Kategori arşivi: İnceleme

| Ölümsüz Sanat ve Fani Moda El Ele

gucci palazzo pitti

8 Temmuz 2018, Cumhuriyet Pazar yazımdan

“Sanat nedir?” sorusuna Picasso “Sanat ne değildir ki?” cevabını vermiş. Çoğu zaman güzel bir elbiseyi “sanat eserinden farksız” diye tanımlıyoruz. Moda tasarımı bir sanat mı; moda, sanatın giyilebilir versiyonu mu konusu her daim konuşuladursun, modanın sanattan ilham almaya doymadığı, sanatı git gide giysi tasarımının, dahası giysilerin pazarlama ve satışına yönelik stratejilerinin içine kattığı bir gerçek. Son olarak Gucci’nin Resort 2018 defilesini Pitti Palace’da Boticelli, Raphael ve Titian gibi ressamlara ait paha biçilemez 500 sanat eseri arasında sunmasıyla; yine Gucci’nin son reklam kampanyasını ressam Ignasi Monreal’in hiperrealizm ve Rönesans sanatından referanslarla hazırlamasıyla moda ve sanatın bir aradalığı hiç olmadığı kadar “trend” olmaya başladı.

Peki ya sanatın ölümsüzlüğü ile modanın faniliği nasıl bir araya gelebiliyor? Bir sanatçının “yaratım”daki en büyük motivasyonu zamansız, ölümsüz ve yüzyıllar sonraya dahi uzanabilmek iken tasarımcının tasarım süreci daha çok “an”ın zevklerine, trendlerine uygun, bir ya da birkaç sezonu kurtarabilen, tüketilmeye açık . Şu halde bu iki kavramın birlikteliği en baştan daimilikle geçicilik arasında bir imkansızlık demek değil mi? Moda sanattan beslenmeyi sürdürerek ve artırarak sanata, bu en büyük ilham kaynağının ruhuna ihanet mi ediyor? devamini oku

| MAYONUN TÜRK TASARIMCILARI

mayoda türk imza

Hemen hemen her kadının tüm o “bronzlaşma”nın tehlikelerini anlatan uyarılara rağmen yaz gelince ilk hedefi altın bronzluğunda bir tene kavuşmak. Ve yine aynı sebepten pek çoğunun önceliği deniz alışverişinde fazla iz yapmayacak, dekoltenin de bronzlaşmasına izin verecek, insanı zebraya döndürmeyecek bikiniler edinmek. İşte böyle bir ortamda, buna rağmen mayolar özellikle son 3 yıldır inanılmaz bir yükselişte.

Benim gibi trend olmadan önce de bir mayo aşığı iseniz bu duruma en çok sevinenlerden olmuşsunuzdur, hani derler ya “long before it was cool” :) Fakat trend olmadan önce maalesef öyle cool, öyle sofistike modeller bulmak çok zordu, ya mutlaka allı güllü, ya leoparlı, ya olmaz olsun mayokiniler sebebiyle parça parça modellerden oluşmaktaydı. İşte yine son yıllarda – Ali Efe’nin uğuru diyorum çünkü tam doğum sonrası mayo kaçınılmazdı:) – Türk mayo tasarımcıları bir güneş gibi doğdu. devamini oku

| The Show Must Go On: Köklü Evler, Yeni Kreatif Direktörler

calvin-klein-205w39

Eylül yaklaşmakta, yani moda haftaları maratonu başlamak üzere. Bu yıl 6 Eylül’de yine New York ile başlayacak olan moda haftalarına bu defa Mercedes-Benz Istanbul tam da arada, NY’dan sonra Londra’dan önce katılıyor.  Senenin bu en sevdiğim dönemi başlamadan önce uzun yıllardır hep aynı giderken bir anda büyük değişikliklere gark olan büyük moda evleri ve bu evlerin yeni kreatif direktörleri hakkında bir yazı hazırlamak istedim.

Geçen ay Emaar Square Mall’da katıldığım bir söyleşide bu sezon kimin yeni koleksiyonunu heyecanla bekliyorsun diye sormuştu Koray Caner, hiç tereddütsüz kendisine Calvin Klein dedim, sebebi ise ilk şovunu bu kış gerçekleştiren yeni kreatif direktörü Raf Simons’du. Beni bu blogu açtığım uzun yıllardan bu yana takip edenler çok beğendiğim ve farklı bulduğum Raf Simons’un en sevdiğim tasarımcılardan biri olduğunu bilir, kendisi özelinde yazdığım bir kaç yazı da hala bu blogun arşivlerinde durmakta. Yine benim nazarımda Raf Simons bir zamanlar muazzam koleksiyonlara imza attığı Jil Sander ile sanki bütün gibiydi, müthiş bir ahenk, olağanüstü rafine ama sıkıcılıktan fersah fersah uzak bir çizgi, minimalizmin en feminen en imza parçaları Simons’un kaleminden çıkıyordu. Tasarımcının buradan ayrıldığı (efsane bir son koleksiyon ile) defilede gözlerim bile dolmuştu. Derken yeri zor doldurulur bir ismin Galliano’nun ardından bir kaç başarısız deneme ile bütün bütün sarsılan Dior’da gördük onu. Yeni çağda Dior’u Dior yapan Galliano’dan sonra büyük düşüşe geçen bu evi geleneksellikten hiç hazzetmediği halde yine şahlandırdı Simons. Dior mirası ile kendi çizgisini müthiş melezledi, ama satır aralarında artık özgür olmadığını okuyabildiğimiz itirafında ruhen tükendiğini belirretek ayrıldı. Bu noktadan sonra bende yine bir heyecan:) Ama açıkçası yeni evi de bende şok etkisi yarattı: Raf Simons Calvin Klein’ın yeni kreatif direktörü olmuştu. Üstelik yalnızca high-end Calvin Klein Collection’ın değil ev ürünlerinden, iç çamaşırlarına tüm Calvin Klein klanının kontrolü tamamen kendisine verildi. Tamam Amerikan moda endüstrisinin en köklü evlerinden biriydi, tamam pek çok devrimi gerçekleştirmişti, tamam sportif çizgisi Simons minimalizmi ile birleştiğinde efsane şeyler olabilirdi ama bana göre Calvin Klein, Amerika’nın “pop star”larından biriydi:) Poptu, edepsizdi, çoktu, aşırı Amerikalıydı!  Ve tüm bunlara rağmen isminin dahi doğru telaffuz edilemediği NY’da bu iki marka isim bir arada müthiş bir koleksiyon ortaya koydu!  Raf Simons Calvin Klein’ın başına bizzat Calvin Klein’den sonra gelen en iyi şey olabilir:) Son olarak bizzat tasarımcının sanat yönetmenliğini yaptığı sonbahar/kış reklamlarını da görünce bu sezon en heyecanla beklediğim koleksiyon kesinlikle Calvin Klein koleksiyonu olacak! devamini oku

| Bir İkona Veda: Franca Sozzani

Franca-Sozzani (1)
Dün moda endüstrisi bir idol kadını, bir ikonunu, 28 yıldır hiç eskimeyen, hep diyeceklerinin arkasında duran, bir moda dergisini hem de niş değil kitle dergisini yalnızca tüketim için bir lokomotif olma kimliğinden çıkarıp seni durmaya, düşünmeye, sorgulamaya iten bir deha kadını kaybetti. Franca Sozzani, şüphesiz ki hiç unutulmayacak ve çokça özleneceksin.
Aşağıda okuyacağınız yazıyı 2011 Temmuz’unda yazmışım, üzerine daha br dolu müthiş işler başardı bu ikili. Yazı eski olduğundan görseller açısından da affınıza sığınacağım. İşte 28 yıllık genel yayın yönetmenliği macerasından küçük bir kısım…
10 Temmuz 2011
Anarchic:: Franza Sozzani ve Steven Meisel İkilisi
Franca Sozzani, 1988’den bu yana modanın incili denen bir derginin, modanın otobüs dahi beklerken yaşandığı bir ülkedeki edisyonunun patroniçesi: VOGUE Italia’nın. Kreatif vizyonuyla hep farklı bir yerde konumlandırılan, tamamen İtalyanca olmasına rağmen yok satan tek VOGUE’un.

devamini oku

| Melania Trump’a Giydiren Giydirene

melania-trump-getty

The Sophie Theallet brand stands against all discrimination and prejudice. As one who celebrates and strives for diversity, individual freedom, and respect for all lifestyles, I will not participate in dressing or associate myself in any way with the next First Lady. The rhetoric of racism, sexism, and xenophobia unleashed by her husband’s presidential campaign are incompatible with the shared values we live by.

Ünlü tasarımcı Sophie Teallet geçen ay tam da bu kelimelerle müstakbel First Lady Melanie Trump’ı hiç bir şekilde giydirmeyeceklerine dair bir basın bildirisi yapmıştı.  Doğrusu bu oldukça cesur açıklama, büyük ihtimalle yeni first lady’nin hemen her giydiğinin sold out olacağı düşünülürse Teallet’in politik duruşunun ve felsefesinin satış ya da kardan daha önde geldiğini gösteriyordu. ABD’de henüz fikir ve fikri beyan özgürlüğü varken yapılan bu oldukça dürüst ve cesur açıklamadan bir kaç hafta sonra bu defa da Tom Ford yeni first lady’nin Tom Ford kadını imajına zaten uygun olmadığını belirterek kendisini giydirmeyi düşünmediğini söyledi.  devamini oku

| New York Moda Haftası’nın Ardından

delpozo kevin tachman

New York’un dondurucu soğuğunda gerçekleşen 300e yakın defile, prezentasyon ve etkinlik sonunda NY Moda haftası sona ermişti. Bu postda NY moda haftasında en çok konuşulanları ve bence özellikle  öne çıkanları kaleme aldım.

Bana Rakamlarla Gel:

CFDA raporuna göre NYFW sayesinde 180binin üzerinde kişiye istihdam sağlanmış ki bunun 16bini üretim kısmındaki çalışanlardan oluşuyormuş, bu da yan sanayi ve hammaddecileri de ekleyebilsek olağanüstü bir rakam. Moda haftasının (şehre giriş yapan 232bin kişi sağolsun:)) direk ekonomik etkisi 450 milyon dolara yakınmış, Bu haliyle NY maratonunu da geride birakiyor

Bence en iyi koleksiyonlar

  • yine düşsel kostümleri ve müthiş terziliği ile DelPozo,
  • gotik ve glam harmanından elbiseleriyle, dantellerin, fırfırların ve patchwork derilerle tiftik kürklerin iç içe geçtiği nefis looklarıyla  Rodarte,

devamini oku

| Dior’suz Raf Simons’un Tek İsteği 3 Saat

raf0

Bu defa bir “tasarımcı” kendini, psikolojisini, varlığını yok etmeme dehasını gösterebildi. Evet Raf Simons’dan bahsediyorum; Jil Sander’deki işleri ile tasarımlarına ve kadınına taptığım, Dior’un kreatif direktörü olduğunda işte bu deyip Galliano’nun acısını dahi unuttuğum bir isimdi Simons. Onun en çok yalın ama zengin; naif ama güçlü; parlak ama yumuşak halini severim ben; ne demek istediğimi en iyi anlatan bence Jil Sander’deki veda koleksiyonudur.  8 haftada hazırlaması gereken bir couture koleksiyonu ile Dior’un başına geçtiğinde de kendi adıma zevkten dört köşe olsam da onun adına bu büyük evlerdeki agresif ajandaya nasıl uyum sağlayabileceğini düşünmedim değil. Çünkü bence bu duruma ancak Karl Lagerfeld gibi hem suretini hem psikolojisini kendi çizip çerçeveleyen kurgusal bir kişilik dayanabilir.

Daha önce şurada “Cruise” özelinde yazdığım yazıda senede 6 sezona çıkan koleksiyon sayısının ekonomik anlamdaki faydaları yanında tasarımcıları nasıl zorladığından, rehabilitasyondan psikolojik çöküşe ne kadar zor durumlara düştüklerinden bahsetmiştim. Bunun başlıca örneklerinden biri şimdi hakkında bile konuşmadığımız ama olağanüstü yetenekli ve benim gözümde yine “dahi” olan Christophe Decarnin’dir. devamini oku

Toplam 6 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123456