Kategori arşivi: #boomstyle

| Through The Looking Glass

etty and jacques 00

Her ne kadar burada elimde bambaşka bir kitap olsa da (ve onun hakkında yakında bir video gelecek:)) bu postun başlığı bulunduğum ortamdan sebep Aynanın İçinden’e dönüştü. Siz de benim gibi Alice In Wonderland düşkünüyseniz eminim ilk kitabın kapağını kapattıktan sonra ikinciye yani Through the Looking Glass’a koşmuşsunuzdur. Bazı yönlerden ilkinin tam zıttı olan ama aslında devam niteliği taşıyan bu kitabın ilk sahnesinde Alice  odadaki aynanın içinden geçerek başka bir odaya girer, bu yeni oda Alice’in içinden geçtiği odanın aynısıdır ama eşyalar tam ters şekilde yerleşmiştir ve hatta zaman bile tersine akmaktadır. matematiğin ve mantığın yine ninniler, bulmacalar ve çocuk oyunlarıyla harmanlandığı kitap ise aslında bir satranç oyunu üzerine kurulu! Tanrım ne zeka:) Alice’in bir beyaz piyon olarak başladığı serüveni satranç karelerin üzerinde satrancın kurallarına göre ilerler. Ve bence kesinlikle ilkinden daha heyecanlıdır:) İşte burada ben de Alice olup bizim sitenin dev satranç tahtası üzerine kuruldum.  devamini oku

| Daima

leopar bilezik

Bu LENA bileziğimi yaz boyu taktım ve kolumdan da hiç ama hiç çıkarmıyorum! Dikkatle bakarsanız üzerine minicik kazınmış “ae”yi görebilirsiniz, ki bu iki harf en önce kalbime kazınmış durumda ♥ Belki de benim için uğurlu ya da çok değerli bazı mücevherlerim ve takılarımla ilgili bir post yapmalıyım. Siz de böyle misinizdir? Asla çıkarmadığınız, yatarken bile tuttuğunuz, kaybolmasından acayip korktuğunuz takılarınız var mıdır?

Toni&Guy’ın bir projesi için kamera karşısına geçtiğimde benden iki “glamorous”  look istenmişti. İlki bir kaç gün önceki postumda paylaştığım ve daha ben ben olan lacivert gömlek ve pantolonlu kombindi, ikincisi ise “leopar”a tutunduğumuz bu kombin oldu. Bu etek aslında bir elbise idi, ama özellikle yakasının modeli ve balon eteği sebebiyle zaten iddialı eseni onu iyiden iyiye giyimi zor bir hale getirmişti, ben de terzime götürüp elbiseyi eteğe çevirtmiştim. Böylece siyah bluz ya da kazaklarla çok daha sık kullanabilmeye başladım:) Hamileyken aldığım ve o dönem göğüs altına taktığım bu kemerimi ise hala çok seviyorum ve çok sık kullanıyorum! devamini oku

| Ütopya

nihan peker laci 1

Hiçbir zaman ütopyalara inanmadım, ütopya dediğin de onu ütopikleştirilen her kimse onun hayal gücü, etiği, onun bakış açısıydı sonuçta. Ama görüyoruz ki Türkiye’de alenen hırsızlık edenlerin, adaleti tepetaklak getirenlerin, saygıdan ve dahi sevgiden zerrece nasiplenmeyenlerin halk tarafından cezalandırılması bir ütopya!

Ütopyalar yaratmış ya da bize anlatmış hemen her kitabı okumuşumdur, bunlar içinde beni en çok etkileyen Ursula K. Le Guin’in “Mülksüzler” romanıdır. Kitabın en büyük ütopyası bir toplumun tam bağımsız varoluşu için her ferdinin mutlaka ve mutlaka dürüst ve yardımsever olması gerektiğidir. Bu roman insanların nasıl özgür olduklarına, diledikleri gibi yaşayabileceklerine inandırılıp görünmez bir baskıya nasıl maruz bırakıldıklarını anlatır bir yanda. Çoğu bunun farkında dahi değildir, belki çocuğu olduğunda düşünür, belki kendi ya da çok yakınının başına ikincil de değil birinci dereceden gelince fark edebilir bu gücü ve aslında yaşam biçiminin zincirlenmiş olduğunu.  Kendi ütopyamda ben hep önce ben iyi olayım dedim, iyi biri; yardımsever biri; düşünceli biri; çalışkan biri, pozitif biri. Düşünsenize şu başımıza gelenlerin çoğu bile hep “1″ kişinin kötücüllüğünden, kibrinden, uzlaşı yoksunluğundan. Kendi ütopyamda ben birin bin olacağına inandım, o yüzden bir binden önemliydi, o yüzden bugün üzgünüm ama karamsar değilim; iyi, dürüst, çalışkan, emekçi, ahlaklı, şeffaf, saygılı, sevgili birlerin bir gün toplanıp milyonlar olacağına; kötünün iyisi için değil, elde bu var için değil, işte bu bizi konuşurken, düşünürken, yazarken, çizerken, yaşarken özgür kılacak dediğimiz bir birliktelik için milyonlar olacağına inanıyorum. Kaosdan, kıymanın kilosundan, dolardan, kalabalıklarda korkarak yürümekten, ölmekten ya da öldürülmekten daha önemli olacak bir gün “özgür”lük. Ve burada bahsettiğim özgürlük “ne istiyorsun da yapamıyorsun” kadar basite indirgenebilen,  “neyiniz yasak ayol” kadar ucuz bir söyleme evrilebilen bir özgürlük değil;  çünkü bu özgürlük sadece nöronlarım arasından gidip gelen milyonlarca düşüncenin korkusuzca dile dökülebileceği türde olağanüstü önemli bir özgürlük; Ve burada bahsettiğim özgürlük dilediğince giyinmek, yaşamak, yemek, dilediğin yere gitmek ve gelmek kadar basit değil; saygı görebilmek, peki o halde bu senin düşüncen diyebilmek; denize, havaya, suya, hayvana da saygı gösterilebilecek, onların sahibi  değil parçası olabilecek kadar “ütopik” bir özgürlük.

Şimdi kafanızı ve kendi kafamı da bunca meşgul ettikten sonra pek çoğunuzun belki yine “ne alaka” diyeceği üzere ne giydim konusuna geçelim. Ne yapalım ben de içimde ne varsa buradan anlatıyorum ve aksi gibi bu da bir moda ve stil blogu:) devamini oku

| Gururlu ve Umutlu Bir Gün: The Core

core05

Milletçe yaşadığımız felaketin üzerine biliyorsunuz moda haftası iptal edilmisti. Dünya Moda haftaları takviminde kendine büyük zorluklar, emekler ve uğraşlar sonucu yer bulan ve bir bakıma dünya moda haftalarinin da resmi kapanış şehri gibi sayabilecegimiz Istanbul için de Türk moda ve tekstil sektörü için de verilmesi zor ama gerekli bir karardı. Öte yandan elbette bu ülkenin gelişme ve ekonomisi adına oldukça önemli olan moda ve tekstil endustrisi, moda haftasının şov ve eğlence kısmını yasa ortak olarak iptal etseler de yine hem ülkenin hem ekonominin çarklarının dönmesi gereğiyle tasarımcı ve markalar çok kısa süreliğine ve su dönemde bir defaya mahsus Istanbul’da bulunan yabancı satinalmacilarla The Core oluşumu sayesinde buluştu.

The Core Showroom, moda haftasının da yapılmasının planlandığı Bomontiada’da (eski adıyla Tarihi Bomonti Bira Fabrikası) zarif bir açılışla 3 gün boyunca tasarımcıları ve markaları gerek yurt dışından gelmiş olan satın alma sorumlularıyla gerek yerel muadilleriyle buluşturdu. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) ve İstanbul Moda Akademisi (İMA) organizasyonu olan The Core müthiş bir organizasyon oldu.  devamini oku

| Wicked Witch of the West

wicked witch of the west

Oz Büyücüsü’nü bilmeyenimiz var mı? Filmini izlemeyen ya da kitabını okumayan, bir kez olsun Dorothy’nin kırmızı simli ayakkabılarından istemeyen? Sanırım yok:) Çünkü sanırım hepimiz hep hikayelerin “yalnızca bir tarafı”nı sever, dinler ya da biliriz. Olaylar diğerinin gözünden nasıl görünür, o diğeri hiç merak dahi etmeyiz, önemsemeyiz, hatta çoğunlukla bilmek de istemeyiz.

Bu kıyafetimle çekim yaparken kendime fon yaptığım ağacın sarmal dalları ile şakacıktan büyücü bir cadı pozu verdiğim o an size bu kitaptan bahsetmeyi kafama koymuştum: “The Wicked: Witch of the West. ” Gregory Maguire isimli bir yazarın hikayeyi bir de diğer taraftan dinlesenize dediği kitabı Wicked serisinin ilki.  Oz Büyücüsü’nde Dorothy, bir anda ortaya çıkan esrarengiz Batının Kötü Cadısı’nı eriterek yenmişti. Bu cadı ne de kötüydü? Peki aslında o kadar da kötü müydü, sahi kötülük nedir diye giriyor işe Maguire. Bu kitapta Oz artık hiç de Oz Büyücüsü’ndeki gibi değil, o saftorik Teneke Adam bile öyle değil. Bizim Batı’nın Kötü Cadısı bildiğimiz kadın ise henüz bir küçük kız çocuğu ve hep yanlış anlaşılan bir küçük kız çocuğu. Müthiş alegorilerle ilerleyen kitabı bitirmek çok kolay değil ama içindeki zekaya hayran olmadan duramayacağınızı garanti ederim:) Felsefe de var, mizah da var, politika da var, yüzleşme de var. Kısacası bu kitaptan sonra Dorothy’ci değil cadıcı olacaksınız:p Ben okuduğumda kitabın henüz Türkçesi yoktu, ama çoktandır Türkçesi de varmış, çeviri hali nasıldır hiç fikrim yok, onu da siz bana anlatın mutlaka! devamini oku

| Do Not “Fall”

beste gürel sweatshirt 00

Bugün güzel, bugün umutlu, bugün hayalci, bugün iyi olsun dileyerek başlayayım bugüne. O kadar kirlendik ki çılgınca yağan yağmurlarla yıkandık hissine kapılan bir ben miyim?!

Yazdan bunalıp sonbahara güzelleme yapanlarla başım hoş değil! Ne yani yazın kitap okuyamıyor, battaniye olmasın da pike olsun altına girip film izleyemiyor, camın arkasına geçip süt ve kek saati yapamıyor mu insan? Şakır şakır yağmur altında geçen bu sonbahar romantizmi ancak şu kişilere iyi gelir: iş güç mesai derdi olmayana, araba ya da kamusal araç olsun yağmurda çile çekmeyene, ODTÜ öğrencisine (şahsen sonbaharın en güzel yaşandığı yer canım okulum:)), okul başladığı için annelere:p

Ben sonbaharı sevmiyorum, daha doğrusu şehirde sonbaharı sevmiyorum! Ama sonbaharın getirdiği tek bir şeye bayılıyorum: yenilenmeye! Dalından kopan yapraklara bakıp zorla tutunduğun ama kopup gitmen gerektiğini bildiğin dal ile ya da zorla tuttuğun ve aslında artık kopup gitmesini istediğin yaprak ile vedalaşmak; yağmurlarla arınan yeni bir ruh ve bedenle yola koyulmak. Benim için sonbahar bu demek. Ve o yüzden de zor demek.

Benim gibi aklı hala yazda olanlarla devam edelim posta, çünkü yaz yaz bir günden geliyor.  devamini oku

| Fairy Tale

cigdem dugun masa

Bundan bir 6-7 yıl önce yaz boyu her haftasonum bir düğüne ipotekliydi. Bir de serde düğüne gelinden çok hazırlanma hali olunca vay halime. Saçtı-makyajdı-elbiseydi-ayakkabıydı-takıydu tukuydu derken bütün gün aç gezip düğünde gelin evet mi demiş, hayır mı demiş, biri çıkıp durun siz kardeşsiniz mi demiş düşen kan şekerinden sebep anlayamadan soğuk tabak, bana ara sıcaklarla gelsin diye dört gözle beklemeye başlarım.

Uzun süredir düğün dernek telaşım yokken bu sene iki önemli düğün yani iki büyük hazırlık var. İşte bu birincisi, ayrıntılarını hem Periscope (@styleboom) hem Snapchat (@styleboom) hesaplarımda o gün sıcağı sıcağına paylaşmıştım, işte daha büyük fotoğraflar eşliğinde şimdi de burada. devamini oku

Toplam 38 sayfa, 10. sayfa gösteriliyor.İlk...6789101112131415...30...