nihan peker laci 1

Hiçbir zaman ütopyalara inanmadım, ütopya dediğin de onu ütopikleştirilen her kimse onun hayal gücü, etiği, onun bakış açısıydı sonuçta. Ama görüyoruz ki Türkiye’de alenen hırsızlık edenlerin, adaleti tepetaklak getirenlerin, saygıdan ve dahi sevgiden zerrece nasiplenmeyenlerin halk tarafından cezalandırılması bir ütopya!

Ütopyalar yaratmış ya da bize anlatmış hemen her kitabı okumuşumdur, bunlar içinde beni en çok etkileyen Ursula K. Le Guin’in “Mülksüzler” romanıdır. Kitabın en büyük ütopyası bir toplumun tam bağımsız varoluşu için her ferdinin mutlaka ve mutlaka dürüst ve yardımsever olması gerektiğidir. Bu roman insanların nasıl özgür olduklarına, diledikleri gibi yaşayabileceklerine inandırılıp görünmez bir baskıya nasıl maruz bırakıldıklarını anlatır bir yanda. Çoğu bunun farkında dahi değildir, belki çocuğu olduğunda düşünür, belki kendi ya da çok yakınının başına ikincil de değil birinci dereceden gelince fark edebilir bu gücü ve aslında yaşam biçiminin zincirlenmiş olduğunu.  Kendi ütopyamda ben hep önce ben iyi olayım dedim, iyi biri; yardımsever biri; düşünceli biri; çalışkan biri, pozitif biri. Düşünsenize şu başımıza gelenlerin çoğu bile hep “1″ kişinin kötücüllüğünden, kibrinden, uzlaşı yoksunluğundan. Kendi ütopyamda ben birin bin olacağına inandım, o yüzden bir binden önemliydi, o yüzden bugün üzgünüm ama karamsar değilim; iyi, dürüst, çalışkan, emekçi, ahlaklı, şeffaf, saygılı, sevgili birlerin bir gün toplanıp milyonlar olacağına; kötünün iyisi için değil, elde bu var için değil, işte bu bizi konuşurken, düşünürken, yazarken, çizerken, yaşarken özgür kılacak dediğimiz bir birliktelik için milyonlar olacağına inanıyorum. Kaosdan, kıymanın kilosundan, dolardan, kalabalıklarda korkarak yürümekten, ölmekten ya da öldürülmekten daha önemli olacak bir gün “özgür”lük. Ve burada bahsettiğim özgürlük “ne istiyorsun da yapamıyorsun” kadar basite indirgenebilen,  “neyiniz yasak ayol” kadar ucuz bir söyleme evrilebilen bir özgürlük değil;  çünkü bu özgürlük sadece nöronlarım arasından gidip gelen milyonlarca düşüncenin korkusuzca dile dökülebileceği türde olağanüstü önemli bir özgürlük; Ve burada bahsettiğim özgürlük dilediğince giyinmek, yaşamak, yemek, dilediğin yere gitmek ve gelmek kadar basit değil; saygı görebilmek, peki o halde bu senin düşüncen diyebilmek; denize, havaya, suya, hayvana da saygı gösterilebilecek, onların sahibi  değil parçası olabilecek kadar “ütopik” bir özgürlük.

Şimdi kafanızı ve kendi kafamı da bunca meşgul ettikten sonra pek çoğunuzun belki yine “ne alaka” diyeceği üzere ne giydim konusuna geçelim. Ne yapalım ben de içimde ne varsa buradan anlatıyorum ve aksi gibi bu da bir moda ve stil blogu:)

devamini oku

0 squat

Malumunuz doğum sonrası hayatımda yaptığım en iyi şey bir kişisel eğitmenle çalışmaya başlamak olmuştu, o zamandan beridir her hafta beni motive eden, çalıştıran, benim için kaliteli zaman yaratan canım hocacıma, Kadir Namlı‘ya,  ne kadar teşekkür etsem az. Hayatımda her zaman egzersize, spora yer olduğu için hocacımı pek çoklarından kolayca ayırıyorum: yalnızca egzersiz yaptırmak değil ilk olarak o egzersizi neden yaptığımızı, yaparken vücudumuza ne dediğimizi, birbiri ile bağlantılı olan her bir şeyi açıklayıp farkındalık yaratan, neren neden zayıf neren neden gereğinden fazla yükü üzerine almış anlatan, vücudundan önce beynine söz geçirmeni sağlayan, ders boyu her bir hücrene kadar inceleyip düzelten, öğreten, fark etmeni sağlayan Kadir Namlı‘ya boşuna “belgesel tadında” sıfatını koymuyorum. Bana her zaman doğru yapılırsa en etkin ve en bir numara hareket “squat”tir der, ben de madem öyle dedim hadi hocacım bizim için listeleyin 7 etkili squat hareketini (bu varyasyonlar 60a kadar ). Sözü kendisine bırakmadan önce Instagram hesabını @kadirnamli_upperness ‘ı da mutttttlaka takibe alın ki evde, işte, yolda yapabileceğiniz önerileri de, anatomiyi sporla birleştiren paylaşımlarını da, özellikle kadınların dikkat etmesi gereken konularda verdiği bilgileri de kaçırmayın derim:) Söz Kadir Namlı‘da…

devamini oku

core05

Milletçe yaşadığımız felaketin üzerine biliyorsunuz moda haftası iptal edilmisti. Dünya Moda haftaları takviminde kendine büyük zorluklar, emekler ve uğraşlar sonucu yer bulan ve bir bakıma dünya moda haftalarinin da resmi kapanış şehri gibi sayabilecegimiz Istanbul için de Türk moda ve tekstil sektörü için de verilmesi zor ama gerekli bir karardı. Öte yandan elbette bu ülkenin gelişme ve ekonomisi adına oldukça önemli olan moda ve tekstil endustrisi, moda haftasının şov ve eğlence kısmını yasa ortak olarak iptal etseler de yine hem ülkenin hem ekonominin çarklarının dönmesi gereğiyle tasarımcı ve markalar çok kısa süreliğine ve su dönemde bir defaya mahsus Istanbul’da bulunan yabancı satinalmacilarla The Core oluşumu sayesinde buluştu.

The Core Showroom, moda haftasının da yapılmasının planlandığı Bomontiada’da (eski adıyla Tarihi Bomonti Bira Fabrikası) zarif bir açılışla 3 gün boyunca tasarımcıları ve markaları gerek yurt dışından gelmiş olan satın alma sorumlularıyla gerek yerel muadilleriyle buluşturdu. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB), Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) ve İstanbul Moda Akademisi (İMA) organizasyonu olan The Core müthiş bir organizasyon oldu. 

devamini oku
| Temas

guernica

Picasso’nun kendi gerçekliği bize çoğunlukla uzak gelse de, pek çok resmini belki hiç anlayamasak ve gözlerimizi kısıp kısıp defalarca bakarak anlamlandırmaya çalışsak da içlerinden biri var ki her gören istisnasız aynı şeyi görüyor: bir katliamı. Izdırabın soyut biçmli somut tarifini kusursuzca ve yürek parçalarcasına tasvir ediyor. Bizim Cumartesimizi, bizim kanla beslenen pazarlıklara ait geçmişimizi, bizim faili meçhul cesetlerimizi, bizim çocuklarımızın parçalara ayrılan bedenlerini, bizim “barış”amamızı, katledilip duruşumuzu tasvir ediyor. 1937de yapılan bu resim 2015 senesinde hala bizi tasvir ediyor.

Biraz umut edebilir miyim? Bilmiyorum. Boş beyaz bir kanvas hayal edebilir miyim çocuklarımız için? Bilmiyorum. Tek bildiğim  artık “bir”lik olur muyuz bilmem de “bir” kişi olarak daha çok kişi için daha çok şey yapmam gerektiği. Tek bildiğim “bir”araya gelelim diye beklemektense “bir” başıma daha çok çocuk için daha çok yardımda bulunmam gerektiği.  Çünkü ben evrene 1 olarak yaptığım/yapacağım herşeyin seni de kapsayacağına, senin 1 olarak yaptıklarının da beni kapsayacağına ve sonunda milyonları kapsayacağımıza inanıyorum. Çünkü ben şuna inanıyorum:

“… dolayısıyla hepimiz bağlantılıyız; biyolojik olarak birbirimizle, kimyasal olarak dünyayla ve atomsal olarak da evrenin geri kalanıyla. bu harika bir şey. bu beni gülümsetiyor ve aslında sonunda kendimi oldukça büyük hissetmeme sebep oluyor. evrenden daha iyi olduğumuz için değil, onun bir parçası olduğumuz için. biz evrenin içerisindeyiz ve o da bizim içimizde. “(*)

devamini oku

hilton dalaman 10b

Instagram çıktı çıkalı genel olarak ziyaret ettiğim mekan ve otellerle ilgili izlenim ya da deneyimlerimi orada paylaşmaya başladım; pek çoklarımız gibi:) Ama bir yandan da özellikle oteller konusunda hepimizin bol bol deneyim okumak istediğimizi bildiğimden sonbahar ekinoksunu bir “yaza veda” kabul edip yaz raporu yazma kararı aldım. Bu postda bu yaz uzunlu kısalı konakladığım oteller hakkındaki kendimce yorumlarım var.

devamini oku

merve odabasi planet quilt

Styleboom’u uzun süredir takip edenler zaman zaman özellikle yolun başında ve gelecek vaad eden genç tasarımcıları bulmayı, takip etmeyi ve onları sizlerle nefis fotoğraflar ve benim bakış açımdan bir hikaye ile buluşturmayı çok sevdiğimi bilirler. İşte bu postta adını sık sık duyacağımızdan emin olduğum çok yetenekli bir tasarımcının, Merve Odabaşı‘nın, 23. Koza yarışmasında 1.lik ödülünü kucakladığı “Yorgan” isimli koleksiyonuna yaptığımız editöryal çekimle karşınızdayız.

Devam etmeden önce minicik ama atom karınca enerjisine sahip #teamstyleboom ekibime saatler süren böylesi produksiyonları heyecan ve keyifle gerçekleştirmeme yardımcı oldukları için kocaman teşekkür etmek istiyorum öncelikle.

Merve Odabaşı burada önemli kısmını göreceğiniz bu ödüllü koleksiyonunda Türk kültüründe önemli bir yeri olan ve Osmanlı dönemine kadar dayanan bir sanattan ilham alıyor; unutulmaya yüz tutmuş, kabartmalı desenleri ve canlı renkleri ile muazzam  bir el sanatı olan Yorgan’dan. Ben bu koleksiyonu “Planet Quilt” ismini verdiğim bir fantastik hikaye ile süslemeye karar verdim. Gelecekten, uzaydan ya da bir başka şimdiki zamandan bu anın içine düşen kahramanımızın onu koruyan kabuğu yorganı aslında. Bizim dünyamıza ya da bizim anımıza alışıp adapte olduğunda kabuğunu atıyor ve o kabuktan kendine rahat ve sıcak bir yaşam alanı yaratıyor.

Merve Odabaşı‘nın bu koleksiyonunu, nostaljik el yapımı yorganların tasarımlarını, desenlerini ve motiflerini giysi tasarımına taşıdığı çağdaş bir ‘oversize sporty couture’ şeklinde tanımlayabiliriz.

Şimdi sözü Özberk’in fotoğrafları eşliğinde Merve Odabaşı’na bırakıyorum.

devamini oku

wicked witch of the west

Oz Büyücüsü’nü bilmeyenimiz var mı? Filmini izlemeyen ya da kitabını okumayan, bir kez olsun Dorothy’nin kırmızı simli ayakkabılarından istemeyen? Sanırım yok:) Çünkü sanırım hepimiz hep hikayelerin “yalnızca bir tarafı”nı sever, dinler ya da biliriz. Olaylar diğerinin gözünden nasıl görünür, o diğeri hiç merak dahi etmeyiz, önemsemeyiz, hatta çoğunlukla bilmek de istemeyiz.

Bu kıyafetimle çekim yaparken kendime fon yaptığım ağacın sarmal dalları ile şakacıktan büyücü bir cadı pozu verdiğim o an size bu kitaptan bahsetmeyi kafama koymuştum: “The Wicked: Witch of the West. ” Gregory Maguire isimli bir yazarın hikayeyi bir de diğer taraftan dinlesenize dediği kitabı Wicked serisinin ilki.  Oz Büyücüsü’nde Dorothy, bir anda ortaya çıkan esrarengiz Batının Kötü Cadısı’nı eriterek yenmişti. Bu cadı ne de kötüydü? Peki aslında o kadar da kötü müydü, sahi kötülük nedir diye giriyor işe Maguire. Bu kitapta Oz artık hiç de Oz Büyücüsü’ndeki gibi değil, o saftorik Teneke Adam bile öyle değil. Bizim Batı’nın Kötü Cadısı bildiğimiz kadın ise henüz bir küçük kız çocuğu ve hep yanlış anlaşılan bir küçük kız çocuğu. Müthiş alegorilerle ilerleyen kitabı bitirmek çok kolay değil ama içindeki zekaya hayran olmadan duramayacağınızı garanti ederim:) Felsefe de var, mizah da var, politika da var, yüzleşme de var. Kısacası bu kitaptan sonra Dorothy’ci değil cadıcı olacaksınız:p Ben okuduğumda kitabın henüz Türkçesi yoktu, ama çoktandır Türkçesi de varmış, çeviri hali nasıldır hiç fikrim yok, onu da siz bana anlatın mutlaka!

devamini oku
Toplam 321 sayfa, 20. sayfa gösteriliyor.İlk...10...16171819202122232425...4050607080...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu