| Pantheon ve Homini Gırtlak

En son Pantheon yolunda kalmıştık! Hadi devam edelim:) Piazza Navona’nın hemen paralelinde önünde sürekli polislerin bekleştiği(ki Roma polisleri ayrı bir postu hakediyor hanımlar:)) kocaman bir caddeden karşıya geçip sokağa dalıyoruz.
Sağda solda minik, hatıra eşyalar, magnetler vs satan sükkanlar var. Audrey Hepburn-Gregory Peck’li “Roman Holiday” ve o meşhuuur Aşk Çeşmesi sahnesiyle Anita Ekberg-Marcello Maestroianni’li “Dolce Vita” filmlerinin izleri hala duruyor:) Hollywood Cinecitta’ya karşı… Bu arada ilk ganimetimi de gözüme kestirmiş oldum: Vespa aşkınaaaaaaaaaaaaaaa ♥

Sağdan mı gidiyoruz, sola mı dönüyoruz derken bir sokaktan köşeyi döndük ve o ne! Pantheon karşımızda dikiliyordu:) ve yine bir meydan: Piazza della Rotonda. Roma’nın bu olayını sevdim, sanki tüm şehir tarihine ve yayalarına göre şekil almış, herkes onların iyi, güzel ve rahat olacağı şekilde kendini ayarlamış. Tarihi eserin içinde yaşayıp gidiyor, gazeteni alıyor, yemeğini yiyor, evine girip çıkıyorsun:)

Pantheon, yani “Tüm Tanrılar Tapınağı” ilk olarak bir Pagan tapınağı olarak hayatına başlamış, sonra kiliseye dönmüş. Dünyada döneminin ennn iyi korunmuş yapısı olarak geçmekteymiş ki hakikaten İsa’dan önce 117 yılında yapılmış bir yapı olarak nasıl böyle dimdik ayakta muazzam! Pantheon’a giriş ücretsiz, kapanış saati ise yazın ve kışın değişiyor, gitmeden önce kontrol edin derim:) Hele biletli girişi olan yerleri amman diyeyim gördüğünüz kapanış saatinden 1 saat önce gidin, gişeyi kapatıyorlar çünkü!

Sütunların üzerinde Latince “M. AGRIPPA.L.F.COSTERTIUM.FECIT” yazıyor yani Lucius oğlu Marcus Agrippa’ya adandığı. Kendisi ünlü Roma imparatoru Hadrian’ın babacığı. Ben de babama babalar gününde bir kemer aldım en fazla:o Yazının üzerindeki üçgen kısımda bir zamanşar Titanların savaşını anlatan rölyefler varmış.

İçerisi ise çok ama çok değişik bir his veriyor. Öncelikle kocaman, kocamaaaan bir boşlukta olma hissi, hem de etraf anıtlar, heykeller, tablolarla doldurulmuş olmasına rağmen. Pek çok ruhani kişinin anıtları var burada, dua edenler vs, o yüzden aslında “gezdiğiniz” yer oldukça kutsal bir yer.

Bunca yüzyıldır ayakta durabilen Pantheon bir mimari deha. “Oculus” ismi verilen tepedeki deliğin olduğu kubbenin çapı ve Pantheonun yüksekliği birebir aynı, yani nasıl dev bir kubbe siz düşünün ve o kubbeyi taşıyan hiç bir şey yok, ne kolon ne bir şey, tamamen arkların kesişmesiyle inşa edilmiş ve hala dayanıyor olması herkesi hayretlete gark ediyormuş. Misal beni etti. Ve bu delik-Oculus- yapının ışık aldığı tek şey yine de nasıl bir yansıma sağlandıysa içerisi ışıl ışıl olabiliyor!

Pantheon’dan çıktığımızda pek tabii ki önünde yer alan büyük havuzun orada biraz oturup etrafı seyrettik, hemen çok yakında kaçırılmayacak 2 yer var: Biri Pantheon’un sağ karşı sokağında Via degli Orfani’deki Tazza d’Oro! Oradan bir espresso granita con panna hüpletmeden gelmeyin. Bir dee yine çok yakında ama anlatmam zor Sant’Eustachio, yukarıdaki haçlı geyik kafasını gördüğünüz anda onu da göreceksiniz:) Ve millet 1938den bu yana burada cappuccino kuyruğunda:) Biz deneyemedik:)

Ne zaman ki karnımız kiliseden önce zil çalmaya başladı kalktık. Bu arada önemli not: Roma’da su bedava! Evet su almanıza gerek yok çünkü adım başı küçük ve süslü çeşmecikler var ve suyu da şehrin dışından bir kaynaktan geliyormuş, su şişemiz hiç boş kalmadı:) Bir nevi hayrat mantığı:)

Gerisin geri Piazza Navona’ya dönüp yemek yiyelim dedik, böyle de mahalleli olduk hemen yani:p Roma’da “Blue Ice” isimli zincir bir dondurmacı var, yukarıdaki bir şubesi. Evet pek güzel ama ı-ıh hiç itibar etmeyin bence çünkü daha neler var neler:)

Dediğim gibi Navona’da meydandaki çok turistik yerlerden birindense ara sokaklara dalıp Via Santa Maria dell’Anima’da sevimli bir restoran keşfettik: Ponte a Parione :) Bir kaç turist masası dışında çoğunluk İtalyandı. Roma’da kimse İngilizce konuşmayı ya sevmiyor ya bilmiyor, konuşanı da aman Tanrım konuşmasın dersiniz öyle kötü. Neyse burada garsonumuz İngilizce cevaplar verebiliyordu:)

Ben lazanya istedim, evet yukarıda gördüğünüz gibi tipi kaymış değil mi? Annem olsa garsonu çağırıp evladım al bunu geri, düzgününü getir derdi:) Ama Roma’da sunuma çok takılmayın, öyle bir şey yok! Tada gelirsek yediğim ennn leziz lazanyaydı! İkinci bir tabak için bile yerim vardı!

Yeniden Navona’ya çıkıp artık yerini çoktaan alan ressamların, sanatçıların, müzisyenlerin standlarını gezdik. Bir Çin ustaya yukarıdaki gibi süslü bir Styleboom yazdırdım:)) Nasııl?

Roma’da sadece pizza, spagetti, lazanya ye, sürekli dondurma ve kahveye dal, kruvasan yuvarla! E peki bu insanlar böyle beslenip nasıl ince kalabiliyorlar diye baya asabım bozuldu:) Meğer sırları varmış: limoncello ve grappa. Bunlardan içtin mi hoppacık yağlar eriyip gidiyormuş:o

İnanmadım ama…

…ama denedim:) Sokağımızın köşesinde yoldan geçen her kıza yazan ve kızların da pek şikayetçi olmadığı pek jonkortajarena bir garsona sahip cafe-bara oturup bir limoncello sipariş ettim. I-ıh beğenmedim:)

Yine bize yürüme mesafesinde illa gidin görün denilen bir meydana da hadi biz yağları bildiğimiz yoldan yakalım diyerek yürüdük: Campo di Fiori. Burası bir açık hava pazarının kurulduğu, çiçekçilerle dolu, yine kendine ait kocaman bir havuzu olan bir meydan. Daha çok sokak kültürüne ev sahipliği yapıyor. Akşamı orada sonlandırdık. Sahaflara takıldık…

Bir zamanlar burada idam edilen Giordano Bruno’nun karanlık gölgesi ve dolunay altında ilk günü tamamladık:)

| Piazza Navona

Bugün de Roma’da yarımcık günümüzde neler yaptığımı anlatayım bari:) Ne giydim daha sonra gelecek, ama çook isabetli bir elbise seçimi yapmışım o kesin… Burada hemen önemli not: Roma’ya ayak basar basmaz harita edinin Turizm Info’dan demiştim ya, kendi kendinize gezmeye kararlıysanız, işte oradan hemmen ROMA PASS de alın, o kadar çok müze var ki, en ekonomik ve daha önemlisi hızlı yöntem bu. Ayrıntılı anlatacağım.

Bavulları eve atıp üstümüzü değişir değişmez, haritanın başına geçtik ve hava kararmadan nereye gitsek diye rota çizmeye karar verdik. Yuh ayol hala acıkmadın mı diyenlere, dün yazmayı unutmuşum, Termini’den çıkar çıkmaz bir “take over” pizza atmıştım elbette^.^ Roma’da bizdeki döner-ekmek ya da ıslak hamburger mantığında pizza alıp yiyebileceğiniz küçücüük, yüzüne bakılmayacak dükkanlar var, ama o dükkanlarda ne pizza var heyhaat! Ben çok tıkanmayayım diye “quarto” pizza istedim yani çeyrek ama boyumca çıktı kendisi:)

Neyse rotamızı PANTHEON olarak belirledik çünkü hem benim ennn çok görmek istediğim yerdi hep, hem de çok yakında görünüyordu:)

Evden çıkıp sağa döner dönmez hemen PIAZZA NAVONA‘ya çıkıyorduk, önce kendi meydanımızı bir gezelim dedik, bizi yukarıdaki toto karşıladı:))

Tanıştırayım yukarıda deniz tanrısı Neptün:) Navona’nın ünlü havuzlarından biri olan yukarıdaki “Fountain of Neptune” Giacomo della Porta tarafından yapılmış ve deniz tanrısı Poseidon dev bir ahtopotu oracıkta heder etmekte.

İtalya’da “Piazza” meydan, “Via” cadde, “Viccolo” da sokak demek. Yukarıda gördüğünüz gibi işaretlemeler, cadde, sokak isimleri, numaralar hep aynı font ve aynı stilde, benim gibi bir nizam intizam insanı için büyük keyif:) Piazza Navona’yı ilk gördüğümüz andaki hissi anlatmam zor, öyle devasa ama öyle güzel ki, Barok mimarinin en güzel örnekleri kocamaaaaaan bir meydana yayılmış, nefes kesiyor. Meydanın özelliği diğerlerinden farklı olarak kare şeklinde olmaması, antik Roma’da yer alan ve Roma’nın ilk stadyumu olarak bilinen “Domitian Stadium” kalıntıları üzerine tıpatıp aynı ovallikte ve boyutta inşa edilmesiymiş. Şimdi ben de buradan büyüklerimize sormak isterim bu meydan, meydan, meydan olayını: “bizde niye yok:p?”

Meydanı kucaklayan yukarıdaki devasa kilise Sant’Agnese in Agone. Öyle böyle dev, öyle böyle güzel değil. Olağanüstü! O esnada bir karış açık kalan ağzınızı hemen arkanızda, sağınızda, solunuzda yer alan “Gelato” dükkanlarından yani dondurmacılardan birine götürün derim. Ve ilk dondurmanızı “bu nasıl bir taaat” diye şaşarak yerken, ileride vereceğim dondurmacı adreslerinde pıt diye düşüp bayılacağınız aklınızdan çıkmasın:)

Yine de meydanın esas şaheseri zamanında yemeyip içmeyip Roma’nın her köşesine imzasını atmış büyük Bernini’nin Papa’nın isteği üzerine yaptığı “Dört Nehir Çeşmesi-Fontana dei Quattro Fiumi“. Kadrajlara sığdıramadığım için parçalayarak anlatayım:) Meydandaki onca şahanenin içinde bu çeşme hakikaten sizi kendine çekiyor, sanki konuşuyor. Çok güçlü :) Öncelikle çeşmenin tam ortasında aşırı derecede yüksek bir Mısır dikilitaşı var, zamanında imparator Domitian Mısır’dan parça parça getirtmiş, kral olmak ne güzel bişi çok özendim.

Bu dikilitaşın etrafında 4 devasa Tanrı var, 4 kıtadan 4 nehri temsil ediyorlar: Afrika’dan Nili temsil eden heykelin başı ve yüzü örtülü, çok ilginç geldi hemmen netten baktık, meğer o dönemde Nil’in kaynağı henüz Avrupalılar tarafından bilinmiyormuş, onu simgelemek istemiş Bernini bu şekilde. Diğerleri Avrupa’da Tuna, Asya’da Ganj, Amerika’da Rio de Plate nehirleri. Heykellerden biri tek eliyle sanki kendini korur gibi duruyor, cık cık cık bi de Tanrı olacak:) Sebebi çeşmenin baktığı yukarıdaki kilisenin üstüne yıkılacağına inanmasıymış(Bernini kiliseyi yapan mimara pek güvenmiyormuş:p kibirli şey). Pek metafor metafor pek güzel:)

Yeri gelmişken belirteyim Piazza Navona tamamen çok şık, çok güzel restoranlarla çevrili ama çok da turist fiyatlı tabii. Mutlaka ara sokaklara dalın derim, hem çok daha ekonomik hem aynı hatta daha da lezzetli ufacık tefecik ama lokal yerler bulabilirsiniz hem de turist fazlalığından kurtulursunuz. Gece ressam, karikatürist,müziyen ve falcılara kucak açan meydanda gündüz dansçılar, mimciler, yukarıdaki gibi dünyanın en büyük köpükten balonunu yapabilenler mevcut. Kısacası pek şenlikli bir meydan:)

Aaaaaaaaa e hani Pantheon’a gitmiyor muyduk? Gidiyoruz da biraz soluklanalım, bi kaç top daha dondurma yiyelim değil mi ama:)

| Roma’ya Varış

Pegasus Havayolları 12:05 Roma uçağını beklemeye koyulduğumda aklımda şu vardı: neden ama neden daha erken bir saatte değil uçuş? Çünkü gezecek görecek çok şey bekliyordu beniiiii. Tek tesellim Roma’ya indiğimizde saatleri 1 saat geri alarak bünyeyi kandırmak oldu:p Bugün giderken ne giymişim, nelere rastlamışım vee ulaşım ve konaklamayı nasıl halletmişim onu anlatacağım. Şehir turu gelecek postlarda:)

Eh biz Roma’yı görmeye gidiyoruz, Roma da bir gıdım olsun bizi görmesin mi:) Boynumda İstanbul fularımla ülkemi bir güzellik kraliçesi edasıyla en iyi şekilde temsil ettim oralarda, bir de dünya barışı olsun istiyorum desem tamamdım yani:) Fular BKG İstanbul Koleksiyonu‘ndan, ve evet çook dikkat çekti:)

Beni Twitterdan takip edenler bavula giren “topuksuz” pabuçları görünce şaşkınlığa gark olmuşlardı zaten, ve evet yol için beyaz KEDSleri tercih ettim, pek rahat, oh mis:) Ayakkabıya iliştirdiğim broş AGATHA.

Heyhaaaat Roma’ya ayak bastım sevgili Styleboomerlar, Fendi, Gucci, Salvatore hepsi de kapıda karşıladı, sağolsunlar:) Bluz PULL&BEAR, etek MANGO, kemer ve broş TWIST, şapka YAEL MOREL. Bu etekle inanılmaz rahat ettim!

Roma’da havaalanından direk tren istasyonuna geçiş yapabiliyorsunuz, orada isterseniz daha önceden online olarak da rezervasyon yapabileceğiniz, ama iner inmez de ister insanlı ister otomatik gişeden hop diye biletinizi alabileceğiniz LEONARDO EXPRESS sizi 30-35 dk içinde şehirde Termini bölgesine götürüyor. Termini bir ana arter gibi, her yere metro, otobüs, tramvay mevcut oradan, ayrıca araba/motor/bisikler kiralayabileceğiniz pek çok acenta da. Bir de metronun içinde kocaman bir alışveriş merkezi var, dönüşe saklayın derim! Kolyem NİLİ SILVER, bir önceki posttan hatırlarsanız, broş TWIST.

Roma’da işaretleme ve sinyalizasyon, bir de İngilizce pek başarılı değil bence, ama tabii sonuçta pek çok sembol uluslararası olduğu için rahatlıkla treni buluyorsunuz, si aşağı gratzie yukarı işlem tamam. Tavsiyem insanlı gişelerdeki deli kuyrukları beklemeden, bizim jetondu, akbildi olaylarını hallettiğimiz otomatik gişeler gibi olanlardan hızla biletlerinizi almanız. LEONARDO EXPRESS yarım saatte bir kalkıyor ve havaalanından Termini’ye gidiyor. Hop! İner inmez karşınıza çıkan Tourist Info noktasından bedava haritanızı almayı unutmayın:) Ve diğer Tourist Info noktalarını harita üzerinde işaretlettirin derim.

Termini’de indikten sonra rotanızı konaklayacağınız yere göre sizin belirlemeniz gerekiyor: tavsiyem mutlaka ama mutlaka “Centro Storico” yani Old City’nin kalbinde bir bölgede konaklayın, böylece görülecek her yere yürüyerek ulaşabilirsiniz. Biz PIAZZA NAVONA bölgesinde bir ev tuttuk ki bu bölgeyi çok feci tavsiye ederim:) Ve ona en yakın durak olan SPAGNA yani İsanyol Merdivenleri’nde inip bir taksiyle eve yollanma kararı aldık. Amaaaaa…

Ama Spagna durağında metrodan inip de merdivenlerden dışarı çıkınca şu yukarıdaki manzarayla karşılaştık! Her meydanda ağzı açık ayran budalasına dönüşeceğimizi garantileyen İSPANYOL MERDİVENLERİ! Burayı daha sonra uzuun uzun anlatacağım. Eh bunu görünce şapşal gibi taksiye bineceğimize hadi yürüyelim bakalım dedik:)

Yürürken gördüğümüz hangi bir şeyin fotosunu koysam bilemiyorum. Romalılar zamanında yememiş içmemiş binalar, heykeller, havuzlar yapmış, freskler, çiçekler, mozaiklerle donatmış. Ve bunların hepsine ihtişam ve ebediyet katmış. Ha bir de hala mis gibi bakmış:) En önemli tavsiyem Roma’da yürüyün yürüyün yürüyün ve yürürken boynunuz kireçlenene dek hep yukarılara bakın:) Sadece tarihi eserlerde değil her yerde sanat eserleri sizi bekliyor olacak.

Yukarıdaki görüntüyü 10la çarpın 100 ekleyin, işte cadde ve sokaklar hep böyle, herkes çoğunlukla motor kullanıyor, yüksek ökçelisi, takım elbiselisi, simitçi kahveci gazooozcusu:p Arabalar minicik çünkü sokaklar daracık. Bisikletliler de tabii ki mevcut. Motor kullanmayı biliyorsanız, mutlaka kiralayın ve sonra her girmek istediğiniz sokakta tek yön işaretini görüp çıldırın:) Ama olsun o sayede inanılmaz keşifler yapacaksınız!

Spagna’dan dümdüz ilerledikçe eve de pek bir yaklaştık, yol üzerinde böyle ciciler görebiliyorsunuz. Roma’da gazete bayii gibi büfemsilerde böyle illüstrasyonlar, antika mücevherler, eski kitap ve magazinler satılıyor. Her bir büfede saatler geçirebilirsiniz. Giyinme odamı bu şekil illüstrasyonlarla süslemem için ilham verdi yukarıdakiler:)

İşte yine bir yolun sonu ve bir “eöhhhh” anı! Böyle işte Roma, kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçiyorsun karşına olağanüstü bir yapı çıkıyor. Sütünlar, heykeller, rölyefler… Atlar şaha kalkmış, melekler konmuş, deniz kızları saçlarını savurmuş:)

Dediğim gibi hep yukarıya bakıyor hiiç ihmal etmiyoruz:) Roma’da her köşeden Tanrılar, melekler, şeytanlar ve azizler fısıldıyor…

İşte sonunda eve geldiik:) Ya arkadaşlara çok büyük bir şey olmasın dedim onlar da bu yukarıdakini uygun görmüşler, Latince Styleboom da yazdırmışlar! Çok rica ettim, olmaz dedim, aşağıdakine transfer oldum:)

Yukarıdaki devasa yapı evimizin sokağını kucaklayan komşudan başkası değildi:p İşte bizim minik stüdyo dairemizin önü… PIAZZA NAVONA‘dan girilen ara sokaklardan birinde, meydana 1 dk uzaklıktaydı. Bu evi seçmeme yardım eden biricik arkadaşım Alper’e ne kadar teşekkür etsem az, zira yaya olarak Pantheon’a 5, Vatikan’a 10, Colesseum’a 20 dk gibi minicik sürelerde ulaşabildiğimiz inanılmaz şahane bir lokasyondaydı! Size önerim http://www.holiday-rentals.co.uk/ sitesinden bu tür bir eve, ay yok illa otel isterim diyorsanız ekonomik otellere bakın, çünkü uyumadan uyumaya ancak içeri giriyorsunuz, sokakta her şey çogzeeeeel:)

Roma’da en çok ayılıp bayıldığım şeylerden biri her evin yukarıdaki gibi altın rengi bir levhası(o bizimki:)), bir posta kutusu ve şahhane ötesi kapı tokmakları olmasıydı:) Bir diğeri de her evin önünde aşağıdaki gibi cici bir bisiklet, bir Vespa ya da retro bir FIAT, MINI vb araba(cık)lar olması:)

Eve girip üstümüzü değişir değişmez kendimizi dışarı attık, bakalım 1. günün minicik zaman diliminde neler yapmışız. Yakındaaaa:)

| ÇOK GEZENLER KULÜBÜ: Roma Bavulu

Dikkat dikkat havaalanından bildiriyorum:) Çok Gezenler Kulübü keşfe başlasıın!

Roma’ya doğru yola çıktım sevgili Styleboomerlar. İnanmayacaksınız bir cabin size bavula sığdım, siz bu satırları okurken ben büyük ihtimal parfüm ve makyaj malzelerimi uçağa sokabilmek adına güvenliğe yalvarıyor, yalvarmalarım karşılık bulmayınca sinirleniyor, ondan da bir şey elde edemeyince numune boyları gözümde yaşlar çöpe atıyor olabilirim:) Seyahat çantasında kozmetik ürünlerinizi makul boyutlarda ve daha az yalvarmayla sonuçlanacak şekilde taşımak için MUJI’nn seyahatler için özel hazırlanmış mini kutucuklarını görün derim. Yine de eloğlu Türk vatandaşına kıl olmayı seçmişse kimse seni kurtaramaz.

Her ne kadar bloglar sayesinde ne nerededir çok güzel okumuş öğrenmiş, ve dahi bir tur rehberi hazırlamış olsam da, yine de bir klasik olarak kitapçıklar da edindim. Bu yaptığım sırf eski kafalılık, zira içinde klişelerden başka bir şey yok! İşte bu yüzen blogları seviyorum. Her zaman her şeyin en “sahici”, en “samimi” olanı bloglarda!



Benim gibi bir incik boncuk, aksesuar çılgını için havaalanları tam ceza gibi yerler. O kapılardan geçebilmek için tüm küpeler, kolyeler, kemerler, yüzüklerden arınmış olmak gerekiyor ya, ben de evden ona göre çıkıyorum ve resmen kendimi çıplak hissediyorum. Neyse minik bir keseye koyup, işlemler tamamlanınca hepsini yeniden takıp takıştırıyorum.

Broş:TWIST
Bilezikler:YKM


Oradayken post yapmaya ve bolca twit atmaya çalışacağım umarım :) Umarım tüm ön hazırlık, yurtdışı paket, data kapatmalar sonucunda Tukcell beni “olley be bir müşterimiz daha yurtdışına çıkıyor, hadi kolları sıvalayalım, döndüğünde ne olduğunu bile anlayamadan astronomiik bir telefon faturasıyla karşılayalım” yapmaz ki kendilerinin böyle bir departmanı var deseler şaşırmam:)

Beni özleyin hanımlaar… Ciao ;)

| Çok Gezenler Kulübü Roma Yolundaaa!

Sonunda sonundaaaa:) 1 aydır evimden uzakta, sabahta, akşamda hummalı çalışmanın sonunda ben de kısa bir molaya kavuşuyorum! Dönüşte 1 ay daha gireceğim çalışma kampından önce doooğru Roma’ya gidiyoruum! Dinlenmecesine değil yorulmacasına, ama keşiften, ama keyiften:)

Çok Gezenler Kulübü “modadan sorumlu” üyesi olarak Pegasus sponsorluğunda, Hazal Yılmaz şefliğinde Roma kazan ben kepçe 4 gün 4 gece topuklu pabuçlarımın hasretinden ölecek kadar çok yürümeye, keşfetmeye, en güzel yemekleri yemeye, en cici butikleri bulmaya and içerim:)

Beni, bizi, hepimizi Twitter’da #cokgezenlerkulübü hashtag’ini kullanarak takip edebilirsiniz, ben zaten biliyorsunuz Twitter kuşundan daha ötücü bir kuş olarak sürekli twitleyeceğim , bol bol post yapmaya gayret edeceğim, siz de bana katılın:) Ama şimdi hadi hemen Çok Gezenler Kulübü‘ne tıklayıp “Çok Gezen Ol” butonundan üye olun, sonra da sürprizlere hazırlıklı olun:)

Peki Roma’da neler yapacağım, gitmeden hayalini kurdum bakıınn:

Tıpki Audrey Hepburn ve Gregory Peck gibi, Vespa’mızı kiralar kiralamaz,

1) Çok havalı bir restoranda oturup zarif bir el hareketiyle çağırdığım garsona “Bana en iyi şarabınızı getirin” diyeceğim, sonra haliyle ödeyemeyeceğim, mecbur bulaşıkları yıkayacağım, borcumu ödeyene kadar Roma’da yaşamak zorunda kalacağım yuhiii:)

2) 200bin yıldır sapasağlam ayakta duran dünya güzeli Pantheon’u gezeceğim

3) “Lost”dan bile önce Black Smoke’un korkunç bir şey olduğu yere Vatikan’a yollanacağım. Canım anneanneciğimin dualarına çok güvenmeme rağmen (UEFA kupasını öyle almıştık) yine de Papa’yı görecek olursam hayrına bi tez duası da ondan rica edeceğim.

4) Ara sokaklarda kaybolmaya çalışacağım ki bu konuda doğuştan yetenekliyim:) Hem başka türlü alışveriş keşfi yapılır mı?!

5)Sistine Chapel’in tavanını boynum tutulup kafam kuş gibi düşene kadar seyredeceğim

6) Çok kalabalık değilse kendi dileğim ve yanında eşin dostun siparişi bir sürü dilek için Aşk Çeşmesi’ne euro’nun seyri dikkate alınırsa TL cinsinden bozukluklar atacağım

7) Mutlaka ama mutlaka Galleria Borghese’ye gideceğim. Borgehese ailesinin entrikadan ne ara fırsat bulup da topladığı koleksiyona “adamlar yapmış” diyeceğim! Müzelerden müze, kiliselerden kilise beğeneceğim. Bir nevi Robert Langdon’a bağlayacağım.

8) Şu efsaneviiiiiiiiiiiiiiiiiii chocolate-truffle dondurmadan dev boyutlarda yiyeceğim! Sararana kadar limoncello hüpleteceğim.

9) Belki bir opera gecesi yapacağım, çok şık olmam lazıım:) Peki ya kocim Gregory operada horlarsa:o ?

10) Pizza aslında ne demekmiş incelemelerde bulunacağım. Çok araştırmacı bi kişilik olduğumdan çikolata, dondurma, spagetti vb ne demekmiş hepsini ayrı inceleyeceğim. Her yemekte mutlaka “Balzamico!” demeyi ihmal etmeyeceğim:)

11) Çok dansım geldii, geceleri güzel müzik güzel insanlar bulacağım:) Yorgunluktan ölmüşsem rüyamda dansedeceğim

12) Her sabah kahvaltısında şurda outler varmış, ay şuraya bu kadar yakın outlet şeymiş diye adamın başının etini yiyeceğim!

13) Kendime çook ama çok cici bir kask bulacağım:)

14) Sanırım mutlaka çok cici kırtasiyeler alabileceğmiz, bir de “aaaa, ooo ,hiiii” sesleri çıkararak gezineceğimiz bir müzik ve kitap dükkanı bulacağım:)

14) ve son olarak 1 güncük de olsa dünyanın en güzel mimarisini görmek için Floransa’ya da kaçacağım:)

Sizce başka ne yapayım:)?
Toplam 8 sayfa, 8. sayfa gösteriliyor.12345678