Kategori arşivi: Koltukta

| BLOG | Deniz Baran Is Back ♥

Herkese iyi haftalaaar! Bir süredir ne blog ne de diğer mecralarda çok sesim çıkmıyor çünkü anormal bir telaşın içindeyim:o En kısa sürede yine bol col cıvıldamaya başlamayı umuyorum:)
Yeni haftayı yeni bir başlangıç ile açalım dedim! Daha önce de buraya iki kez konuk ettiğim bir tanecik Deniz Baran blogosfere geri döndü ♥ Eşsiz stili, inanılmaz vintage koleksiyonu, zamansız ile moderni mükemmel şekilde harmanlaması gibi stile dair inanılmaz doyurucu blogunun yanında; duruşu, akademik başarısı, fotolarına eşlik eden hikayeleri, eskiye saygısı ile bende yeri apayrı olan Deniz  son aylarda birbiri ardına postları sıralayıp, yine iç geçirtiyor:) 
Ben favori karelerimden bir seçmece yaptım, daha fazlası için denizbaran.net ‘e tıklayıp hem stilinden ilhamlar alabilir, hem sözcükler içinde kaybolabilir, hem de belki  “Deniz’e Sor” köşesinde kendinize cevaplar bulabilirsiniz:)) New York manzaraları da cabası:)
devamini oku

| STYLISH | Erkek Gardrobunun Olmazsa Olmaz Parçaları! Hanımlar İş Başına:)

Son bir kaç seferdir Romeo’larına da en az kendilerine olduğu kadar düşkün şahane Styleboomerlardan “beyler için olmazsa olmaz nelerdir” soruları geliyordu:) Ben de bu durumu, işin uzmanlarından birine MEN’S FASHION Ozan Alçın’a çıtlatmıştım. Sonunda postu-ama öyle böyle değil ne olmalı, nasıl kullanılmalı, nelerden esinlenmeli gibi detaylarla- yayınlamış bulunmakta! Bu posta bir aksesuar delisi olarak ve minicik bir aksesuarın bir görünümü nasıl değiştirdiğini iyi bilen biri olarak için ekleyebileceğim 2 şey var:
1) Kol düğmeleri- artık öyle çok çeşidi var ki; grafik, renkli, klasik, taşlı… Çok klasik bir takımın kolunda uzanan mesela color block bir kol düğmesi işte bu adamın Styleboomer sevgilisi bu işi biliyormuş dedirtir:p

2) Yaka mendili-üstelik eskisi gibi bembeyaz bir çizgi halind eolması şart değil! Puantiye, neon, marul gibi kıvrılmış ya da jilet gibi katlanmış:) Mutlaka mendilleri artırmalı!

Hadi bakalım hanımlar, kendimizi bitirdik şimdi sıra öyle bir defada kolay kolay laf söz de dinlemeyen sevgilimize el atmaya geldiii. Gazamız mübarek olsun:)) Hemeeen buraya tık tık !

[Görsel: The Sartorialist]

| ATOS-PORTOS-ARAMİS :)

Günaydın sevgili Styleboomerlar! Bugün blogu bu 3 silahşöre ayırmaya karar verdim:) Neden mi? Önce sözüm size hanımlar, hep ben hep ben nereye kadar, elinizin ucundaki sevdiceğiniz, beyaz atlı prensiniz için de var moda, stil, trend, tamam biraz sabit fikirliler ama onu da aşmak size kalmış! Sonra sözüm beylere, 21. yüzyıla geldik, hala “ya şu İtalyan erkekleri yok mu, oww, wooow, hiiii” dedirtiyorsunuz bize, ama böyle olmaz ki beyler, biraz çaba:)) Aynı kara kaş, aynı kara göz var madem, azıcık giyinmeyi, renklerle dansetmeyi, detaylara dikkat etmeyi öğrenmekte ne var!

İşte bu iki sorunun çözümü için sizi yukarıdaki ilk iki beyefendiye havale ediyorum! NICE THINGS FOR NICE BOYS blogunun sahibi Ufuk Onur ve MEN’S FASHION blogunun sahibi Ozan Türkiye’de çerçevesini, çizgisini bozmadan, sadece ce sadece erkeklere, erkekler için “erkek modası” yazan iki blog!

NICE THINGS FOR NICE BOYS yeni trendlerden haber veriyor, erkekler için giyim/kuşam meselelerini masaya yatırıyor, yetmedi merak ettiğiniz/beğendiğiniz pek “tatlı çocuk”larla söyleşiler yapıyor, yanında şu memleketimde zaten sadece 1-yazıyla bir- tane olan onun da editoryal sayfaları yetişmeyen erkek dergisiyle yarışır enfes editoryallere imza atıyor!

MEN’S FASHION ise kapsamlı trend raporları, daha da önemlisi stili ipuçları, kişisel stil postlarıyla kombin ilhamları almak için birebir. Sevgilileri giydirmek zor hanımlar, bi kere baştan nato kafa nato mermer oluyorlar, bazen nuh diyor peygamber demiyorlar, ee hal böyleyken MEN’S FASHION dopingi alıp, silahları iyi kuşanmak, erkekte stil yaratmak için ipuçlarını almak şart!

Üçüncü silahşör MODAFOBİK ise hayır erkek modasını değil kadın modasını da değil, “moda”yı çok ama çok başka bir dilden anlatıyor, hatta bazen gülmekten yerlere yatırıyor:) Bunu anlatabilmem için kelimeler yetmez, mutlaka okumalısınız! Modanın komik/trajik/ironik halleri, “oğlum/kızım büyüyünce de giyersin” travmalarından, moda tarihinin şaşırtan hallerine, kötü saç günlerine, takip ettiğiniz bloggerların yaşlanınca neye benzeyeceğine kadar pek çok şey onun satırlarında! Uzuuuun yazıyor o yüzden uzun uzun bayılıyorum. Ve buradan itiraf ediyorum modayla ilgili pek çok şey okumuş, yalayıp yutmuş, 33 yaşına gelmiş biri olarak ben bile ondan bir dolu şey öğrendim!

Aslında bu beyler yeni değil, uzun zamandır blog yazmaktalar ama bu uzun zamanda hep gelişip, yenilenip, daha da güzelleştiler, yine de o ilk çizgilerindeki tadı korudular. Yazması zor, okutması zor konularda “en iyisi” olabildiler. O yüzden her yeni gün postlarını heyecanla bekliyor, okudukça okuyorum:)

| KOLTUKTA | Deniz Baran Styleboom İçin "Renk"lendi:)

Styleboom’un biricik blog arkadaşları bu koltukta misafir olmaya devam ediyoor! Nisan ayının konuğu taa Amerika’da yaşayan bizim biriciğimiz DENİZ BARAN

Deniz benim hem blogdaşım, hem de o da akademik çalışma uğruna bazı bazı sürünüp sefil olduğundan kaderdaşım:)) Hala takip etmiyorsanız büyük bir ilham perisini kaçırıyorsunuz demektir:) Her bir kombiniyle beni benden alan Deniz bu defa Styleboom’a özel olarak sezonun “Colorblock” trendini uyguladı, pek tabi ki artık imzası haline gelen “vintage”ı ihmal etmeden:) Teşekkürler Deniiz, seni hem özlüyor hem de hiç gitmemişsin gibi yakınımızda hissediyoruz ♥ Şimdi söz DENİZ BARAN‘da:

Tum StyleBoom okurlarina kocaman bir merhaba :) Sizler gibi benim de blogunu okumaktan muthis keyif aldigim, sevgili StyleBoom, 2011 Ilkbahar\Yaz trendlerinden aldigim ilhamla bir kombin olusturup, Nisan ayinda blogunda beni misafir etmek isteyince; renksever bir blog yazari olarak aklima hemen COLOR-BLOCK trendi geldi. Biliyorsunuz moda aslinda tekerrurden ibaret. Bu kombindeki ceketin annemin oldugunu ve 80′lerden kaldigini soylersem sanirim ne demek istedigimi daha iyi anlatabilirim diye dusundum ve renkleri kendim biraraya getirecegime bu cekette oldugu gibi COLOR-BLOCK trendinin bir parcada uygulanmis halini kullandim. Ben kendi adima StyleBoom’a konuk olmaktan ve sizlerle blogum haricinde bir platformda bulusmaktan cok keyif aldim. Umarim sizler icin de guzel bir surpriz olmustur bu misafirlik.

Sevgiler,

Deniz

Ceket: Annemin 80′lerde giydiği ceketi
Bustiyer: Urban Outfitters
Pantolon: Alexander McQueen (Target)
Kupe: Vintage
Sapka: Ralph Lauren
Gozluk: Christian Dior

| 10 Dakika Gecikiyorum Makyajım Bitmedi!

Hem bloga bıraktığınız yorumlarınız, hem mailleriniz hem de özellikle 444BOOM yani Formspring‘e bıraktığınız sorularınızın büyük bir kısmını giyim ve stil ipuçlarının yanında “kozmetik” soruları oluşturmaya başladı hanımlar:)

Ben dee elimden geldiğince, tecrübe edip kullandıklarımı sizinle paylaştım, cevap olabileceğine inandıklarımı yazdım amaa artık bu işi uzmanına devretme zamanı geldi bence:)

Benim sürekli okuduğum ve hemen her okuduğumu da uyguladığım tek ve yegane kozmetik blogu ile sizi tanıştırayım o halde: 10 DAKİKA GECİKİYORUM MAKYAJIM BİTMEDİ :)

İsmi bile samimi, keyifli ve gerçekçi öyle değil mi:)?

Bu blogu takibe almanızı şiddetle öneririm sevgili Styleboomerlar, yeni ürünler, denemeler, testler, en basitinden daha komplikesine makyaj tavsiyeleri, kırmızı halı makyajlarının kritikleri ve daha fazlası burada!

Üstelik attığım maile olumlu dönünce beni havalara uçuran 10 DAKİKA GECİKİYORUM MAKYAJIM BİTMEDİ blogunun sahibesi AC. ile size bir de sürprizimiz var! 10 Dakika Gecikiyorum artık haftada bir sizden Boom’a mail ya da formspring yoluyla gelen kozmetik sorularını sizin için cevaplayacak, burada Styleboom’da bir köşesi olacak:) O zamana kadar hadi dooğru bloga tık tık, eminim bugün tüm gününüz onu okuyarak geçecek ♥

| KOLTUKTA | StilCatcher’dan TOPGUN!

Bu ayın konuğu kalemi kuvvetli bir blogger ve gazeteci olan STILCATCHER:)) Seçtiği konuya ise bence bayılacaksınız çünkü bizi taa eskilere sürükleyip yeniden günümüze, günümüzün en esaslı trendlerinden birine geri getirecek. Koltuğa oturmayı kabul ettiği için STILCATCHER‘a binlerce teşekkürler! Hadi yazının keyfini çıkarın:)

Yıl 1986 idi yanılmıyorsam.O zamanlar Ereğli’de yaşar, mutlu mesut okula giderdim.Çevrem ve okulum, Ereğli Demir Çeliğin tesisleri içinde olduğundan bir nevi izole bir yaşamdı benimkisi.Yaptığımız bir halt yoktu.Okul,ev, bol spor, lojman içinde dolanma, çay partileri dışındaki en önemli sosyal aktivitemiz ise sinema olayı idi.O yıllar için İstanbul’dakileri, aratmayacak çok güzel bir sinemamız vardı.Finansal destek fabrikadan geldiğinden,büyük şehirlerde vizyona giren filmler aynı anda minik kasabamızda da oynardı.

Cuma akşamları ise,bizim topluca sinemaya gitme günümüzdü.Toplucadan kastım da sınıfca oluyor bu arada.25 kişi bir arada-ne anlıyorsak artık-sinemaya gider,sinema çıkışı da 48 evlerdeki bakkalın önünde piyasa yapardık.Soğuk filan da işlemezdi piyasa için.Tabii,küçük ortam.İt uğursuz gibi ailesel takıntılar olmadığından ,ailemizin aklı kalmadan bol bol takılırdık…
Lafı uzattım biliyorum.Devam edip konumuza gireceğim.

Top Gun ile işte böyle bir ortamda tanıştım.Ve üstelik yalnız da değildim bu esnada.Annemin zorla elime tutuşturduğu sevgili kardeşim de benimle beraberdi..Ben buluğ çağını yaşamakta olan bir genç kız,o ise 6 sında bir velet.Ekstra bir üçüncü kişi daha vardı; “ablamla gitcem” ağlamalarına dayanamayan benim yufka yüreğim.

Bütün o havalı çekimlerine rağmen Top Gun,benim için filmden ziyade müzik demek.Minik kardeşim için ise,Kelly McGills. Kart yüzlü hatunun nesini sevdiyse,pek bir beğendi.Hatta öyle bir hayranlıkla izledi ki hatunu ,filmin bütün şarkılarını o söylüyor sandı.Sanmayı bırakın bir de doğrusunu öğrenmek istemedi.Dik kafalı ya “hayır o şarkıyı o kız söylüyor”. Böööhhhhh yanılmıyorsam 10 saat filan ağlamıştır.
Abartmıyorum!.
Şahitlerim var.
Şimdi ne zaman ‘take my breath away ‘çalsa bir yerlerde, aklıma hep keçi kardeşimin böğürmeleri geliyor.
Evet Top Gun ile böyle bir ilişkim var benim.

Bazı filmler vardır,film karakterlerinin posterleri filmin hikayesinin gerisinde kalır.
Oyuncular bile o posterlerindeki duruşları,bakışları,hatta giysileri ile star olurlar. Tıpkı 80 lerin ikinci yarısına damgasını vuran ve Tom Cruise’u Hollywood starına dönüştüren Top Gun gibi.
Filmin başrolünde gerçekten Tom Cruise’un canladırdığı Maverick mi var?Yoksa pilot gözlükleri mi? Kaçımız,Maverick’i,cesur,dost canlısı,cesur,ve hafif depresif olarak hatırlıyor?
Ya da neden Top Gun dendiğinde ilk akla pilot stili deri montlar ,beyaz t shirtler ve siyah Ray Banlar geliyor?

Temelinde zayıf bir konu yatsa bile havalı görünümler ile moda yön değiştiriyor işte.Birden bire beyaz t shirtler trend olmaya başlıyor.Ya da gösterime girdiği yıl erkekler Ray Ban’larla geziyor,çapkın çapkın… Armaları bol olan deri montlar aranmaya başlıyor,onları nasıl kombileyeceğimize dair beyin fırtınaları yapılıyor. Tulum istiyor oluyoruz. Hani pilotların giydiği cinsten.Uzun kollu gömlek modeli gibi.Üzerlerine armalar dikince de askeri bir stil yaratıyoruz. Kalın saatler,bağcıklı botlar,deri bileklikler en sevilen aksesuarlarımız oluyor birdenbire. Ama her ne kadar fiyakalı görünülmeye çabalanılsa da erkek arkadaşının dolabından aşırılmış gibi duran beyaz t shirtle ile birlikte,fazlasıyla maskülen bir kadın stili söz konusu. Ve bu tarzı ile de kadın,erkek dünyasında kendini kabul ettirebilmek için dişiliğini olabildiğince bastırıyor.

Bir de haber:
Ve kült film,klasik replikleri ,trend giysileri ile yeniden seyirci karşısına çıkmaya planan bir proje şimdilerde.Yönetmenliğini ilk filmi çeken Tony Scott yapacak.Senaryo ise Olağan Şüpheliler ile Oscar alan Christoper McQuarrie’ye teslim edilecek.Tom Cruise Maverick rolü ile devam filmde yer alacağı belirtilirken esas kadın Kelly McGills için kimseden bir ses çıkmamakta

| Stilize’den Stil ve Moda Denklemi

Yaz tatilinden sonra yeniden başladığım “Koltukta” köşesinin bu ayki konuğu benim için blogosferin en stil sahibi, moda duygusu en yüksek isimlerinden biri olan SStilize. Styleboomerlar için dilimizden hiç düşmeyen iki kelimeyi, “moda” ve “stil”i aldı, matematiğini, eğrisini, doğrusunu anlattı:

Sevgili Styleboom’a konuk olmak ne büyüüük bir sorumluluk, ne zor işmiş:) Bir taraftan da pek heyecanlıymış! Blog dünyasının tatlı akademisyeninin kıymetli mecrasına yakışır, pek körelmiş de olsa mühendisliğimden dem vurarak biraz bu işin matematiğine gireceğim.

Moda’nın bir çok tanımı var benim içime sinenler:

Toplumun tüketim trendlerini belirleyen tüketim anlayışı.
• İtalyanca’da değişiklik gereksinimi veya süslenme özentisiyle toplum yaşamına giren geçici yenilik.
• Belirli bir süre etkin olan toplumsal beğeni, bir şeye karşı gösterilen aşırı düşkünlük.

Tanımlarda kalın olarak işaretlediğim kelimeler durumu özetliyor. Moda genel geçer, tekrarlanır, evet: iz bırakır! Sonuçta uçlarda bir bağımlılık ve tüketimin tam kendisi olarak ancak doğru ellerde, doğru seçimlerle zamansız ve kalıcı izlere dönüşebilir.

İşte bence modanın kalıcı tarafı, modanın değişmeyen ayak izleri Stil’dir.

Yazının başında denklem dedim, bir kaç formul yazmalıyım:)

Stil= S, Moda= M, Yer=Y, Zaman=Z, Ruh hali= R, Sen=SEN’se…

Yani “Stil” için “Moda” güçlü bir katsayıyken, sadeleştirmek ve hiç kullanmamak da “Sen”in elinde, tercihinde.

Bu da demek oluyor ki belki modanın kuralları matematiği var ama stil en başta kuralsızlıkların, genellenemeyen, denklemleştirilemeyen, bu nedenle çok kıymetli ve adı bir türlü konulamayan.

Stille ilgili sadece ipuçları, sadece örnekler vermek mümkün, eskiden film yıldızları, müzisyenler, artistler Stil ikonaları, bu örneklerin doğuş mabediyken, artık SEN, BEN, O özellikle yolda ki sokaktaki Stil sahibi ve öncüsü..Yeni dönemde moda ve stil bloglarının önemi de bu nedenle arttı, çünkü artık moda dünyasının üretip üretip, yine yeni yeniden, önümüze getirdiklerinden çok, bu milyonlarca seçenekten Sen’in için Stil’in için doğru ve farklısını seçmek, doğru kombinlemek meziyet. Ne kadar çok örnek, ne kadar çok yeni fikir görürsen, o kadar çok Stil gözün gelişir ve o kadar farklı uygulama ve kendine özgü bir çizgi yaratabilirsin.

1,5 senelik Stilize’yi ya da Styleboom’u bir yazıya sığdırmam demek, bu yazıda işin sırrını vermem demek.. Gördükçe, bakmaktan çok görmeyi öğrendikçe, okudukça, takip ettikçe, en önemlisi kendini tanıdıkça Stil’in senin!

Sokaktaki stil sahiplerini en iyi yakalayan, bu işin artık sana bana indiğinin ilk kanıtı olan The Sartorialist’in bir kaç karesi ve naçizane kısa kısa yorumlarımla bu yazı biter:) Boooom çok keyifliydi tekrarı ikrar ve iade-i ziyaret şart!!!

Seni sen yapan parçan, aksesuar olarak başrolde neden Stil kodunu yazmasın?? Mesela bal kızılı saçların,

Kuralsızlığın, cesurluğun, karışık karışık olmak istediğin anların tek doğru anahtarı kocaman içten bir gülümseme,

Kendinden emin duruşun, postürun en salaş halinle çok çok şık,

Yani toplamında “IŞIĞIN” en sıradan parçaları, kombinini parlatsın!
Toplam 3 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123