Kategori arşivi: Gezi

| Gaziantep Gezi Notları: Tat Zirvesi

Processed with VSCO with c3 preset

Yepyeni bir haftanın ilk gününden herkese günaydın! Harika geçireceğimiz ve soğuktan donmayacağımız bir hafta diliyorum:) Fotoğrafları çektiğim hafıza kartını kaybettiğim için bekletip durduğum Gaziantep gezi rehberini kartı bulamayacağıma ikna olduğum için böyle görselsiz de olsa kaleme almaya karar verdim:/ Antep zaten sadece görülecek değil bütün olarak yenilecek bir şehir de olduğundan 2 gün boyunca yaşadığım lezzet tufanını sizin hayal gücünüze bırakıyorum:)

Antep’i anlatmaya nereden başlasam, katmerinden mi baklavasından mı o lokum gibi etinden mi tatlı mı tatlı insanından mı mucizeye denk beyranından mı güzelim Tahmis Kahvesi’nden mi bilemediğimden kendi iki günlükcük rotamı anlatmaya karar verdim. İşte Gaziantep’e yolunuz düşerse (ki o yol bir şekilde düşsün) uğramadan, tatmadan, görmeden dönmeyin dediklerim burada! devamini oku

| Berlin Gezisi 1. Gün- Rehber İpuçları ve Ne Giydim Dahil:) -

berlin08

Berlin seyahatimin ilk günü yalnızca işle geçince ikinci gün kendimi resmen gezmeye adadım:) Normalde her gittiğim şehirde ilk gün bir hop-on hop-off otobüs yapıp şehri bir kafama yazarım ama bu defa kaybedecek zamanım yoktu:) Gitmeden önce her zaman olduğu gibi çalışmalarımı tamamlamıştım zaten ve ilk gün planım meşhur Brandenburg kapısı, daha önce burada 7 yazı dizisinde yeni dünyanın 7 harikasından biri olarak gösterilen Reichstag yani Parlamento Binası ve Museumsinsel adlandırılan Müze Adası’ndaki bazı müzelerdi. Bu post size 2 bölge için belki mini bir rehber olabiilir:)

Tabii postun en sonunda yine ne giydim kısmı var, onsuz olmaz:) Bu seyahatimin hayat kurtaran parçası ister hırka ister parka olan haki yeşili Stefanel kabanım oldu, instagram hesabımda kendisine döşediğim övgüleri tekrar etmeyeceğim ama daha uzun yıllar kışlarımın vazgeçilmezi olacağı kesin. Kara kış korkusuyla gittiğim Berlin 14 derecelik mis gibi havası, süper isabetli kıyafet seçimlerim(ki genelde hep yan yatarım) ve tesadüfen esas rezervasyon yapacağım değil de diğerine rezervasyon yaptığım Titanic otelimin süperella konumu ve pek çok Avrupa şehrine göre bence gayet uygun yeme/içme fiyatları ile adeta gel buraya yerleş dercesine kucakladı beni:) Bu kadarı da fazlaydı canım! Ama fazla gelmedi, çok çok güzel geçti.

devamini oku

| Bizi Ayıran Nehir

beste gürel indian silk

Babam için iyi olan herşey -cennet olduğu kadar alabalık da- zarafete bağlıydı; zarafet de sanata bağlıydı ve sanat kolay elde edilmezdi.“(*)

Kitabını okuduğum pek çok filmi -bir kaç istisna hariç- izlememeyi tercih ederim çünkü hepimizin bildiği gibi filmleri hiç de bizim hayal ettiğimiz gibi çıkmaz, daha fenası kitapta bize en çok dokunan kısım filmde belki hiç yer dahi almaz; işte bu bende  hayal kırıklığından ziyade “öfke” olarak ortaya çıktığından filmini izlemeyip tatlı canımı sıkmamayı seçerim. Fakat bazı kitapları da filmini izledikten sonra “doyamadığımdan” alıp okumuşluğum vardır. Yukarıdaki satırların ait olduğu “A River Runs Through It & Other Stories” işte onlardan biri. “Bizi  Ayıran Nehir” adıyla Robert Redford’ın yönettiği ve enfes bir Brad Pitt’in döktürdüğü gerçek bir hikayeden uyarlanan bu film zamanında beni çok etkilemişti. Muazzam görüntüler, duygusal bir hikaye, iki erkek kardeş ve bir baba. Sürükleyici, sürprizli ya da şaşırtıcı değil ama huzurlu, gerçek, derin.

Bu post Hilton Dalaman ziyaretim sırasında kendimi o filmin içinde hissettiğim gün doğumlarından birinden geliyor, nehir neredeyse denize kavuşmak üzere, sıra sıra dağlar önümde, güneş onların ardından yükseliyor. Balıklar kocaman sıçrayışlarla günü selamlıyor. Bu sahneyi hissetmişim gibi doğal dekoruma çok uygun bir Beste Gürel kostümü seçmemiş miyim ne dersiniz:) devamini oku

| Mağaradan Bir Yuva

tafoni01

Sanıyorum Kapadokya hepimiz için hep büyülü bir yer. Özellikle de havalar biraz ısınıp, İç Anadolu kara teslimiyeti bırakınca, ama henüz deniz mevsimi tam da başlamamışsa, ve içinizdeki ses alıp başınızı gidin diyip duruyorsa en güzel destinasyonlardan biri Kapadokya. Toz, toprak ve taşla güzel olmak, güzel kalmak kolay değil; belki de ondan Kapadokya çok masalsı, çok başka bir gezegen havasında. Akın akın turist çeken ve UNESCO Dünya Mirası listesinde olan bu bölgeye hangimiz hak ettiği zamanı verdik? Belki çoğumuz henüz görmedik bile:) Biz küçükken babam iki kez götürmüştü, biz Ankaralılar severiz Kapadokya’ya gitmeyi! Ama bir de şimdiki aklımla, ruhumla, gözümle görmek çok iyi geldi. devamini oku

| Up!

balonaloalo

Alo! Alo! Gökyüzünden çağrılıyorsunuz!

Instagram ve facebooktan ve hatta Periscope’dan (@styleboom) takipte olan Boomerlar geçen haftalarda Kapadokya’da olduğumu biliyorlar. Önümüzdeki birkaç postda sizi de Kapadokya’ya götüreceğim. Bir zamanlar Kapadokya denince akla ilk “peri bacaları” geliyordu, şimdilerde ise hemen balon uçuşu geliyor. Bu girişimi ilk başlatanı gerçekten alkışlıyorum:) Kapadokya’da butik bir mağara oteli olan ve bugüne dek kaldığım en güzel ve otantik otellerden biri sayabileceğim Tafoni Cave’e geceyarısı ayak basıp da 2-3 saat uyuduktan sonra sabah saat 04:00de telefonum çalıyor, uyandırma servisi:) Evet hazırlanıp gün doğumuna doğru, balonlara doğru yola çıkma zamanı! devamini oku

| Gözlerindeki Gökyüzü

stefanel mont lady faith esarp mardin

Bu postun yalnızca güzel fotoğrafları değil, başlığı da Özberk’e ait:) Keşke gözlüğümün camına yansıyan uçsuz bucaksız Mezopotamya ovasını ve gökyüzünü orada hapsedebilseydim de İstanbul’da nefesim her sıkıştığında takıverip kendimi yine o sonsuzlukta bir damla olarak bulabilseydim.

Evliya Çelebi Mardin için  “Tarif etmekte, lisan kısa, kalem kırıktır…” demiş, nasıl doğru kelam! Bilmem daha kaç post yapacağım ama hiç bilmiyorum nasıl ifade etsem, neler anlatsam. Bana çok iyi geldi, gitseniz size de gelecek biliyorum; tasvir edecek kelimeler küçük dilimin orada kalıyor söz olsa çıksa yetmeyecek biliyorum; her saati bir başka o yüzden sabahı anlatsam akşamı darılır biliyorum. Bu post aslında bir “ne giydim” postu ama güneşini anlatsın en azından. Kelimelerin yetmediğini bir nebze de olsa fotoğraflar konuşsun diye size söz kocaman bir Mardin albümü postu yapacağım:) devamini oku

| Belgrad Notları

giris02

Beyaz Şehir yani Belgrad’da hasta hasta ama yine de keyifli geçen 1.5 günü bir yandan fotoğraflarla bir yandan da benim izlenimlerimle Belgrad planı yapanlara/yapacaklara da yardımcı olabilir diye tek postda özetleyeceğim. Özet derken “kısa” olduğu sanılmasın:)) Anlatacak şey de çok, fotoğraflar da (hatta daha telefondakileri eklemedim siz düşünün) #bencetatil 2 günü bile uzun uzun anlatınca güzel:)

Belgrad bir yurtdışı kaçamağı olarak şahane, çünkü hem vize derdi yok hem çok ucuz bir şehir.
Peki Belgrad kimlere göre?

-damak tadına düşkün olanlara (Sırp yemekleri hakikaten çok güzel)
-gece eğlencesini özellikle clubbingi sevenlere (dans ettim, gecelere aktım, DJ yıkılsın şeklinde)
- Avrupa demek kocaman parkta yattım yuvarlandım demek diyenlere (bit kadar şehirde dev gibi 3 park muazzam)

Kimlere göre değil?

-klasik ya da modern sanat düşkünü, müze düşkünü, moda/tasarım düşkünü, kırtasiye düşkünü olanlara göre pek değil. Sanat anlamında bize cevap veren hemen hiç bir şey yok, olanları ise ya kapalı ya tadilatta ya da zaten seçkileri yeterli değil. Şehri donatan muhteşem heykeller ve “Centar Grada” denen eski şehrin merkezindeki mimarisi enfes binalar sanat iştahımızı az d aols abastırıyor. Ama Roma’yı veya Berlin’i görmüş isen bu mimari eserler de seni çarpmayabilir. Tasarım butik anlamında da öyle.

Kısacası Belgrad’a Türkiye’nin üçte biri fiyatına eğlenmek, yemek yemek, güneşlenmek ve dans etmek için; ya da çok sıkıldım manzaramı değiştireyim ruhum değişsin diye amaçsızca gidile:) devamini oku

Toplam 7 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.1234567