mbfwi01

#MBFWI haftasının ilk gününden günaydın! Moda ve tasarımla yatıp kalkacağımız bu hafta boyu yine sıklıkla instagram paylaşımları ve bol bol da blog postları ile sizleri moda haftası telaşına sokmaya and içiyorum:) Bu yıl MBFWI yeni yerinde Antrepo7′de, geçen yıl hayata geçen ve bence çok başarılı bir girişim olan Core da bu yıl başka bir mekandansa moda haftası alanı içinde. Yine çok geç açıklanan ve açıklanması neredeyse nümüzdeki yılın ilkbahar defile takvimleri ile aynı güne denk gelen (!) sabırsızlıkla beklenen takvimimiz ise hemen yazının devamında.

devamini oku

nesfit konusan kiyafetler

Herkese mutlu pazarlar!

Bilmem hatırlar mısınız bir beyaz tshirtle tartıştığım ve küçük siyah elbisemi yoldan çıkardığım iki postumu:) Kıyafetlerimle konuşmayı seviyorum diyelim. Bu postları hazırlarken çok eğlenmiştim doğrusu. Nesfit’in bu hafta gördüğüm yeni reklam filmlerinde de kıyafetler konuşuyor, yaz yaklaştıkça dedikodu da yapıyorlar sanki:) Keyifli bir çalışma olmuş. İzlemediyseniz benim favorim hemen yazının devamında skinny jeanin konuştuğu video.  3 farklı filmde farklı kıyafetlerin dile geldiği tüm videoları ise Nesfit facebook sayfasından izleyebilirsiniz. Sanırım ben de kıyafetlerime yeniden kulak verip bu yazı dizime kaldığı yerden devam etmeliyim, bu reklam bana motivasyon olsun.

devamini oku

woods boho vesper sweatshirt tom ford gozluk

Yukarıdaki fotoğrafa bakıp da ormana giderken bu havalı föne ne gerek var diye sorabilirsiniz- ben görsem sorardım- ama işin aslı başka:) Özberk’le çekim için Atatürk Arboretum’unda buluştuğumuz bir gün bizi bir dekor misali bekleyen bu traktörü görünce kendimizi tutamadık:) Yine de poz kesiyorum sanılmasın traktörün üzerindeki amcalar anlatsın: iki kütük atmışlığım, ucundan tutup yardım etmişliğim var!

Belki anımsıyorsunuzdur yıllar yıllar önce Atatürk Arboretum’unu size daha önce şu yazımda anlatmış, mutlaka gidin görün demiştim. Özellikle bahar ayları burayı ziyaret etmek için harika oluyor. Bahar çiçekleri ve yeşilleri açarken, filizlere, sürgünlere tanık olmak güzel; güz ise binbir renkle muazzam manzaralar sunuyor.

devamini oku

alve01, alve.com, karşılaştırmalı online alışveriş, alve artık türkiyede , filtre, online alışveriş, e-ticaret

Online alışverişi seviyorum! Evet hem de çok:) Bir zamanlar “ama ben asla görmeden, dokunmadan, koklamadan almam, almaaam” diye direten ben şimdi neredeyse mobilyaya kadar herşeye netten bakıyor ve alıyorum. Beni bu noktaya #babyboom getirdi. Hızlı, tüketici koruyan, harika kampanyalar da sağlayan online alışveriş anneliğimin o ilk en telaşlı ve zamanın hiçbir şeye yetmediği günlere ilaç gibi geldi. Ah ama şimdi dürüst olayım: online alışveriş sayesinde vakitten kazanıyorum, saatlerce mağaza mağaza dolaşmaktan kurtarıyorum diyemeyeceğim çünkü netten alışveriş de -kendi adıma konuşursam – epey zaman harcatan, bol bol vakit kaybettiren bir şey haline geldi. Çünkü artık seçenek çok; e-ticaret sitesi çok, o sitelerde ürünler çok, hemen her fiziksel markanın online satış versiyonu da çok. Bunlara bak bak, bir bakıyorsun açtığım sekmeler arşa uzanmış, yan yana onlarca tab, kilitlenen windows ekranı, bana bi nevi “dur boom fazla açıldın” dercesine yavaşlayan bilgisayar. Aradığım şeyi daha çabuk bulmak ama illa ki onu bulmak istiyorum. Her online alışveriş sitesine girip tek tek filtrelemeler yapmak da istemiyorum. Birisi önce benim ne istediğimi dinlesin, sonra seçenekleri eleyip önüme getirsin istiyorum. Çok mu:) İşte tam da bu noktada alve.com devreye giriyor ve şapkasını çıkarıp “hizmetinizdeyim” diyor!

devamini oku

C360_2015-03-09-08-49-30-360

Normalde her 8 Mart’da Piyale Madra’nın şu karikatürü eşliğinde şu aynı yazıyı artan rakamlarla koyardım ama…

8 Mart bitti, saat 00:00 bugün artık 9 Mart. Kapına karanfil koyan valinin ve onun polisinin yine umurunda değilsin. Dövülebilir, tecavüze uğrayabilir, yakılabilir, öldürülebilirsin, arkana bakarak yürümeye, adımlarını sıklaştırmaya, kalbinin gürültüsünden ağladı ağlayacak kalmaya devam. Tam sayfa ilanlarla seni kutlayan iktidar ya da muhalefetin yine umurunda değilsin. Daha uzun doğum iznin “3 tane yapıver”e rağmen hala meclisten geçemedi, iş güvencesine, maaş eşitsizliğine senin için dur diyen yok, o oylar -meclisin erkekleşen kadın milletvekillerine bile verdiğin oylar- çöp oldu. Turkcell’in bile umurunda değilsin mesaj bekleme. Dün aksanlı Türkçesiyle “hanımlar günün kutlu olsun abla” diyen kapı görevlisinin karısı dün bile umursanmıyordu, bugün iyice unut gitsin. Kurumsal şirketin iç yazışma ile kadınlar gününü kutlamış masana mini mini sürprizler bırakmış olabilir ama bugün yine orada iş başvurusu mülakatın olsa evli misin, kaç yıllık evlisinden “hmm bu bir yıla çocuk yapar riskli” projeksiyonu excele işlenecek biliyorsun. Dün tatlı, romantik, ruh ikizi kocan bir demet çiçek getirmiş, hadi salata bugün benden olsun demiş olabilir ama ilk tartışmada durması gerekenin, alttan alması gerekenin “herkesçe” sen olman gerektiğini yine biliyorsun.

Kısacası erkeklerden bize fayda yok biliyorsun.

Da…

Daha acısı kadınların birbirine faydası var mı? Olsun!

Bu gün esaslı, hakikatli, emekçi, doğanın en büyük mucizesi kadının kardeşlerine dönmesi gereken gün; eğitim ya da kadın yardım STK’larına katılmamız şart, mutlaka kız çocuklarına ve o kızların annelerine el uzatmamız, kendimize bir kız çocuğu seçmemiz elimizden geldiğince bakmamız şart. O kadar zaman almıyor, inanın o kadar paraya mal olmuyor, bizim çocuklarımız gibi lego dağları değil ki bekledikleri, bir çizgili defter, ayağa ayakkabı, onlara okumaları için motive edecek bir güzel mektup. Hemen hepsi bir telefon ya da mailinize hasretle ve hararetle dönüyorlar, kucak açabilmeniz için kucaklarını açıyorlar. Kadınlar kadınlara destek olacak başka yolu yok. Geçenlerde Gelecek Turizmde projesi için Bursa’da bir köye gittim,  Misi. Köy kadınları şalvarları, gülen yüzleri, yorgun elleri ile birleşmiş bir restoran ve bir atölye açmış, orayı işletiyorlar, bizi bekliyorlar, Nisan’da ben Mardin’e yine bir kadın kollektifinin kurduğu pansiyona gideceğim, gündüz evlerine çocuklarına bakmış geceler boyu çalışmışlar, bizi bekliyorlar. Bir haftasonu Alaçatı yerine kız kıza toplanın buraları araştırın bulun gidin. Gurur da duyacaksınız, hem onlarla hem kendinizle. Bir dolu kadın kollektifi Anadolu’nun dört bir köşesinde yediği dayakları ve aşağılanmayı kalbinin köşelerine indirmiş iğne oyası yapıyor, seramik yapıyor, nakış yapıyor, yılbaşlarında, doğumgünlerinde hediye olarak bunlardan seçin. Argande’ye destek olun. Türkiye’de hala en büyük kadın istihdamı tekstil firmalarında, “aman ben o markadan girmem deme, Anadolu’da fabrikası çok olan, üretim bandı geniş olan markalardan al gerekirse giyme. Yalnız olmadıklarını bilsinler, para kazansınlar, “tek” başlarına dimdik durabileceklerine ve çocuklarını yetiştirebileceklerine inansınlar.

Taciz ve tecavüz davalarının takipçisi olmamız, işin peşini bırakmamız, avukatlıklarını üstlenmemiz gerekiyor. Görevimizin belki en zor kısmı bu. Biz kendimizi nasıl koruyacağız, nasıl? Avukat, hakim, savcı kadınlar keşke sırf bu konuda bir güç oluşturabilseler ve herkesi titreten bir grup olsalar. İdama ise hayır hayır sonuna kadar hayır! Bizi idam edecekler biliyorsunuz, tecavüz etti diye devlet eliyle öldürülen erkek yok ama zina yaptı diye taşlana taşlana öldürülen kadın çok.

Özgecan olayından sonra psikolojim çok değişti, en çok da #sendeanlat etiketi üzerine. Okudukça unuttuklarımı, kendime unutturduklarımı hatırladım; okudukça nasıl da yalnız olmadığımızı ama bunları yaşarken yapayalnız hissettiğimizi hatırladım. Okudukça oğluma, onun gözlerinin içindeki o en masum ışığa bakmak beni üzdü, nasıl oluyor dedim nasıl bu halden bu hale geliniyor. Biz erkek annelerine çok iş düşüyor evet ama Özgecan olayında yine aynı şey oluyor, oklar yine kadınlara dönüyor. “Oğluna tecavüz etmemeyi öğret!” Bir kadına karşı işlenen vahşetin suçu yine kadınlarda aranıyor, üstelik o vahşet baba ile birlikte işlenmişken. Evet bana çok iş düşüyor, bu sorumluluk beni şimdiden yıprattı, omuzlarıma çöktü, ilk günler ağzına bir lokma yemek verirken bi dakika şimdi ben bunu niye yaptım yapmamalı mıydım acaba bunlar hep yanlış mesajlar mı diye beynim çürüdü her hareketimi düşünmekten. Ama erkeklerin bu toptan da çıkmasına izin vermeyin! Babalar oğulların önce kahramanı sonra düşmanı oluyor dönem dönem. Ve insan ya kahramanı  gibi sever ya düşmanı gibi nefret eder. Babalar kendinize çeki düzen verin! Kadını nasıl aşağıladığınızın kimi zaman farkında bile değilsiniz, ha az eğitimli ha çok eğitimli olsun trafikte, maçta ya da kavgada ilk dökülen küfür “o… ç…” oluyor! Kızdığın adama değil, onun annesine yani yine bir kadına nefret kusuyorsunuz. Zorba olmak zor değil!

Evet mecliste daha çok kadın olmalı, ama unutmayalım ki bugüne dek kadından sorumlu bakanlar hep kadındı, ve maalesef tablo her geçen gün kötüye gitti. Topu onlara atıp beklemekle olmuyor, top sende!

devamini oku

son us polo yeni sezon mont triko

Herkese iyi haftalar! Mart’ın bu ilk haftası bizim U.S. Polo Assn. ile son haftamız. Birlikte dolu dolu 1 ay geçirdik ve benim seçimlerimle hem soğuk kışa hem güzel bahara renk katmaya çalıştık. Doğrusu bu projenin tam da yeni sezon cicileri yeni yeni geliyorken bitmesine biraz üzülmüyor değilim çünkü harika mont ve trikolar gördüm!

Her zaman olduğu gibi son haftanın kombini burada ama çok beğendiğim parçalar “Styleboom’un Seçimi” başlığı altında U.S. Polo Assn. web sayfasında. Geçen hafta nar çiçeği rengini kullandığım mont açık ara favorilerimden olunca bu hafta da mavisini kullanmadan edemedim.

Haftayı bitirirken bir de mini anket yapayım: sizin en sevdiğiniz U.S. Polo Assn. kombinim hangisi oldu:)

devamini oku

01 mart rifle paper co

Günaydın 1 Mart! Bakalım bu yıl da yalancı baharı oynayıp sonra kazma kürek yaktıracak mısın?

Bu senenin kısacık Şubat’ını büyük bir kayıpla kapattık. Yaşar Kemal her ne kadar İnce Memed’iyle ölümsüzlüğü 4 kitaba sığdırmış olsa da fiziken aramızdan ayrıldı. Kendisi gitse de raftaki kitapları ile çok uzun yıllar boyunca hepimizi bir güncük olsun Çukurovalı yapacak, bir kaç dakikacık olsun adalet uğruna gözümüze çelik pırıltısı yerleştirecek, metrodan inmeden önce o son sayfada memedim şahinim derken sanki Toros’dan nefes çekmişiz zannettirecek,yatmadan önceki satırlarımızda Hatçe gibi kalçamızın izi mi kaldı diye oturduğumuz yere baktıracak. Her ölümsüzün bir destanı yok mudur zaten?

Bu ay benim için çok telaşlı, çok koşturmalı geçecek. Haftaya taşınıyorum! Ayın 6′sında önemli bir konferans var. Ayın 13′ü kocimin doğumgünü:) 16-21 arası ise İstanbul Moda Haftası başlıyor ve Özberk’sizim! Hepsi üst üste ve aralıksız:o Ve ben nedense Şubat’ın son iki haftası sürekli kendime zorluk çıkarmakla uğraştım, sanki hevesimi kaybettim bulamadım, hep insana en büyük motivasyon yine kendindendir derken tuttum bir “olumsuzlama” hastalığına yakalandım. O olmaz, bu olmayacak, şunu halledemeyeceğim diye başladım cümlelerime. Kendimi kötü hissettim. O sırada instagramda takip ettiğim bir moda dergisi “anı yaşa” paylaşımı yaptı, asla anı yaşayacak kadar da lüks, gamsız, bohem olamadım ama o paylaşım bana Saul Bellow’u hatırlattı. O yüzden Mart’ı Bellow’la açmaya karar verdim.

Bellow’u ilk olarak “Boşlukta Sallanan Adam” kitabı ile tanımıştım, ama bence yaşça çok erken okuduğum bir kitaptı. Kitap kurdu babamın biz ortaokuldayken Nobelli yazarları okutma rutininde o da aradaydı. Onu daha sonra yeniden okuduğumda, kitabı daha iyi anlayıp, yine de çok sevmemekle birlikte Saul Bellow’u çok sevdim. Anlatımı bir şekilde beni kendine çok çekti, sırf ismini beğendiğimden Augie March’ın Maceraları ondan okuduğum ikinci kitaptı ve kitaplığımın en sevdiklerim köşesinde hala yerini koruyor. Okumadıysanız mutlaka okuyun derim. Buraya ise yukarıdaki alıntıyı yaptığım kitabından geldim: “Yağmur Kral”. Hem bu kitap, hem Herzog bu ay eşime doğumgünü hediyesi olarak vereceklerim, eminim 36 yaş için isabetli olacak. Kendime hediyem ise “Lily, kendimi nakavt etmeyi bırakacağım” sözünü bir daha hiç unutmamak. Bu ay da bu raundu ben kazanacağım:)

devamini oku
Toplam 321 sayfa, 28. sayfa gösteriliyor.İlk...10...24252627282930313233...4050607080...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu