Kategori arşivi: Steve Madden

| Coffee

2IMG_3498

Herkese iyi haftalar:) Postun adını kahve koydum oysa hayatımda kendisine hiç yer yok! Beni uzun süredir takip edenler bilir ki çay, kahve, kola içmem; benim için o keyif #sütsaati ‘dir:) Sanıyorum kendime bir kahve koyayım diye düşündüğüm tek an (belki karaktere hayranlıkla kitlendiğimden olacak) Pulp Fiction izlerken, olay yerine 9 dakika 37 saniyede gelen ve “Ben Winston Wolf, problem çözerim” diye kendini tanıtan Winston “The Wolf” Wolfe’nin “temizliğe” başlamadan kahve istediği an olmuştur:) O sahnede o “cool”luğu ikiye katlayan şey evet kahveydi:) Ama bende aynı serin görünümü yaratmadı:p

Kahve sevmem belki ama kahve tonlarına bayılırım, özellikle de kendisinin mavi ile mükemmel uyumuna:) Gamze Saraçoğlu‘nun en iyi koleksiyonlarından biri olan 2013 kış koleksiyonundan bu altın göz kırpmalı bluz şu an gardrobumun en sıcak ve en leziz kahvesi. devamini oku

| Everything Was Red

vagli sac modeli

Eskittiğimiz yılın son günlerinde bir yandan yeni yılla ilgili yeni heyecanlar, umutlar, dilekler ve kararlar ile dolup dolup taşsak da bir yandan da biten senenin hesabını kapatmaya çalışıyoruz belki de (en azından benim için böyle). Nerede hata yaptık? Nelerdi yanlış olanlar? Bugün olsa ne yapmazdık? Ne kadar pişmandık? Keşkelerimiz çok muydu? Canımız çok yanmış mıydı?  Belki de her şey ama her şey harikaydı:) Çok sevdiğim yazarlardan Kurt Vonnegut  mezartaşına “Everything was beautiful and nothing hurt” yazılsın diye vasiyet etmiş. Acaba bitirdiğimiz senelere biz de böyle veda edebilir miyiz: “her şey çok güzeldi ve hiç incinmedim” ? Yazması bile zor, söylemesi kimbilir nasıl olur:)

Although new year’s resolutions, wishes and decisions fulfill the last days of 2013; we somehow try to judge the old year. What did went wrong? Where did I made the mistake? How regretful are we? The “if only”s? Or may be it was all great and beautiful:) One of my favorite authors Kurt Vonnegot says so in his gravestone “Everything was beautiful and nothing hurt”. How hard to write and belive it was?  devamini oku

| Hayalperest

Hayaller… Belki gerçek değiller, belki hiç gerçekleşmeyecekler, ama işte yine de en gerçek ayrılıkların sebebi olabilirler. Çünkü bence hiç bir gerçeğin varlığı, hayallerin yokluğu kadar katlanılmaz değil. Ne mutlu ki bana ben pek hayalperest biri, içimde bir yerlerde Tom Sawyer’ı ya da Alice’i ya da Peter Pan’ı saklayabilmiş biriyim.

devamini oku

| Bir Duayenin Huzurunda

Gün içinde, bir yemekli toplantı sonrasında şu fotoğraflar çekilirken o gece herşeye ucu ucuna yetişip pert olacağımdan habersiz, ne kadar da kaygısızım:) Geçenlerde bir postumda bahsettiğim IKSV İstanbul Müzik Festivali kapsamında Giya Kancheli konserine geri dönüyorum bugün:)

IKSV, her yıl bize birbirinden güzel etkinlikleri armağan ediyor zaten ama bu defa GIYA KANCHELI sanırım bizzat bana hediye edildi. Dünya gözüyle kendisini göreceğim yetmezmiş gibi bir de bu festivale özel bestelenen senfonisini ilk defa dinleyebilecektim! İki üç kelime bulup da anlatayım isterdim ama anlatılacak gibi değildi, muazzamdı!
devamini oku

| Kırmızı Alarm

Yıllardır Zara indirimine neden uğramadığımı 5 Temmuz’daki Zara indiriminde yeniden hatırladım: yeni sezona yeniliyorum! Ve evet yine öyle oldu,ne zamanki kasadan ayrıldım kapıdan çıkıyorum şuurum o zaman yerine geldi ama artık çok geçti. Neyse bu sezonun artık kaçışımız olmayan peplum trendini uygulayabileceğim çok güzel bir parça aldığımı düşünüyorum ♥ Hem ne demiş atalarımız “kırmızı olsun beş kuruş fazla olsun” :p

devamini oku

| Ancient Princess

Beni uzun süredir takip edenler ya da en azından Boommood‘daki satırlarıma aşina olanlar İstanbul’da turist gibi takılabilmeye meraklı olduğumu da bilirler:) Ve daha henüz İstanbul’da yaşamıyorken de, geçmişi sebebiyle,  arzum, hep bir gün Four Seasons Sultanahmet otelinin avlusunda volta atmaktı. Bir zamanlar Nazım’ın, Aziz Nesin’in, Kemal Tahir’in hapsedildiği, belki şimdi bizi kemiklerimize kadar sızlatan satırların kağıda döküldüğü yer. Four Seasons da mekanın geçmişine saygı duymuş, hala onların bastığı taşlar, belki gün ışığının yüzlerine sızdığı ahşap kepenkler orada.
Yukarıda heyecanımın fotoğrafı:) Üstümde rengine ve desenine vurulduğum ve sonunda uygun yerle de buluşturduğum Shopigo.com ‘dan Shoshanna elbisem var!
devamini oku

| Cremaria

Fotoğraf: Özberk Baz

Bir çift kırmızı pabucu ayağımıza geçirip, topuklarını birbirine vurduğumuzda bizi masalsı bir aleme ışınlasa güzel olmaz mıydı? Dorothy ayakkabıları bu şekilde kullanıp, aslında çok da güzel takıldığı masalsı dünyadan eve geri dönebileceğini filmin sonunda ancak öğreniyordu, 3 kez “There’s no place like home!” dediğinde ve topuklarını birbirine vurduğunda işte evdeydi! Bence büyük hata yaptı:)
devamini oku
Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12