delpozo kevin tachman

New York’un dondurucu soğuğunda gerçekleşen 300e yakın defile, prezentasyon ve etkinlik sonunda NY Moda haftası sona ermişti. Bu postda NY moda haftasında en çok konuşulanları ve bence özellikle  öne çıkanları kaleme aldım.

Bana Rakamlarla Gel:

CFDA raporuna göre NYFW sayesinde 180binin üzerinde kişiye istihdam sağlanmış ki bunun 16bini üretim kısmındaki çalışanlardan oluşuyormuş, bu da yan sanayi ve hammaddecileri de ekleyebilsek olağanüstü bir rakam. Moda haftasının (şehre giriş yapan 232bin kişi sağolsun:)) direk ekonomik etkisi 450 milyon dolara yakınmış, Bu haliyle NY maratonunu da geride birakiyor

Bence en iyi koleksiyonlar

  • yine düşsel kostümleri ve müthiş terziliği ile DelPozo,
  • gotik ve glam harmanından elbiseleriyle, dantellerin, fırfırların ve patchwork derilerle tiftik kürklerin iç içe geçtiği nefis looklarıyla  Rodarte,
devamini oku

alt bomontiada rodney graham sergisi

Her ne kadar yeme/içme ya da müzikten sebep yolumu düşürüyor olsam da Bomontiada’da en az bunlar kadar doyurucu ve hatta çok daha fazla heyecan verici bir başka şeyle rastlaştım: Alt! İstanbul’un yeni sergi ve performans alanı  Alt’ı o kadar beğendim ki sonrasında googlelayınca bana kendini “disiplinler ötesi bir sanat mekanı” olarak tanıttı. Ama web sitesindeki o fazlaca ikircikli tabiri bir kenara bırakıp direk içine girmelisiniz diyeceğim. 26 Mart’a kadar iki geçici sergi yerini almış. Biri dünyaca ünlü Rodney Graham’ın Türkiye’deki ilk kişisel sergisi olma özeliğine sahip, ve sanatçının 4 eseri yer alıyor. Diğeri ise 3 Türk sanatçının “kapıdan giremezsen, pencereden gir” ismi altında toplanan çalışmaları.

devamini oku

art of banksy

Youtube kanalımda yeni bir seriyi, ve o serinin ilk bölümünü müjdelemek istiyorum:) Bundan böyle elimden geldiğince ve elbette izin de alabildiğim sürece sizi kültür/sanat ekseninde sergi, etkinlik ve performanslara da götürmeye, “görmelisin” dediklerimi kendimce anlatmaya çalışacağım. İlk durağım Global Karaköy’de yer alan ve çok ama çok etkileyici olan “The Art of Banksy” sergisi oldu. Videoyu yazının devamında bulabilirsiniz.

Bir önceki videoma da burada yer vermemiştim. Onu da hatırlatayım: saçlarımı nasıl kestiriyorum, nasıl bakıyorum ve nasıl şekil veriyorum hakkında uzuun uzun konuştum; favori ürünlerimi paylaştım.

Şimdilik her Pazar akşamı 1 video koymaya çalışıyorum, yeni videolardan haberdar olmak için kanalıma abone olmayı unutmayın, ama daha önemlisi yorumlarınızı ve video önerilerinizi esirgemeyin:)

devamini oku

88th Annual Academy Awards - Arrivals

Oscarlar sahiplerini buldu. Kırmızı halı yine bekleneni vermedi ama en azından bu defa ödül töreni pek çekişmeli ve nefisti:) En çok sevindiğim büyük hayranı olduğum Inarrutu’nun Oscar’ı kazanması oldu, gerçi benim gözümde kendisi Oscarlarüstü bir yönetmen ama olsun. Tabii harcanıp gideceğine neredeyse emin olduğum Mark Rylance’ın en iyi yardımcı erkek ödülünü alması da beni pek sevindirdi. Bridge of Spies bence öyle pek müthiş film olmasa da Mark Rylance nefis oynamıştı. Yeniden kırmızı halıya dönersek; kare asımla başlayamıyorum çünkü bu defa 6 şıkım var:

1) Charlize Theron-Dior
2) Cate Blanchett- Armani Prive
3) Naomi Watts- Armani Prive
4) Olivia Munn- Stella McCartney
5) Chrissy Teigen-Marchesa
6) Margot Robbie – Tom Ford

devamini oku

delimonti mekan önerisi

Bugün size son zamanlarda sık sık gittiğim yepyeni bir mekandan bahsedeceğim. Size derken anne olanınıza da, damak tadına düşkün olanınıza da, herkesin bilmediği, gitmediği, kendine göre bir köşe bulup şarabını içmek isteyeninize de, olmaz öyle biz her yere en az 8 kişi adım atarız diyeninize de göre bir yer: Delimonti.

Delimonti’yi The Core zamanında Bomontiada’ya gittiğimde görmüştüm ilk, o zaman açık değildi, hummalı bir çalışma vardı ama buranın “ne olacağına” dair bir konuşmaya da kulak misafiri olmuştum. Anadolu’nun dört bir köşesinden, bizzat küçük/butik üreticiden, kimi belki çoktan unutulmuş, kimi memleketlerimizde geçen yaz tatillerimizden kulaklarımızda adı/anısı kalmış lezzetlerin toplanacağı, ister market gibi alıp gidebileceğimiz, ister oturup direk oracıkta yiyebileceğimiz bir yer olacaktı. Doğal, butik, lezzetli, yerel kalkınmaya da katkısı olan; balı Karadeniz, zeytinyağı Ege, Antakya; pidesi Konya, sucuğu bez, tarhanası anneanne kokacaktı. Tam da Roma’daki şarküterilerde takılırken “e bizde niye yok diye hayıflanırken”  yaşasındı.

devamini oku

Processed with VSCO with c3 preset

Yepyeni bir haftanın ilk gününden herkese günaydın! Harika geçireceğimiz ve soğuktan donmayacağımız bir hafta diliyorum:) Fotoğrafları çektiğim hafıza kartını kaybettiğim için bekletip durduğum Gaziantep gezi rehberini kartı bulamayacağıma ikna olduğum için böyle görselsiz de olsa kaleme almaya karar verdim:/ Antep zaten sadece görülecek değil bütün olarak yenilecek bir şehir de olduğundan 2 gün boyunca yaşadığım lezzet tufanını sizin hayal gücünüze bırakıyorum:)

Antep’i anlatmaya nereden başlasam, katmerinden mi baklavasından mı o lokum gibi etinden mi tatlı mı tatlı insanından mı mucizeye denk beyranından mı güzelim Tahmis Kahvesi’nden mi bilemediğimden kendi iki günlükcük rotamı anlatmaya karar verdim. İşte Gaziantep’e yolunuz düşerse (ki o yol bir şekilde düşsün) uğramadan, tatmadan, görmeden dönmeyin dediklerim burada!

devamini oku

monokrom bomonti kiva

Geçen hafta iki zıt duyguyu bir arada yaşadım:) Taa 1 ay öncesinden saatleri kurup beklediğim La Corsaire balesinin satışa açıdığı gün biletleri neredeyse 1 dakika içinde tükendi ve ben alamadım:/  Hem deli gibi üzüldüm, hem bale biletlerinin memlekette bu hızla tükenmesine deli gibi sevindim :) Bu ne güzel şeydi,  eskiden bazen aynı gün gider alırdım şimdi resmen peşinde koşuyordum. Süreyya’nin gişesine yaptığım çıkarmanın sayısını unuttum ama sonunda muradıma erdim. 1 Mart için bilet buldum. Buradan da haber veriyorum ki siz de elinizi çabuk tutun daha çok  gidelim, daha çok temsil olsun:)

Bale, dans ya da konserler için sadece yurtdışı seyahat programınıza eklenecek temsillere; tiyatro için sadece içinde “celebrity” olan oyunlara değil çılgın reklam ve tanıtım bütçeleri olmayan, afişleri billboardlara basılmayan, müze kartın da varsa pek uygun fiyatlı biletleri olan devlet opera ve balesi, devlet tiyatroları programlarına mutlaka bakın, zira başında devlet de yazsa onların sahibi de, kurtarıcısı da, onları daha başarılı ve mutlu kılacak olan da seyircisi aslında.  Gerçi ben biliyorum genel olarak bu blogun takipçileri de bu konularda çok hassas, baen bana güzel etkinlikleri haber veren mailler bile alıyorum sizden, ama sanki yeni nesil iyiden iyiye uzak:/ Ben her yurtdışı seyahatimde bir opera, bale ya da konser ayarlıyorum ve bakıyorum da nasıl güzel, naif, dopdolu. Çok küçük olmasına rağmen Süreyya da öyle güzel öyle büyülü, Aya Irini’de varsa IDSO konseri nasıl masal gibi… Keşke İstanbul’un güzelim başka saray ya da kasrları da böyle böyle dolsa. Tabii müziğe ve performansa uygununu bulmak kolay değil ama biraz çaba olsa:)

devamini oku
Toplam 321 sayfa, 16. sayfa gösteriliyor.İlk...12131415161718192021...3040506070...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu