Kategori arşivi: Özel Editöryal

| Zeynep Tosun Anlattı

Fotoğraflar: Tolga Günay

İlk koleksiyonundan bu yana heyecanla takip ettiğim bir tasarımcı ZEYNEP TOSUN. Sonunda onunla tanışma, hikayesini, tasarımlarını ondan dinleme fırsatım oldu. Değil giymek dokunması bile mutlu eden sandık kokulu İlkbahar 2011 koleksiyonundan, mitolojik dalgaların içinden doğmuş ilk defile koleksiyonuna kadar birbirinden güzel tasarımlarının eşliğinde size de anlatsın.Tolga Günay‘ın objektifinden “Uyurgezer”…

İlk defile koleksiyonundaki parlak renkler, metal paneller, egzajere kol, omuz ve kalça detayları ve futuristik çizgilerle herkesin konuştuğu ZEYNEP TOSUN beklenenden farklı, kendini asla tekrar etmemiş, modern vintage görünümlü son koleksiyonuyla büyük beğeni toplamıştı. Kendisine son koleksiyonunda yaşadığı bu baştan ayağı değişimi sordum:

Zeynep - İlk defile koleksiyonumda esas amacım konuşulmak ve ismin patlamasını sağlamaktı. O sebeple karada atı, havada kuşu, denizde balığı temsil eden masalsı mitolojik bir denizatı teması üzerine kurdum koleksiyonu ve normal çizgimden daha farklı, daha abartılı bir şeyler hazırladım. Ve amacıma da ulaştım, koleksiyon hem çok beğenildi hem de ZEYNEP TOSUN isminin çıkışı adına çok olumlu tepkiler aldı, benim ilk göz ağrım diyebilirim, fakat tam olarak ben mi? Hayır. Bu anlamda öncelikle Beefeater Gin projesi çerçevesinde hazırladığım koleksiyonla biraz daha kendime döndüm: deriler, yüksek bel pantolonlar, aplikler, Londra sokak kızı ekseninde bir koleksiyon oldu. Son olarak izlediğiniz İlkbahar 2011 koleksiyonu da yine beni daha çok ifade eden, yeni bir marka olan ZEYNEP TOSUN’un stilini daha da oturttuğum, daha ben bir koleksiyon oldu. Bu iki koleksiyon ve en başta çıkardığım Lale koleksiyonu dikkate alınırsa çok büyük bir değişim de yaşamadım.

Renkleri, kumaşları, dokusu ve akışkanlığıyla benim için IFW’nin en muhteşemlerinden biri olan İlkbahar 2011 koleksiyonu nasıl hayat buldu?

Zeynep - Ben vintage çok seviyorum, nakışları, dantelleri… Bunların hepsini fresh çizgilerle birleştirdim. Babaannemden bana kalan nakış işlemeli nevresim takımlardan, eski kaftanlar üzerindeki metalik sırma işlemelerden esinlendim. Esasen bu işlemeleri o şekilde incecik metal ipliklerle yaptırmak istedim fakat çok eski olan bu teknikle işleme yapabilmek mümkün olmadı. Kumaşları çok özel olarak yaptırdım, çok hassas, akışkan kumaşlar, renk ve dokular yumuşak, naif.

İlhamlarını nereden alıyorsun? Bir ilham perin var mı yoksa bunlar artık demode mi:)?

Zeynep- İlham perilerim her zaman var, özellikle Chloe Sevigny ve eski kadınlardan Marlene Dietrich benim kadınlarım. Aynı zamanda kendi zevkim de çok ön planda, daha ben ne giymek istiyorsam onu yapıyorum, giymek istemediğim bir şey yapınca yanlış yapıyorum.
Koleksiyonlarımın genel bir ifadesi olması hoşuma gider: koleksiyondan bir parçanın bunu giyen kadın böyle bir kadındır, şu kitabı okur, şu tür müziği sever, şuraya gider diyebilmesini seviyorum.

Modada giyilebilirlik senin için önemli mi? Yoksa moda da bir sanat ve sanat anlaşılır, okunur, giyilir olmak zorunda değil diyenlerden misin?

Zeynep- Bana göre başarılı bir koleksiyon hem vay be ne tasarım dedirten hem de onu giyme isteği uyandırandır, bu anlamda evet tasarımın giyilebilirliğini önemli buluyorum. İşin defile kısmı şov kısmı, o sebeple tabii ki cesur hatta giyilmesi imkansız görünen parçalar olabilir ama mağazaya girdiğinde onu üstünde isteme isteği kesinlikle uyanmalı.

Seni Şubat’ta bu defa solo koleksiyonunla seyredeceğiz. Sonbahar 2011 koleksiyonuna başladın mı? Koleksiyonu oluştururken nasıl çalışıyorsun?

Zeynep- Atölyemin kapasitesini ölçmek ve tecrübe edinmek için karma defileler çok faydalı oldu, sırada ilk solo defilem var. Yeni koleksiyon için henüz temamı oluşturmadım ama araştırmalarım başladı. Gezdiğim sergileri, yerleri toplamaya başladım, ben çok vintage dergileri, çok eski kitapları, arşivleri okuyup karıştırırım ve onları şimdi gözüme çarpanlarla birleştirmeyi severim. Biliyorsun trendler aslında ilk olarak kumaşçılarda belirleniyor, ben de kumaşçılarla görüşmeye başladım. Şu an sürekli bir biriktirme, absorbe etme sürecindeyim.

Türkiye’de özellikle senin gibi genç markaların ihtiyacı ne? Yurtdışı ile kıyaslayınca burada her şeyi sanki bir başına tasarımcı yapmak zorunda gibi?

Zeynep-Genç tasarımcılar daha çok desteklenmeli, hem finansal açıdan hem de arkalarındaki isim açısından. Örneğin TOPSHOP bu anlamda büyük destek veriyor yetenekli ve genç tasarımcılara, sadece mağazalarda raf açarak değil direk yatırım yaparak, henüz Türkiye’de bu yok oysa tasarımcının arkasında finansal bir destek ve hatta güçlü br isim olaması tabii ki çok önemli.

Ben şu an Zeynep Tosun olarak tasarımcı değil patron gibiyim çünkü yapmam gereken bir sürü şey var ve hepsiyle ben bizzat ilgilenmek, halletmek durumundayım: fotoğrafları ayarlamak, atölyeyle ilgilenmek, faturaları ve ödemeleri halletmek, gelir-gider yapmak gibi. Enerjimin %70ini idari işlere, bir iş yönetmeye harcıyorum ve sadece %30′u tasarıma kalıyor. Gündüzleri bu anlamda hiç vaktim olmuyor ve tasarım çalışmak için sadece geceler bana kalıyor, şu an gencim, enerjim yüksek ama verim haliyle düşüyor.

“Genç tasarımcılar” sanki artık kendi başına bir marka gibi oldu, yani sanki 20 sene de geçse senin de içinde bulunduğun bu gruba genç tasarımcı denecek gibi:) sence bu nasıl oluştu?

Zeynep- Çoğumuz aynı anda çıktık ve yine o aynı anda doğru platformlar da oluştu. Televizyonlara kıyafetler verilmeye başlandı, teknoloji çok gelişti, bloglar gibi bağımsız mecralar yeni ve değişik olanı sunmaya başladı, medyada çok yer almaya başladı tasarımlarımız ve moda ile ilgili olmayan insan bile isimleri bilir oldu. Kısacası doğru kişiler, doğru yer, doğru zaman diyebiliriz:)

Türkiye’de sektörle ilgili, modanın hem iş hem eğitim ayaklarıyla ilgili neler düşünüyorsun?

Zeynep- Bizim ülkemizin bu anlamda kat etmesi gereken çok yol ve uzun yıllar var. Yurtdışında öncelikle moda bir kültür, moda birikimi var, tasarımcının işi, işi yapış şekli, imkanları çok farklı. Moda bilgisine çok önem veriliyor; örneğin ALBERTA FERRETTI’nin holding büyüklüğünde bir kütüphanesi var. Drapajlar, denemeler ve provalar bile alelade malzemeyle değil tasarımın orijinalinde ne kullanılacaksa mutlaka onunla yapılıyor, nasıl bir şey istediğinizi, hayal ettiğinizi söylüyorsunuz ve hemen ayağınıza getiriliyor. Siz sadece tüm günü araştırma, fitting, tasarımla geçiriyorsunuz üretim sürecinden haberiniz olmuyor.

Eğitim farkına gelince burada eğitim almadığım için kıyaslama yapmam doğru olmaz ama en önemlisi vizyon! Hocaların zaten sektörün en iyilerinde çalışmış ya da çalışıyor olması, vizyon sahibi olması, eğitimin çok ağır olması büyük artılar. Ben aldığım eğitimin çok zor olmasına rağmen çok iyi olduğunu biliyorum: iki haftada bir 300 parçalık koleksiyon hazırlar, içlerinden 80 tanesini seçer, her tür teknikle ilüstrasyonunu yapar ve 3 tanesinin kalıplarını çıkarıp, dikip, provalarını yaparak hazır hale getirirdik. 15 günde bir bunu gerçekleştirirken sürekli hayatın içinden besleneceğimiz yönlendirmeler, programlar vs konurdu.

Zeynep Tosun bundan sonrası için neler planlıyor?

Zeynep- Şu an genç bir markayım ve markanın stilini oturtmaya çalışıyorum. En önemlisi yurtdışına açılmayı çok istiyorum çünkü aynı çemberin içinde dönüp durmak istemiyorum, dünya bir bütün ve ben uluslararası olmak istiyorum. Bu Türkiye’de olmakla ilgili değil, Londra’da da olsam dışarı açılmanın planlarını yapardım sanıyorum. İyi bir moda evinin başında olmak isterim ama bunu başarmak o piyasanın içinde büyüyüp yetişmezsen çok zor. Şu an çok miniğim ve büyümek, kendi markamla yurtdışında da tanınıyor olmak hedefim.
Bu açılmayı da New York’tan gerçekleştirmeyi planlıyorum, oradan ulaşabileceğim kitle daha büyük, ayrıca New York fresh ve çok davetkar. Milano’da eğitim aldığım için hep oradan çıkmak istedim ama şu an orası biraz düşüşte, eskisi kadar atak değil, genç tasarımcılar çıkıyor ama o bünyenin içinde tutuluyor. Bu anlamda New York hedefim.

| ÖZEL | Styleboom As "GILDA"

Size geçen haftalarda Twitter‘da heyecanla bahsettiğim proje sonunda bugün gün yüzüne çıktı! Blogosferin okuması en keyifli kalemlerinden I AM THE LIZARD QUEEN blogunun sahibesi hem sinema, hem moda hem de Sex&The City severlerin bayılacağı ve Kasım ayı boyunca sürecek projesinin ilk konuğu olarak STYLEBOOM’u seçti. Sizin için GILDA rolündeki Rita Hayworth’a dönüştüm, daha fazla fotoğraf, Gilda aşkım ve Sex&The City hediyeler kazanma şansı I AM THE LIZARD QUEEN ‘de, sıkı takipteyim çünkü yorumlarınızı çok ama çok merak ediyorum.

Teşekkürler…
Fotoğraf: Tolga Günay
Elbise: Gamze Saraçoğlu
Mekan: Sarıhan Gusto Etiler

| BOOM’STYLE | Boom’un Pijamasal Evrimi!

Artık beni az çok tanıyorsunuz… Ben giyime kuşama, ayakkabıya, modaya pek düşkün ve evden bakkala bile yürüyecek olsam hiç olmadı rujunu süren epey kokoş bir hatunum, ancaak ev sınırları içinde de bir o kadar paçoz(dum)! Öyle ki anneannem okuldan dönüp de ev halime büründüğümde bana “Hanımını çağır kızım bana, hanımın nerde?” der, dalga geçerdi, bir kez sucuya kapıyı ben açtım adam şoktan damacanayı düşürüyordu! Taaaa ki evlenene kadar:)

Telefonda anneanneme evlenme teklifi aldım diye bombayı patlattım, sevindik, güldük, telefonu kapattık. 10 dk. sonra anneannemden zrrr bir telefon: “aman kızım sana bir iki takım yeni pijama alalım” diye:)) İşte o dakikadan sonra biz maaile yok gelinlik, yok düdüklü tencere, yok nevresim, yok bulaşık makinesi diye debelenirken anneannemin tek olayı çeyizlik pijamalar oldu:) Eh o sebeple artık evde de cici pijamalarla geziyorum:)

Çoktaan yazlık kışlık olayına girdiğim için kışlıklarla fotoğraf çekildim,
yazlıklar yani anneanneden olanlar temiz kalsın dedim:)

Koton Olé Homewear sabahlık; dışı pembe, içi peluş, broşu ciciii
Daha önce size burada anlatmıştım ya saçlarımdan ben sorumluyum:)

Koton Olé Homewear sabahlık, puantiye pijama altı, kapüşonlu üst
Evdeki zamanımın çoğu çalışmakla geçer, ya okul ya blog için:) Okumayı severim, ne olursa!

Marks&Spencer pijama takım; Mango sweat
İşte bunlar anneannemden:) Ama şu foto için bile dondum, kışlıklara dönelim!

Pijama alt, üstler ve sabahlık Koton Olé Homewear
Evsel cicilerde yeni tutkum Olé, Koton’da satılıyor ve süper tatlılar.
Yeni alışkanlığım da sabahlık, şu yaşıma kadar hayatımda sabahlık giymemiştim:)

Koton Olé Homewear pijama üstü
Sabah herşeyden önce ilk iş METU ve Blogger sayfalara göz atarım

Pijama üstü Koton Olé Homewear
Kimseye ODTÜ’de doktora yapmayı tavsiye etmiyorum yoksa
Sad Sam bile yanınızda keyifli kalır!

Pijama üstü Koton Olé Homewear
Ben öyle dışarıda çok tshirt giyen, hele mesajlı/yazılılarından giyen biri değilim hiç,
gel gör ki evdekilerde mesaj kaygısı taşıyorum:)

Polar sweat, ekose pijama altı Koton Olé Homewear
Tabii ki her kadının yüzleştiği soru: “Bugün ne pişirsem!?” Bir zamanlar çok zengin olmak demek benim için bir sürü pahalı ayakkabı bi de tablo koleksiyonu demekti: ayakkabı, ayakkabı, ayakkabı, ayakkabı, ayakkabı, van gogh:)) Gel gör ki artık zenginlik tıpkı o pembe dizilerdeki gibi bir dolu becerikli aşçı, kahya, uşak vs demek çünkü mutfak dahil her tür ev işinden nefrethhhhh ediyorum:)
Benim Marimar’dan, Marianna’dan neyim eksik Lois Alberto?!?

Hepsi Koton Olé Homewear
Pijamayı hafife almayın hanımlar, son 2 doğumgününde arkadaşlarıma yanında minik parfümlerle pijama hediye aldım ve bayıldılar:)

Oysa ki beni kendi halime bıraksalar da yer fıstığından hallice kat kat giyinsem ne vardı:) Bence insan evde salaş, paçoz, eski ve püskü olmalı!
Baskılara son demek isterdim ama yeni cicilerimi de seviyorum:p

Bitirirken bari bir karelik olsun özüme döneyim dedim:)))
Hiiii telefon mu çalıyo neee!? :)

Biliyorsunuz Trendus Blog Ödülleri Yarışması devam ediyor, Styleboom da oylarınızı bekliyooor:) Tık tık:)

| PUMA Fitness Koleksiyonuyla Forma Gir, Kazan:)

Fotoğraflar: Tolga Günay

PUMA elçisi olmanın pek güzel bir avantajını yaşadım: sonbahar 2010 özel fitness koleksiyonunu kampanya yüzü olan Ebru Şallı’yı saymazsak ilk ben ve benim güzel modelim Deniz Eslek giydik:)) Tolga Günay da “illa ben bunları Styleboomerlar için görüntülerim tutmayın beni ” dedi:))

Hadi şimdi bir yandan form tutup, bir yandan yeni PUMA fitness koleksiyonuna göz atalım, yetmedi mi o zaman bir yandan da bir hediye kazanalım:)) Sevinçten ZIPLAyalım:)

İlk iş çantamızı hazırlayalım! Tembellik yok, yaz geride kaldı:) Hadi HAZIRLAN!

Isınmadan başlamak yok:) Belki tam da şu an canın mis gibi kocaman bir hamburger çekiyor, yanında patates, söylemişken bir de kola… Ama dur bunlar şuranda buranda yatılı misafir olarak kalacak, yemesen mi? Yoo hadi ye, nasılsa PUMAlarını çeker, sporunu yaparsın:) O zaman ISIN!

Hadi KOŞ! Koşmak kadar güzeli yok, üstelik ne spor salonu ister, ne eğitmen. Ayakkabılarını bağla, eşofmanını giy, üstüne montunu geçir, kulağında müziğin, sokaklar sana hazır!

Sen bir “kadın”sın; o sebeple herkes her şeye yetebileceğini sanmıyor mu? Çalışırsın, doğurursun, düzenlersin, toparlarsın, düşünürsün, üzülürsün, sevinirsin, sürünürsün, çoşarsın! Yıkılmadım ayaktayımsın:) Hepsini yapabilirsin ama ne zamana kadar? Ağırlıkları kaldırmak hayatın yükünü kaldırmaktan daha zor değil…İyisi mi GÜÇLEN!

Bütün gün masa başında, bilgisayar başında ya da sırada mısın? Belki sürekli ayakta duruyor ya da mütemadiyen koşturuyorsun? Zarif bileklerinle o yüksek ökçelerin üzerinde durmanı sağlayan ya da muhteşem yürüyüşünle herkesi dönüp dönüp baktıran, merdivenleri üçer beşer uça uça çıkmanı sağlayan o olağanüstü omuriliğin için ne yapıyorsun? Sence onu biraz şımartma zamanın gelmedi mi:) Durma ESNE!

Bugün üşengeç gününde misin, bir defacık sporunu aksatsan ne olacak ki? Çok güzel film var, dışarısı soğuk, trafik çekilmez. Bir defacıktan ne olur? Olmaaaz:) iyisi mi spor gün ve saatlerine sevgilinmiş gibi PUMA‘yla BAĞLAN:)

Sevdiğin adamı sarmalayan, bileziklerle süslediğin, üzerinde belki güzel de bir dövme olan kollarınla; öpüşürken tekini havaya kaldırdığın, sezonun en tatlı çoraplarıyla ısıttığın, kremlerle ovaladığın bacaklarınla ÇEK:) Çek ki güzelleşsinler.

Zor mu geldi? Biraz dur, ama vazgeçme, kazanmanın yolu pes etmemek. Hadi kalk yeniden ASIL!

Belki de hayata karşı öfkelisin ya da patronu bi güzel pataklamak istiyorsun, belki sert bir kızsın, kafan bozulunca durmayı sevmiyorsun, o zaman bir PUMA gibi saldır:) Neden o herhangi kimse yerine bir kum torbasını TEKMElemiyorsun? Sonra diğerini:)

Selülit kremlerine servet mi harcadın, peki günde 10 litre su içip tuvalete esir mi oldun, maydanoz sapı haşladığın için o koku evden bir haftada çıkmadı mı:)) Boşver, pedallara asıl, durmadan ÇEVİR!

Hadi biraz DİNLEN… Bu defalık elinde kahven olmasın, sadece otur, müziği dinle, nefesini düzenle.

Oksijen senin hayatın, peki onu ne kadar kullanıyorsun? Ciğerlerin en son ne zaman, ne kadar şişti. Şimdi dur ve kocamaaan bir NEFES AL! Benim en sevdiğim spora Pilates’e geldik:) Hayır tabii ki onun için de aletler zorunlu değil, zorunlu olan disiplin.

Ying yang… Siyah beyaz… Sıcak soğuk…Denge… Nefes al NEFES VER:)

Madem yoruldunuz, bir ödülü hak ettiniz:)
Bu koleksiyondan bir PUMA‘nın sizin üzerinizde kükremesi için yapmanız gereken çok basit:)

16 Ekim Cumartesi geceyarısına kadar
beğendiğiniz kombini ve o kombinde en beğendiğiniz parçayı neden sevdiğinizi buraya yorum olarak bırakın

Örneğin benim favori kombinim “Zıpla!” fotoğrafındaki kombin vee en sevdiğim parça hem kapri olması, hem yanındaki o minik fiyonkları hem de bacağı sımsıkı sarması sebebiyle gri tayt oldu:)

17 Ekim sabahı şanslı 1 adet Styleboomer’a(yani bu blogun izleyicilerinden birine) PPUMA favori kombininden güzel bir parçayı hediye edecek:)
Birbirinden güzel ayakkabılar ve tüm koleksiyonları incelemek için PUMA web sayfasına tık tık!
Şansınızı artırmak ve diğer fotoğraflara bakmak için dooğru Modenise‘e tık tık:)

| HEDİYE | L’OREAL ELNETT İle Geçmişe Yolculuk

Fotoğraflar: Tolga Günay
Mekan: Cozy by Kemal Baykar

Bu altın rengi şişeyi ve hatta üzerindeki ikonik kadını belki çoğunuz hatırlıyorsunuz… Geçmişten bir günden; annenizin komodini üzerinde ya da krepe tarağının dişlerine sıkarken, topuzunu sabitlerken, belki aynanın hemen karşısında… Çünkü L’oreal ELNETT bu sene 50. yaşını kutluyor, 50 senedir saç telleriyle aşk yaşıyor.

L’oreal ELNETT saç spreyi doğumgünü şerefine revize edildi, ünlülere ölümsüz film karelerini fotoğraflattırdı ve yıllar öncesinin kadınlarının güvendiği ekstra gücüyle yeniden raflarda yerini aldı: bu defa Cindrella Under The Umbrella, Ayşegül in New York ve Styleboom’u 50′lere ışınladı:)) Hazır bu sene 50′lerin ve 60′ların bouffant saçları, hacimli krepeleri, kocaman topuzları yine modayken siz de bize katılın… Hem içinizden iki şanslı Styleboomer L’OREAL’den saçlarını şımartacak bir ürün sepeti kazansın hem bizim hikayemizde kaybolun…

Şanslı takipçilerden olmak için 10 Ekim Pazar sabah 09:00a kadar
1) bir Styleboomer yani bu blogun İzleyicisi olmanız
2)
L’oreal INOA-Türkiye Facebook grubuna hemen üye olmanız ve
3) Buraya küçük bir kızken yaşadığınız ilk saç/kuaför anınızı yüzünüzde tebessüm yorum olarak bırakmanız
yeterli.
Daha çok şans için Cindrella ve Ayşegül‘e uğramayı unutmayın:)

1962 Ekim… Havanın yavaş yavaş soğumaya başladığı bir sonbahar gününde
birbirinden farklı üç kadın bir noktada kesişti.

3 kadın… Hayatları mükemmel olmasa da saçları mutlaka öyle olmalıydı.
Cindy… Genç, güzel ve havalı. Lüksü seviyor, kendine zaman ayırmayı.
Hayatının her noktasında son rötüşlar ona ait

ELNETT sayesinde saçlarındaki vaglar mafya avukatı sevgilisinin
müvekkilleri kadar sert

Bettie… Dünyanın merkezi olmayı seviyor, hep meşgul, en çok da kendisiyle.
Bir gün hiçbir zaman yetmiyor.

ELNETT sayesinde topuzu senatör eşinin bitmek bilmeyen toplantılarının
sonu gelene kadar bozulmadan durabiliyor

Aisha… Gecelerin kadını, tehlikeli bir adamın sevgilisi. Ama tehlikeyle
başa çıkacak özgüven, sadakat ve cesaret sadece onda var

ELNETT sayesinde krepesi sevgilisinin suç dosyası kadar kabarık

Daha fazla fotoğraf için doğru Styleboom Facebook albümüne:)) Ama öncesinde L’oreal INOA-Türkiye Facebook üyesi olmayı ve anınızı buraya yorum olarak bırakmayı unutmayııın!

Tüm L’oreal Professional ekibine, çekim boyu gözbebeğimiz olan ve bizi pek güzelleştiren ELNETT saç spreyimize ve krepe tarağını Jedi ustalığında kullanan:) süper profesyonel COZY by KEMAL BAYKAR KUAFÖR ve ekibine çok ama çok teşekkür ediyorum. Bu sayede İstanbul’da hem bir yandan enfes müzik dinleyebileceğim hem de söylediğimi dinleyen bir kuaför bulmuş olduum:)

İçerik Kullanımı:

Yukarıda yayınlanan fotoğrafların hakkı Tolga Günay Fotographia’ya aittir.
Fotoğraflar ve içerik Styleboom blog adına sahiplen.com tarafından yasal koruma altındadır.
İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.
Teşekkürler


1960… İyi ki doğdun ELNETT:)

| KiSMET by MiLKA- Bölüm 2: Nâr’û Hilâl

Fotoğraflar: Tolga Günay

İkinci bölümde KiSMET‘in couture tasarımlarıyla kendinizden geçeceğiniz için başlamadan büyük haberi vereyim: KiSMET Paris Moda Haftası’nda dünyanın önde gelen mücevher tasarımcılarıyla ve markalarıyla yan yana olacak! Tebrikler Milka:) İşte yalnızca Paris’e özel üretilmiş bu tasarımların bir kısmını sizinle de paylaşıyorum. Lüks, ihtişam, ayrıcalık… İstanbul, Anadolu… Yeni, eski ve yine şiir…

Ey sevgili,
sanki bahar zamanı gelmiş gibi
âlemin aklını başından aldın
İnsaf et, hilâl ebrunu sakın kimseye gösterme
Taşlıcalı Yahya Bey

“Ay Hançeri” denir Dîvan’da hilal’e… mecnunun gönlüne saplanan, onu yaralayan, öldüren bir aşkı anlatır. Hilalin beyaz ışığının büyüsüyle mest, can vermeye razıdır mecnun, sevgilinin kollarında, bir bahar sabahının müjdelendiği sanısıyla son nefesini verirken içini dizelere döker…

Bir başka mecnuna ise hilal bayramdır, çünkü sevgilinin hilale benzer kaşını görünce aşıklar arasında bayram başlar. Kaşlarının hilal şekli, teninin hilal beyazı ile sevgilinin güzelliği gece göğüne yükselse de mecnunun yatağına bir hüzmeden fazla sızamaz, kavuştukları bir ruyaya dalarken sayıklar dizelerini. Hilalin ışığıyla mesuttur, sabahlar olsun istemez…

Nâr-ı dilden zahir etsem bir kıvılcım
alem yanar
Dursa birden sine-i suzanım
içre gam yanar

Hayalî

Kostüm: Elif Cığızoğlu
Nâr… Sevgilinin dudağıdır, gözündeki yıldızdır pırıl pırıl, bereketli rahmidir geceleri düşlere düşen; nâr sevgilinin dudağıyla, gözüyle, gönlüyle korladığı aşk ateşidir, mecnun o ateşle yanarken içten içe, teselliyi de nar kırmızısı şarapta arar, dizelerini kadehe kusar…

Kostüm: Sarar
Sevdiceğin göstermediği yüzü, nar-ı aşka bulanan mecnunun yüreğini öyle korlar ki, derdinden nâr taneleri gibi kanlı gözyaşları döker, setresinin yenine siler… Esir olmuş aşığın dermanı ise ne lalde, ne hayatta, ne ölümdedir, yalnız ve yalnızca küskün sevgilinin iki dudağı arasındaki o ürkek güvercindedir. Aşk derdi ve ayrılık yarasından perişan mecnun çareyi şiirlerden sorar…

Kaynakça:
Divan Şiirinde Meyvelerden Hareketle Yapilan Tesbih ve Mecazlar-Abdülkerim Gülhan; Osmanlica ve Farsca Guzel Sozler;
Cumali Hasannebioglu;
Divan Siiri Antolojisi-Necmettin Halil Onan

İçerik Kullanımı:

Burada görülen mücevher ve takıların Kismet Jewellery & Faith adına patentli ve yasal sahibi Milka Karaağaçlı’dır.
Burada yayınlanan fotoğrafların hakkı Tolga Günay Fotographia’ya aittir.
Fotoğraflar ve içerik Styleboom blog adına sahiplen.com tarafından yasal koruma altındadır.
İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.
Teşekkürler


| KiSMET by MiLKA-Bölüm 1: Simya

Fotoğraflar: Tolga Günay

Siz KiSMET takılarını belki yalnızca Aşk-ı Memnu’da gördünüz, Bihter’in kolunda, boynunda… Oysa onlara hayat veren Milka Karaağaçlı’nın birbirinden enfes tasarımlarıyla hepiniz kendi hikayenizi bulabilir, kendi masalınızı uydurabilirsiniz…

KiSMET‘in bazen ummadığın bir anda gelir konar parmağına; bazen kovalar durursun, upuzun sıra sıra inci bir kolyenin her bir tanesi bir gün gibidir; bazen hemen yanındadır KiSMET‘in ama nazardan gözlerin kapanmıştır göremezsin; bir zaman olur pul pul bereketiyle gelir belki de bilemezsin…

Kostüm: Elif Cığızoğlu

Belki bir gün gelir herkes dur gitme derken sen KiSMET‘ini bir yılanda bulursun, aşkı zehirlidir; herkese kızarsın çünkü yine de senin sevgilindir…

Boynunu sarar, göğsüne iner ama seni boğmaz, seni ısırmaz bir tek sen bilirsin, sesi kulağındadır başka ses istemez, elleri ellerine dolanmıştır, bırakmaz. O senin KiSMET‘indir, seni güldüren, seni acıtan, seni bekleyen, seni bekleten…

Kostüm: Begüm Salihoğlu

Önüne çıkan kapılar ikişer ikişer kilitli de olsa bambaşka bir KiSMET‘in peşine düşen güçlü bir kadınsan, onun gelmesini beklemez, kapılardan geçer, sen gidersin. İnce ve zarif bileklerinle, parmaklarınla kilitleri zorlar, altının büyüsünü, taşların tılsımını gücüne katarsın.

Sen yenilmez, yıpranmaz, eskimez, değerini kaybetmez ve hepsinden farklı, ötekilerden ayrı bir şeyin, sen istediğin zaman istediğin dilde konuşacak, sen o gün nasılsan seni öyle anlatacak bir KiSMET‘in peşindesin!

Kostüm: Atelier 55

İçerik Kullanımı:
Burada görülen mücevher ve takıların Kismet Jewellery & Faith adına patentli ve yasal sahibi Milka Karaağaçlı’dır.
Burada yayınlanan fotoğrafların hakkı Tolga Günay Fotographia’ya aittir.
Fotoğraflar ve içerik Styleboomblog adına sahiplen.com tarafından yasal koruma altındadır.
İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kullanılmaması rica olunur.
Teşekkürler

Toplam 3 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.123