must have-beyaz gömlek copy

Bir kadının gardrobunun olmazsa olmaz parçalarından biri kuşkusuz beyaz bir gömlek. Benim de haliyle vazgeçilmezim ve başım sıkıştığında en sık başvurduklarımdan biri. Aslında epey zaman önce çektiğimiz ama ancak yayına hazır hale getirebildiğimiz (bu sebeple içinde yazlık ve baharlık öneriler de var:)) “beyaz gömlek kombinleri” videosu şimdi kanalımda yayında. Kanala abone olarak yeni videolardan hemen haberdar olabiirsiniz:) Yorumlarınızı da esirgemeyin kii yeni videolarda hangi konulara değineceğimize dair bana fikir versin!

Video hemen aşağıda:)

devamini oku

besign jewellery 01

Besign Jewellery  ile bizim hikayemiz “7″ ile başladı. Biliyorsunuz yedi yazı dizime de ilham veren 7 rakamı benim uğurlu rakamım, mavi ise en sevdiğim renk; bir gün nerede rastladığımı da anımsamıyorum ama bir anda 7 rakamı ile süslü dizi dizi mavi boncukların olduğu bir bilekliğe rastladım internette, baktım Besign Jewellery diyor. Ne de güzeldi! Ne de benimdi:) O’nu instagram hesabından takip ettikçe  gördüm ki o da benim gibi hikayeler seviyor galiba, ilhamlarını denizden, balıklardan, ay dededen, yıldızlardan, masallardan alıyor. Her yaptığını güzel yapan, tek başına yapan, başaran bir kadın! Her yaptığını sevmeye başladım. Taktıkça daha da çok sevilen cinstendiler.

Bir kaç ay önce “atölyeler” yapmaya başladığının haberini verince koşa koşa gidecektim kii aklıma sizi de bu maceraya katmak geldi. Büşra Eskizeybek yani Besign Jewellery’nın tasarımcısı da peki dedi. İşte şimdi aranızdan 3 şanslı Boomer ile Nuruosmaniye’de Besign Jewellery atölyesinde kayıp mum tekniği ile kendi mücevherimizi  yapacağız; bir nevi yanına keyifli bir sohbet ve değişik bir deneyim kattığımız yeni yıl hediyemiz kendi elimizden, emeğimizden olacak. 

devamini oku

2 berlin cafe am der neuen see 05

Berlin gezi rehberine devam:)  İkinci güne erkencikten başladım. Hedefim, daha Berlin’i duyar duymaz listemin en başına kondurduğum Gemaldegalerie’yi görmek, Tiergarten’in keyfini çıkarmak, listemdeki iki mekanın tadına bakmak vee akşam otelimin yanıbaşında yer alan Konzerthaus’daki klasik müzik konserime yetişmekti. Ama hepsinden önce kahvaltı:)

Kahvaltı için kız kardeşimin tavsiye ettiği Chipps‘e uzun bir yürüyüşün sonunda ulaştım ve tavsiyeye kesinlikle değdi, menüde kahvaltı kısmında “Serious Breakfast” yazıyor size o kadar söyleyeyim. Yumurta konusunda aşmış, pancake ve yanına kondurdukları şuruplarda cosmuş. Favorim eggs florentine ve vegan sosis, ve blueberry pancake oldu. İyi ki de sağlam bir kahvaltı yapmışım çünkü müze ve sonrasındaki yürüyüş için protein şartmış:)

devamini oku

rukiye gökçe ve lug vo siga 02

Dönem dönem belli renklere fena halde takıyorum; mesela bu sezon lacivert! Geçen sonbahar bordo ile yaşadığım aşk bu sezon yerini laciverte bıraktı. Lacivert olan her şey dikkatimi çekiyor, sürekli beğenip alışveriş sepetime attığım şey lacivert çıkıyor, korkarım yılbaşı wishlistimi de lacivert ele geçirecek:o Mesela laciverti fiyonklu, tatlı mı tatlı bir Louboutin beğendim, o olabilir. Bir zamanlar özel günlerimin tek geçerli hediyesi bir çift designer ayakkabı idi, ne zaman ki anne oldum, daha fazla hesap kitap yapmaya başladım. Ve hayır bu yeni halimden hiç de hoşnut değilim:) Derhal eski halime dönmek istiyorum!

Konuya dönersek, bu sezon en sevdiğim renkle yaptığım kombinlerden biri son dönemlerde en sevdiğim dört tasarımcı ile birleşti. Biri artık globalde de çok bilinen, Türk modasının gururlarından Lug von Siga; diğeri benim yazın da çok sık giydiğim janjanlı su yeşili bluzun (bu sezon da şimdiden giye giye eskittiğim bu hakim yaka bluzumun) tasarımcısı olan gencecik Rukiye Gökçe, üçüncüsü instagram sayesinde keşfedip tanıdığım ve çantalarına bayıldığım Kia Ora vee sonuncusu da ne yapsa beğendiğim, hayal dünyasına bayıldığım takı tasarımcısı Besign Jewellery. Gerçekten de Türk tasarımcıları artık acayip heyecan uyandırmıyor mu? Size tavsiyem yılbaşı yaklaşıyorken başlayacak onlarca tasarım odaklı ve yardım amaçlı kermese katılıp Türk tasarımcılardan yılbaşı şerefine özel oluşturacakları fiyatlardan bir kaç parça kapmanız!

devamini oku

zeynep okmen sarisi 01

Bir klasik müzik ve bale aşığı olarak kaçırmanın kıyısından döndüğüm David Helfgott konserinden sonra nasıl da keyifli olduğum bir günden bu kareler! Şimdi belki giriş satırının üzerine bana o kadar klasik müziksever geçiniyorsun da nasıl olup Helfgott için yanıp tutuşabiliyorsun diyebilir, ama bence lütfen bu adamlara o kibirle yaklaşılmasın.  Helfgott konusunda klasikciler epey ayrılıyor çünkü onun deha diye nitelenemesine gıcık olanlar, Horowitz’le filan kıyaslanınca gözlerini devirenler çok.

Belki biliyorsunuzdur Geofrrey Rush’a Oscar kazandıran muhteşem film “Shine”, Helfgott’un hayat hikayesini anlatır. İstismar, sinir krizi, terapi, iyileşme derken aşkın gücü ile son bulur, evet tam bir çok satan melodram! Rachmaninoff 3′ü kusursuz çalabilen nadir piyanistlerden (ki o da tartışmalı:)), daha 10 yaşında ayakta alkışlanan bu dahi çocuk 12 yılını akıl hastanesinde geçirdikten sonra filmi sayesinde “ilgi çeker” hale gelmiş o da tamam, ama bu müzik elitislerinin ona “ikinci sınıf piyanist” demesine de, “pazarlama ürünü” diye küçümsemesine de acayip kızıyorum. Yahu başımız ağrısa dünyaya küsüyoruz, adam beynini elektroşoklarda bırakıp hala konçertolar çalıyorsa tabii ki yok satsın, tabii ki çok satsın. Varsın pazarlama ürünü olsun, keşke popüler kültürün pazarladığı şeyler hep böyle olsa, Miley Cyrus’un yalayıp duran koca dili ya da Kim Kardashian’ın cilalanmış kalçaları ya da Bruce Jenner’ın en mahrem sırları gözümüze gözümüze sokulup duracağına, kulağımıza kimi yerlerde yanlışları ile de çalınan bir Bumblebee sokulsun ne var! Ah hayali bile tatlı:) Bugün Şafak Sezer’i aktör sanan küçücük çocuklar Ezel popülaritesi sayesinde Tuncel Kurtiz gibi bir devi tanıdılar örneğin, fena mı oldu? Oturup Yol ya da Sürü filmini izleyecek değillerdi değil mi:) Bugün Tarantino sayesinde pek çok dev aktörün adı “daha fazla” bilinir oldu kötü mü?

Sinirlendim değil mi ben:) Sakinleşiyorum. Kısacası benim adıma mırıltısı ve iniltisi dahil her şeyiyle bir müzik ziyafeti oldu, sırf filmin ünü ile hasbelkader bu konsere gelmiş bir insancığın kulağına Rachmaninoff değmiş oldu, ne mutlu ona! Buradan doğruca güz yapraklarına ve ne giydime gidebiliriz o halde, hadi devam etmeden de yan sekmede aç kendine bir Rach 3 dinle, farzet yapraklar piyano eşliğinde uçuşuyor.

devamini oku

etty and jacques 00

Her ne kadar burada elimde bambaşka bir kitap olsa da (ve onun hakkında yakında bir video gelecek:)) bu postun başlığı bulunduğum ortamdan sebep Aynanın İçinden’e dönüştü. Siz de benim gibi Alice In Wonderland düşkünüyseniz eminim ilk kitabın kapağını kapattıktan sonra ikinciye yani Through the Looking Glass’a koşmuşsunuzdur. Bazı yönlerden ilkinin tam zıttı olan ama aslında devam niteliği taşıyan bu kitabın ilk sahnesinde Alice  odadaki aynanın içinden geçerek başka bir odaya girer, bu yeni oda Alice’in içinden geçtiği odanın aynısıdır ama eşyalar tam ters şekilde yerleşmiştir ve hatta zaman bile tersine akmaktadır. matematiğin ve mantığın yine ninniler, bulmacalar ve çocuk oyunlarıyla harmanlandığı kitap ise aslında bir satranç oyunu üzerine kurulu! Tanrım ne zeka:) Alice’in bir beyaz piyon olarak başladığı serüveni satranç karelerin üzerinde satrancın kurallarına göre ilerler. Ve bence kesinlikle ilkinden daha heyecanlıdır:) İşte burada ben de Alice olup bizim sitenin dev satranç tahtası üzerine kuruldum. 

devamini oku

berlin08

Berlin seyahatimin ilk günü yalnızca işle geçince ikinci gün kendimi resmen gezmeye adadım:) Normalde her gittiğim şehirde ilk gün bir hop-on hop-off otobüs yapıp şehri bir kafama yazarım ama bu defa kaybedecek zamanım yoktu:) Gitmeden önce her zaman olduğu gibi çalışmalarımı tamamlamıştım zaten ve ilk gün planım meşhur Brandenburg kapısı, daha önce burada 7 yazı dizisinde yeni dünyanın 7 harikasından biri olarak gösterilen Reichstag yani Parlamento Binası ve Museumsinsel adlandırılan Müze Adası’ndaki bazı müzelerdi. Bu post size 2 bölge için belki mini bir rehber olabiilir:)

Tabii postun en sonunda yine ne giydim kısmı var, onsuz olmaz:) Bu seyahatimin hayat kurtaran parçası ister hırka ister parka olan haki yeşili Stefanel kabanım oldu, instagram hesabımda kendisine döşediğim övgüleri tekrar etmeyeceğim ama daha uzun yıllar kışlarımın vazgeçilmezi olacağı kesin. Kara kış korkusuyla gittiğim Berlin 14 derecelik mis gibi havası, süper isabetli kıyafet seçimlerim(ki genelde hep yan yatarım) ve tesadüfen esas rezervasyon yapacağım değil de diğerine rezervasyon yaptığım Titanic otelimin süperella konumu ve pek çok Avrupa şehrine göre bence gayet uygun yeme/içme fiyatları ile adeta gel buraya yerleş dercesine kucakladı beni:) Bu kadarı da fazlaydı canım! Ama fazla gelmedi, çok çok güzel geçti.

devamini oku
Toplam 321 sayfa, 18. sayfa gösteriliyor.İlk...14151617181920212223...3040506070...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu