Kategori arşivi: Uncategorized

| Cennet

Hiç yazasım yok, ama yazmalıyım ki çığlık çığlığa ağlamayayım (ve yazık ki ilk kez böyle hissetmiyorum)
Çok mühim bir sebebim olmasa hiç yaşayasım bile yok, ama yaşayıp gidiyorum (ve yazık ki ilk kez böyle hissetmiyorum)
Hiç yaz bitmesin diyesim bile yok, çünkü zaten içim kışa döndü; sanki daha da filizlenmez, sürgün vermez, sulasan da kendine gelmez bir bitkisel hayata geçti.
Derken bebeğimin sesi gelince kulağıma, hepsini bir kaç saatliğine de olsa unuttum
Sonra unuttuğum için kendimden bir tiksinti, bir iğrenme; işte senin mahvoluşun bu kadarcık ve buna güvenerek yapıyor bunları yapanlar diye kendi üstüme üstüme yüklenme!

Bir annenin artık hiç “düt düüt” diye oyuncak arabaları sürüyormuş taklidi yapamayacağını düşünüp düşünüp bir türlü bunu düşünmekten kendimi alamama,

Şu halime bak

Sen de bak elinde sümükten yer kalmamış evirdiğin çevirdiğin mendiline, bir çocuk eşittir bir sümüklü mendil çünkü dünyanın bu düzeninde

Kaç ölü bizi ağlatır, kaç ölü biraz yüreğimizi sızlatır, kaç ölü yarın unutulur, kaç ölünün bir haftalık oluru vardır, kaç ölü olursa yılda bir anılır, kaç ölü kaç kaç kaç? Kaçamıyorum. Kaç çocuksuz anne ve kaç annesiz çocuk ve kaç  “can” canından olunca oh be tamam der bu işin tüccarları?

Katiller bizi de suçlara ortak edip yüklerini omuzlarımıza yüklediler, vicdansizlıklarını vicdanlarımıza bıçak bıçak sokup acı eşiğimizi bile yükselttiler. Kaç ölü bizi ağlatır?

Biz de hayat gailesinin dalgaları arasına karışan gözyaşı damlacıklarimizi kendi yavrularımıza çaktırmadan döküp bir başka yöne yüzümüzü dönüyoruz, yine de bir küçük el yüzümü kendine çevirip “yooldu anne” diyor; yooldu?  Bilmiyorum ki oğlum, acaba “insan” neden insan oldu? Acaba bir karış toprak bizim olsa daha iyi olur diyenler neden bilemediler o topraklar 2 yaşındaki Ali’nin 5 yaşındaki Zeliha’nın 0 yaşındaki adı annesinde saklı yavrunundu.

Gerçekten ne yapabilirim, yapabilirsin düşünüp düşünüp kendimi ölsem de kurtulsam noktasında buluyorum, üstümden gürül gürül sular geçsin hatta bir müddet nefes dahi alamayayım temizleneyim aklanayım diyorum. Çünkü ne zaman daha iyiydi, daha kardeşdi,daha mutluydu şu insanoğlu ben hatırlamıyorum. Kaza değil, kader değil, vade değil, hak değil bu.

Ve ben hayatıma devam ediyorum

Sen de , değil mi? Süt bitmiş, çıkıp al. Araba çalışmadı, söyleneyim. Sürpriz parti planlamış arkadaşlar, eğlen. Arkadaşımın en önemli günü, gidip yanında olayım.

Tarih yazmasa bile, belki bir gün,  günahlarını itiraf ettikçe rahatlayan bir ülke menşeili bir filmde oğlum bunları görecek olursa bana sorsun istiyorum “anne peki sen ne yapmıştın, sizler ne yapmıştınız o zaman?” diye, ben de utanayım, başım önümden kalkamasın, en sevdiğim varlığın karşısında yerin dibine geçeyim is-te-mi-yo-rum (ama hakkım bu). Oysa yerin yedi kat dibini zaten yaşıyoruz. Hala cennet-cehennem masalına inanan varsa bir silkelensin de kendine gelsin çünkü cehennem burası: bir annenin yüreği, bir bebeğin memesizliği, çocukların ölü anne babalarının başında açlıktan kırılışı, aklı giden annelerin bebeklerini uyuyor sanıp mezara koyamayışı, bir dedenin çaresizliği, bir babanın çatısız kalışı cehennem ve CENNET diye bir şey zaten YOK!

NOT: Ama burada bir cennet için çabalamak mümkün (yıldızlı olanlar mülteciler özelinde çalışıyor ama hepsi her daim destek gereken dernekler, birini seçmek onlardan çok size iyi gelecek).

Project-Lift*

Darüşşafaka

Hayata Destek*

Kardeşini Seç

Sığınmacılar ve Göçmenlerle dayanışma Derneği

Tegv

Tofd

Umut Çocukları Derneği

Give-a-hand Help*

Lösev

| Another Fairy Tale

gamze saraçoğlu 10 yıl couture

Yılın son düğünü belki de benim düğünümden sonra benim için en özel düğündü. Bana kardeş kadar can bir Azeri prensesini pek yakışıklı bir damatla evlendirdik Ankara’da. Hani şu sizlerle birlikte hep beraber Instagram’dan olsun, Periscope’dan olsun gelinlik aradığımız; birlikte hazırlandığımız düğün bu bahsettiğim. Düğün mekanı gri ağırlıklı olduğundan sarı bir elbise için dönüp dolaşırken Gamze Saraçoğlu’nun bu lila şahanesine vuruldum.

Onca telaşımızı böyle güzelce sonlandırmak çok keyifliydi; ama daha keyifli olanı 1 geceliğine de olsa Ankara’ya adım atmak, Ankara’yı solumak, harika bir otelde değil ODTÜ’de lojmanda kalmak, nostaljiye boğulmak, Ankara’da dostlarla bir yuvarlak masanın etrafına doluşmak, dönüş yolunda burnunun direği ile sessiz bir anlaşma yapmaktı.  Sanki hala en iyi bildiğim bana en tanıdık gelen yer. Her ne kadar artık evim burası olsa, bebeğimi kucağıma burada alsam, akşam oh be diye bu evin bu kapısından da girsem Ankara benim hala “yuvam”; çocukluğum, gençliğim, ilk aşklarım, ilk kızgınlıklarım, mahallelim, komşularım, ODTÜm, Kıtır’ım, Cult’ım, Gölge’m, hocalarım, dostlarım,  en büyük iyilikleri de gördüğüm, hayata dair aldığım en büyük dersleri de aldığım okulum, Ankara’m. Seni hayır İstanbul ile kıyaslayıp küçümsemiyorum; 150km hızla Ankara tabelasını vınn diye geçtiğim o ilk an “burası da köy gibi” yaa demiyorum; çünkü seni  seviyorum-hala-. devamini oku

| Obsessed: Vita Kin

vita kin 00

Çok ama çok uzun yıllar önce Solohov’un “Don Hikayeleri”ni okurken yazarın doğayı ve karakterleri aktarmak üzere yaptığı muazzam tasvirlerin arasında bir Kazak askerinin “kaput”unun tasvirini de satırlarca okuduğumu hatırlıyorum. Dikişi, kalıbı, düğmelerinden birinin hafif sıyrılmış metal boyası. Sonraki sayfalarda Don nehrinin donduruculuğuna içimi üşütecek kadar sahici tasviri yanında çiftçinin karısının kabarık kollu, işlemelerle döşeli elbisesini de. Rus edebiyatını çok sevmemle Rus folklorik giyimini eşdeğerde sevmem belki de sırf Solohov yüzündendir bilmem:) Ulyana Seergenko’ya nasıl bayıldığım malumunuz, henüz sadece bir sokak stili neferiyken ve tasarım yapmıyorken bu blogda yerini almıştı. Ve işte şimdi yeni aşkımla karşınızdayım: Vita Kin!
devamini oku

| Umut |

eşkıya

korkma
sadece toprağa gideceksin
sonra toprak olacaksın
sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin
oradan özüne ulaşacaksın
çiçeği özüne bir arı konacak
belki
belki o arı ben olacağım

-Şener Şen (Yavuz Turgul, Eşkıya)

| İyi Bayramlar:) |

bayramsekeri

Barış Manço’nun  “Bugün bayram erken kalkın çocuklar” şarkısını düşünürsek #babyboom tam bir horoz olduğu için her sabah zaten erkenden kalkan bana galiba her gün bayram:) Gördüğünüz üzere Polyanna olmak hiç zor değil! (KAL-KA-MADI)

Eskiden her bayramda önce babannem sonra halalarım ev baklavası açardı, biz Karadenizliler (baba tarafından) baklavaya fındık koyarız. Bir tepsi baklavayı katmanlarına ayıra ayıra bir ritüel gibi yiyerek tek seferde tükettiğimden sağ gözümün şiştiğini daha dün gibi hatırlıyorum (hatırlıyorum çünkü üniversitede eşşek kadar kızdım çocuk falan değildim şapşallığıma doymamayım:p) Şimdi ne halalarda açılan ev baklavaları var, ne bende o derece şuursuzluk. Birincisi kötü çünkü eskiler yitti yeniler bilmiyor, ikincisi iyi çünkü genç Boom gitti olgun Boom geldi:p  Ama benim için herkesinkinden ayrı ballanan bir “anne kalburabastısı” her daim var ya bana yeter ♥

Herkese şeker gibi renkli, tatlı, keyifli bir bayram diliyorum.

| Büyük Bir Gün!

ozberk baz son1

Günlerden soğuk bir Aralık günü idi, 2011′in son ayı, son haftası. O gün Özberk Baz’la ilk kez bir çekim için bir araya gelmiştik, o da Bilgi’de yeni bir öğrenciydi. İlk izlenimim bu kadar kibar bir insan kalmış mı dünyada olmuştu, fotoğraf çekerken mutlu görünüyor ikincisiydi, bir de kadraj tam olsaydı ne vardı:p O gün bugündür biz Özberk’le hem güzel anları karelerde dondurduk, hem güzel anıları biriktirdik.  Tanıdığım en sosyal, en çalışkan, en pozitif, en keyifli, en zeki, birlikte vakit geçirdikçe bir de sürekli bir şeyler öğrenebildiğim nadir insanlardan biri. Dahası tanıdığım en iyi editöryal fotoğrafçı. Ve bugün onu kutluyoruz:) devamini oku

| Bir Doğu Masalı

mardin gulnur gunes 01

Bıraksanız Mardin’den daha uzuuun uzun yazarım, uzun uzun anlatırım diyordum; ama işte gittiğin gördüğün yerler günler geçtikçe birer anıya, birer hatıraya dönüşüyor, kalbinde onun tortusuyla sen şimdinin telaşına düşüyor, yeni planların heyecanına kapılıyorsun. Aslında günü gününe yazmak en iyisi! Binlerce kez giriştiğim günlük deneyimlerim hep hüsranla sonuçlandı bugüne dek; bazen de eski günlüklere bakınca görüyorum ki başta her gün her şeyi yazmakla başlasam da sonra sonra hep kötü günleri, içimi sıkan şeyleri yazmışım ara ara. Günlüğü, günü gününe hakkını vermektense, kötü gün dostu yapmışım.

Mardin’e giderken madem medeniyetler beşiğine gidiyorum oraya yakışır bir çekim de yapmalıyız diye düşündüm, hemen aklıma Gülnür Güneş ve onun muhteşem “Medeniyetler Defilesi” geldi. Bu elbiseye gördüğüm anda vurulmuştum zaten. Şimdi size güzel fotoğraflar eşliğinde daha önce www.dünyalarsenin.com için yazdığım Mardin’in zanaatkarlarını anlatan yazımla baş başa bırakıyorum. devamini oku

Toplam 14 sayfa, 3. sayfa gösteriliyor.12345678910...