file çorap crop top trendi

Her ikisini de çok severek yaptığım ikiye bölünmüş yaşamımdaki- yani akademi ve moda bloggerlığı diyelim- arasındaki tek ortak nokta belki de “trend” kelimesi. Ekonomide trend herhangi finansal ürünün ya da iktisadi aracın genel yönüdür, uzun orta ya da kısa vadeli olabilir, iyi bir şeydir çünkü öngörü yapmamıza yardımcı olur. Modada trend ise daha gelip geçici, kısa süreli eğilimlerin hatta “şimdi bu çok moda”nın karşılığı gibi bir şey. Ve bence maalesef çok tehlikeli, pek çok kişiyi peşinden sürükleyip, olur mu olmaz mı hatta ben bunu sevdim mi sevmedim mi demeden kurban eden bir terim:)

Artık eskisi gibi sadece 1-2 silüetin moda olduğu hapishaneden farksız çerçevelerden kurtulduk , her sezon onlarca trend ortaya çıkıyor, kimi çok daha fazla moda oluyor ya da seviliyor. Çok güzel! Bu öne çıkanların çoğunda tabii celebrity ve sosyal medya kanaat önderlerinin etkisi büyük. İşte bu “öne çıkanlar”ı öne çıkaran rol modeller sağolsun artık bu trend işi iyiden iyiye saçma bir hal aldı diye düşünüyorum.

Bu yazının yazılma sebebi ne plastik banyo terliklerinin sokağa inmesi, ne saten gecelikle akşam yemeği davetine katılmak ne kürkü nereye bulayacağımızı şaşırınca terliklerin içine ya da üstüne kadar indirmek. Benim için son damla olan file çorapların (ki file çorap sever ve giyerim) göbeğe kadar çekiilip pantolonun, jeanin, eteğin belinden görünür hale gelmesi ve tül üstlerin çamaşırsız giyilmeye başlanması bu yazının sebebi oldu. Normalde bir Hollywood filmi çekilecekse ve filmde bir Vegas striptizcisi rolü varsa kostüm departmanının ilk bulup getireceği görüntü değil mi bu? Çünkü yalnızca seksi değil aynı zamanda vaad ettiği seksiliğin “ucuz” olduğunu söyleyen bir kılık. Bu kılığı çokça görmeye başladığımızda tabii ki normalleşecek (hatta bence normalleşti bile) ve gözümüze böyle görünmeyecek, giyenler de birer striptizci değil zaten ve hiç olmayacak. Peki ama düne kadar hepimize bu şekilde görünürken ve öykk dedirtirken bugün neden “güzel” görünmeye başladı, bu bizim algımız bu kadar mı manipülasyona, bu kadar mı küçük parmakta oynatılmaya, bu kadar mı sen düşünme ben senin yerine söylerime açık? Eğer öyleyse vah halimize zira bu algı gibi pek çok algı yönetimine maruz kaldığımız yeni yüzyıldan zafer kazanmış bir öz benlikle ve kimlikle çıkmamız im-kan-sız!

devamini oku

zeynep meltem aktaş forever new tom ford 04 PS

Midi boy pelerin görünce kaçımızın aklına ilk olarak Sherlock Holmes geliyor:) Ben tam bir Holmes fanatiğiyimdir, tercihen eski versiyonlarının, sonra Robert Downey Jr. ve Jude Law’lu serinin ve son olarak yokluktan Benedict Cumberbatch’in oynadığı dizisinin. Bu üzerimdeki son derece modern, sıcacık ve deseniyle beni benden alan pelerin ise gencecik bir tasarımcının: Zeynep Meltem Aktaş:)

Dizilerden konu açılmışken sizden de dizi önerileri alayım. Bir zamanlar bir sezonu bir gecede bitirdiğim dizi performanslarım Ali Efe doğdu doğalı sağlam sekteye uğramıştı çünkü uyuyabildiğim her saniyeyi uyumak inanın çok önemli:) Fakat bu sonbahar gece çişi olayını da atlatıp sonunda bir gıdım olsun gecelerim bana kalınca yine tam gaz dizilere döndüm. Netflix’i biz çok sevdik, şimdi hatta Blu’yu da denemeyi düşünüyoruz.

Neler izledim? Sonunda Narcos’u bitirdim anlatıldığı kadar vardı, müthiş hikaye! The Crown’a bayıldım (zaten Brit dönem dizilerini çok seviyorum, Downton Abbey’den sonra yaşadığım boşluğu The Crown mükemmelden de öte şekilde doldurdu ), kriminal çok sevdiğimden People vs O.J Simpson da beni çook mutlu etti. Yapay Zeka konusuna kişisel olarak da çok ilgili olduğum için West World’ü hastalıktan kırıldığım 2 günde bitiriverdim. House of Cards’ı bırakalı çok oldu, şöyle diyeyim daha Frankie başkan olmamıştı:)) yeniden dönmek için bana bir motivasyon lazım ve Trump kesinlikle değil:) Black Mirror’ı da tabii çok ama çok etkisinde kalarak izledim.

Bir süre yapay zeka ya da sanal gerçeklik istemiyorum içim bayıldı, bir Coupling zekasında ve komikliğinde değilse ilişkiler, ya da atıyorum şehirli kadın ve erkekler, entrikalar ve goygoylar konulu diziler hiiç ilgimi çekmiyor. Ah keşke yine çok güzel bir dönem dizisi bulsam diyorum, bir de tabii zeki bir dedektiflik kriminal hikaye (mesela Homeland gibi) ne de güzel olurdu. O zamana kadar zaten bahar gelir ama biz “winter is coming” diye seviniriz: GoT başlar. Aldığım notlarda yeni dizi olarak The Fall var. Sizin de önerilerinizi alayım:)

devamini oku

mimya gece elbisesi 02

“Bense kendime bugünü sordum: ne kadar genişti; ne kadar derindi; ne kadarı benimdi?” *

Bugün uzun uzun yazmayacağım, yok bugün hiç yazmayacağım, sadece şu yukarıdakini size de soracağım. Bu akşam ister buraya, ister bir kalem kağıt alıp defterinize cevabınızı yazsanıza.

devamini oku

Processed with VSCO with c6 preset

Şu dünya üzerinde az zaman geçirmemişim, ne diyeyim bazı zamanlar çok zordu, bazı zamanlar inanılmaz güzeldi. Kendimden hiç memnun olmadığım zamanlar da oldu, egomun tavan yaptığı zamanlar da. Şu hayatta bundan kötüsü olamaz dediğim anlar da oldu, hayatımın en güzel günü dediğim zamanlar da. Kendimden memnunum desem az kalır, kendimi baya baya seviyorum, tüm defolarımla ve değerlerimle;  doğrularımla ve yanlışlarımla, baktıklarımda gördüklerimle, okuduklarımdan doyduklarımla; eşimle dostumla da bir başınalığımla da seviyorum. Kimsenin varlığıyla var olmadığım için, kimseye eyvallah etmediğim için, kimseden medet ummadığım için kendimi seviyorum. Canım isteyince bir kimse olabilecek kadar değerli, canım istemezse hiç kimse olabilecek kadar cesur olduğum için seviyorum. İyi ki doğmuşum:)

devamini oku

bonprix ekose pantolon flare

Ona orta büyüklükte bir yıldız diyorlar, bazen sarı cüce diyorlar, 220 milyar yıldızdan sadece bi tanesi diyorlar, ısı ve ışık kaynağı diyorlar. Kim mi? Bilim adamları! Ben ise mutluluk kaynağı diyorum, sarı dev diyorum, o 1 tanedir diyorum. Bir bakınca yüzümüze bak nasıl da keyfimiz gıcır oluyor, yüzümüzde güller açıyor. Sıcağını, soğuğunu geçtim de gökyüzüne, denize, çiçeklere, yüzümüze bile rengini veriyor şöyle bir gülümseyince. O çok karlı günlerin ardından açıveren, içimizi dışımızı ısıtan bir günden geliyor bu post. Üstümdeki bu çok sevdiğim pantolon ve polar sweatshirt bonprix koleksiyonundan, sizce de tam bir sk8ter girl olmamış mıyım:) [ #küçüldecebimegir ]

devamini oku

boyner gömlek mimya pantolon moda

Fotoğrafta Jamaika ya da Şeysellerde kumsala konuşlanmış bir barda hindistan cevizimi renkli bi pipetle hüpletirken #sorrynotsorry ibarelenecek bir instagram yapacakmış gibi bir poz vermiş olabilirim:) Ama işte yağmurlu, bol kornalı, karanlık mı karanlık bir Pazartesi’den günaydın!

Konuyu Jamaika’dan açınca aklıma 90larda izlediğim Jamaika’da geçen bir tıp fakültesi hakkında absürd komiklikte bir dizi ve bana nasıl umut verdiği geldi (edit: adı Going to Extremes’miş) . O zamanlar ben de üniversite sınavına hazırlanıyorum ve önümde babam sağolsun tek seçenek var: tıp fakültesi! Hatta annem dışında tüm sülale, okulum, okulda sözümona psikolojimden sorumlu rehberlikçim ve zaten puan peşindeki dersanembenim tıp okumam konusunda çok net:)  Şimdiki çocuklar gibi bir durumum da yok hani, babamı karşıma alıp hayır baba ben tıp okumak istemiyorum çünkü ık bık bık diye esaslı ve kesin sebepler sunabilecek kadar ağzımı açmam da söz konusu değil, tıp okuyacağıma öleyim daha iyi diye arabeske bağlamam da söz konusu değil :) 3.5 yaşındaki oğlum örneğin baya neyi neden niçin istemedğini ya da yapmayacağını 16 yaşındaki Burçin Akgün’den daha iyi ve net söylüyor. Neyse ben de çaresiz okuyacağım ya kendi kendime bu diziye bakıp (dizi sonuçta Jamaikada geçiyor tıp eğitimi de olsa son derece lakayt ve keyifli, e deniz güneş kum da cabası:))  diyorum ki ilk sene araştırır bulurum böyle bir okula “dikey geçiş” yaparım, çaresizliğin dikey versiyonu:p  Neden tıp okumadığım ise anca kazanınca bana gelen “isyeaaannn” sonucundaydı, o bambaşka ve upuzun bir hikaye.

Neyse konuyu kendi gençliğime teessüf edip yine eğitim sistemine söverek kapatırken, hadi diyorum önce fotoğraflara sonra eşim desem çok resmi, kocam desem çok höthöt, kociş desem çok instagramda bi takım giyinip poz veren çiftimsi olacak Burak Ünaldı’nın “Neden Hepimiz Blokflüt çaldık” TED konuşmasını dinleyin derim:)

devamini oku

çizgili kazak mango çanta manu atelier

Bir pötikare sevdalısı, bir puantiye aşığı olsam da aklım bana hep çizgili gördün mü at sepete der:) Çizgili hep zamansız, hep istediğin stile gönlünce uyarlayabileceğin kurtarıcı demek. Bloga yeni sezon indirim raporru hazırlamak üzere mağazaları dolaşırken yeni sezonda gördüğüm bu kazak pırıltılı kolları ile beni sarmalayınca ben de ona “evet” dedim:) İşte bizim hikayemiz, hiç romantik değil tamam ama “long term relationship” olacağı garanti:p

Yaz bitti biteli gitmediğim Moda’ya bu güzel fotoğrafları çeken Melis’cimle hadi hava bugün güzel diyip itinayla lodosla şarhoş olduğumuz, kendimize Munchies’den sıcak bir köşe ve bol kalori ısmarladığımız bir günden devam edelim o zaman. 

devamini oku
Toplam 320 sayfa, 4. sayfa gösteriliyor.12345678910...2030405060...

gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu