirmeyi hiiç sevmiyor! Bir antiselfiest:p Facebook mu o da ne dese inanırım, o derece:)

Daha dogrusu yok(tu) diyelim, ne yaptım ne ettim onu da dünyamıza kattım sevgili Boomerlar! Artık onu instagramda @kadirnamli hesabından takip edebilirsiniz! devamini oku

| İstanbul’da En “7″ Çay Saati

7cay

Günaydıın! Herkese “7″den bir çay:)

Hayatta canı çay çeken bir insan değildim, kahve zaten bana göre değil, hiç kahve insanı da olmadım. Bana süt olsun, sıcak çikolata olsun, en fazla ıhlamur olsun, yazın da hep limonata olsundu. Ama ne zaman hamile kaldım bir “çay saati” aşermesi başladı bende, çayı değil de çay saatinin keyfini çekiyordu canım belki de. Ondan sonra bende de 5 çayı başladı, her ne kadar çayseverlerin pek onaylamadığı türden neredeyse trasnparan paşa çayı içiyor olsam da olsun!

Bu hafta “7″nin konuğu çoğumuzun seyahat yazıları ile tanıdığı ama çaya da en az seyahat etmeye kadar düşkün Özge Lokmanhekim:) Seyahatperest isimli blogunda bize dünyayı gezdirirken bir yandan çay keyfini de ihmal etmiyor. Ben de Özge’yi 5 çayı uzmanı ilan ettim ve ona sordum, İstanbul’da çay keyfi yapılası 7 mekanı bizim için yazdı. Demli çayımı yanıma alıp sözü ona bırakayım:)
devamini oku

| Mixo

mixo restaurant

Ben öyle kolay kolay hasta olan biri değilimdir, olacağımı hissedersem de hemen gerekli önlemleri alıp savaşa girişirim:) Ama eğer olursam, işte o zaman çok fena! İki seksen devrilirim:) Yılbaşından bir kaç gün önce canım cicim Ayşegül’cüğüm Martı Istanbul Hotel’in girişinde yer alan Mixo Restaurant’da çok özenerek ve keyifle hazırlandığı bir yılbaşı yemeğine beni de davet etmişti. Söz vermişim, bir sürü arkadaşım orada, çok eğlenceli olacak kesin, ama ben nasıl hastayım nasıl! Yine de kalktım gittim:) Gittim ama o enfes masadan ne yediğimi anladım, ne içtiğimi, ne de sahnede yerini alan harika caz grubundan dinlediğimi. Burun tıkalı, tat alma duygusu sıfır, kulaklar uğulduyor, herkes Mixo’nun iddiali şaraplarından hmmm, owww, owemciiii sesleri eşliğinde tadarken ben ballı ıhlamur içiyorum:) O zaman dedim ki benim buraya yeniden gelmem şart! Bi kere o kağıtta kalamar denen şeyle sözleştim!

İşte bu post sözümü tuttuğum günden:) Özberk sömestr tatiline çıkmadan önceki geleneksel öğle yemeği yiyelim, tatil sonrası planları yapalım, biraz da kaynatalım (hep çalışacak değiliz ya) buluşmamız için Mixo’da buluştuk, ama keşke akşam buluşsaymışız çok sıkı bir Küba gecesine hazırlık yapılıyordu. Neyse gelelim ben ne giymişime, ve spor hocamın da gözlerini yaşartacak şekilde ben ne yemişime:) devamini oku

Toplam 12 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345678910...