zeynep meltem aktaş forever new tom ford 04 PS

Midi boy pelerin görünce kaçımızın aklına ilk olarak Sherlock Holmes geliyor:) Ben tam bir Holmes fanatiğiyimdir, tercihen eski versiyonlarının, sonra Robert Downey Jr. ve Jude Law’lu serinin ve son olarak yokluktan Benedict Cumberbatch’in oynadığı dizisinin. Bu üzerimdeki son derece modern, sıcacık ve deseniyle beni benden alan pelerin ise gencecik bir tasarımcının: Zeynep Meltem Aktaş:)

Dizilerden konu açılmışken sizden de dizi önerileri alayım. Bir zamanlar bir sezonu bir gecede bitirdiğim dizi performanslarım Ali Efe doğdu doğalı sağlam sekteye uğramıştı çünkü uyuyabildiğim her saniyeyi uyumak inanın çok önemli:) Fakat bu sonbahar gece çişi olayını da atlatıp sonunda bir gıdım olsun gecelerim bana kalınca yine tam gaz dizilere döndüm. Netflix’i biz çok sevdik, şimdi hatta Blu’yu da denemeyi düşünüyoruz.

Neler izledim? Sonunda Narcos’u bitirdim anlatıldığı kadar vardı, müthiş hikaye! The Crown’a bayıldım (zaten Brit dönem dizilerini çok seviyorum, Downton Abbey’den sonra yaşadığım boşluğu The Crown mükemmelden de öte şekilde doldurdu ), kriminal çok sevdiğimden People vs O.J Simpson da beni çook mutlu etti. Yapay Zeka konusuna kişisel olarak da çok ilgili olduğum için West World’ü hastalıktan kırıldığım 2 günde bitiriverdim. House of Cards’ı bırakalı çok oldu, şöyle diyeyim daha Frankie başkan olmamıştı:)) yeniden dönmek için bana bir motivasyon lazım ve Trump kesinlikle değil:) Black Mirror’ı da tabii çok ama çok etkisinde kalarak izledim.

Bir süre yapay zeka ya da sanal gerçeklik istemiyorum içim bayıldı, bir Coupling zekasında ve komikliğinde değilse ilişkiler, ya da atıyorum şehirli kadın ve erkekler, entrikalar ve goygoylar konulu diziler hiiç ilgimi çekmiyor. Ah keşke yine çok güzel bir dönem dizisi bulsam diyorum, bir de tabii zeki bir dedektiflik kriminal hikaye (mesela Homeland gibi) ne de güzel olurdu. O zamana kadar zaten bahar gelir ama biz “winter is coming” diye seviniriz: GoT başlar. Aldığım notlarda yeni dizi olarak The Fall var. Sizin de önerilerinizi alayım:)

devamini oku

mimya gece elbisesi 02

“Bense kendime bugünü sordum: ne kadar genişti; ne kadar derindi; ne kadarı benimdi?” *

Bugün uzun uzun yazmayacağım, yok bugün hiç yazmayacağım, sadece şu yukarıdakini size de soracağım. Bu akşam ister buraya, ister bir kalem kağıt alıp defterinize cevabınızı yazsanıza.

devamini oku

Processed with VSCO with c6 preset

Şu dünya üzerinde az zaman geçirmemişim, ne diyeyim bazı zamanlar çok zordu, bazı zamanlar inanılmaz güzeldi. Kendimden hiç memnun olmadığım zamanlar da oldu, egomun tavan yaptığı zamanlar da. Şu hayatta bundan kötüsü olamaz dediğim anlar da oldu, hayatımın en güzel günü dediğim zamanlar da. Kendimden memnunum desem az kalır, kendimi baya baya seviyorum, tüm defolarımla ve değerlerimle;  doğrularımla ve yanlışlarımla, baktıklarımda gördüklerimle, okuduklarımdan doyduklarımla; eşimle dostumla da bir başınalığımla da seviyorum. Kimsenin varlığıyla var olmadığım için, kimseye eyvallah etmediğim için, kimseden medet ummadığım için kendimi seviyorum. Canım isteyince bir kimse olabilecek kadar değerli, canım istemezse hiç kimse olabilecek kadar cesur olduğum için seviyorum. İyi ki doğmuşum:)

devamini oku

bonprix ekose pantolon flare

Ona orta büyüklükte bir yıldız diyorlar, bazen sarı cüce diyorlar, 220 milyar yıldızdan sadece bi tanesi diyorlar, ısı ve ışık kaynağı diyorlar. Kim mi? Bilim adamları! Ben ise mutluluk kaynağı diyorum, sarı dev diyorum, o 1 tanedir diyorum. Bir bakınca yüzümüze bak nasıl da keyfimiz gıcır oluyor, yüzümüzde güller açıyor. Sıcağını, soğuğunu geçtim de gökyüzüne, denize, çiçeklere, yüzümüze bile rengini veriyor şöyle bir gülümseyince. O çok karlı günlerin ardından açıveren, içimizi dışımızı ısıtan bir günden geliyor bu post. Üstümdeki bu çok sevdiğim pantolon ve polar sweatshirt bonprix koleksiyonundan, sizce de tam bir sk8ter girl olmamış mıyım:) [ #küçüldecebimegir ]

devamini oku

boyner gömlek mimya pantolon moda

Fotoğrafta Jamaika ya da Şeysellerde kumsala konuşlanmış bir barda hindistan cevizimi renkli bi pipetle hüpletirken #sorrynotsorry ibarelenecek bir instagram yapacakmış gibi bir poz vermiş olabilirim:) Ama işte yağmurlu, bol kornalı, karanlık mı karanlık bir Pazartesi’den günaydın!

Konuyu Jamaika’dan açınca aklıma 90larda izlediğim Jamaika’da geçen bir tıp fakültesi hakkında absürd komiklikte bir dizi ve bana nasıl umut verdiği geldi (edit: adı Going to Extremes’miş) . O zamanlar ben de üniversite sınavına hazırlanıyorum ve önümde babam sağolsun tek seçenek var: tıp fakültesi! Hatta annem dışında tüm sülale, okulum, okulda sözümona psikolojimden sorumlu rehberlikçim ve zaten puan peşindeki dersanembenim tıp okumam konusunda çok net:)  Şimdiki çocuklar gibi bir durumum da yok hani, babamı karşıma alıp hayır baba ben tıp okumak istemiyorum çünkü ık bık bık diye esaslı ve kesin sebepler sunabilecek kadar ağzımı açmam da söz konusu değil, tıp okuyacağıma öleyim daha iyi diye arabeske bağlamam da söz konusu değil :) 3.5 yaşındaki oğlum örneğin baya neyi neden niçin istemedğini ya da yapmayacağını 16 yaşındaki Burçin Akgün’den daha iyi ve net söylüyor. Neyse ben de çaresiz okuyacağım ya kendi kendime bu diziye bakıp (dizi sonuçta Jamaikada geçiyor tıp eğitimi de olsa son derece lakayt ve keyifli, e deniz güneş kum da cabası:))  diyorum ki ilk sene araştırır bulurum böyle bir okula “dikey geçiş” yaparım, çaresizliğin dikey versiyonu:p  Neden tıp okumadığım ise anca kazanınca bana gelen “isyeaaannn” sonucundaydı, o bambaşka ve upuzun bir hikaye.

Neyse konuyu kendi gençliğime teessüf edip yine eğitim sistemine söverek kapatırken, hadi diyorum önce fotoğraflara sonra eşim desem çok resmi, kocam desem çok höthöt, kociş desem çok instagramda bi takım giyinip poz veren çiftimsi olacak Burak Ünaldı’nın “Neden Hepimiz Blokflüt çaldık” TED konuşmasını dinleyin derim:)

devamini oku

çizgili kazak mango çanta manu atelier

Bir pötikare sevdalısı, bir puantiye aşığı olsam da aklım bana hep çizgili gördün mü at sepete der:) Çizgili hep zamansız, hep istediğin stile gönlünce uyarlayabileceğin kurtarıcı demek. Bloga yeni sezon indirim raporru hazırlamak üzere mağazaları dolaşırken yeni sezonda gördüğüm bu kazak pırıltılı kolları ile beni sarmalayınca ben de ona “evet” dedim:) İşte bizim hikayemiz, hiç romantik değil tamam ama “long term relationship” olacağı garanti:p

Yaz bitti biteli gitmediğim Moda’ya bu güzel fotoğrafları çeken Melis’cimle hadi hava bugün güzel diyip itinayla lodosla şarhoş olduğumuz, kendimize Munchies’den sıcak bir köşe ve bol kalori ısmarladığımız bir günden devam edelim o zaman. 

devamini oku

çocuğun 100 dili reggio emilia

Malumunuz beni uzun süredir takip edenler oğlumla ilgili az sayıda paylaşım yaptığımı bilir. Bunu tercih etme sebebim, her çocuğun ve her annenin ayrı olduğu,  kafası karışmaya çok müsait biz annelere işin uzmanı olmayan kişilerden okuyuverdiğimiz şeylerin yanıltıcı ya da psikolojik olarak baskılayıcı olabileceği gerçeğini hep aklımda tutuyor olmam. Yoksa yediği granalodan, yıkandığı şampuana, danıştığımız psikologdan, çocuk doktorumuza hepsi her aile gibi bizde de mevcut ve çoğu benim karakter özelliğimden olsa gerek hep enine boyuna belki bazen gereğinden fazla düşünülüp taşınılan şeyler:)

Bir eğitimci olarak “okul kabusu” ise daha çocuğum bile olmadan önce beni esir aldığından onu da tam anlamıyla içime sindiğinde, taşlar yerine oturduğunda, en önce de kendi içimdeki sorularımın cevaplarını bulduğumda ve başlangıçta  okul kararıma karşı olan ailemin istisnasız tüm bireylerinin objektif yorumlarını aldığımda paylaşmıştım. New School Ataşehir okulumuzu seçtiğimiz zaman yazdığım şu yazının ve şu güncellemenin üzerinden çok zaman geçti, yani Ali Efe büyüdü, büyümek beraberinde farklı arayışlar, farklı zevkler, farklı doyumlar getirdi. Öte yandan okulumuz yine aynı kaldı. Neden hala New School‘dayız, memnunuz, oğlum değişip evrildikçe aynı okul farklı ihtiyaçlara nasıl hala bizi tatmin edebilen cevaplar verebildi. Bunu en önce ÇOCUĞUN 100 DİLİ ve Reggio felsefesi ile açıklamaya çalışacağım. Ama bu yazıyı esas yazma amacım uzunca zamandır sizlerden gelen sorulara cevap olmak, daha da önemlisi umudun elimizden yağlı bir ip gibi kayıp gitmeye yüz tuttuğu, yok yok hatta su buharı gibi puf diye ortadan yok olmaya yüz tuttuğu şu dönemde “Bütün ümidim çocuktadır” revizesi ile o umudu biraz olsun geri getirmek. Şanslıyız ki biz oğlumun 100 dilini okuyabilen, anlayabilen bir kurumun içindeyiz. Herkes bu şanslara sahip olamayacağını- maddiyat, ulaşım, olanaklar vs vs- düşünecektir, işte bu da o 100 dili anlamak için biraz da bireysel çaba göstermeye çalışalım diye belki aklınıza bir yol getirir. Bu yazı çok uzun olacak benden uyarması:)

devamini oku
Toplam 318 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345678910...2030405060...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu