Kategori arşivi: Moda ve Sanat

| KAĞIT TAŞ MAKAS! … MODA

Alithia Spuri-Zampetti

Babacığımın benim çok akıllı bir kız olduğuma dair inancı sebebiyle akranlarımdan çok once 1. sınıfı atlaya coşa başla(tıl)dığım ilkokul yıllarımdan doktoranın kör kuyularında geçen günlerime kadar elimden geçen kağıt sayısının haddi hesabı yok ama biriyle bile tuzluktan öte bir tasarım yapmak, yapıp bir de üstüne moda yaratmak aklıma gelmedi! Ben o kağıtları sonsuza giden integraller için heba ederken ALITHIA SPURI-ZAMPETTI isimli öğrenci 2008 yılında Central Saint Martins mezuniyet koleksiyonunda kağıt ve köpükleri kullanarak yaptığı yukarıdaki şaheseri podyuma çıkarıyor, yaratıcılığıyla VALENTINO’da iş sahibi oluyordu.

Esasen giyimde pamuk, yün ve deri esaslı geleneksel tekstil malzemelerinin yanına yeni ve alışılmadık materyaller uzun yıllar once eklenmeye başlandı. 1960’larda daha sonraları PACO RABANNE olarak büyük isim yapacak olan Francisco Rabaneda Cuervo alimünyum ve metal yapraklar kullanarak couture kıyafetler yarattı ve modada yeni bir yüz yıl başlattı. Bu durum moda tasarımcılarına sanatlarını kıyafetler üzerinden çok daha farklı, çok daha sınırsız tasarımlarla anlatma olanağı sundu.

Balenciaga

Henüz 25 yaşındayken moda dünyasını şok edecek bir sürpriz olarak yüzyıllık moda devi BALENCIAGA’nın baş tasarımcısı ve kreatif direktörü olan Nicolas Ghesquière son yıllarda farklı materyalleri yaratıcılığın son noktasında kullanıyor ve bunu oldukça geleneksel bir modaevi altında yapıyor: Sonbahar 2010 için hazırladığı son hazır giyim koleksiyonunda sentetik köpükler, yemek kutuları ve inanmayacaksınız ama bizim kuşağın çocukluğuna gömdüğü formikaları kullanarak hem de oldukça giyilesi kıyafetlere imza attı.

Bunun yanında kimyasal işlemlerden geçirterek deri özelliği kazandırdığı play-doh oyun hamurundan yaptığı yüksek topuklu ayakkabılarıyla olay yarattı! Benim oyun hamurlarıyla koltukları lekelemem sonucu annem de olay yaratmış, ayakkabı olmasa bile en esaslısından bir terlik izi tasarlamıştı anımsıyorum…

Hüseyin Çağlayan

Hazır İstanbul’u ve İstanbul Modern’i şereflendirmişken aykırı materyallerle nasıl kıyafet tasarlanabilir görmek için konunun maestrolarından birini, HÜSEYİN ÇAĞLAYAN’ı ziyaret ettiğinizi umuyorum! Swarovskilerle süslü bir elbiseye gömülen 15 .000 LED ampulün yarattığı dünyanın en ışıltılı kıyafetini, ahşabın once bir sehpaya ardından bir eteğe dönüşümünü, uçak yapımında kullanılan malzemelerle uzaktan kumanda kontrollü bir elbiseyi yakından inceleyin. Unutmayın dokunduklarınız sadece birer kıyafet ama materyaller devrimsel.

Iris van Herpen

Bir diğer “material girl” ise IRIS VAN HERPEN, onu Alexander McQueen’in tahtında görmek istiyorum, çünkü hayalgücü pamukla sınırlı değil: motor kayışı, zincir ve lastikleri dokuyarak yarattığı kıyafetler, altın plakalarla ışıldayan silüetler onun imzası. Asya kökenli modacılar ise bu ligin duayenleri, her biri ayrı birer yazı konusu!

Gareth Pugh

Demir, bronz ve bakır gibi metal malzemeler kumaşla birlikte en sık kullanılan materyaller, peki ya altın? Burada sözünü ettiğim kıyafetin üzerine sallandırdığınız bir kolye vs. değil, kumaşın üzerine desen olarak basılmış saf altın! JASON WU’nun Sonbahar 2010 koleksiyonunda elbiselerin üzerinde görülen altın rengi desenlerin, altın rengi değil bizzat 24 ayar altın olduğunu biliyor muydunuz? Lake kıvamında inceltilerek yine kimyasal yollarla kumaşı yakmadan kıyafetlerin üzerine mürekkep lekeleri gibi basılmış. Simya bu olsa gerek!

Geleneksel tekstil malzemelerine eklenen yeni mateyallerle birlikte moda artık yalnızca tasarımcı, stilist, kalıpçı, terzi değil, bunların yanında kimyager, demirci, elektronikçi, düz kontakçı da barındırır oldu. Kısacası son ütücüye giden yol daha da uzadı:))


[Bu yazı Radikal Tasarım Dergisi Ağustos Sayısı'nda yayınlanmıştır]

| HÜSEYİN ÇAĞLAYAN | SERGİ, EĞİTİM, ATÖLYE İLE İSTABUL’DA!

ÇAĞLAYAN’ın Türkiye’deki en kapsamlı sergisi Hüseyin Çağlayan: 1994-2010 ismiyle dün İstanbul Modern’de açıldı, davet telaşıyla hızlıca gezmek zorunda kalıp her bir parça için bi 10-15 saat daha vermem gereken sergi müthiş, böyle bir yaratıcılık karşısında insan kendini ayakucundan burnuna sorguluyor, doğayı nasıl olup da böyle göremediğine şaşıyor, imgelere ve ayrıntılara hayran oluyor. Bu yıl mutlaka yapılması gereken bir şey varsa o da bu sergiyi gezmek! Keşiflerle ve deneylerle dolu alışılmadık bir “moda” orada sizi bekliyor!

Tasarımcının son 16 yılda ürettiği çalışmaların bazılarından oluşan sergi 15 Temmuz-24 Ekim tarihleri arasında görülebilecek. Ama sadece görmek yetmez diyenlere de bir haberim var: sergi sürecinde özel olarak tasarlanmış çeşitli atölyelerde çocuklara, gençlere ve ailelere ünlü tasarımcının ele aldığı temalardan yola çıkarak, kullandığı malzeme ve tekniklerle öncü yaklaşımını deneme ve tasarım ürünleri yaratma olanağı tanınacak.

“Moda”yı mimarinin, hızın, antropolojinin, botaniğin, felsefenin, hatta bir mektup zarfının:) kısacası tüm duyu ve duygularınızla sizi çevreleyen görülür/görülmez dünyanızın içinde, tam da merkezinde görebilmek için doğru İSTANBUL MODERN’e:))


| Eski Şehre Yeni Heyecan

Size bir masal(*) anlatayım diyorum, ahir zamanlarda geçen…

Osmanlı’nın ulu ve yenilmez Serdar-ı Ekremlerine hürmetinden bu ismin bahşedildiği sokağın bitişindeki çıkmazda yeni bir atölye şehre heyecan katmış! Bu atölyenin başına hem güzel hem hünerli iki peri kızı olan Gizem ve Başak Sultanlar padişah buyruğuyla geçmişler, kendilerine isim olarak da Frenk dilinden ATELIER 55’i seçmişler. Daha burası toz duman içinde bir meskenken kapıda bu numara görülmüş, uğuruna tılsımına inanılmış, bu iki peri atölyeyi bir nefeste abad etmişler.

Buyruğa göre bu atölyede dünya gözünün gördüğü her şey ama her şey satılıkmış… Avrupa illerinden gelmiş porselen fincanlar, duvarları süsleyen yağlı boya tablolar, görülmemiş güzellikte avizeler, çöl kumlarından fırınlanmış seramik aynalar, vazolar, biblolar, gravürler, kök zümrütler ve mercanlardan envai çeşit mücevherat, tavandaki avizeden yerdeki toza kadar hepsi ve daha nicesi.

Söylentiye göre burada büyücülükte usta bir ecnebi olan DAVID KOMA ile Osmanlı’nın çocuklarından Londra terzisiBORA AKSU Efendi yaşamaktaymış. Büyücü Koma’nın siyah bir kumaşı alıp fersah fersah gelecekte yaşayanlara göre elbiseler yaptığı, bu elbiseleri giyenlerin bir kaç asır geleceğe gittikleri rivayet edilmekteymiş. Bora Efendi’nin mahareti ise top top şantukları, metre metre şifonları, altın sırmaları parçalayıp bir dokunuşuyla bir araya getirmek, kadınlara muhteşem feraceler yaratmakmış. Bir sırmalı ceket yapmışki, methi ta a saraya varmış, derhal huzura çağrılmış.

Bu küçük ama ışığı gözleri kamaştıran bembeyaz atölyede bir de CHARLOTTE OLYMPIA addolunan altın renkli bir dişi örümceğin yuvalandığı rivayet edilirmiş: bu dişi örümcek yine altından ağlar örüp 8 ayağına Anadolu’da eşi benzeri olmaz pabuçlar yaparmış. 1000 küsür dirhem altın paraya denk bu sihirli pabuçlar sahibesine boy, pos, endam katmakta, beyleri büyülenmişçesine hanımına bağlamaktaymış.

Deniz sefalarında akça beyaz tenler pembeleşmesin diye el emeği göz nuru oyalarla süslenmiş uzun müslin elbise ve bluzlar pek beğenilirmiş, kadim dillerin sembollerinden yapılmış kısmet açan, bereket getiren tılsımlı KiSMET takılar öyle güzel öyle manidarmışki, nigahtan nazardan koruduğundan düğünler, doğumgünleri, kınalar için birebirmiş. SYLVIA TOLEDANO çantalar ise benzersiz mücevherleri ışıltısıyla boğmakta, içine pul koysan altın para olmaktaymış.

Bu kadar da değil, bu atölye de kuşlar, tavşanlar, uğur böcekleri bile mutlulukla yaşar, rafları, duvarları süslermiş.

Gitmek görmek, seyr eylemek isteyenler evvela sırtını devasa Galata Kulesi’ne dayamalı, sonra karşısına aldığı uzun ince Serdar-ı Ekrem sokağı boyunca solda BAHAR KORÇAN denen meleği, derici kız SİMAY BÜLBÜL’ü, sağda aşklara, hayallere ve acılara şahitlik etmiş sarı DOĞAN’ı ve GALATA ŞARKÜTERİ’nin lezzetlerini bırakıp tamı tamına 1000 adım saymalı, eski şehrin dibini bulmalıymış…İşte o vakit mis rahiyasıyla köpük köpük bir Türk kahvesi eşliğinde gelen gölge misafiri selamlar, bu büyülü atölyenin kapıları da içerdeki zenginliğe buyur edermiş.

(*) Umarım bu masal hoşunuza gitti sevgili Styleboomerler:)
ATELIER 55 bir konsept mağaza, seçilen parçalar ve tasarımcılar çok seçkin, cesur ve özgünler. Butik mağazanın en önemli özelliği içinde gördüğünüz herşeyin satılık olması, kısaca “Everything But The Girls:) Ne beğendiyseniz sizin olabilir! David Koma, Bora Aksu, Notting Hill Design, Avshalom Gur, Halston, Charlotte Olympia, Sylvia Toledano, Linda Farrow gibi isimlerin selektif parçaları, Bora Akıncıtürk’ün tabloları, Aliye Dörtler’in seramik eserleri burada; Mark Fast, Alexis Mabille gibi isimler de yakında! Bu şahane butiğin iki yaratıcısından biri olan Gizem Hanım’a neden Galata diye soruyorum, cevap : “The Old City”. Dünya moda merkezlerinin hemen hemen tamamının yönlendiği bu Old City trendiyle antik şehrin merkezinde moda, tasarım ve sanat birliktelikleri hayat buluyor, haliyle bizde de Galata yeniden doğdu! İşte o gün bu cevap bana ATELIER 55’i size benim düğün fotoğraflarımı da çeken Esra Pozan’ın fotoğrafları eşliğinde bir masal gibi anlatma isteği uyandırdı….

Fotoğraflar:Esra Pozan

| Bana Çizgi Kahramanını Söyle Sana Stilini Söyleyeyim:)

Hepimizin kendisini özdeşleştirdiği ya da imrendiği, küçük bır kızken TV karşısında seyretmekten ibaretken büyüdüğünde cüzdanında, tshirtünde,arabasının bir yerlerinde ya da içindeki çocukta yaşatmaya devam ettiği çizgı kızları yok mudur? Hani “ayy olsam bu olurdum işte” dediği…(örnek: She-ra, Jessica Rabbit, Lark, Catwoman:)) Bir de “bu resmen benim yahu” dediği…(örnek: Tinkerbell, Ariel, Bianca!, Safinaz:))

Bir kadını ucundan kıyısından etkileyen HER ŞEY tabii ki modayı da etkiliyor. Yıllar yılı çizgi kızlar ve moda her iki yönde birbirini besliyor, aslında podyumlara daha dikkatli bakarsanız işte sizin kız tam da orada!

VALENTINO’nun kırmızı elbisesi ve GILDA’nın küstahlığı, işte size Jessica! Lütfen aşağıdaki paragrafı daha yeni uykudan uyanmış, ya da dokunsan kırılacakmış ses tonuyla okuyunuz, ay beceremem diyenler önce buradaki videodan çalışınız:)

Jessica Rabbit – o bir taş! Güzelliği sadece kusursuz fiziğinde değil, ses tonu, saçının perçemi, rengi, kaşının kalkmasında, bir bacağı ötekinin önüne atmasında yatar. Tıpkı zavallı Roger Rabbit’e yaptığı gibi adamı “kafes”leyiverir:) Güçlü, kararlı, her istediğini alan, dış görünümü yüzünden haksız ithamlarla uğraşmak zorunda kalan bir seks bombasi olsa da derinlerde o da “aşk” kadınıdır, ama bulabilene:) Ne yani güzel olmak suç muuu?! Sarışının seksilik tekelini tuzla buz etmiş bir kızıl ilahedir. Lüksü, gösterisi, ün ve şöhreti sever. Kırmızı tabii ki onun rengidir. Sen şekerim ekrana iyice bir bak, sen Jessica olabilir misin:)

Moda ve çizgi kahramanlar birlikte öyle eğleniyorlarki, her ikisine de sadece klasikler yetmiyor:)) ISAAC MIZRAHI’yi bilmeyen moda düşkünü yoktur sanırım, peki tasarımcının kendi çıkardığı bir çizgi romanı olduğunu biliyor muydunuz?? 1997 yılında yayınlanmaya başlayan süpermodelden süperkahramana dönüşen SANDEE isimli çizgi romanın hem yazarı hem de giydiricisi MIZRAHI:) Vay bee demek imkan olunca Şebnem‘i giydirmekle yetinmeyip böyle kendine çizgi kız yaratabiliyo insan:)) Tasarımcı ilk sayıyı beklerken yaşadığı heyecanı ilk defilesinde bile yaşamadığını söylemiş vaktinde!

Tabii bir de taş devri kadınları var, ah bunlar adamı hasta eder, evlenirken annenizin, annanenizin, halanızın, teyzenizin, hala ve teyze kızlarınızın, evde kalmış kalmamış kuzenlerinizin, büyük büyük teyzenizin kısca sülalaede belli yaş üstü tüm XX’lerin size sıkı sıkı tembihlediği dehşetengiz tavsiye bu ikisinde vuku bulur: kızım evladım kocan eve aç bilaç gelecek, ev temiz, yemekler sıcak, sen de bakımlı ol bakiiim, aman allahhhhhhhhhhhh korusun sakın ha pijama,pofuduk terlik hele makyajsız yüz, yağlı saçla kapıyı açmayasın evinin direğine! Wilma mısınız Betty mi, yoksa sadece gönül isterdi mi:) ?

Wilma Çakmaktaş – İdeal ev kadını, ev işiyle uğraşır, bulaşık yıkar, evi süpürür, alışverişe gider, mutfakta şahanedir koskoca bir dinozor bifteğini en leziz şekilde 5 dk.da pişirir, kocasını her ortamda, her ne yaparsa yapsın destekler, nur topu gibi bir de kızı vardır, ve her zaman ama her zaman saçları topuzlu yapılı, üstü başı şık, makyajı yerindedir:) İdeal dedik! O, boyundan askılı ya da asimetrik omuz modelleri sever, mini ya da diz hizasını tercih eder.
Lila ve beyaz en sevdiği renklerdir. İnciye bayılır.

Betty Moloztaş – Wilma’nın daha genç , daha güzel olanı:) Güzel, kültürlü, sevecen, Wilma kadar dominant degil, onun rengi ise mavi!

Burada bünyeyi komplekse sokmamak adına uzakdoğuluların talihsiz fiziklerinin acısını çıkardıkları anime karakterlere girmeye niyetim yok, kaçını sıralayabilir ya da ı-ıh bu iyi değil diyebilirimki, kusurun Japoncası yok sanırsam. Ama bu anime kahramanlar özellikle son yüzyılda moda dünyasını derinden etkilemiştir, futurustik çizgiler tasarımcıların beyninden podyuma indikçe podyumlar birer manga sayfasına dönüşmüştir. Hal böyleyken bazılarına değinmesem olmaz, GHOST IN THE SHELL efsanesi hem Matrix’e ilham, hem esas kız Major MOTOKO KUSANAGI Trinity’ye referans olmuştur- o bakış, o sıçrayış, o fuck you haller, ağır silah taşırken titremeyen kollar- Ha bir de THIERRY MUGLER’i coşturmuştur! Zaten MUGLER beni kendisine hayran bırakmak için bundan öte bir şey yapmasa da olur.

Motoko Kusanagi – soğuktur, serttir, az konuşur, feci güzeldir. Erkekler onu hem ister hem korkar, onu taşımak zordur. Rahat edeceği genelde tek parça elastik şeyler giyer, onun rengi siyah ya da gece mavisidir. Bol cepli montlar ve beyaz atleti kurtarıcılarıdır. Sert bir kız olabilirsin ama Motoko kadar olabilir misin:)

Bir kaç yıl önce METROPOLITAN MÜZESİ Kostüm Enstitüsü SUPERHEROES:Fashion and Fantasy isimli sergiyle çok konuşulmuştu, bizim çizgı kızların en “kahraman” olanları da orada yerini almıştı, kostüm olarak, tasarımcılara ilham olarak, editöryaller yaratmış olarak… Sergi 8 çizgi kahramanın ana temsilci olduğu 8 bölüme ayrılmıştı ve bu 8 temanın modayı nasıl etkilediği, nasıl ilham verdiği tasarımcılara ait kıyafetlerde görülüyordu: Grafik Vücut(Supergirl gibi), Vatansever Vücut(Wonderwoman gibi), Erkeksi Vücut(She-Hulk gibi), Paradoksal Vücut(Catwoman gibi), Zırhlı Vücut ve Mutant Vücut(X-Men’deki Mystique gibi).

Çizgi kızlar bizi büyüledikleri kadar fotoğrafçıları da büyülüyor, zaten halihazırda masal aleminde deklanşörlemeye bayılan moda fotoğrafçıları pek çok kareleri için çizgi kızlara gidiyor, bi el atıver abla şu fotoğrafa diyor. Örneğin CRAIG McDEAN çizgi kızları pek çok defa kullanan isimlerden biri, görüyorsunuz Coco Rocha yukarıda Küçük Denizkızımız Prenses ARIEL olmuş:)

Ariel – Sevimli ve canayakın ama bir o kadar meraklı ve tatminsiz. Hep daha fazlası,
hep daha ötesi…Verdiği sözlere pek, yok yok hiç sadık değil:) Mecburen pullu payetli,
büstierli giyinse de o aslında pembe bir tuvalet ve kitten heellar giymek istemektedir:)
Körün istediği bir göz allah verdi iki göz: pembe tuvaletin yanında aksesuar olarak
bir de prens gelir! Kediyi öldüren merak, Ariel’a aşkın kapılarını açar.
Siz de onun gibi bir meraklı “taze” misiniz:)

İş süper kız olmaya gelince fiziği diğerlerine göre daha narin ve kadınsı, gücü ise sihirden, büyüden gelen She-Ra özellikle bizim kuşağa He-man oluyosa She-Ra neden olmasın empozesi sonucunda pırtlamış bir karakterdir, güçlü kardeşinin yaptığı herr bir şeyi kadın kısmı olarak yapar, hatta fazlasını, çünkü o bodysuiti, hele o tiarası, kollarında kalın bileklikleriyle stylish stylish savaşır, kaşlarının köşesine kurban She-Ra’nın ruju da assssla çıkmaz! Oysa He-man salaş herifin tekidir!

Kedikadın gibi bir fantazi nasıl modada vuku bulmasın? Hiç bir şey olmasa iç çamaşırı tasarımı olur! Uzun ve çevik gövdeyi saran tulum, gözleri ve dudakları açıkta bırakan bir maske, gece karanlığında simsiyah, bir çift parlak göz, sivri küçük kulaklar ve sürekli yalanlar söyleyen kırmızı rujlu dudaklar:) Yeterince fetiş! Kedi karakteri uysal ya da vahşi her haliyle arzulanan bir karakterse, modacıların işi de kıyafetlerinin arzulanır olması değil midir?

Catwoman- Çevik ve ataktır, üstelik şanslıdır da hep 4 ayak üstüne düşer! Tek ve eşsiz olmayı sever, güç için aşkından bile feragat edebilir, çok ilgiden bunalır, ilgisizlikten öfkelenir, ve evet nankördür. Onun rengi siyah.

Süper kızların süper kostümlerindeki aykırılık, ayrıcalık ve incelik kendini büyük çoğunlukla Couture koleksiyonlarda gösterir, kostüm özelse, couture en özelidir. JEAN PAUL GAULTIER, JOHN GALLIANO, ALEXANDER McQUEEN, NICOLAS GEHESQUIRE, THIERRY MUGLER gibi bir çok tasarımcı couture koleksiyonlarının ilhamlarını çizgi romanların bam boomlu, oops grrrr’lı sayfalarında aramıştır.

Benim kuşağımın zenginliği bana epey sorgulatan çizgi filmlerinden biri de BEVERLY HILLS TEENS‘di, hayır hayır sanmayınki bu sorgulamalarım bana “para saadet getirmiyor“, “mühim olan insanlık” sonuçlarını getirdi, benimki daha ziyade “yaw madem zenginsiniz niye hep aynı kıyafeti, aynı mayoyu giyiyosunuz beee” şeklindeydi, bunun üzerine üye oldukları klubün epey pahalı olduğuna kanaat getirmiştim, beni yenemeyeceksin klüp mantığı diye o zamandan karar vermiştim. Oysa şimdi ben de spor klübüme dökülüyorum, ondan mı acaba giyecek bir şey bulamıyoruuuuuuuuum?

Peki söyleyin bakalım siz hiç dedikodu yapmayan, yardımsever ve sevecen, hep kazanan Lark mısınız, eğer öyleyse çoooooook sıkıcısınız:) Yoksa tüm kusurlarıyla barışmış bir Bianca mı?

Lark- Zengin! Sarışın, iyi kalpli, tevazu sahibi, sempatik, ışıl ışıl ve güzel. Kutsal kitaplarda sıralanan tüm meziyetler onda! Onun rengi kırmızı

Bianca- Zengin! Alçak dağları yaratmış, hoyrat ve despot, sınıf ayrımına inanıyor, gününün çoğunu bakımına ayırıyor, kıskanç, dedikoducu:) Onun rengi koyu pembe ve mor.

Ünlü tasarımcı DIANE VON FURSTENBERG’in idolü, kahramanı, çizgi kızının WONDER WOMAN olduğunu biliyor muydunuz. Benzemiyor da değiller hani! WonderWoman gücünü nereden alıyor bilmem de DvF gücünü parmağındaki o kayadan alıyor sanırsam. O ne beeeeaaaaaa! Tek taş değil Ağrı dağı mübarek.

Wonderwoman– Biraz kaba saba, oldukça atletik ama çok güzeldir, güzelligi simsiyah dalga dalga saçları, okyanus mavisi gözleri ve kalın kaşlarından. Aşırı milliyetçi, fenafillah feministdir, 2si 1arada!. Bayrağı ne renkse onun da favori renkleri odur. Western tarzı sever:)

Doğunun mistik sırları, akıl almaz zenginliği, büyü ve sihir gücü, esmerin güzelliğini temsilen ay yüzlü, renkli gözlü, akça pakça kahramanlara inat Prenses Yasemin ortaya çıkmış, kah yakıcı bir çöl rüzgarı kah çölde vaha olmuştur. [Sonunda bu “kah..kah.. .” kalıbını da kullandım ya yuhhi:) Sırada bşr gün “bilakis” kelimesini kullanmak var:) ]

Prenses Yasemin– yüzeyde çok uysalken özünde dik kafalı ve özgürliğüne düşkün, dayatmalara gelemez! Çoooook zengindir ama bunu pek göstermez, maceraperest ve cesurdur, hayvanseverdir. Büstiyer, şalvar ve altın takılara bayılır, otantik giyinir,favori renkleri su yeşili ve mordur.

Mike Madrid “THE SUPERGIRLS” isimli kitabından çizgi kadınların tarihini ve evrimini 1940′lardan itibaren incelemiş. 40′larda havyarlı, şampanyalı bir partide çılgınca eğlenirken bir imdat çağrısı alır almaz hoppadanak bir maske bir de sembolik kostümle işe yetişir, ve esas kimlikleri nispeten eziktir; sonraları esas kimlikleriyle de aktivist ya da feminist yani kazanan olan, alt kimlikleriyle ise sadece insanların değil Cheetara gibi ormanın, Wonder Woman gibi demokrasi(!)nin imdadına da yetişen süper kızlar ortaya çıkmış.

Faye Valentine- Kült anime güzellerden Faye geçmişi biraz sorunlu, sakar, aşırı güzel, had safhada seksi, kimseyi sallamaz, vurdum duymaz. Kelle avcısı olduğundan gözünü bile kırpmaz:) Sarı onun rengi! Göbeğe güvenince böyle açarsın, dilim dilim sunarsın tabi! Crop bluzlar, tulumlar ve pencereli modeler onun favorisi.

April O’Neill- Acar muhabir, meraklı, konuşkan ve aktivist. Tulumlar ve kargo pantolonlarla her daim göreve hazır, erkekler için hayır vakti yok!

Cheetara- kesinlikle city girl değil! Koşmaya, atlamaya, zıplamaya, avlanmaya bayılır, ekstremci bir kızdır:) Fazlasıyla atletiktir ve spor yapmayan biri onun kalbini asla kazanamaz. Leopar deseni ve kürk detaylar onun favorisi:)

Betty Ross- Hem zeki hem de güzeldir, ömrü labaratuvarlarda araştırma yapmakla geçse de güzelliğinden bişi kaybetmemektedir. Bilime inanır, kanıtlar olmadan asla der, sevdi mi tam sever, koca(!) adamın yükü omuzlarındadır, çok sadıktır, ailesini karşısına alacak kadar!
Beyaz lab önlüğünün altına ne olsa giyer!

MARVEL Comics’in üst düzey yöneticilerinden olan, Captain America’nın yaratıcısı Mark Gruenwald’un eşinin bir “plus size/büyük beden” modeli olduğunu biliyor muydunuz? Gruenwald eşinin çıktığı tüm defileleri en ön sıradan elinde çizim defteriyle izlermiş. Defile sonunda da karakterleri için harika kostümler bulduğunu söylermiş:))

Şu son sezonlarda 70′lerin şık ve rahat, şehirli kadınları yeniden podyumlarda, LOIS LANE Süpermen’in sevgilisi olarak başladığı kariyerini güzelliği, azmi ve çalışkanlığıyla gazeteci LOIS LANE’e dönüştürmüş, kadınları bir erkekle tanınmak, bir erkekle var olmak kıstaslarından kurtarmıştır. Supermen bi yerden sonra artık onun Özer Uçuranıdır:).

Lois Lane- zeki, meraklı, cesur, kariyer odaklı, kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın, aynı zamanda güzeldir de ama o güzelliğiyle değil işleriyle konuşulmayı sevenlerden!
Kalem etek-ceket-gömlek; pantolon-ceket-gömlek sever.
Gri, ekru, siyah sever, arada kırmızılanır:)

Moda çizgi kahramanların ideal vücuduna en uygun platform. Sadece fizik mi? Çizgi kızların değişimleri, kimlik yaratmak için kostüm değiştirmeleri, mükemmelliği tamamlamak için kıayefete önem vermeleri modayla nasıl bağıntılı olduklarına işarettir. Ayrıca çizgi kızlar da tıpkı moda gibi metazmorfozu, değişimi, yenilenmeyi sembolize eder, kendini yeniden yaratabilmeyi, hem beden hem kılık olarak değişebilmeyi.

Betty Boop- Kocaman gözleri, kıvırcık kısa saçlarıyla Parizyen, mağrur ve eğlenceli. Hem çocuksu hem kadınsıdır. Cilve, işve ondan sorulur. Zamansız stilin kraliçesi, küçük siyah elbiseyi Audrey’den sonra en iyi taşıyan, jartiyersiz adım atmayan Boop nice erkeğin kalbini kazanmıştır, her zaman yerine göre giyinir.

Safinaz- ilk bakışta çirkin, uzun ince bir sırık ama neden bilinmez garip bir çekiciligi vardır, öyle ki nereye gitse mutlaka bir adam ona kafayı takar, o da ayrangönüllünün tekidir. Bir erkeğin adını haykırması için ille de başını belaya sokması lazım gelir:) Çizgili giyinmeyi sever, triko düşkünüdür, kırmızı, bordo ve hardal sarısı favori renkleridir.

Bubbles- Kız grubunun içinde diğerlerine nazaran daha sakin, daha duygusal hatta sulugöz olan, grubun tatlısı, sarışın olduğundan 1-0 öndesi, lolitası. Yaşayan her canlıyı seviyor, onlarla konuşuyor, tam bir çevreci! Hobisi bol, resim, paten, davul…

Eh her zaman çizgi kızlar tasarımcıları etkileyecek,ilham verecek diye bir şey yok! Bazen de tasarımcının bir bir çizgi karaktere ilham olabiliyor. THE INCREDIBLES‘ın muhteşem karakteri Edna Mode ünlü mü ünlü, yetenekli mi yetenekli, nev-i şahsına münhasır bir tasarımcıdan REI KAWAKUBO’dan ilham alınarak yaratılmış, nasıııl?

Tinkerbell- hiperaktif, içi içine sığmaz ama aşırı kıskanç! Sevimliliğiyle her istediğini yaptıran. Tinkerbell’in favorileri orman yeşili, toz mavi, lila, straplez ve mikro mini.

Belle- O, soylu kan taşımasa da bir asilzadedir, babacı kızlardandır, okumayı ve kırda yaşamayı seven, kendi halinde, fazlasıyla yardımsever, ama biraz çekingen ve utangaç, ve kusursuz güzelliktedir. Omuzları açık, bol volanlı ve kabarık giyinir, mavi ve civciv sarısı favori renkleridir.

Nancy Callahan- Güzelliğin doruklarında olsa da çocukluk marazlariı yüzünden arızalı, güven vermez, güvenmez bir kadındır. Zaten aşk onun için çocukluk aşkından ibarettir, o derece tutkun ve obsesiftir, digerlerinin hiç ama hiç şansı yoktur! Kendinden büyük erkeklerden hoşlanır. Daracık kotu ve göbeğini açıkta bırakan dar beyaz tshirtü, kovboy çizmeleriyle taşralı bir güzeldir.

Her ne kadar çizgiden değil, sünger ve elyaftan olsa da moda denince stil telaffuz edilince ondan bahsetmemek olmaz! Onu sana bana benzetmek gafletine düşecek değilim:) Çünkü…

Miss Piggy - O bir idol. O bir Marilyn Monroe-Banu Alkan kırması. Alice Cooper’la düet yapmış, Rudolf Nureyev’i çizgiden döndürmüş, Michelle Pfefifer’dan rol çalmış, Marc Jacobs’ı koluna takmış kadın! Onunla boy ölçüşmek hele hele benzemek ne haddimize :)) Büyük ihtimal biz bu satırları okurken o burnunu pudralıyor!

HADİ BAKALIM BU SAYFADA OLSUN OLMASIN SİZİN ÇİZGİ KIZINIZ KİM? SİZ KİMSİNİZ?


[Kaynak: Style, Marvel, Saban Entartainment, Disney Comics, Wikipedia, Eksi Sozluk, Mike Madrid- The Supergirls, Eric Wilson-Why Designers Are Mad About The Comics, Jeremy Estes, Met Museum Online Arhives ]

| ART | Andrea Kelt’den Cici(!) Kızlar

Styleboomerlar benim illüstrasyonlara ne kadar düşkün olduğumu bilir, ilüstrasyonda benim için Mark Ryden, Aya Kato ve Stephanie Pui Mun tanrıdan farksız ama modaya bağlayamadığım ve kelimeler yetersiz kaldığı için hala yazamadım.

Bu postun kahramanı ise ANDREA KELT! Onun şeker mi şeker pin up çizgileri, kokoş silüetleri ve tavşan kızları ardında, detaylarda gizlediği kanlı revanlı sembollere, klişeleri alaya alan imgelerine bayılıyorum:)

Lulu Guinness, Kurt Geiger ve Sera of London gibi isimler için de ilüstrasyonlar yapan Kelt şirin ve zarif çizgileriyle esprili, biraz çatlak hatta çarpık… Posh karakterler, yarı hayvan yarı insan figürler, özellikle tilki, tavşan, yarasa ve örümceklerle maskelenmiş yüzler, pin-up kızlar, denizkızları en sık rastlanan öğeler.

Marie Antoinette’e ve tek taş, çikolata, pasta ve evlilik gibi kadınların zaafı olan konulara dokundurduğu çizgileri muhteşem:)

Andrea Kelt önce İrlanda ardından İngiltere’de eğitim almış, esinlerini özellikle 1920ler ve 1950lerden alıyor. The Cramps, The Tigerlilies gibi gruplar ve 80lerin glam rock kültürü onu besleyen müzik türü. Tabii ki pin-uplar da:) Kek süsleme kitaplarına, peri masallarına, çay saatlerine, kült korku filmlerine, burlesk şovlarına düşkün. John Waters ve Fellini filmlerine hayran:)

| MODA SANATI | Cutler&Gross Reklam Kampanyası Bir Tamara De Lempicka Tablosu

Kocaman kocaman hayallerimden biri de hep bir gün evimin duvarında bir TAMARA DE LEMPICKA tablosu olmasıdır…O yüzden CUTLER & GROSS gözlüklerinin Sonbahar/Kış 2010 reklam kampanyası beni benden aldı!

Bakınız soldaki reklam fotoğrafı Tamara’cığımın yetenekli ellerinden çıkan sağdaki tablonun aynısı:) Nasıl güzel bir fikir, bayıldımm!

TAMARA DE LEMPICKA’nın soyadı biz moda meraklılarının dikkatinden kaçacak gibi değil, evet ama LOLITA LEMPICKA ile ilgisi yok:)

Polonya’nın zengin ve varlıklı sosyetik bir ailesinin ortanca kızı olan Tamara, resim eğitimini İtalya, Fransa ve İsviçre’de almış. Daha 15 yaşında operaya gittiği bir gece kalabalıklar arasında dikkatini çeken adam için evleneceğim adam demiş ve ona Lempicka soyadını veren Tadeau Lempicki ile evlenmiş, Rus İhtilali sırasında tutuklanan kocacığını ise hapishane hapishane aramış durmuş ve sonunda bulmuş!

Soft kubizm ya da sentetik kübizm olarak sınıflandırılan tarza sahip eserlerinde canlı, parlak renkler, geometrik bir erotizm, ipeksi vücudu saran giysiler, obsesyon derecesinde zambak figürler ve otomobiller öne çıkmaktadır. Neokübikler arasında adını başarıyla duyuran nadir kadın ressamlardan biri olan Lempicka Picasso, Gide ve Cocteau ile birlikte çılgın, bohem ve biseksüel yeni hayatında kızına artık hiç vakit ayırmayan ve ondan uzaklaşmış, byatılı okul ve anneanne arasında gidip gelen kızına ir daha dönmeyeceğini söylemiş ama tüm bu ilgisizliğine rağmen de sürekli olarak kızını resmetmiş tablolarında.

[Kaynak:wikipedia,goodart]

| MODA SANATI | Nikki Farquharson’dan Dijital Seyirlikler

Bu tarzı sevdiğini bildiğim için bu postu sevgili DB JUNK‘ın kulaklarını çınlatarak hazırladım:) 24 yaşındaki genç İngiliz yetenek NIKKI FARQUHARSON’u eminim biliyordur, ya da bugün tanıştıysa pek sevecektir!

Bir renk ve desen tutkunu olan FARQUHARSON dijital sanat alanında bir çok ödülün sahibi ve şu an NIKE78 projesi için çalışıyor. Etten kemikten modelleri rengarenk çizimlerle yeniden şekillendirdiği çalışmalarını çok beğendim.

Toplam 6 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.123456