Kategori arşivi: Moda Tarihi

| Moda Dünyasında Bir Elin Nesi Var İki Elin Sesi Var

Atalarımız boşuna bir elin nesi var, iki elin sesi var buyurmamışlar hanımlar beyler. Alın işte Bonnie ve Clyde, Ediyle Büdü, Tom ve Jerry, Laurel ve Hardy… Bir başlarına kalsalardı eminim bir şeye benzemezlerdi (sözüm Bonnie’den dışarı!).
Moda dünyası da, hem de büyük egoların dan dun çarpıştığı, bencilliğin ayyuka çıktığı karakterine rağmen, bazen tek değil çift olmayı başarabilmiş. Bu yazıda moda dünyasının tasarımcı ikililerine bir bakalım mı?

Önceliği pek çoğunuzun bayıldığı ikiliye vereyim istedim: Domenico DOLCE ve Stefano GABBANA! Sicilya doğumlu Domenico ve Venedik doğumlu Stefano asistan olarak çalışmaya başladıkları stüdyoda tanışır ve bir aşka yelken açarlar, bir yandan da bir marka yaratma işine. 1985de ilk Dolce&Gabbana hazır giyim koleksiyonunu sunduktan hemen sonra hızla büyürler. Aşk bitince iş de biter derler ama 2005de romantik ilişkilerine noktayı koysalar yüzmilyonlarca dolarlık işlerine aynen devam eder hatta sanki daha bile şahane hale gelirler.

Gelelim favorilerimden RODARTE’a. Berkeley mezunu iki kızkardeşin , Kate ve Laura Mulleavy’nin, yarattığı marka moda endüstrisinin de pek çok ünlünün de son dönemdeki gözdesi. Kısa ama parlak geçmişlerine şimdien kült olacağı garanti Black Swan filminin kostümlerini de ekleyerek oldukça konuşuldular. İşbirliğine en açık ikili diyebiliriz, Opening Ceremoy, Gap, Target hepsine de koleksiyon çalıştılar.

Diğer favorim, ki kendileri telaffuz edilemesin diye kasmış olacaklar, PROENZA SCHOULER de müthiş bir ikili! 2002 yılında Jack McCollough ave Lazaro Hernandez tarafından kuruldu. Bu beyler Parsons’da tezleri için işbirliği yapmaya karar veriyorlar, kısacası tezleri bir nevi onların ilk koleksiyonu oluyor, yetmiyor yetmiyor tamamı Barney’s tarafından alınıyor:) Burada ben gözyaşlarına boğulayım müsaadenizle, ne tezler var dünyada böhüüü! İsimlerinin hikayesine gelince, Proenza Lazaro’nun annesinin, Schouler ise Jack’in annesinin kızlık soyadları. Ehhe şimdi bankalarını arasak bütün dünya “annenizin kızlık soyadı” güvenlik sorusunun cevabını biliyor. Büyük düşüncesizlik:p

BADGLEY MISCHKA’nın da bizde yeri ayrı, çünkü annemin düğünümde giydiği elbisesi Badgley’di. Bir zamanlar kırmızı halının vazgeçilmezlerindendi bu ikili de ama son 2-3 yıldır daha “olgun” müşteriler tarafından tercih edilmeye başlandılar. Bu ikili de Parsons’da tanışıyor, Parsons çok zor okul olduğundan olacak:) 1988′de markalarını kuruyor, 1993de de o zamanlar herkesin rüyalarını süsleyen gelinlik koleksiyonlarına başlıyorlar. Kendileri SATC’de Charlotte’un favori tasarımcılarıydı!

VALENTINO gibi bir devi Bay Valentino gibi bir dehadan devralmak, devralırken de devirmemek büyük başarı! Başlarda çok büyük şüpheyle yaklaştığım Maria Grazia Chiuri ve Pier Paolo Piccioli şu anda Valentino evinin baş tasarımcıları ve müthiş başarılı bir ikili. VALENTINO eskisi gibi mi? Hayır. Eskisini aratıyor mu? Hayır! Bu ikili markanın köklerine sadık kalırken inanılmaz bir de gençlik aşısı yaptılar, tasarım yaparak bir isyan gerçekleştirdiler ve çok da başarılı oldular. Fendi’de çalıştıkları 10 yılın sonunda bizzat Bay Valentino tarafından kendilerine VALENTINO mirasına uygun bir aksesuar koleksiyonu çıkarmaları için teklif götürülen bu ikili bir gün evi devralacaklarını acaba hiç düşünmüşler miydi?

PETER PILOTTO belki sadece birinin ismine sahip ama tasarımları iki kişinin elinden çıkıyor: Peter Pilotto ve Christopher de Vos. Onlar da okulda Antwerp’de tanışıp birlikte yola çıkıyorlar. Buradan okul arkadaşlarıma sesleniyorum, biz de varsa yoksa kahve dedikodu ha bir de ya Dungeons&Dragons ya King yaptık cık cık cık:) 2009da en iyi çıkış yapan tasarımcı ödülünü alan ve Kate Bosworth’un gözdesi olan ikilinin baskı ve dene birliktelikleri muhteşem!

Ayılıp bayıldığım PREEN’deki harmoni ise meğer aşkmış! Karı koca Thea Bregazzi ve Justin Thornton etraflarında minik yavruları bu muhteşem tasarımlara imza atıyorlar! Tıpkı uyumlu ve mutlu bir evlilik gibi ikisi de tasarımlara başka başka şeyleri uyumla harmanlayarak katıyorlar. Grafik ve geometrik görünümlere romantik ve feminen bir dokunuşlarıyla iki ayrı kişi bir bütün nasıl olur en güzel şekilde gösteriyor.

Mary-Kate ve Ashley Olsen ROW markalarıyla anne karnından moda dünyasına kadar pek çok alanda ne kadar müthiş bir ikili olduklarını çok genç yaşta kanıtladılar. ROW koleksiyonlarına bakınca onlar için aman ya ünlüler işte tabi yaparlar demek olmaz, gerçekten çok başarılı, farklı ve arzu edilesi! Birbirinin aynası iki kardeşin hem stil hem tasarım anlamında yeni yüzyılın en iyilerinden olduğu kuşkusuz.

Kıskanmayalımm:) Bizim de tasarım ikilimiz var RANA-BERNA CANOK ve tabii ki DICE KAYEK.

DICE KAYEK tasarımcıları Ayşe ve Ece Ege gururlarımızdan olduğu gibi, burya pek uğramasalarda Machka sayesinde bizi de keyiflendirmiyor değiller:) Ece Ege ve Dilara Akay tarafından kurulan ama tasarımın başında Ayşe ve Ece kardeşlerin olduğu DICE KAYEK selektif müşteri kitlesi ve bağımlılık yaratan tasarımlarıyla oldukça başarılı.

RANA-BERNA CANOK kardeşleri ise pek çoğunuz IFW’deki defileleri ile tanıdınız. İki Mimar Sinanlı kızkardeş uzun yıllar ayrı ayrı yerlerde ve zamanlarda çalışşsalar da sonunda 2009da kendi markalarını yarattılar, heykel ve tesktili harmanlayarak Galata showroomlarıyla bizlerle buluşturdular.

Evet hanımlar beyler görüyorsunuz ki öyle kardeşinizle çöpü kim çıkarsın, ekmek almaya kim gitsin, yok efendim izinsiz kıyafetimi niye giydin diye kedileşene kadar tutun işbirliği yapın diye ibret olsun diye yazdım bunları. Ya da üniversite arkadaşınıza bir bakın sadece size atmasyon kahve falı mı bakabiliyor yoksa hummm bir moda markanız olabilir mi ? ;)

Şaka bir yana unuttuklarım varsa had yorumlarınızla siz de ekleyin. Ya da bir düşünün bakalım bir moda markası kuracak olanız kimi seçerdiniz yanınıza:)?

[Kaynak:net-a-porter, wikipedia ve resmi web siteleri]

| AYAKKABI | Tanrı Pabucumu Korusun!

Hanımlaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaar! Bayılacağınız bir haberi paylaşmak isterim, hem de ne bayılmak:)

“God Save My Shoes” yani Tanrı ayakkabıma zeval vermesin diye çevirebileceğimiz bir belgesel film hazırlandı: kadınlar ve ayakkabılar arasındaki o özel ve hatta mahrem ilişkinin sırrını açıklamaya çalışan ilk belgesel film! Ayakkabılar kadınların hayatında nasıl böyle bir yer aldı, nasıl böylesi bir tutku objesi haline geldi soruyor, sorguluyor… Kimlere mi? Louboutin’a, Manolo’ya, Vivier’ye, psikologlara, moda editörlerine, ünlülere hatta tarihçilere:)

Belgeselin yazar ve yönetmeni olan Julie Benasra’ya buradan tüm kadınlar adına öpücüklerimi yolluyorum ♥

Galası 7 Eylül’de Paris’te gerçekleşen belgesel filmden bir kaç enfes bölümle sizi baş başa bırakıyorum:)

Kırmızı tabanlı prensimizle başlayalım… Louboutin

Sex & The City’yi Sex & the City yapan adam, platform düşmanı Manolo ile devam edelim:)

Walter Steiger’in “yürümeyi öğrenin hanımlar”ını dinleyelim:)

vee sn olarak VOGUE’un ayakkabı dolabına girip kendimizden geçelim!

Daha fazla bölüm için BURAYA tıklayabilir ve bence bu güzel çalışma hakkındaki gelişmelerden haberdar olmak için WEB SİTESİ‘ni izleyebilir ve FACEBOOK GRUBU‘na üye olabilirsiniz:)

| Ethel Granger: Dünyanın En İnce Beli, En Acılı Aşkı


Eylül kapakları arasında VOGUE Italia her zamanki gibi öne çıkıyor, belki gördünüz. Kapakta Stella Tennant Steven Meisel tarafından fotoğraflanmış ve “avant-garde”in sert bir görsel tanımı olarak yerini almış. Bir dolu abartılı aksesuarın yanında Tennant’ın belinin inceliğini (ki bir photoshop mucizesi) farketmiş olmalısınız. Bu bel, bu sayı ve bu kapak efsanevi bir isme, Ethel Granger’a ithaf edilmiş. Kendinizi bir obsesyon, bir fetiş ve bir acı hikayesine hazırlayın hanımlar!


Ethel Granger, 12 Aralık 1905′de Chesterton’da sıradan bir kız olarak doğdu. Daha sonra ismi tarihe dünyanın en ince beline sahip olan ve rekoru hala egale edilememiş olan bir kadın olarak geçecekti: 13 inch yani yaklaşık 33 cm.lik bir bel…

Ve bunun sebebi bir erkek, ve aşk, tabii ki!

Ehtel’in kocası Willian isimli bir astronot, modanın kafamızdaki tüm düşünceleri kökünden değiştirebilecek kadar korkunç bir güce olduğunu savunan, bunu her fırsatta dile getiren ve örneğin 1920′lerdeki küçük göğüslü kadınlar trendinin moda yüzünden oluşan korkunç bir şey olduğuna inanan, ama derinde bir yerde aşırı bir ince bel obsesyonu olduğunu ve korseleri bir kenara kaldıran moda endüstrisine bu yüzden düşman olduğunu gizleyen birisi.

Ethel ile tanıştığında o da 20lerin modasına uygun bol elbiseler giyen, kısa saçları olan, küçük küpeler takan naif bir kadın. Birbirlerine aşık olup evlendiklerinde William karısına korseleri ne kadar sevdiğini, ona bir korse takmışken sarılmayı ne çok istediğini söylüyor. Kadınların eskiden daracık korseler ve iri mücevherlerle ne kadar da hoş olduğundan dem vuruyor, ve işte o an Ethel’in “dünyanın en ince bel”ine giden yolculuğu başlıyor…


Bir gün Ethel eşine kendisine sarılmasını söylüyor ve William bir korseye dokunmanın tarifsiz mutluluğunu yaşıyor! William daha sonra Ethel’e yüksek topuklu pabuçlar ve iri küpeler getiriyor, metamorfoz başlıyor.

William, Ethel’e farklı korseler ve korse sıkma yöntemleriyle belinin ölçüsünü küçültebileceklerinden ve bunu denemek istediğinden bahsediyor, ona ne kadar güzel olabileceğini, herkesin ona nasıl gıpta edeceğini anlatıyor ve Ethel için metal korseler dönemi başlıyor. William yine de tatmin olmuyor ve bu sürecin geceleri uyurken korseyi çıkardığı için baltalandığını söyleyip Ethel’i suçluyor. Bunun üzerine Ethel 24 saat evet gece ve gündüz sürekli korse takma dönemine giriyor. Kendi kendine korseyi takıp, çıkarmanın ve bağlamanın çok vakit aldığını, böylesinin çok daha iyi olduğu tesellisin buluyor:( Bunun yanında istekleri bitmeyen fetiş beyimiz Ethel’in her zaman yüksek topuklar hatta 13 cm.lik yüksek topuklar giymesini istiyor ve giydiriyor. Bunu destekli sutyenler, burunda piercing küpeler ve git gide incelen korseler takip ediyor.

Tanıştıkları zaman 61 cm olan beliyle Ethel, son olarak beli 19 inch yani 48 cm olduğunda Will’e hala yetmedi mi ikiye bölüneceğimden korkuyorum dese de maalesef yetmiyor. Ethel Granger hayatını 33 cm.lik beli ile bir sirk soytarısı gibi fotoğraflar vererek, gazetelere çıkarak, dergilere “mucize” diye konuk olarak tamamlıyor.

Hiç bir söyleşisinde ne acı, ne mutsuzlukk, ne ağrıdan söz açmayan; aksine bunu hep mutluluk ve gurula anlatan; hiç bir fotoğrafında hüzün ya da acı izi olmayan Ethel’in “gerçek” hislerini merak ediyorum. Aşkı için hem ruh hem beden olarak başkalaşmak, daracık bi kalıba girmek nasıl bir his?

Ethel’in fetiş kocası, bence moda tarihinin belki de en sert, en acımasız “ikon” yaratıcısı William Arnold Granger, anı kitabında şöyle yazmış:

“Eğer kendi cinsinden diğer üyeleri bir şekilde gölgede bırakabildiyse, bu hiç bir ızdırapla kıyaslanamayacak kadar büyük bir zaferdir”.

Kaynak:wikipedia,ethelgranger.com,vogue italia,fashiongonerogue